25 Kasım 2010

Günün anlam ve önemi..


Ölüm yıldönümü bugün. Daha önce sayfada yer almıştı. Ne vakitti hatırlamıyorum. George Best'le ilgili hazırlanmış lezzetli bir yazı. Bakmadan geçmeyin...

Futbolun asi çocuğu Best

24 Kasım 2010

Batalla Türk futbolunun onurunu kurtardı (!)


TİMSAH MUCİZESİ: Hürriyet
EN BÜYÜK BURSA: Milliyet
ANADOLU'DA DEVRİM: Sabah
5. BÜYÜK BURSA: Star
YEŞİL-BEYAZ DEVRİM: Yeni Şafak
26 YIL SONRA FUTBOLDA 2. ANADOLU DEVRİMİ: Posta
SAĞLAM TARİH YAZDI: Bugün
16 MAYIS 16 DEVRİMİ: Fotomaç
YEŞİL DEVRİM: Akşam
HOŞGELDİN 5. BÜYÜK TAKIM: Takvim
5. BÜYÜK BURSA: Vatan
YÜREĞİYLE BİLEĞİYLE: Fotospor
ANADOLU İHTİLALİ: Habertürk
ANADOLU'NUN GURURU: Türkiye
TİMSAHLAR TARİH YAZDI: Güneş

Türk futbolunun devrimi Batalla'nın attığı golle eşdeğer. Valencia-Bursaspor maçında dakika şu an 79. Bursaspor'un grupta yaptığı 5 maçta attığı gol sayısı 1 -yazıyla bir- yediği gol sayısı ise 15.

Son 5 yıldır Türkiye'de garip bir futbol oynanıyor. 8-9 kişiyle orta sahaya kapanıp, sürekli rakibin hata yapması üstüne kurgulu, herkesin birbirine tekmeler savurduğu ve bunun da "Türkiye Ligi sert lig" teraneleriyle açıklanmaya çalışıldığı, hakemlerin kasaplara alabildiğine izin verdiği, futboldan çok kör dövüşüne benzeyen bir oyun. Milli Takım'ın geldiği noktayı da iliştirmek lazım bu tabloya.

Sert lig, kora kor mücadele diye diye ancak sığırların sergileyebileceği bir oyun sergileniyor yeşil çimler üstünde.

Estetikten uzak, izlenebilmesinin güçleştiği, bütün oyun kurgusunun "Ne yaparsan yap ama kazan, yenemiyorsan da yenilme" gibi aptal bir düşüncenin esiri olduğu futbolu izlemeye devam etmek istiyorsanız, Bursaspor'un düştüğü durumun benzerinin, seneye de -hangi takım gidecekse- yaşanacağını kabullenin.

Bu ülkede akil bir adam görüyorum o da, Bernd Schuster. Haftalardır Türkiye'deki futbolun "çağdışı" olduğunu haykırıyor ama futbolun çok bilenleri, karşılarında sanki cezai ehliyeti olmayan bir deli varmışcasına değerlendirmeler yapıyorlar. Oysa daha sadece 4-5 aydır bu ülkede bulunan bir Alman, senelerdir izlediğimiz kısır döngüyü gayet iyi tarif ediyor.

Tabii nasılsa sonuçlar böyle geldikçe, güzel söz söyleme yeteneği olmayan adamların ekmeğine yağ sürülmüş oluyor. Onlar için "Cana futbolcu değil", "Shaquille O'Neal adam değil", "Misimoviç'ten bu ligde çok var", "Güiza golcü değil", "Aragones hoca değil", "Rijkaard'ın Barcelona dışında başarısı yok", "Schuster takım bulamıyordu, Beşiktaş'a geldi" v.s. v.s

Türk futbolunun bugün geldiği noktada katilleri; televizyonlarda, gazetelerde yorum yapan futbolcu, hakem ve yönetici eskileridir. Olumlu hiçbir şeyi görmeyip, eksiklikler üstüne giden, tek bir yapıcı eleştiride bulunmayan, ağızlarından küfürler bile dökülen adamlar yani.

Bunlar daha Türk futbolunun iyi günleridir. Şerefli mağlubiyetler, ezilmiş ve mağdur edebiyatlarını çokça duyacağız.

