27 Mart 2013

Çok teşekkürler

Kan ihtiyacı çağrısına yanıt veren arkadaşlara teşekkür ederim. Çok çok sağolun, yardımlarınız için.

13 Mart 2013

Siz hayal edersiniz, biz hayallerinizi sikeriz


Şimdi siktir git, kendine bir takım daha seç, onunla gel karşıma. O bayrağı kıvırıp kıvırıp götünüze sokarsınız. Gerçi sizde göte sokacak çok şey vardır, çeyrek finalde, kendinize yeni bir takım bulup, yeni bir bayrak seçersiniz.

Siz hayal edersiniz, biz hayallerinizi sikeriz.

8 Mart 2013

Paniği kaosla yoğurmak


Galatasaray-Gençlerbirliği maçının ilk yarısında, sezonun en iyi Galatasaray'ını izledim. 45 dakika boyunca rakibine nefes bile aldırmadı. Ancak ne olduysa, yenen golle birlikte, kaotik B planı devreye sokuldu ve o andan sonra da maç bitti.

Madde madde gidelim. Drogba ve Sneijder transferlerine her Galatasaraylı sevinmiştir. Ancak Fatih Terim'in kafasındaki sistemle, bu iki adamın aynı anda sahada olması işleri bozdu. Çünkü Burak Yılmaz gibi yılın en formda oyuncusunu kanada atmak saçmalık olur. Sahaya 2 forvet ve Sneijder'ın birlikte çıkması da, orta sahada Galatasaray'ı zayıf bırakıyor.

Gençlerbirliği maçında Fatih Terim 4-4-1-1'le ve Drogba'sız sahaya çıktı. İlk yarı boyunca gördük ki, futbol açısından seyir zevki veren ve rakibi boğan, kırılgan orta sahası kuvvetlenmiş ve pol pozisyon bulan bir takım izledik. İlk yarının 0-0 bitmesi ciddi anlamda bir futbol mucizesiydi, kaçırılan pozisyonlara bakınca.

57. dakikada yapılan oyuncu değişiklikleriyle (Sneijder-Umut / Emre Çolak- Amrabat) Galatasaray aniden 4-4-2'ye döndü. Gol de, tam 3 dakika sonra geldi. Gole değinmeden olmaz, Eboue her ne kadar kendisine faul yapıldığını iddia etse de, o fizikteki bir adamın minik bir dokunuşla yere serilmesi anlaşılır bir durum değil. Oysa, Eboue de tıpkı Galatasaray gibi sezonun en iyi oyununu sergiliyordu o dakikaya kadar. Golden sonra bu kez Hamit-Drogba değişikliği geldi ve oyun o dakikadan sonra bitti.

Hepimiz aynı oyunu izliyoruz, herkes aynı maçtan farklı anlamlar çıkartıyor. Oysa sahada olup bitenler herkese farklı görünmemesi gerekir. Yani Eboue harika oynadı goldeki oskarlık hareketine kadar, bunun dışında bir yorum yapan adama aptal derim. Hah işte, o yüzden Fatih Terim'in B planı sahaya, kulübedeki bütün forvetleri sokmak ve kaosla sonuca gitmek dediğimde, insanlar sinirleniyor. Lan, 30 yıldır izliyorum, milli takımda ne yaptığını biliyorum, Galatasaray'daki ilk macerasını, ikinci macerasını ve bu son 2 yıllık süreci yakından takip ettim. Yok arkadaş, adamın başka uyguladığı bir şey yok. Hele Drogba geldikten sonra, daha da garip bir hal almaya başladı. Tüm forvetleri sahaya fırlat, topu ceza sahasına at, gol bekle.

Arkadaş, başka maçlar mı izledik biz. İlk yarı rakibin ağzına sıçtın, nefes aldırmadın. 5 dakikaya bir pozisyon buldun. Ama direkten döndü ama kaleci kurtardı. Sonuca ne bakıyorsun? Sen harika oynadığın sistem ve oyuncularla devam et. Gol atmak için mutlaka sahaya ne kadar forvet varsa onları mı sürmen gerekir. Gerçi şimdi "Fatih Terim, Allah kerim" diye zırvalayanların bahanesi hazırdır: Fatih Terim kulübede yoktu.

Haaa tabii, Ümit Davala ve Hasan Şaş kafasına göre oyuncu değiştirdi, Terim'in haberi bile olmadı. Siz kendinizi kandıradurun, Fatih Terim bu sene, en azından şu ana kadar sınıfta kalmıştır. Olmadığını göre göre aynı sistemde devam etmek, harika giden bir oyunu forvet pazarına çevirerek piç etmek, kaostan medet ummakla olmuyor. O futbol 10-15 yıl öncesinde kaldı. Futbol akılla, sabırla, sistemle oynanıyor. Artık öyle sahada saçmalıklara yer yok. Bir maç tutar, 5 maç yaslarlar adama. Fatih Terim'in her yanlışı böyle kabullenirse, yaptığı hataların farkına varamaz hale gelir. Hoş, yanlış yaptığını kabullendiğini de pek sanmıyorum. Sırtını sıvazlayan, götünü yalayanı bol. 

Fatih Terim gitsin de, kim gelsin. Yahu kalacaksa kalsın, bunun kararını zaten ben vermiyorum ama gidişat çok sevimli değil. Böyle söyleyince de hemen savunma geliyor, "Takım Şampiyonlar Ligi'nde son 16'da, ligde lider." Lan gerizekalı, süreci izlersen elde bir bok kalmayacağını görürsün. Beşiktaş, Bursa'yı yense kalır mı arada 2 puan fark? Fenerbahçe de aldı mı, geçen hafta 1'e inen rakip, 2'ye çıkıyor. Bu oyunla Schalke'yi eleyeceğine inanıyorsan da, Allah sana akıl fikir versin.

Bugün maç 57. dakikada yapılan oyuncu değişiklikleriyle bitmiştir. Bak Emre Çolak'tan hiç hazzetmem ama o ana kadar gayet iyi oynadı. Niye oyuna Umut'u alıyorsun? Yekta 90 dakika nasıl sahada kalıyor? Sneijder'ı çıkartıp Amrabat'ı oyuna alıyorsun. Bütün sezon takır takır oynadı, her maçında döküm döküm döktürdü de, bu maçı kurtarmasını mı bekliyorsun? Yahu bu kadar aptallık olur mu? Sahada forvetlerini besleyecek yegane adamdan vazgeçmek nasıl bir dangalaklık örneğidir bilmiyorum.

