21 Kasım 2010

Vay pezevenk!

İbrahim Tatlıses Dalaman'da bir otelde verdiği konserde, küçük bir hayranı için mikrofondan "Vay küçük orospu" deyince, küçük kızın ailesi küplere binmiş.

Hiç küplere filan binmesinler. Sanki İbrahim Tatlıses değil de, Sergey Rahmaninof konserine gitmişler. Bunda alınacak ne var ki, yani 10 yaşındaki kızına 'orospu' demesinden doğal ne olabilir?

Türkiye'de yıllarca en büyük sanatçı diye yutturulmaya çalışılan bir heriften söz ediyoruz. Sesi güzelmiş. Eeeeeee, sesi güzel de söylediği şarkılar nasıl? Ya da sesi harika da (kaldı ki, ben öyle güzel bir sesi olduğunu filan düşünmüyorum. Bana daha çok sığır inlemesi gibi geliyor) herifin kişiliği ne menemdir?

İnsanların bu tip şeylere şaşırmasına, ben daha fazla şaşırıyorum. Eldeki malzeme bu işte. 10 yaşındaki kıza orospu deyince mi herifin ne olduğu ortaya çıkıyor.

Bu halkın beğenilerini alt alta sıralamaya kalksam, zaten neden şu anki durumda olduğumuz ortaya çıkıyor. Siyaset, sanat, spor, müzik, iş hayatı v.s. v.s. Hepsinden bir çırpıda onlarca isim sayabilirim, ne bok olduğumuzu gösteren.

Cahilliğini "Urfa'da Oxford vardı da biz mi okumadık" diyerek, savunan bir adamın, bu ülkenin 'İmparator'u, baştacı, büyük sanatçısı olarak addedilmesi, kendi cahilliğimizin narsizminin bir dışavurumu.

Hayır ironiye bak ki sen, herifi dinleyenler arasında Kültür ve Turizm Bakanı da var. Üstelik bu rezillikten sonra bile dinlemeye devam ediyor, konser sonrası fotoğraf çektiriyor. Bunun üstüne ne denebilir ki?

Bayılıyoruz 'kendimiz' gibi olan sanatçılara, politikacılara, sporculara, işadamlarına. Bizden biri diye yutturuyorlar, bizler de embesil bir neslin çocukları olarak bu yalana inanıyoruz.

Bok bizden biri. Senin yiyemediklerini yiyip, senin gidemediğin yerlere gidiyor; senin binemediğin arabaya binip, senin alamayacağın kıyafetleri giyiyor. Herifin kravatı senin maaşından fazla, bir gecede restoranda bıraktığı para senin bir yıllık maaşınla eşdeğer. Ama bizden biri değil mi?

Nahhh sizden biri. Senin hayallerine sığmayacak bir yaşantı sürüyor, seni de "Biz ezildik, biz yoksulluğu da biliriz, biz halktan kopmadık" diye, tek ayak üstünde yalan rüzgarı tadında takılıyor.

Bizden biri başbakanımız var ya, hah işte. Bütün bu söylediklerim kendisi için geçerlidir. Sen, bizden biri diye kendini avut, elin oğlu milyarlarca dolarlık servet yaptı İETT'de memur geçmişiyle.

Neyse durmak yok, sikilmeye devam.

Not: Yorumlardan anlaşıldığı üzere küfür etmemden şikâyet eden arkadaşlar var. Gerçekten umrumda değil. Beni tanıyanlar normal hayatımda da, kimseden çekinmeden böyle konuştuğumu bilir. Burada kimseye sevimlilik yapma çabasında değilim. İçimden geldiği gibi yazıyorum. Hoşlanmayan için sanal alemde binlerce blog var, Benimkisi de böyle. İsteyen okur, isteyen okumaz...

Maç yazısı kıvamı


Bu haftalık böyle idare edin ve kusura bakmayın. Maça dair söyleyebileceğim çok şey yok. Çünkü istikrarsızlık, Galatasaray'ın istikrarı oldu; bir böyle, bir şöyle.