Artık birilerinin kabul etmesi lazım. Bu ülkede futbol diye yutturulmaya çalışılan şeyin, büyük bir pastanın dilimleri için tutuşulan kavga olduğunu.

Buyurun size, yıllığı 80.5 milyon dolarlık, toplam tutarı 321 milyon dolar olan ligin şampiyonu. Neyse ki, Batalla Türkiye'nin futboldaki onurunu kurtardı.

Lan hepiniz cehennem ateşinde yanacaksınız


Bugün TRT çalışanları pek çok yerde eylemde. Bülent Arınç'a bağlanan TRT'de ağız yapısı bozuk, konuşamayan insanlar spiker kadrosunda, yabancı dil bilmeyenler dış haberler masasında, bugüne dek hiçbir habercilik geçmişi olmayan insanlar haber masalarına atandı.

Senelerini TRT'ye vermiş spikerler, haberciler Türkiye'nin ücra köşelerindeki TRT bürolarına sürülüyor.

Amaç insanları istifa etmelerini sağlamak ve TRT'den uzaklaştırmak. Tabii ki, boşalan yerlere yeni kadrolar açılmasını sağlamak.

Elbette bugüne dek, iktidarı paylaşanlar devlet kurumlarında partizanlık yapmıştır ve kadro çalışmalarında bulunmuştur. Ancak hiçbir dönemde bu kadar hayasız, bu kaar pervasız bir biçimde gerçekleştirildiği görülmemiştir.

Samanyolu, Kanal 7, Mesaj TV, Dost Tv, Meltem TV, Mehtap TV gibi dini içerikli kanallardan getirilen isimlerin yanında hiçbir televizyonculuk, radyoculuk geçmişi olmayan isimler de, bankamatik memurluğu yapmaktadır.

TRT neden önemli? Çünkü cebimden çıkan vergilerle hayatta kalıyor. Bülent Arınç'ın keyfiyetiyle atama yaptığı kurumun, insanların emekleri üstünden alınan vergilerle yapılması biraz ayıp oluyor.

Çok meraklılarsa açsınlar üç-beş tv kanalı istediklerini işe alıp, istediklerini oturtsunlar masa başlarında ama bunu benim vergim üstünden yapınca, haliyle tüylerim diken diken oluyor.

Yaşananları ve insanların sessizliğini görünce ciddi anlamda huzursuz oluyorum. Bu ülkeye olan tüm umudumu yitiriyorum. İnsanlar ses çıkartmıyor, olan biteni film izler gibi izliyor.

Senin, benim cebimden çıkıyor bu paralar. Herifin biri; babanın, annenin, ağabeyinin, teyzenin emekleri üstünden her istediğini yapıyor. Ve biz öyle koyun gibi bekliyoruz, kaderimize razı bir biçimde.

Bu kadar aptal bir toplum olduğumuzu bilmemem, benim de aptal olduğumu gösteriyor. Bugüne dek, fark etmediğim için.

Müslüman bunlar değil mi? Temel argümanları bu, Müslüman olmak. İnsanları sürmek, başkasının emeği üstünden alınan paralarla, masa başında oturması için istihdam yaratmak, her gün yalan söylemek, insanların onurları ile oynamak, hapishanelere tıkmak....

Müslüman bunlar değil mi? Cehennem ateşinin sıcaklığını hissediyordur bunlar her gün. Öyle günde 5 kere yatıp kalkmakla Müslüman olunmuyor.

Favori bedduamdır, atlamayayım. Umarım hepiniz evlatlarınızın ölüsünü ellerinize alırsınız...

AA'dan bombalara devam


Saat 09.54'te geçen haberi aynen yazıyorum. Haberdeki tersliği bulun...

LAKERS, EVİNDE OYNANAN MAÇTA CELTICS’İ 98-91 YENDİ

Amerikan Ulusal Basketbol Ligi’ne (NBA) dün gece oynanan 6 maçla devam edildi.

Staples Center’da Boston Celtics’i ağırlayan Los Angeles Lakers, sahadan 98-91 galip ayrıldı.

Maçın en skorer ismi 30 sayıyla Celtics’ten Derrick Rose olurken, Lakers’da 3 oyuncu 20 ve üzerinde sayı attı. Evsahibi takımda Lamar Odom 21 sayı 8 ribaund, Kobe Bryant 20 sayı 8 asist, kenardan gelen Shannon Brown 20 sayı 4 ribaund ile oynadı.