Penaltıya gelelim. Penaltı atılırken, "Umarım gol olmaz" diye dua ettim. Bu kadar aptalca bir penaltı düdüğü olamaz. Pozisyonun penaltı ile uzaktan yakından ilgisi yok. Penaltı da, topun başına kim geliyor? Drogba. Tıpkı geçen hafta 90+3'de frikiği kullandığı gibi. Hocam, bu takımın penaltıcısı da, frikik vurucusu da Selçuk'tur. Değil Drogba, takımda Messi ile Ronaldo olsa bu çocuğun kullanması gerekir. Bunun kararını da ben vermem, teknik direktör verir. O yüzden, Drogba'yı da zerre suçlamıyorum. Kendisine bu takımda penaltıları ve frikikleri kimin atacağı söylenmeli. 

Son olarak da, şu maç önlerinde çalınan "Fener ağlama" geyiğine değineyim. Bunu bir kez yaptın hoş oldu, güzel oldu. İkinci yaptın eyvallah. Ama ota boka çalınmaya başladı. Elinoğluna böyle taşak olursun. Böyle Fenerbahçevari hareketlerden tiksiniyorum. Yakın zamanda sahaya bir de hindi getirdin mi, tam olursun. Hangi gerizekalının fikri, hangi embesil yavrusu bunu sürekli yaptırıyor hakikaten merak ediyorum. Seyirci çok hoşlanıyormuş.

Neyse ligin boyu kısalıyor. Umuyorum Fatih Terim'in ayakları yere basmaya başlar yoksa lig gitti gider, sezon sonunda Beşiktaş'ın nasıl destan yazdığını izlemek, okumak zorunda kalırsın. Türk futbolunun bir efsaneye ihtiyacı var, Beşiktaş'ın şampiyonluğu, o efsaneyi karşılayacaktır, emin olun. 

Haaa, zeminden sorumlu yönetici, kişi, kurum kim varsa, emeği geçenlerin geçmişini sikeyim.

5 Mart 2013

İMC yönetiminden masallar



İMC TV'den, sendikal faaliyetleri nedeniyle işten çıkartılan emekçilerin direnişi sürüyor. Bir haftalık süreç içinde, İMC TV ve Türkiye Gazeteciler Sendikası bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme sonrası İMC TV'den yapılan açıklama aynen şudur: Link de budur

Açıklamayı okuduysan devam ediyoruz. Şimdi, açıklamada ne diyor: "Kurumumuzdaki iş ve çalışma kurallarına ve ahlakına uygunsuzluk nedeniyle vuku bulan işten çıkarmaların, demokratik kamuoyunu manipüle eden bir linç kampanyasına dönüşmesi üzerine ikinci bir açıklama yapma gereği duyduk."

Bu söz ettikleri linç kampanyasına (!), ben de dahil olmuş bulunuyorum çünkü şu yazı, arkadaşları biraz incitmiş. Neyse, ona değiniriz ama İMC'den yapılan açıklamaya devam edelim. Açıklamalarında, "Kurumumuzdaki iş ve çalışma kurallarına ve ahlakına uygunsuzluk nedeniyle vuku bulan işten çıkarmaların, demokratik kamuoyunu manipüle eden" diye bir ifade var. Yani Türkçesi, "Biz aslında sütten çıkmış ak kaşığız, bu işten çıkarttığımız insanlar işyerinde birtakım ahlaksızlıklar yapmıştır ve yetmiyormuş gibi üstüne de, bizim hitap ettiğimiz kamuoyuna bizi yem etmişlerdir."

Hadiseyi bilmiyor olsam, "Şu çalışanlara da bak sen, adamlar sana iş vermiş, ekmek vermiş, sen ahlaksızlık peşindesin" diye çıkışasım geliyor. İMC TV, Türkiye Gazeteciler Sendikası ile yaptıkları görüşmeden sonra sitelerine de koydukları açıklamada devam ediyor: "Söz konusu işten çıkarmaların iki çalışanın bir diğer çalışanı tehdit etmeleri ve bu tehdit tutumunu aleni olarak savunmaları, yöneticilere hakaret etmeleri ve saldırmaları sonucu işten çıkarılmaları, bunun ardından diğer bir grup İMC çalışanının, İMC yöneticilerine ve İMC'ye hakaretler içeren, İMC'yi bir klüp, bir dernekle karıştırırcasına ve söz konusu kişilerin neden işten çıkarıldığını sorgulamadan 'yönetimin istifasını' isteyen mailler göndermesi nedeniyle gerçekleştiği daha önce kamuoyuna duyurulmuştu."

Bak burası önemli. Pek çok işyerinde, çalışanların kendi arasında takıldığı mail grubu vardır. Bu mail grubu 'özel'dir. Özel diyorum bak, özel. Ama İMC TV yönetimi, bu özel mail grubunda yazılıp, çizilenlerden haberdar ve açıklamasında "yönetimin istifasını isteyen mailler göndermesi nedeniyle" ifadesine de vurgu yapıyor. Birader, sen insanların özel mail gruplarında yazılanları mı takip ediyorsun. Sağda solda "ben farklıyım" diye fiyaka yapıyorsun ama devletin vatandaşı dinlediği, takip ettiği gibi, çalışanlarının ne yazdığını mı takip ediyorsun? Nerede kaldı senin farkın peki? Ayrıca insanlar, başlarında bulunan yöneticilerden rahatsız olabilir ve bunu dile getirebilir. Bunun yöntemi, bu talebi dile getiren insanların işten çıkartılması mıdır? Eeeee hacım, senin, eleştirdiğin devletten ne farkın kaldı diye soracağım ama yüz surat hacı murat tavrıyla buna da bir kulp bulunur elbette. Farklıymış (!) Tabii, çok farklısın.

İMC TV'den açıklama devam ediyor: "Yine Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi ve Genel Başkan Yardımcısı Mete Öztürk'le dostane bir ortamda yüz yüze gerçekleşen bir görüşmede konunun ayrıntıları ve nedenleri, olgularla ve belgeleriyle birlikte kendileriyle paylaşılmıştır. Kanalımızın, çalışanlarının sendikal örgütlenme hakkına en küçük bir engelleme içinde olmadığını, olmayacağını ve bu hakkın somut kullanımına da kesinlikle saygılı olduğunu ve olacağını en üst düzeyde kendilerine ifade ettik."

Burası en şenlikli yer. Türkiye Gazeteciler Sendikası ile görüşmüşler ve bu görüşme 'dostane' geçmiş. Sevsinler senin 'dostane' görüşmeni. Kamuoyuna mesaj veriliyor, "Bakın gördünüz mü, Türkiye Gazeteciler Sendikası bile bizi haklı görüyor" diye.