Schuster haftalardır Türkiye'deki futbol ortamından şikâyet ediyor ve kendisine sonuna kadar hak veriyorum. Boktan bir oyun haline döndürdüler futbolu. İtiş-kakış, boğuşma, bulursan salla bir tane.

Kayserispor'un oynadığı bu futbolla ligde şu anki konumunda bulunması sanki bir proje gibi. Geçen sene Bursa, bu sene Kayseri. Yok, yanlış anlamayın Bursaspor'a bok atmıyorum. Ama böyle futbol da olmaz.

Benim kuzenim böyle PES ya da FIFA oynuyor. Ben oynarım, o benim hatalarım üstüne kurar oyununu. Ve her seferinde de herife lanet okurum, "Şu oyunu adam gibi oyna" diye. O da bana her seferinde "Ben böyle oynuyorum sana ne" diye yanıt verir.

Onun konsol oyunlarındaki futbol oynamasından ne kadar sıkılıyorsam, Türkiye'deki futboldan da o kadar sıkılmaya başladım.

Maç yazısı burada okumak isteyenler tıklasınlar...

Haaaa unutmadan. Maçtan önce ortalığı geren Kayserililere de şunu söyleyeyim. Haddinizi bilin, kendinize rakip yaratmaya çalışmayın. Durum istediği kadar boktan olabilir Galatasaray'ın rakibi olamazsınız. Dilediğiniz kadar kıçınızı yırtabilirsiniz ama olmaz, kasmayın.

19 Kasım 2010

Her konuyu bilirim, her konuda yazarım


Baştan söyleyeyim, filmi izlemedim, sinemaya gidip izlemem de. Mahsun'la alıp veremediğim yok ancak bugüne kadar olan tüm filmlerinde ağır ajitatif tavırdan hoşlanmıyorum. O yüzden de, para verip sinemada izlemem.

Film bir haftada 700 salonda 1 milyon 96 bin kişiye ulaşıp, 10 milyon 080 bin 177 lira hasılat yapmış. Yani film daha ilk haftada kendisini kurtarmış durumda. Bundan sonrası Mahsun'un cebine gider.

Yukarıda gördüğünüz reklamlara takıldım, asıl derdim bununla. Hollywood filmlerinde de sıklıkla rastlanan bu reklam örneği, New York'ta Beş Minare için de kullanılmış. İsimleri alt alta sıralayınca bile bu filme neden gitmemem gerektiğini fark ettim.

Yiğit Bulut, Ekrem Dumanlı, Ergun Babahan, Sanem Altan, Mahmut Övür, Tufan Türenç, Ruhat Mengi...

Türkiye'de yazarlık böyle biraz. Herkes sinemadan anlıyor, herkes kitaptan anlıyor, herkes futbolu biliyor, herkes ekonomi ile haşır neşir, herkes siyasetin piri, en iyi şarabı, konyağı bilir... Sözün özü Türkiye'de köşe yazarlarının bilmediği, ilgi alanına girmeyen konu yok.

Yiğit Bulut'a "Plan, sahne, sekans, kurgu, mizansen" gibi terimleri ard arda sıralasak acaba ne söyler? Ya da bir filmde kullanılan ışığın, sahne detaylarının, devamlılığın v.s. v.s. ne kadar farkında da, sinema eleştirisi yazabiliyor.

Tabii sadece Yiğit Bulut için değil diğer isimler için de geçerli.

Çok iyi bir film izleyicisiyim ama hiçbir film için eleştiri yazmayı aklımın ucundan geçirmedim. Çünkü eleştirmen değilim, bu işi yapamam.

İnsanlardaki özgüvene hayran olmamak elde değil. Her konu hakkında yazmaya cesaret etmek, her konu hakkında ciddi bilgi sahibiymişcesine yazı yazmak kolay değil.