Celtics’in Türk basketbolcusu Ömer Aşık ise görev aldığı 8 dakika 44 saniyeyi sayı atamadan tamamladı. Aşık, 3’ü hücumda 4 ribaund aldı.

23 Kasım 2010

Kalkanları siz indirin


Tarih: 15 Kasım 2010
Yer: Bangladeş
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: NATO kapsamında atılacak bir adım ve bu işin komutasının kime verileceği önemli. Topraklarımızın genelinde böyle bir şey düşünülüyorsa bize verilmeli.

Yerleşim noktaları önemli, serpilme önemli. Nerede olacak, hangi irtifada olacak. Teknik kadrolarımız Bütün bunların üzerinde çalışmalarını yapıyorlar ve Lizbon zirvesinde görüşülerek mutabakat sağlanırsa ne ala, yoksa yapacak bir şey yok."

Tarih: 22 Kasım 2010
Yer: Ankara
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Şu anda balistik füze savunma sistemleriyle alakalı açıklanan başlıklar biliyorsunuz belli. Bunlardan bir tanesi savunma amaçlı olarak NATO'nun bu sistemi kurması kararı.

Komuta olayına gelince, bunlar, bundan sonra yapılacak birleşimlerde tespit edilecek. Şu anda komutası 'şu ülkededir' diye belirlenmiş bir şey söz konusu değil. Buranın komuta sisteminin tamamıyla NATO'da olması gerektiğini söyledik, bunu savunduk.

Komutanın kesinlikle NATO'da olması gereğini ifade ettik ve NATO malumunuz olduğu üzere saldırı sistemi oluşturmuyor, savunma sistemi oluşturuyor. Zaten, NATO'nun kuruluş amacı da saldırıya değil savunmaya yönelik bir birleşimdir.

************************************************************************

Bu ülke yalanlara daha ne kadar inanmaya devam edecek? Sahte delikanlı tavırları ne kadar yutturulacak? Bir hafta arayla söylenenler bunlar.

Akp iktidarı emperyalizmin sıkı bir yardakçısıdır, her ne kadar ülke içindeki dinamikleri ara ara tutabilmek için atıp tutsa da.

Füze kalkanı projesi kapsamında yerleştirilecek Patriot füzelerinin menzili 15-45 kilometre arasında. Güya İran’dan gelen saldırıları önleyecek.

En büyük merakım, ülke topraklarının aleni olarak satılmasının ne zaman gerçekleştirileceği.

Sanırım Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar teslimiyetçi, ülkeyi dışa bağımlı hale getiren, boynunda tasma ile dolaştırılan bir ülke haline gelmemiştik hiç.

Ama ülke halkı benimle aynı fikirde değil. Dilenciliğe alıştırılmış, oyunu pirinç-bulgur-kömüre satan, vicdanı ile onurunu kaybetmiş halk, böyle düşünmüyor. Halk goygoyculuğu yapmayacağım, açık bir biçimde fikirlerim bunlardır.

Herkesin ağzında "Halk en iyisini bilir" mavrası var. Valla sokakta sağa-sola lama gibi tüküren, yaya geçidinin ne olduğundan bihaber, herkesin sorununu kaba kuvvetle çözmeye çalıştığı bir toplumdan söz ediyoruz. Üstelik bu saydıklarıma onlarca madde daha ekleyebilirim.

NATO füzelerini, bunların evlerinin dibine kurmak gerekir. Hatta kalkanları da, bunlar indirsin. Hatta eğer arzu ederlerse, kalkmayanları kaldırma görevini de...

'Devlet şefkatinin' yaşattığı katliam


Bayrampaşa Cezaevi'nde F tipi cezaevlerini protesto etmek için başlatılan ölüm oruclarına son vermek için 19 Aralık 2000'de düzenlenen ve 2'si asker 30'u tutuklu 32 kişinin öldüğü 'Hayata Dönüş' operasyonu ile ilgili davanın ilk duruşması başladı.

Operasyon sırasında vücudunun yüzde 40'ı 3. ve 4. derece yanan Hacer Arıkan'ın mahkemede savunmasından: "İçerden çıkış saati 03.30 civarıydı. Ben koridorda ağabeyimle birlikteydim. Koğuşuma döndüm.