Haaaa öyle mi canımın içi. Şimdi bu yazıyı okuyorsan, hemen www.tgs.org.tr'ye giriyorsun. Bakalım görüşme ne kadar 'dostane' geçmiş görelim. Haaa bu arada TGS ile yapılan 'dostane' görüşmeyi, 3 gün önce internet sitesine taşıyan İMC yönetimi, ne hikmetse, Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın yapmış olduğu açıklamayı, sitesine koyamıyor. Koyamaz çünkü koymak için insanda utanma olması lazım, o da çalışanına küfür eden, çalışanının değerlerine küfür eden, çalışanı için kanal binasına polis çağıracağını söyleyen yöneticide olmaz. Herif polis diyor bak. Bildiğin 'polis getiririm' demiş. Gerçi bu farklı diye belki kanala 'stasi' filan getirirler. Polis sevdalısına bak sen, polis getirecekmiş.

TGS'nin açıklamasında gayet net biçimde, çalışanların sendikal faaliyet nedeniyle çıkartıldığı belirtiliyor. Sen rastlantıya bak ki, çıkartılan 7 kişinin hepsi de sendikalı emekçiler. Üstelik aralarında  sendika temsilcileri de var.

Bok yiyen adam, boku yedikten sonra sıvamaya çalışır. Sıvadıkça sıvar, sıvadıkça sıvar. Resmi belki kapatabilir ama o bokun kokusu öylesine berbat yayılır ki, aslında herkes onun boka bulandığını bilir.

İMC yönetimi, yaptığının farkına vardı. 7 çalışan için kanalda yayın durdurulacağını tahmin edemiyorlardı, 7 çalışanın seslerinin kamuoyuna ulaşamayacağını sanıyorlardı ama yanıldılar.

Tipik Akp tavrı sergiliyorlar. Akp de aynısını yapıyor. Bakanlarının yemediği halt kalmıyor, gaf üstüne gaf yapıyorlar ama hemen görevden almıyorlar. Bekliyorlar bir süre ortalığın durulmasını, aradan bir yıl geçince o bakan görevden alınıyor. İMC TV yönetimi de aynı tavırda. İşten çıkarttıkları emekçileri işe geri alırlarsa, geri adım attıklarını ve bundan sonra ipleri çalışanlara bırakacaklarını düşünüyorlar.

Eleştirdikleri kurumların ve tavırların aynısını uygulayan insanlardan ölesiye tiksiniyorum.

Kanalında sendika programı yapacaksın, çalışanın sendikalı oldu diye işten çıkartacaksın.
Kanalında, polisin sokaktaki tavrını sorgulayacaksın, eleştireceksin, tartıştığın çalışanına "Sizi TC'nin polisiyle binadan attıracağım" diye en kibar haliyle ifade edecek olursam faşizme sırtını dayayıp, çalışanını tehdit edeceksin.
Sendikayla görüşeceksin, kamuoyuna toplantının 'dostane' olduğunu söyleyip, hadiseyi 'biz haklıyız'a getireceksin ama Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın yaptığı açıklamada üç maymundan rol çalacaksın.
Kanalında, gizli dinlemeleri haber yapacaksın, eleştireceksin bunları ama sen milletin özel mail gruplarında yazılan çizilenleri radarına alacaksın.
Kanalında herkesi, her şeyi eleştireceksin, insanlar seni eleştirdiğinde onları işten çıkartıp, üstüne ahlaksızlıkla suçlayacaksın.

Bu işler Ahmet Hakan'ın iki tweet atmasıyla olmuyor canım benim. Cümle aleme rezil oldunuz ve daha da beterine hazırlanın derim size.

Bir de arkadaş, bugüne kadar hangi işyerinde patronun, işyeri yönetiminin "Evet, benim çalışanım sendikalı olduğu için işten çıkarttım" diye bir açıklama gördünüz. Herifler aleni olarak yalan söylüyor, o mum yatsıya kadar yanar, yatsı da çalışanların mahkemede aldıracağı karar olur.

Bu arada konuyla ilgilenen arkadaşlar için söylüyorum. Yarın (6 Mart Çarşamba) İMC TV binasının önünde saat 14.00'te işten çıkartılan emekçilere destek olmak için Eyüp'teki Flatofis'nin önüne gelin. Bu insanları yalnız bırakmayın.

Bu arada takip etmek isteyenlere, çalışanların twitter adresi budur.

26 Şubat 2013

Saçlı canlıdan 'yorum farkı'


Fenerbahçe-Kasımpaşa maçı yorumları

Güntekin Onay: Fenerbahçe 1-1 giden maçta, 90. dakikada penaltıyla Emre'yle öne geçti. 90+4'te de Sow'un golüyle 3-1 kazandı. Evet hocam, ikinci yarıda Fenerbahçe'nin özellikle 1-1'den sonra inanılmaz bir kazanma azmi vardı. Tabii ki hocam, Fenerbahçeli futbolculara alkış tutmak lazım ama seyirci müthiş etken oldu. Çok istedi maçı.

Rıdvan Dilmen: Fenerbahçe seyircisi oyunun her bölümünde korkunç bir baskı yapan seyircidir. Bugün, Fenerbahçe seyircisi büyük iş yaptı. Şöyle değerlendirmek lazım; kötü oynamıyor Fenerbahçe iyi futbol oynuyor. Fenerbahçe maçı çevirirdi. 1-0 bitme olasılığı yoktu. Kasımpaşa oyuna ortak olamadı. Fenerbahçe golü yedikten 94'e kadar olağanüstü coşkuluydu. Sow oyuna girdi, bir anda her şey değişti, kanat bindirmeleri özellikle sağ kanattan var. Ama sen karışma hakem, karışma. Fenerbahçe oyunsal anlamda kazanmayı hak etti. Pozisyonun penaltıyla uzaktan yakından alakası yok. Bence penaltı falan değil. Hakem baskı altında kaldı. Serdar Tatlı'yı aradım, 'hocam penaltı dedi'. Allah Allah. Kural diyor ki, çekemezsin, teşebbüs dahi edemezsin.

Oyun olarak şapka çıkartıyorum. Aykut Kocaman, şahane bir takım çıkarttı. Fenerbahçe takımı, öne doğru oynamaya çalışan, baskı yapmaya çalışan ligimizin en iyi futbol oynayan iki takımından biri. Fenerbahçe'de bugün ve birkaç haftadır rakibi oynatmıyor, sindiriyor.

Galatasaray-Orduspor maçı yorumları

Güntekin Onay: İlginç bir karşılaşmaya sahne oldu. İlk yarıda Orduspor'un 2-0'lık üstünlüğü vardı. İkinci yarıda, Galatasaray'ın baskısı 45 ila 75 dakikalar arasındakibaskı tam 4 gol getirdi. İkinci yarıda büyük bir gerginlik, tansiyon yüksekliği ve Galatasaray'ın agresif oyunu, baskısı, atakları ve Orduspor karşısında 2-0'dan 4-2'ye gelen ve karşılaşmanın içinde de tartışılacak pek çok pozisyon var.