Başa dönecek olursam, Mahsun'un ajitatörlüğü bu filmde var mı yok mu bilmiyorum ama tahminim muhtemelen bu kez yeni bir konuyu gözyaşının sel olması için kullanmıştır.

İzleyenler varsa yorum bekliyorum....

18 Kasım 2010

Büyüklere masallar


Merhaba arkadaşlar, biz üç kardeşiz.


Ben çevik. Benimle dalaşan teknik direktöre herkesin gözü önünde posta atarım. Sonra dipten dibe altını kazarım. Bahanem atletik çevikliğimdir. Biraz kilo aldım, biraz ağırım ama arkadaşlar bana 'çevik' der.


Herkese selam. Tahmin edileceği üzere, benim adım zeki. Futbol dediğin şey en fazla 10 yıl oynanıyor. Eh benim yeteneklerimi düşününce bu süre biraz daha azalıyor. O yüzden menajerlik firması kurup, para kazanmaya başladım. O yüzden arkadaşlar bana zeki diyor. Nasılsa Adnan abilerim ses çıkarmıyor. Haaa, bir de herkese çalım atmayı öğretirim.


Eh onlar zeki ve çeviği kaptığına göre bana ahlaklı kalıyor. Ahlaklıyım çünkü teknik direktörü gönderene kadar oynamam. Gönderdikten sonra bir maç kasarım, sonra yatarım. O yüzden ahlaklı diye sesleniyor arkadaşlar bana.


Bizler kim miyiz? Biz ülkenin yabancısıyız. Yaşlıyız, uyumsuzuz, sakatız.

Zeki, çevik ve ahlaklı gibi değiliz. Onlar kendi ülkelerinde ne olup bittiğini biliyor, işlerin nasıl yürüdüğünün farkında. Bizse gerizekâlılar gibi lifimiz kopana kadar koşar, sıra hangimize gelecek diye bekleriz.



Ben mi kimim? Lan beni nasıl tanımazsınız? Kasabanın şerifiyim. Her türlü işi bilirim, istediğimin ayağını keserim, istediğimi katrana bulayıp tüyle kaplarım. İstedim mi Galatasaray'ın televizyonunu bile açtırırım. Şike nasıl yapılır bilirim, tez konusu transferler yaparım, taraftarın çenesini kapatmak için son dakika tansfer yapar, günü kurtarmak için ilk onu yollarım.



Ben kim miyim? Tanımayan taş kesilsin. Galatasaray'ın amına koyan adamım. Polat, Adnan Polat...

Serdar Özkan'ı tutan zihniyet, Misimoviç'i şutluyor


Misimoviç kadro dışı kaldı. Sebepler, nedenler nedir bilmiyorum. Ama Serdar Özkan hâlâ o takımdaysa, Servet Çetin denen yeteneksiz, beceriksiz ve fitneci herif hâlâ oradaysa, 3 metre ötesindeki adama pas vermekten aciz adamlar hâlâ oradaysa, her gelen yabancıya pas vermekten imtina eden ve kendisini futbolcu sanan yeniçeriler hâlâ oradaysa Misimoviç'in kadro dışı bırakılması biraz ayıp olmuş.

İdmanda Hagi ile kavga etmiş güya. Hafta sonu oynatılmayacağını öğrenmiş ve tartışmış. Ben de Misimoviç olsam o takımda Ayhan, Barış, Mustafa Sarp gibi adamların formayı sırtına geçirdiğini görüp, yedek kaldığımı öğrensem, kavga ederim.

Kaç oldu bu bilmiyorum. Felipe disiplinsiz, Jardel disiplinsiz, Lincoln disiplinsiz, Keita disiplinsiz, Misimoviç disiplinsiz. Bir bizim Türk delikanlılar disiplin abidesi. Aslan parçası hepsi, aslan.