Uzandım ve sonrasında operasyon sesi ile uyandım. Silah sesiyle uyandık. Sonradan öğrendim ki ilk silah sesleri sırasında ağabeyim Erol Arıkan vurulmuş. Yani ilk yaralanan kişi oydu. Koğuştan dahi çıkamadık, çünkü askerler koğuşun kapısının önündeydi. Arkasından atılan bir bombalama oldu.

Yaşamak için onların attığı, biber gazı, gaz bombaları gibi şeyleri camdan dışarıya havalandırmaya attık. İkinci katta yatakhanedeydik.

Artık iyice nefes alamaz hale geldik. Bilincimiz kapandı. Gidebileceğimiz iki yer vardı. Yemekhane ve havalandırma.

Çıktığımız anda içeriye bir madde bırakıldı. Önce çıkış noktamızda yatak yakıldı ve tavandan bir hortumla içeriye bir madde bırakıldı.

Ben halen o madde neydi hangi maddeyle yandım bilmiyorum. Biz C1 koğuşunda 27 bayandık. Arkadaşlarım öldü ve koğuştan en son çıkartılan bendim. Ben çıkamıyordum.

Ortada bir isyan yok. Evet F tipi cezaevlerine karşı yapılan ölüm orucu eylemleri vardı. O gün ölüm orucunda değildim.

10 yıl sonra açılan davada erler yargılanıyor ama o dönemdeki görevlilerin açıklamalarına baktığınız zaman operasyonun gereği hayat kurtarmak değil."


Ölen 2 askerden Nurettin Kurt'un ölümünün, uzun namlulu silahlardan olduğu ortaya çıktı. Yani öldürülen Uzman Çavuş, asker arkadaşlarından biri tarafından öldürüldü.

Bu ülkede yaşanan vahşetlerden en büyüklerinden biridir sözümona 'Hayata Dönüş' operasyonu. İnsanların üstlerine tiner dökülerek, onlarca gaz bombası atılarak öldürüldüğü bu olay Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden birinin yaşanmasıyla sonuçlanmıştır.

Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, mahkûmların kendilerini yaktığı yalanını anlatırken, bütün basın ölüm oruçlarının yaşanmadığını, mahkûmların içeride sağlıklı bir biçimde beslendikleri yalanını söylemekten geri durmadı.

Sosyal demokrat kimliğini taşıyan Hikmet Sami Türk, 'devletin şefkati' cümlelerini televizyonlar karşısında savururken, aslında 19 Aralık 2000'de, 'devletin şefkati' mahkûmların üstüne alev püskürtüyor, koğuşlara bombalar bırakıyordu.

Bu devletin şefkati, 'Hayata Dönüş' adında ve ironi tadında operasyonlar düzenleyip, kendi yurttaşını cayır cayır yakarken, yaşamaya çalışan, havalandırmadan nefes almaya çalışan insanlara da kurşun yağdırdı.

Zırh delen özel silahlarla kuşanmış jandarma ve polis, mahkûmlara "İnsan hayatı değerlidir, yaşam hakkı kutsaldır" derken, aslında, "Hiçbirinizin hayatı umrumuzda bile değil. Birazdan hepinizi cayır cayır yakacağız" demek istiyordu.

Bugün hâlâ sürdürülen, insanları şehit ve ölü diye ayıran gelenek o gün de, "2 şehit, 30 ölü" manşetleri atmıştı.

Bugün geldiğimiz noktada yargılananlar, sadece er ve erbaş düzeyinde kalmıştır. Dönemin Adalet Bakanı, Emniyet Müdürü, Jandarma Genel Komutanı ise vicdanlarının sesi ile baş başa bırakılmıştır.

Devletin 'hayata dönüş' mantığının, öldürmek üzerine kurulduğu anlayışının vücut bulduğu ve tüm Türkiye'nin gözleri önünde sergilendiği 'Hayata Dönüş' operasyonu adı verilen katliam bu ülkede yaşanan ne ilk ne de son katliamdır.

Son söz, Türk medyasına. Türk medyasının A'dan Z'ye sınıfta kaldığı, mesleki dezenformasyonun tavan yaptığı bir olay olarak hafızalara kazınmıştır 19 Aralık Katliamı. Bugün herkes günah çıkartıyor ama bu kadar büyük günahın affı ne insani ne de mesleki açıdan olamaz.