Rıdvan Dilmen: Yazıyoruz ya biz. Galatasaray ne oynadı diye. Sahaya dizilişi. Ne oynadı 4-3-3 oynadı. Ama futbolda eleştirilen bir şey vardır. Kardeşim doldur boşalt oynanır mı? Çok erken doldurmaya başladılar. Ama bu bir silahtır bazen, ama her zaman değil, bu bir taktiktir bazen. Ne oynadı Galatasaray 3-2'ye kadar. Bunun 4-3-3'ü kaldı mı?

Güntekin Onay: Şişir baskı yap. Drogba'ya şişir baskı yap. Doldur boşalt oynadı

(Bu sırada Cuper'e yoğun eleştiri var. Maçı Galatasaray'ın nasıl kazandığı değil, Hasan Kabze ya da ve Stancu'dan birinin neden oyundan çıkartıltığını anlatıyor. 3-2'den sonra Galatasaray'a güven geldiğini anlatıyor. )

Rıdvan Dilmen: Maçın hakemi maçı direkt etkiledi, onu söyleyeyim. Muhtemelen Fatih Terim de hakemden şikayetçi olabilir. Ama Ordu da olabilir. Gökhan gidecek vuracak adama dirseği faul dahi vermeyeceksin. Hakan Balta'nın sarı kartı var, vermeyeceksin. İkinci sarıyı.

Güntekin Onay: İkinci sarıyı.

Rıdvan Dilmen: İkinci sarıyı. Amrabat kartsız bitirdi. Amrabat'ı koy kasede, buna kart vermediler de, MHK 'Allah Allah' diyecektir. Mesela Drogba'nın pozisyonu var, penaltı verse bir şey diyemezsin. Ben bir şey diyemem, kontrolsüz girdi oyuncu, dirseği geldi oyuncunun. Ama vermediği kartlar var, dayak yedi oyuncular.

Buradan sonrasını geç zaten. Her iki maç hakkındaki yorumları bunlar. Cümleler özenle seçilmiş, misal Fenerbahçe'nin kazandığı penaltı için "Öyle penaltı olmaz" diyor ama bir taraftan da Serdar Tatlı'yı aradığını ve pozisyonun penaltı olduğunu söylüyor. Aynı saçlı şahsın Galatasaray maçındaki Drogba'nın pozisyonu için söylediği şeyse; "Penaltı verse bir şey diyemezsin. Oyuncunun dirseği geldi."

Dirsek atmak ve dirseği gelmek arasındaki farktan söz edecek değilim. Drogba ceza alanı içinde dirsek yemiştir ve pozisyon net penaltıdır.

Bir akşam önce 1-0'dan geri gelip 3-1 kazanan Fenerbahçe'nin oyununa şapka çıkartan saçı garip şahsın Galatasaray maçına ilişkin yorumu "Galatasaray şişirdi, doldur boşalt oynadı." Biri muhteşem, diğeri rastgele oynuyor.

Bir akşam önceki maçta yaşanan hakem hatalarını sadece "Öyle penaltı olmaz"la geçiştiren bu zatın, Galatasaray maçındaki yorumu ise "Maçın hakemi maçı direkt etkiledi."

Her hafta aynı teraneyi yaşıyoruz. Bir oyuncu takılıyor, diğeri kendisini atıyor; bir hakem basit bir hata yapıyor, diğeri maçın gidişatını etkiliyor. Bir teknik direktör muhteşem takım yaratıyor, diğer teknik direktör takımını rastgele oynatıyor.

"Amannn" deyip geçiyoruz ama esgeçmemek lazım. Çünkü bu söylenenler, bu denli üstüne basa basa her hafta tekrarlandıkça bir süre sonra yaygın kanı haline geliyor. O yaygın kanı Burak'ı hırsız, Melo'yu kasap, Eboue'yi artist yapıyor. Bunlar dillendire dillendire bizler bile bunların doğru olduğunu düşünüyoruz. Hah işte, medya gücü budur.

İki gün önce Sivasspor-Beşiktaş maçında kimse verilmeyen penaltıdan söz etmiyor. Lafa gelince 'şerefli ikincilik', 'Hırsız Burak' ama sahada yaşananlara sezon başından bu yana baktığımızda kimin 'şerefli', kimin 'hırsız' olduğunu görüyoruz. Var mı ses eden, yorum yapan. Bin 500 vuruşluk yazının 30 vuruşu ya ediyor, ya etmiyor.

Kadıköy'de futbolcular rakibe ana avrat sövüyor, bunun üstüne yorum yapan yok. Tek yorum "Olmuşsa ayıp". Lan, sikerler öyle ayıbı. Sahanın içinde sürekli ana avrat küfreden üç-beş orospu çocuğu dolanacak, yapılan yorum "Ayıp". Aynı ayıp Galatasaraylı futbolcular tarafından yapılsa, yedi gün 24 saat üstüne yorum yapar saçını siktiğimin puştu.

Héctor Cúper akıl veriyor herif. İki forvetten birini çıkartacakmış da, savunma oyuncusu alacakmış. Cúper'in teknik direktörlük CV'sini açıp okuması, bu malın 2 saatini alır. Orduspor hariç, Héctor Cúper'in çalıştırdığı takımlardan herhangi birinin antrenman sahasına bile giremez ama iş akıl vermeye gelince, herkesten önce gidiyor.

Lan neyse sinirlendim acayip. Haybeye iki videoyu da izlemek zorunda kaldım, ona daha çok canım sıkıldı.

Galatasaray kazandıkça sinir oluyorlar, suratları maymun götü gibi kıpkırmızı kesiliyor, ses tonları düşüyor, ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Daha ligin bitmesine var, izleyip göreceğiz, sahada ve saha dışında neler yaşanacağını.

25 Şubat 2013

IMC TV'ye program önerisi: Eyüp Burç'la faşist gündem


Bu ülkede yaşanan hiçbir şeye şaşırmamak gerekir. Nerede, ne zaman, ne oluyor takip etmek de güç, takip ettiğin hadiseye yorum getirmek de.

Emek odaklı yayın yaptığını savunan IMC (kuruluşu 1 Mayıs) adında bir kanal var. Bu kanalın çalışanları yaklaşık 3 ay önce sendikalı olmak için harekete geçti. Düşün ki, bu kanalın 'Emek Dünyası' adında, sendikal mücadeleye ilişkin programı var. Mantıklı düşündüğünde ne dersin? Çalışanlarının da sendikalı olmasında bir sorun yok diye düşünürsün değil mi? Ama yok burası Türkiye. Kanalında bas bas Sendikal haktan söz eden bir televizyon kanalı, sendikalı olan emekçiler için sürek avı başlattı.

Kanalın Eyüp Burç adındaki Genel Kordinatörü'nden söz etmeden olmaz. Kendisi hakkında birkaç şey yazacağım, zaten o zaman daha rahat anlaşılacaktır. Çalışanlara küfür eden, çalışanları tehdit eden, çalışanların devrimcilikleriyle alay edip "sizin arkanızdaki devrimcilere korum" diyen, tartıştığı çalışanlar için televizyona polis getirmekten söz eden, bir adam.