Kimi menajerlik yapar, kimi teknik direktörün altını oyar, kimi gelen yabancı oyuncuya pas vermez ama hepsi takımda kalır. Gidenler hep yabancılar, kalanlar aslan parçası Türkler.

Hagi'ye zaten pek inancım yoktu, şu hareketten sonra hiç kalmadı. Sıra Insua, Elano ve Kewell'da. Devre arası gelene kadar hepsinin fişi çekilmiş olur.

Sabri, Servet, Hakan Balta, Barış, Serdar Özkan, Ayhan... Hepsi kalır, hepsi. Çünkü hepsi aslan parçası. Ya ötesi yok işte, Serdar Özkan denen sahtekâr idmanda koşturuyor.

Bu arada Misimoviç'in kiralandığı da apaçık ortaya çıkmış oldu.

Koskoca kulübü, maskaraya çevirdiler. Son 4 yıldır, taraftarın tek sevincinin sadece Fenerbahçe'nin şampiyon olamamasına bağlı olması, ne kadar iyi yönetildiğimizin en büyük örneklerinden biridir.

Hagi büyük futbolcuydu ama ilk göreve getirildiği gün söylediğim gibi, her büyük oyuncudan iyi teknik direktör çıkmıyor.

17 Kasım 2010

Yerim böyle vecibeyi


Ben komşuya vereyim, komşu bana versin.
Dayıoğlu bana getirsin, ben dayıoğluna götüreyim.
Kahveden okey arkadaşına yarım kilo, ben ona yarım kilo.
Amcamlara bir kilo iyi yerinden, amcamlardan bir kilo iyi yerinden.
Budu Berber Kamil'e, paçası Hakkı Usta'ya, aynıları yine bana.

Yoksullara yardım, olmayanlara sadaka niyetine kesilen kurbanın dağıtımı aynen böyle işliyor. Ahmet, Mehmet'e veriyor; Mehmet, Ahmet'e. Dağıttığınla, aldığın birbirinin aynı hemen hemen.

İhtiyacı olan zaten yiyemiyor, hadisenin dini içeriğinde ihtiyacı olanlara verileceği söylenmiyor mu? Söyleniyor. Eeee, o zaman niye herkes birbirine paslıyor etleri?

Gerçi hadisenin çıktığı nokta bile gayet saçma duruyor. Hz. İbrahim, oğlu olursa Allah'a kurban edeceğini söylüyor da, İsmail'in boynunu keserken gökten kurban iniyor, v.s. v.s.

Şu dini hikâyelerin alayı böyle saçma sapan ve anlamsızdır zaten. Gökten inen kurbanı geçtim, kim oğlunu kurban eder?

Milletin sahtekârca tavrına ayrıca uyuzum. "Yine o görüntüler" tadında başlıklar, yazılar. Açık açık söyle işte ne düşündüğünü. Benim adıma vandallıktan başka bir şey değil. Kaldı ki, dediğim gibi madem işin olurunda yoksula, ihtiyacı olana vermek var, bu konuda da herkes sahtekâr. Elden ele geçiyor sadece kesilen hayvanlar.

Millet hidrojen atomunu hapsedip inceliyor, biz kurban kesiyoruz. Hayvan kurban etmek hangi çağda kalmış acaba?

Böyle devam. Dini vecibe diye vicdani ve ruhani mastürbasyon yapmaya devam edelim.

Hayır her şeyi anladım da, hayvanı delip, şişirmek ne lan? Cidden hayatımda daha aptalca bir görüntüye rastlamadım. Hayvanın ayağından üflüyor eleman. Lavuğa çocuğun için iki balon şişir desen, kendisine küfredilmiş gibi bakar. Al bak fotoğraf aşağıda. Bundan daha aptalca bir görüntüye rastlamış olanınız var mı merak ediyorum.


Not: Şu yazıdan sonra izleyici sayısının düşeceğinden pek eminim. Çok da sikimdeydi ya..