Fotoğraftaki kişi: Hacer Arıkan

22 Kasım 2010

AA haberciliğinde son nokta ve yalanı kabullenmek


Haberin noktasına bile dokunmuyorum. Haber şudur:

"Almanya’da yayımlanan 4-4-2 dergisi, Liverpool’un, Fenerbahçeli milli futbolcu Emre Belözoğlu’nu transfer etmek istediğini ileri sürdü.

Derginin internet sitesinde verilen haberde, Liverpool’un, Belözoğlu’nu ara transfer döneminde kadrosuna katmak istediği ve bunun için 7 milyon avro artı Fabio Aurelio’yu gözden çıkarttığı iddia edildi."


4-4-2'nin Almanya baskısının olmadığını bildiğimden Anadolu Ajansı'na telefon açtım ve Spor Müdürü ile aramızda şöyle bir konuşma geçti.

-İyi günler beyefendi. Ben Bu Emre haberi için aradım.
-Buyrun.
-4-4-2'nin Almanya baskısı yok. Geçtiğimiz günlerde de Berbatov'un Fenerbahçe'ye transfer olacağına yönelik bir haber vardı ve yine 4-4-2 referans gösterilmişti. Olmayan bir dergiden haber nasıl yapılabiliyor ve servis ediliyor?
-Hayatım, aslında ben de biliyorum inandırıcı bir haber olmadığını ama...
-Nasıl yani?
-Bizden isteniyor bu tip haberler. İnandırıcı olmasını sağlamak için...
-Olmayan dergiyi kaynak gösteriyorsunuz yani.
-Eeee, teşekkür ederim ilgilendiğiniz için.

Ve kapattım.

Anadolu Ajansı bu ülkenin en saygın kuruluşlarından biriydi son birkaç yıla kadar. Artık yalan haber yazmaktan hiçbir biçimde kaçınmıyorlar. Hatta o kadar ki, Spor Müdürü haberin yalan olduğunu biliyor ama "Üstten istiyorlar" savunmasına girişiyor.

Cidden inanması güç, bu ülkede olup bitenlere. Her yerde at koşturuyorlar, istedikleri gibi. Zaten son 4 yıldır haberleri berbat, özensizdi yalan haber hadisesine de girdiler.

Şu yukarıdaki konuşma ibretliktir.

Nankör


Al sana tipik Türk futbolcusu profili. Geçen yıl seyircisi küfredip, yuhalıyordu bu yıl Milli Takım'a yükseldi. Herifi 90+1'de oyundan çıkartıyorlar, Şenol Güneş'e şarlıyor.

Bizde böyledir, götü çabuk kalkar herkesin. Kendisini 2. liglerde sürünme eşiğinden alan adama yaptığı muamele -üstelik de 90+1'de- terbiyesizlikten başka bir şey değil.

Yarın çıkar "Hırsımdan yaptım" diye ağlanır sağda soldu.

Senden bir bok olmaz koçum. Yetenek başka şey, adamlık başka. Adam olmayandan futbolcu da olmaz.

Bir kenara yazılmıştır bu hareket mutlaka. Yumuşak atın tekmesi pek olur...

21 Kasım 2010

Vay pezevenk!

İbrahim Tatlıses Dalaman'da bir otelde verdiği konserde, küçük bir hayranı için mikrofondan "Vay küçük orospu" deyince, küçük kızın ailesi küplere binmiş.

Hiç küplere filan binmesinler. Sanki İbrahim Tatlıses değil de, Sergey Rahmaninof konserine gitmişler. Bunda alınacak ne var ki, yani 10 yaşındaki kızına 'orospu' demesinden doğal ne olabilir?

Türkiye'de yıllarca en büyük sanatçı diye yutturulmaya çalışılan bir heriften söz ediyoruz. Sesi güzelmiş. Eeeeeee, sesi güzel de söylediği şarkılar nasıl? Ya da sesi harika da (kaldı ki, ben öyle güzel bir sesi olduğunu filan düşünmüyorum. Bana daha çok sığır inlemesi gibi geliyor) herifin kişiliği ne menemdir?

İnsanların bu tip şeylere şaşırmasına, ben daha fazla şaşırıyorum. Eldeki malzeme bu işte. 10 yaşındaki kıza orospu deyince mi herifin ne olduğu ortaya çıkıyor.