Ben yıllardır, hepimizin eleştirdiği anaakım medyada çalışıyorum ama televizyona polis getirmekten söz eden bir yöneticiye rastlamadım. Normalmiş gibi görünmesin, IMC TV'den söz ediyoruz. Böylesi kanalın bir yöneticisi, sendikal mücadele eden çalışanlar için televizyona polis getirmekten söz ediyor. Faşistlik tam da böyle bir şey.

Kendine 'solcu' sıfatı eklemen, emekten söz etmen fark etmiyor. Olmak istediğin insanla, olduğun insan arasındaki fark böyle bir şey. Eyüp Burç'un da olmak istediği adamla, olduğu adam arasındaki korelasyon böyle. Sendikal mücadele için çabalayan çalışanlara "Sizin arkanızdaki devrimcilere korum" diyen bir herif olur mu lan! Sen nasıl, insanların değerlerine laf edebilirsin? Sendikal mücadele eden çalışanları korkutmak için kanala ne olduğu belirsiz 3 kişi getiriyor.

Her neyse, kanal yönetimi, çalışanların mail grubunu takibe alarak, yazılanlar ve çizilenler doğrultusunda 3 haftalık süreçte 13 kişiyi işten çıkarttı. Çalışanlar, ilk etapta 5, sonrasında 8 kişi işten çıkartılana dek, sürekli diyalogdan ve iyi niyetten yana tavır aldı. Ancak bu Eyüp Burç denen herif, kanalın göz bebeği sanki. Patrona, bu herifin yaptıkları anlatılmasına karşın, kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Kanal çalışanları bugün itibariyle iş bıraktı. Kanalda yayın durduruldu. Kanal emekçileri, arkadaşları yeniden göreve getirilmeden, yayını başlatmayacaklarını açıkladılar. Şu saat itibariyle, herkes beklemede.

Emek dünyası, mor bülten, yeşil bülten diye program yapacaksın, emeğin yanında olduğundan dem vuracaksın, 'biz farklıyız' diye ortalara çıkacaksın ama anaakım medyada bile eşine az rastlanız faşist uygulamalar yapacaksın. Bir nevi kara mizah ama daha çok Türkiye gerçeği.

Çalışanların maaşlarını asgari ücretten verip, üstünü elden vereceksin (pek tabii ki vergi kaçırma yöntemi), kanal çalışanlarının sendikal mücadelesini tehdit gibi algılayacaksın, insanlara baskı ve tehdit yoluyla mobbing (bezdiri daha güzel sanki) uygulayacaksın, diğerlerine ibret olsun diye insanları işten çıkartacaksın, kanala polis getirmekten söz edeceksin, sonra emekten yana olacaksın! Tabii canım tabii, suyundan da koy olmaz mı?

Böylesi bir rezaletten sonra, bu kanalın inandırıcılığı nasıl olur acaba? Emek Dünyası, Mor Bülten, Yeşil Bülten diye program yapacaklarına "Faşist Bülten", "Eyüp Burç'la gündem baskı", "Eyüp Burç'un faşist güncesi" adında program yapsınlar, en azından inandırıcı olmak konusunda daha 'sempatik' görünürler.

Hep söylüyorum, bu ülke neresinden tutarsan tut, elinde kalıyor. IMC TV de, buna bir örnektir. Bugün Eyüp Burç IMC TV, yarın başka bir isim ve başka bir kanal.

Bu ülkede emekçi olmak zor, bu ülkede hakkını aramanın sonu mahkeme salonları, cezaevleri ya da burada görüldüğü gibi ekmeğinin elinden alınması.

Kanal yönetimi üç maymunu oynuyor ama şunu unutuyorlar; maymunlar, her taraflarını kapatabilir ama kıçları açıktır.

Kanal yönetimi şöyle bir açıklama yapmış, link budur. Yapılan açıklama aleni yalandır. İçeride olan biteni çok yakından biliyorum. İş ahlakı vs. sözlerinin tamamı içi boş, koca bir balon. İşten çıkartılanların tamamı sendikal mücadele içinde olan kişilerdir ve diğerlerine ibret olsun diye işten çıkartılmışlardır.

21 Şubat 2013

Bir sol açık olarak Sneijder

Bir aralar Mircea Lucescu'nun, Vatan Gazetesi'nde yazıları yayımlanıyordu. Hangi milli maç hatırlamıyorum ama öküz gibi tempo koyup, berabere kaldığımız bir maç sonrasında, tüm basın Emre Belözoğlu'nun muhteşem oynadığından dem vururken, o yazısında "Emre takımı yanlış yönetti, sürekli tempoyu artırmaya çalıştı, oysa iyi bir oyun kurucu tempoyu ne zaman artıracağını, ne zaman düşüreceğini bilmeli" demişti. 

Oyuna gayet iyi başladı Galatasaray, golü de tam istediği gibi erken buldu. Golden sonra rakibin üstüne abanmaya başladı. Tam o sırada, Lucescu'nun bu yazısı aklıma geldi. Senin sol kanadın zaten Allah'a emanet, üstüne Sneijder'ı sol açık gibi oynatınca, herifler geldikçe geldi, geldikçe geldi o kanattan. Orada yapılacak şey, tempoyu yükseltmek yerine, olabildiğince düşürmek ve topu oynatmaktı. Tempo yükseldikçe Schalke'nin işine geldi ve ilk yarı boyunca Galatasaray'ı sürklase etti. Akıl orada devreye giriyor. Rakibin tempo yükseltiyorsa, sen düşüreceksin. 

O noktada iş, senin yaptığın hatalarla belirlenmeye başlıyor. Şampiyonlar Ligi'nde son 16'ye kalmış bir takımın, savunmada, orta sahada bu kadar fazla hata yapma lüksü yok. Stoperler iç içe geçmiş, orta sahan, rakip iki pas yapınca oyundan düşüyor, ileri 3'lün ile orta sahan arasında büyük boşluk var. Ehh bu kadar şeyden sonra 1-1 berarebe kalmışsan, zil takıp oynayacaksın.

Baştan yazayım, elinde Hagi, Sneijder gibi oyuncular varsa, oyun kurgusunu bu adamlara göre ayarlayacaksın. Sneijder'ın sol kanat oynaması, hele hele gerisinde Riera varken, intihar gibiydi. Terim bu yanlışı çabuk görüp ikinci yarı Sneijder'ı oyundan aldı. Oysa Sneijder'ın 45 dakika süresince etkili olduğu anların tamamı göbekten kanatlara ve ileri uca attığı toplardı. Eğer gol atmak istiyorsan, sahaya 3 forvet sürmek yerine, Sneijder'ı oyunda tutup, başka bir plan yapmalıydı ama onun tercihi Hollanda'lıyı çıkartmak oldu.