15 Kasım 2010

14 Kasım 2010

Emeği geçen herkesin ta amına koyayım


Pembe hayaller, büyük düşler vardı değil mi Antalyaspor maçından sonra. Şampiyonluk hesapları, Hagi-Tugay gazı, Rijkaard gönderilince mutlu olacak futbolcu topluluğu.

İşin sportif yönünü geçtim, umrumda değil hep söylüyorum. 25 yıl da beklerim şampiyon olunmazsa, ömrüm yeterse 45 yıl da. Serdar Özkan diye bir herif alınmış, yavşak futbolculuğu ek iş olarak yapıyor, menajerlik yapıyor. Bu ortaya çıkıyor, biletini bile kesemiyorlar. Daha neyi tartışacağız ki biz. Bülent Uygun olunca sövüyoruz ama Serdar Özkan olunca sesimizi bile çıkartamıyoruz.

Şimdi açık açık konuşalım. Feldkamp'ın futbolcuların isteği ile gönderildiği gün, Galatasaray'ın şu güne gelmesinin en büyük nedenidir. Haa, bu iş Lucescu'nun olduğu dönem Ankaragücü maçında otobüste Jardel'in tartaklanması ve soyunma odasında Lucescu'nun tehdit edilmesine kadar gider. Ama daha yakın tarihe gelecek olursak, son şampiyonluk Galatasaray'ın bugünkü çöküş tablosunun temel nedenidir.

Hagi maç sonunda "Saha içinde bazı futbolcuların tavırları normal değil, gerekeni yapacağım" diyor. Ah be güzel abim, sen nasıl getirildin o koltuğa peki. Saha içinde bazı futbolcuların tavırlarının normal olmamasından ötürü.

Bu isimler kimse çık söyle, biz de kim ne yapmış bilelim. Bunun böyle olduğunu zaten görüyoruz.

Ulan herkes söylüyor, herkes yazıp, çiziyor şu Adnan Sezgin meselesini. Bu herif hâlâ görevde. Herifi aklamak için Galatasaray TV'nin şifresini kaldırdılar bir programlığına. Lan nasıl iştir bu? Herifin getirdiği bir tane futbolcuda hayır yok. Lisansı olup, bedava her futbolcuyu kolundan tuttuğu gibi Florya'ya getiriyor.

Ya yemin ederim, Musa Çağıran'ın fotoğrafını herhangi bir yöneciye gösterelim, tanırsa adam değilim. Bırak yönetimi, bu takımı deli gibi takip eden, her maçına giden taraftara gösterelim tanımaz.

Yabancı futbolcu getirir, getirdiği bir adamın bu takıma katkı sağladığını görmedim. Ne iş yapar bu adam? Ya cidden çıksın Adnan Polat anlatsın. Bunu yapar, şunu yapar diye.

İsim isim söylemenin anlamı yok ama bir takım götverenlerin bu formayı giymemesi lazım. Sezon bitti, havlu atıldı çıkartın A2 ile takımı sahaya. Nasılsa her şekilde yeniliyoruz, bari çocuklar tecrübe kazanır.

Bu işin transferle çözüleceğine filan inanmıyorum. Galatasaray çok ciddi bir zihniyet değişikliği yaşamalı. Bu berbat tablodan çıkabilecek en olumlu şey ancak ve ancak budur.

Galatasaray tüm asalaklarını silkelemelidir. En başta yönetimi olmak üzere. Sırlar Kapısı'na döndük yemin ediyorum. Rijkaard, bazı futbolculardan şikâyet eder, yerine gelen Hagi aynı şeyi söyler. Kimse bunlar kadrodan siktir edin ama önce ifşa edin.

Haftalarca aynı şeyi söyledim, yine söyleyeceğim. Galatasaray kulüp olarak ciddi bir yapılanmadan geçmezse bunun daha dibini görecektir. Çünkü halen dibi bulmadık. Bulduğumuzu sanıyoruz ama bulmadık.