Bu halkın beğenilerini alt alta sıralamaya kalksam, zaten neden şu anki durumda olduğumuz ortaya çıkıyor. Siyaset, sanat, spor, müzik, iş hayatı v.s. v.s. Hepsinden bir çırpıda onlarca isim sayabilirim, ne bok olduğumuzu gösteren.

Cahilliğini "Urfa'da Oxford vardı da biz mi okumadık" diyerek, savunan bir adamın, bu ülkenin 'İmparator'u, baştacı, büyük sanatçısı olarak addedilmesi, kendi cahilliğimizin narsizminin bir dışavurumu.

Hayır ironiye bak ki sen, herifi dinleyenler arasında Kültür ve Turizm Bakanı da var. Üstelik bu rezillikten sonra bile dinlemeye devam ediyor, konser sonrası fotoğraf çektiriyor. Bunun üstüne ne denebilir ki?

Bayılıyoruz 'kendimiz' gibi olan sanatçılara, politikacılara, sporculara, işadamlarına. Bizden biri diye yutturuyorlar, bizler de embesil bir neslin çocukları olarak bu yalana inanıyoruz.

Bok bizden biri. Senin yiyemediklerini yiyip, senin gidemediğin yerlere gidiyor; senin binemediğin arabaya binip, senin alamayacağın kıyafetleri giyiyor. Herifin kravatı senin maaşından fazla, bir gecede restoranda bıraktığı para senin bir yıllık maaşınla eşdeğer. Ama bizden biri değil mi?

Nahhh sizden biri. Senin hayallerine sığmayacak bir yaşantı sürüyor, seni de "Biz ezildik, biz yoksulluğu da biliriz, biz halktan kopmadık" diye, tek ayak üstünde yalan rüzgarı tadında takılıyor.

Bizden biri başbakanımız var ya, hah işte. Bütün bu söylediklerim kendisi için geçerlidir. Sen, bizden biri diye kendini avut, elin oğlu milyarlarca dolarlık servet yaptı İETT'de memur geçmişiyle.

Neyse durmak yok, sikilmeye devam.

Not: Yorumlardan anlaşıldığı üzere küfür etmemden şikâyet eden arkadaşlar var. Gerçekten umrumda değil. Beni tanıyanlar normal hayatımda da, kimseden çekinmeden böyle konuştuğumu bilir. Burada kimseye sevimlilik yapma çabasında değilim. İçimden geldiği gibi yazıyorum. Hoşlanmayan için sanal alemde binlerce blog var, Benimkisi de böyle. İsteyen okur, isteyen okumaz...

Maç yazısı kıvamı


Bu haftalık böyle idare edin ve kusura bakmayın. Maça dair söyleyebileceğim çok şey yok. Çünkü istikrarsızlık, Galatasaray'ın istikrarı oldu; bir böyle, bir şöyle.

Schuster haftalardır Türkiye'deki futbol ortamından şikâyet ediyor ve kendisine sonuna kadar hak veriyorum. Boktan bir oyun haline döndürdüler futbolu. İtiş-kakış, boğuşma, bulursan salla bir tane.

Kayserispor'un oynadığı bu futbolla ligde şu anki konumunda bulunması sanki bir proje gibi. Geçen sene Bursa, bu sene Kayseri. Yok, yanlış anlamayın Bursaspor'a bok atmıyorum. Ama böyle futbol da olmaz.

Benim kuzenim böyle PES ya da FIFA oynuyor. Ben oynarım, o benim hatalarım üstüne kurar oyununu. Ve her seferinde de herife lanet okurum, "Şu oyunu adam gibi oyna" diye. O da bana her seferinde "Ben böyle oynuyorum sana ne" diye yanıt verir.

Onun konsol oyunlarındaki futbol oynamasından ne kadar sıkılıyorsam, Türkiye'deki futboldan da o kadar sıkılmaya başladım.

Maç yazısı burada okumak isteyenler tıklasınlar...

Haaaa unutmadan. Maçtan önce ortalığı geren Kayserililere de şunu söyleyeyim. Haddinizi bilin, kendinize rakip yaratmaya çalışmayın. Durum istediği kadar boktan olabilir Galatasaray'ın rakibi olamazsınız. Dilediğiniz kadar kıçınızı yırtabilirsiniz ama olmaz, kasmayın.