Sneijder'ı çıkarttı da, Amrabat oyuna girince çok mu etkili oldu? Ne yazık ki, itiraf etmek gerekir, Amrabat Galatasaray'ın en büyük kazıklarından biri olarak tarihe geçmiştir. Ne savunma yapmayı biliyor, ne ileride oyuna katkı sunuyor. Şampiyonlar Ligi'nde 3 asist yapmış. Herife verdiğin parayla, ligde ilk 5'e girecek kadro kurarsın, kurduğun kadrodan Amrabat'tan çok daha iyi en az 3 oyuncu çıkar. Adam geçemiyor, top ayağına geldiği zaman ne yapacağına karar veremiyor, savunmaya yardım edeceğine sürekli saçmalıyor, eeee bir zahmet orta da yapsın amına koyayım. Bunu ekstra bir özellik olarak sürekli söyleyip durmayın yeter.

Eldeki oyuncu yapısına göre sistemde değişiklik yapmak şart. Orta sahan bu kadar rahat geçilirken, Almanya'da mantıklı bir skor üretemezsin. Ki, bugün alınan 1-1'lik skor bile sahadaki oyuna bakınca mucizedir. Schalke, müthiş mi oynadı? Almanya'da yenilmez mi? İkisi de değil ama Galatasaray bugün berbattı. Keza oyuncu seçimleri ve oyuncu değişiklikleri de kötüydü. 

Hamit'le ilgili birkaç kelime etmek lazım. Bu ülkede kimse, Hamit'in futbolculuğuna laf edemez, iyi niyetinden kimse şüphe edemez ama oyundan çok çabuk düşüyor. Eğer yanılmıyorsam bu sezon direkten dönen 4 ya da 5. şutunu izledik. O pozisyonlarda, abanmak yerine akıllıca plaseler yapsa, belki bir tanesi (o da Manchester United maçı) dışında hepsi filelerle buluşmuştu. O pozisyona kadar gayet iyi oynayan Hamit, orada bitti. Tabii bunda, ayağına her gelen topta seyircinin homurdanması fazlaca etkili. Taraftar hep bir kurban arar, işler kötü gittiğinde suçlu adresi odur. Hamit de, Galatasaray'ın olağan şüphelisi halini aldı. Oysa oyuncu kalitesi açısından bu takımda kefil olacağım 3 isimden biridir. Ben kefilim de, kimsenin sikinde mi, o da ayrı mesele. 

Tekrar ediyorum, izlediğim Schalke çok rahat perişan durumlara düşebilir. Savunması bu denli ağır ve hantal adamlardan kurulmuş bir takımı uzun zamandır görmedim. Galatasaray, oyuna doğru başladı derken, kastettiğim şey buydu. Savunma arasına atılacak derin toplar. Bu denli kötü oynadığımız bir maçta Sneijder ve Selçuk'un savunma arasına attığı her derin top tehlike oldu. Bunu maç boyunca denemeliydik ama biz klasik panik düğmesine basan Türk takımı aptallığıyla orta yapıp durduk, savunma ortalaması 1.86 olan takıma karşı. Drogba'ya gelecek de, o topu indirecek de, Burak atacak.

Bu hayatta aklınla yapmadığın hiçbir şeyde başarılı olma şansın yok. O yüzden Amrabat'tan, Emre Çolak'tan (oynamamış adama bok atıyorum), bir bok olmaz. Kafasını kullanmıyor çünkü herifler. Ve bizim sol kanadımızda başka alternatifimiz yok (iki dünya bir araya gelir Sneijder o alternatif olmaz, o hatadan çabuk dönülmesi lazım). O yüzden Terim'e kızıyorum, sene başında planlama hatası o yüzden yapıldı diyorum.

Son söz de Selçuk'a olsun. Sneijder, Drogba, Muslera vs. Bu çocuğun küstürülmemesi lazım. Bugün orta sahada 90 dakika boyunca götünü yırttı. Dünya yıldızıysa, en baba yıldıza taş çıkartır. Futbolcular çocuk gibi adamlar, geçen seneki sevgi giderek azalıyor Selçuk'a karşı. Oysa o, asist ve gol sayısındaki düşüşe karşın, oyun etkinliği açısından geçen seneyi aştı. Ama bu ülkede göze girmek için gol atacaksın, asist yapacaksın, yani rakamlarla oynayacaksın. Bu takımda herkes bir yana Semih ve Selçuk bir yana, benim için. İkisi de bambaşka adamlar. 

Altını keçeli kalemle çizerek sonlandırayım. Sneijder'dan sol açık olmaz, olamaz. Eğer Sneijder burada oynatılacaksa, verilen para da boşadır, yapılan transfer de. Umarım Fatih Terim, bu hatadan kısa sürede döner, yoksa o sol kanadı oyarlar kabak gibi.

Haaa, bir de çok sikişmekle çok çocuk olmaz. Sahaya 3 forvet koyunca 5 gol atamazsın. Bir zahmet bunu öğrenmiş olsun teknik direktör.

20 Şubat 2013

Yersen



Bu ülkede bahsedilenler ve bahsedilenleri sumenaltı etmek diye iki kavram vardır. Mızrağın çuvala girmediği anda bile, birileri o mızrağı gönüllü olarak götüne sokmaya çabalar. Tabii o mızrak götte adamı kanatır, canını yakar. Böyle oldukça mızrağın 4'te 3'ünü kıçında taşıyan, bağırdıkça bağırır, sağa sola saldırır. Şu an yaşadıklarımız da, bu duruma çok benziyor.

Galatasaray saldırıların odağı haline geldi. Televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde, sosyal medyada, önüne gelen herkes Galatasaray'a saldırıyor. Ve bu saldırılar gittikçe daha da can sıkıcı hal almaya başladı. Şike sürecinde sesi soluğu çıkmayan yazarların, yorumcuların yeni oyuncağı adeta Galatasaray oldu. Bunu ilk dile getiren Yavuz Semerci, Turgay Ciner'in gazetesinin yazarlarından biri. Bu bilgi dahilinde yazdıklarını okurken, Yavuz Semerci'nin sanki sahibiymiş gibi göründüğü Gazeteport'un tüm teknik altyapısını da Koç Holding'in oluşturduğu bilgisini ekleyeyim. Koç Holding deyince aklına kimbilir neler gelmiştir, seni hınzır seni.