Adnan Polat geldiğinden beri bana bir tane başarısını gösterin. Rica ediyorum, kendisini seven, kendisine güvenen biri çıkıp desin ki, "Adnan Polat şu konularda başarılı olmuştur." Tribünde beslediği piçlerden biri de olabilir.

Özhan Canaydın'a senelerce söven, hatta öldüğü gün bile eleştirenlere iki çift lafım var. Alın size başkanınız, büyük başkanınız Adnan Polat.

Yavşağın biri iki yıldır konuşuyordu. Hani sana güvenilince iyi oynuyordun, Puyol'dan, Terry'den, Ferdinand'dan eksiğin yoktu, ne oldu?

Sahada adam satarsınız, milyon dolar alıp işinizi yapmazsınız sonra bulduğunuz her mikrofona yeni gelinin sike sarıldığı koşarsınız.

Sahada top oynayan adamlara bakın, götünü yırtan adamlara. Baros, Cana, Neill. İkisi de Florya'dan yetişme, 9 yaşından beri altyapıda oynuyorlar değil mi? İş ahlâkı bu kadar basit. Sahaya çıkıp kötü oynarsın sorun değil ama izleyene onu hissettirirsin. Yani uğraştığını, çabaladığını gösterirsin.

Her hafta televizyona çıkıp, bas bas bağırır ibnenin evlatları. "Bu yabancılardan çok var Türkiye'de" diye. Ulan, senin Türk futbolcunun alayında onur, gurur, şeref yok ki. Biri menajerlik yapar, öbürü bahis, şike ikilisi arasında gidip gelir, alayı teknik direktör kellesi kopartır. Diğeri iyi futbolcu olmasa da, götü başı oynamıyor en azından. Sahaya çıkıyor, işini yapıyor.

Bu heriflerin hiçbir yetenekleri yok milyon dolar para alıyorlar. Bu ülkede üniversite bitirmiş yüzbinlerce genç, işsizlikten kırılırken, asgari ücrete talim ederken, bu orospu çocukları ayda minimum 150 bin dolar para kazanacaklar sonra kelle kesecekler. Vay yavrum vay be işe bak.

Dergâh kurmuş ibneler Florya'ya. Yönetimiyle, futbolcusuyla, gazetecisiyle, taraftarının bir bölümüyle Florya'yı yeniçeri ocağına çeviren kim var, kim yoksa hepsinin amına koyayım. Hepiniz siktirip gidin düşün şu kulübün yakasından.

Not: Küfürsüz yazı okumak isterseniz, linki budur

Şenol Güneş'i sevmek için bir neden daha


Ya bu adamı cidden çok seviyorum. Her gördüğümde yüzümde bir gülümseme, içimde bir ferahlama hissediyorum.

Uzun zamandır bırakmıştım, maç sonlarında ne konuşuldu ne söylendi diye takip etmeyi. Nasılsa aynı kelimelerle örülü, birbirinin aynı cümleleri dinliyoruz. Akşam televizyonda gezinirken, Engin'in üçlü çektirmesini görmüştüm, Trabzonspor tribünlerine. İçimden "Gerek var mı?"diye de geçirdim.

Gazetelere bakarken Şenol Güneş'in açıklamasını gördüm; "Olayı görmedim ama çıkan tartışmalardan dolayı üzüldüm. Sevinmek herkesin hakkı ama bazen de dikkatli olmak gerekir. Cenaze evinin olduğu yerde düğün yapılmaz. Biz oyuncularımızı uyarırız gerekirse ceza da veririz." demiş.

Hakikaten sevilecek bir adam. Rakibine saygısı olan insanları hep sevmişimdir. Şu güne kadar, bu adamım falsosu olan bir tane açıklamasını, hareketini görmedim.