Şimdi bir bakalım Turgay Ciner'in neleri varmış, neleri yokmuş.
  • Park Termik
  • Park Teknik
  • Eti Soda
  • Park Enerji
  • Park Elektrik
  • Silopi Elektrik
  • Park Toptan Elektrik
  • Park Maden Enerji
  • Riotur Madencilik
  • Konya Ilgın Elektrik
  • Kazan Soda Elektrik

Yukarıda görünenler, Turgay Ciner'in enerji alanındaki faaliyetleri. Haaaa, sen şimdi diyeceksin ki, "Niye sadece 'enerji' meselesini gündeme taşıdın?" Dur bakalım yeni başladık, daha neler çıkar neler. Birtakım rakamlar vereceğim ama canın sıkılmasın.

Bizim Ünal Aysal ne iş yapar hacım? Bir-iki otel dışında yatırımları ve şirketlerinin değeri 10 milyar doları bulan Ünal Aysal'ın na yatırım alanı enerji santralleri. Aysal'ın Yönetim Kurulu Başkanı Unit Group'un sadece Türkiye'de inşaat halinde 2.5 milyar dolarlık enerji projesi bulunuyor.

Dünyanın yüzde 19'unun hiç enerjiyle tanışmadığını biliyor musun? Yaklaşık 1.5 milyar insan elektrikten mahrum. 1.5 milyar insanın elektriği olmadığı şu manaya da geliyor. 1.5 milyar insana satılacak enerji. Türkiye'den bir rakam ister misin? Türkiye'nin dış ticaret açığı (resmi rakamlar bunu söylemese de) yaklaşık olarak 100 milyar dolar civarında. Bunun 50 milyar doları, yani sadece yarısı enerji ithalatından oluşuyor. Şu rakamlar, enerji alanının ne denli önemli olduğunu gösteriyor mu? Bizler kavganın salt Galatasaray-Fenerbahçe olduğunu düşünüyoruz pek çok kez ama öyle değil. Elbette bir etken ama birincil etken sikindirik bir futbol hadisesinden oluşmuyor.

Demek ki neymiş? İşadamlarımız enerjik gençlerden oluşuyormuş. Şu günlerde sık sık Galatasaray'a sallayan Adnan Polat'ın da enerji alanında büyük yatırımlar yaptığını söyleyelim. Hiç ortalarda görünmeyen adam, bir anda açıklamalar yapıyor, 'Aziz' dostundan söz ediyor, Ünal Aysall'ı tanımadığından falan dem vuruyor. Bu Adnan'ın altta enerji Oscar ödülü aldığı fotoğrafı var (bu arada söylemeden edemeyeceğim fotoğrafa resim diyenin amına koyayım). Aynı ödül töreninde tanıdığımız bir isim daha ödül almış, yan yana koydum, gelinim sen anla.

'Temiz enerji' diye bir şey çıktı. Herkes deliler gibi seviniyor, "Yuppi, artık çevremiz kirlenmeyecek", "İşte bu, dünyamız daha temiz olacak" diye. 'Temiz enerji' diye böyle allanıp pullanan şey ne biliyor musun? Lan sana bildiğin 'rüzgar', 'Güneş' satıyor herifler. Biz de, 'daha temiz bir dünya', 'yenilenebilir enerji' teranesiyle, göt atıyoruz buna. Bak iki saniye dur ve düşün, içinden aynen şunu söyleyeceksin, "Vay amına koyayım doğru lan! Herif bana bildiğin rüzgarı, güneşi satıyor. Var olan bir enerjiyi, üç-beş sikindirik aletle bana sokuyor" diyeceksin. Demediysen zaten malsın, yazının bundan sonrasını okuma bile.


Neyse efendim, Ciner Holding'in Yavuz Semerci vasıtasıyla Galatasaray'a saldırma nedeni, Fenerbahçe şakşakçılığı yapmak, ligde şampiyon olmak filan değil, onlar işin hikayesi. Galatasaray Drogba ile Sneijder'ı almış da, bunlar senelik büyük ücretler alıyormuş da, Galatasaray şampiyon olamazsa, büyük darboğaza girermiş de. Lan, Galatasaray'ın başkanı o paraları götünden sıçar manyak mısın? Hadiseden uzaklaşmadan devam edelim.

Şimdi ortalarda bir 'şer cephesi' muhabbeti dolanıyor. Gazetecisiydi, yorumcusuydu, papazıydı, maçasıydı vs. bunların Galatasaray'a karşı harekete geçtiği söyleniyor. Kısmen katılsam da, olayın öznesinin boktan bir şampiyonluk olduğuna inanmıyorum. Kim siker şampiyonluğu. 3 yıl şampiyon olamazsın, sonra 10 yılda 6-7 kez şampiyon olursun, kimse senin 3 yıl şampiyon olmadığını anımsamaz bile. En nihayetinde taraftar dediğinin yüzde 90'ı maldan oluşuyor. İki transfer, bir şampiyonlukla susturuverirsin hepsini. 

Enerji günümüz dünyasının en devasa büyüyen sektörlerinden. Bundan 20 yıl önce enerjiden kazandığın para, sattığın tüpten başka bir şey değildi. Bugünse artık milyarlarca doların döndüğü, uğruna savaşlar çıkartılan bir sektör haline geldi. Böylesi rakamlar varken, Galatasaray-Fenerbahçe nedir lan? 

Nihat Özdemir'den, Nihat Özbağı'na, Koç Holding'ten Polat Holding'e, Doğuş Holding'den Ciner Holding'e kadar hepsi, enerji sektörüne yoğunlaştılar. Ortada bir şer cephesinden söz edilecekse, hadiseye "Stadı sen yaptın?", "Sen de okul arazisini aldın", "Ama sana salon yaptırıldı", "Biz de devlete arazi verdik" kısırlığından sıyrılmak gerekir. Bu adamcağızların hepsi de, takım aşkıyla yanıp tutuşuyor he mi? 

Garip bir dünyada yaşıyoruz, o dünyanın en garip yerlerinden biri de içinde yaşadığımız ülke. Birileri Galatasaray'a saldırıyor değil mi? Elbette bunu görmemek için aptal olmak lazım ama konunun salt futbol olmadığını anlamamak için daha büyük aptal olmak lazım. "Çok büyük şirketlerim var, acayip de zenginim, hayatta tek eksiğim renklerine sevdalı olduğum takımımın yöneticisi olmak istiyorum" dediklerini filan mı düşünüyorsunuz? 

Konu futbol filan değil, konu fırından yeni çıkmış, fantastik bir pastanın paylaşımı. Ciner'in Ünal Aysal'a "Oğlum ben girmiştim bu sektöre, senin bok işin mi var, git başka iş yap" demesini beklemiyoruz değil mi? Ünal Aysal 2009 yılında Türkiye'ye enerji yatırımları yapmaya başlamış ancak tesadüf eseri de 2010 yılında başkan olmuş. İnşaat şirketleriyle takılan Nihat Özdemir, 2001 yılında enerji işine giriyor tam da o sıralar Fenerbahçe'ye yönetici oluyor. Turgay Ciner enerji devi olma planları yaparken Kasımpaşa'yı satın alıyor. Bunların hepsi hayatın minik sürprizleri değil mi? Yiyene karışmam ama ben tokum canım kardeşim.