Çocukluğumdan beri futbolun hastasıyım ama hiç kimseden imza almamışımdır ya da kimseyle tanışma isteğim olmamıştır içimde (Abimle PSV antremanına gitmiştik, onun zorlamasıyla Gerets, van Breukelen, Lerby, Arnesen ve Koeman'dan aldığım imzalar dışında. Panini'nin şu meşhur çıkartma kitaplarından Mexico 86'nın ve fotoğraflarının üstüne attırmıştım hatta)

Ama şu adamla tanışmayı, birkaç kelime etmeyi çok isterim. Türk futbolunun bilge kişisidir benim için Şenol Güneş. Şimdiden kestirmek ve söylemek zor ama şampiyonluk yaşamasını çok ama çok istiyorum.

Şu boktan futbol ortamınının nadir güzelliklerinden biri. Güzel adamsın, iyi insansın vesselam.

Herkese iyi pazarlar...

13 Kasım 2010

TRT'ye alternatif konuklar ve program isimleri önerileri


TRT gazetecilik başarısı (!) olarak, televizyona Mehmet Ali Ağca'yı çıkarttı ya, yakında Hrant Dink'in katili, 18 yaşından küçük, sabi Ogün Samast'ı da çıkarttsın ve "Genç Bakış" isimli bir programla minik Ogün maceralarını anlatsın.

Mesela Sivas'ta aydınları cayır cayır yakanlar için toplu bir program düşünülebilir. Programın ismi de "Ateş Hattı" filan olsun. Bu arkadaşların psikolojilerine denk düşmesi açısından, yabancılık da hissetmezler bu sayede.

Metin Göktepe'yi katleden polisler de çıkabilir televizyona. Onların çıkacağı programın ismi "Stadyum" olabilir. Nasılsa cinayeti işleyen Murat Polat, Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Metin Kürşat ve Seydi Battal Köse gibi isimler stat ortamına alışıklar.

Bahçelievler katliamı sanıkları; Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adalı da TRT'ye çıkarılabilir, niye olmasın. Onların çıkacağı programın TRT'de yayınlanan bir çizgi filmin ismi olan "Harika İşler Takımı"nı uygun buldum.

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin failleri bulunamadığı için yayınlanacak programa, seçme katiller çıkartılsın. Bu özel program için düşündüğüm isim TRT Haber'de yayınlanan "Ustanın Sırrı" denk düşebilir.

Bahçelievler Katliamı'nı kendisine yetmemiş ve Kemal Türkler cinayeti sanığı, zaman aşımından sıyırmak üzere olan Ünal Osmanağaoğlu'nun katılacağı program ise TRT3'te yayınlanan "Limit Yok" olsun.

Hatta bu isimleri hep birlikte televizyona çıkartsınlar "Gökkuşağı Çocukları" (TRT'de yayınlanan bir çizgi film) ismiyle haftanın bir günü rutin bir program haline getirsinler.

Eşek gibi çalışarak verdiğim vergiden para alıyor TRT denilen bu kurum ve katilleri televizyona çıkartıp, tek kişilik şov yapmalarına izin veriliyor. Ülkenin başbakanı bile bunu savunarak, "Bunu devlet kanalı özel kanal diye niye ayırıyorsunuz. Bak demin siz basın özgürlüğünden bahsediyordunuz. Devletin kanalı, devletçilik.. Siz hâlâ devletçiliği savunuyor musunuz? Devletçilik artık çok gerilerde kaldı. Bu konuda özgürlükler öne çıktı. Rahat hareket edilecek. Bu kanallarda da artık bu konular konuşabilecek, tartışılabilecek…" diye yanıt veriyor.

Devletçilik madem gerilerde kaldı, bir zahmet TRT için vatandaşın cebinden vergi almaya son verin. Benim cebimden para alacaksınız TRT'ye pay diye, sonra "Devletçilik mi kaldı?" diye gazeteci azarlayacaksınız. Vay anam vay, ne güzel memleket.

Ülkenin çivisi çıktı, çivisi. Hesap soran yok, peşine düşen yok nasılsa.