Düşünmeye devam ama daha çok düşünmemiz lazım, onu da kafamızın bir tarafına sokalım.

15 Şubat 2013

Çevir kazı yanmasın


Rıdvan Dilmen: Drogba transferini bu paralarla çok mantıklı bulmuyorum açıkça söylüyorum. Tamam tabii ki iyi futbolcudur, kalitelidir vs. ancak çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum

"İyi futbolcu" demiş, tarafsız futbol ulemamız. Sen büyük demesen, biz anlamayacaktık. Şimdi çevir kazı yanmasın. Çevir canım çevir, ne ilk çevirdiğin kaz, ne de son olacak.

O değil de, herif haksız rekabet amk. Daha yeni başladık, devamı pek yakında. Neyse uzun uzun yazarız sonra.

Öyle başa, böyle tarak!


Bu ülkede koskoca bir şike davası yürütüldü değil mi? Peki bu şike davasında senin haber almanı sağlayacak kim? Elbette medya. Sokaktan 100 kişi çevirip "Medyaya güveniyor musun?" diye sorsan, ne yanıt alırsın? Hadiseye iyi niyetle yaklaşan birkaç kişi dışında "Hayır" cevabı alırsın.

Dün, Fanatik Gazetesi'nde şahane (!) bir Wesley Sneijder röportajı vardı. Röportaj manşetten koca koca puntolarla verilmiş ve hatun da altına bildiğin imzasını atmış. Buraya kadar bir sorun yok.

Sneijder, röportajı yalanladıktan sonra oluşacak refleksi bekledim bütün gün. Fanatik.com.tr sitesinde tüm gün ilk sırada duran röportaj çıkartılma gereği duyulmadı, bir özür yazısı gelmedi, yalan röportajı yapan hanım kızımız hakkında "gereği yapıldı" türünden bir açıklama da yoktu. Sabah, Fanatik'in sitesine girip baktım, acaba düzmece röportaj kaldırılmış mı diye. Yooo gayet de yerinde duruyor. Gazeteye baktım, bir özür yazısı var mı diye? Valla o da yok. Hepsini bir kenara bırak, Fanatik'in resmi twitter sayfasında, röportajın duyurusu halen duruyor. 

Bak işte, medyanın durumunu tek bir haberle ancak böyle özetlersin. Bunun sadece sporla kaldığını da düşünmeyin. Bu sadece Aysberg'in görünen yüzünden başka bir şey değil. 

Kendimi o hanım kızın yerine koyuyorum. Dün Sneijder'la röportaj yaptım diye manşetlerdeyim ama aradan birkaç saat geçiyor, götünden uydurduğun ortaya çıkıyor. Bugün sokağa nasıl çıkar, işyerine nasıl gider, insanların yüzüne nasıl bakar, ailesine ne söyler, sevdiği insanlar bir şey söylese ne cevap verir vs. vs.? Ya hakikaten yeri yarıp içine girerim, hatta yeri komple kıçıma sokarım şu işi yapsam. 

Röportajda acayip şeyler var. Misal ablamız sormuş, "Fatih Terim’i önceden biliyordun, şimdi tanıştın neler söyleyeceksin?" Yanıt olarak "Her şeyden önce çok karizmatik" diyor Sneijder ve "(Gülüyor)" diye ibare var. Bütün röportajı bir kenara al, yalan gülümseme ifadesini röportaja serpiştirmek, çok acayip bir olay. Hakikaten ibretlik lan! Hayalinden yazıyorsun, hatun öyle bir canlandırmış ki, o sırada Sneijder gülümsüyor verdiği cevaba.

Bak bu ablamız, cinsel yönden çok mutludur. Bir gece Brad Pitt, bir gece bir gece David Beckham, bir gece Matthew McConaughey, bir gece George Clooney. Ohhhh keyfe bak lan sen! Her gece birbirinden seksi erkeklerle birlikte oluyorsun. Arkadaşlarına anlatıyorsun bunu.

- Kız Merve, dün Brad'le birlikteydik
- Brad mi? Seninkinin ismi Yaşar değil mi?
- Offffff ne Yaşar'ı be. Brad Pitt'le birlikteyim.
- Hadi canım.
- Vallahi, yeminle. Sneijder'la röportaj yapmış gazeteciyim ben. Yalan söyler miyim hiç?
- Eeeee, nasıl peki?
- Dün gece bana geldi, saatlerce konuştuk, sonra da seviştik.
- Hasiktir, Brad Pitt'le seviştin demek. Neler konuştunuz, neler oldu anlatsana, çıldırtma insanı Esra. Ama o Angelina ile birlikte değil mi?
- Angelina'nın amına koyayım, (Sinirlendi) ben sana aşığım dedi. Karı bunu sıkmış, pazardan patates alır gibi sürekli çocuk alıp duruyorlarmış, karı sürekli çocuk istiyormuş.
- Ayyyyy valla mı?
- Evet ama işte artık istemiyormuş o yelloz karıyı. 
- Peki daha ne kadar sürdüreceksiniz bu yasak ilişkiyi.
- Bir plan yaptık, çocuk alma bahanesiyle Kamboçya'ya gidecekler. Orada bir kayalık varmış, arkasından itecekmiş. 
- Yok artık.
- Valla diyorum kız. Ben Sneijder'la röportaj yaptım, sana yalan mı söyleyeceğim?
- Eeeeeeee, yatakta nasıl peki?
- Kızımmmmmm herif tam bir aygır var ya. Ağzıma sıçtı, ağzıma. Yemin ediyorum 6 saat seviştik. "Angelina mı iyi, ben mi?" diye sordum. "Siktirtme Angelina'yı, şimdi en mutlu anlarımı yaşıyorum, seninle erkekliği keşfettim" dedi. (Yalıyor) 
- Sendeki şans kimsede yok yemin ediyorum. Sneijder'le röportaj yapıyorsun, sevgilin Brad Pitt. Sürprizlerle dolusun.
- Bu daha başlangıç, akşam Beckham'la yemeğe çıkıyoruz, sürekli mesaj atıyor. 
- Sallama be!
- Sneijder'la röportaj yaptım, bana nasıl inanmazsın. Al bak, bu da kanıtı (telefonu gösteriyor)
- Oha herife bak ne yazmış (Şimdi ağlarım yarın susarım, gözümdeki her damla yaşın hesabını gün gelir sorarım!)
- Geberiyor bana diyorum, inanmıyorsun bir de.
- Peki o şeyle evli değil miydi?

Haaa işte, al sana mis gibi diyalog. Öyle başa da, böyle tarak. Şanlı Türk basını, kimbilir bize daha neleri gösterecek. Hangi yalanları yutturmaya kalkacak.