14 Aralık 2009

Melih Başkan'ı bekliyorum gözlerim kapalı

Ankaragücü'nün süper-hiper-ultra büyük başkanı yavru Gökçek, takımın başına halen teknik direktör bulabilmiş değil.

Önce Norveçli "Trond Sollied'le anlaştık" dediler, adam buraya geldikten sonra birdenbire vazgeçti. Sonra "İspanyol Victor Fernandez'le pürüzleri gideriyoruz" dediler, onda da bir numara çıkmadı.

Yaklaşık 32 günden bu yana kendisine teknik direktör bulamayan bir kulübümüz var Turkcell Süper Lig'de. Aslında Melih Başkan duruma el atsa; Lippi, Ferguson, Hiddink kıvamında birini getirir ama onun daha önemli işleri var.

Önemli işleri mi ne? Kömür dağıtıyor ya. Hem de tam doğalgazlı evlere kömür dağıtıyor. "Doğalgazlı evde kömürün ne işi var?" diye sorup, cahillik yapmayın ama. Tam doğalgazlı evlere dağıttığı kömürleri, yavrusunun oyuncağı Ankaragücü'nün zaferlerinde ızgara kanat, ızgara balık yapımında kullanacaklar. Yani Ankaragücü'nün zaferlerinde mangal yakıp, keyif çatacaktır doğalgazlı evi olan ama evlerine kömür alan Başkent halkı.

Bekliyorum, uzun zamandan beri. Şöyle kalibresi yüksek bir teknik direktörün gelmesini. Lig bitiyor haftaya, önümüzde uzunnnn bir dönem var. Muhakkak ki, Türkiye'nin tozunu atacak, ligin altını üstünü getirecek, Ankaragücü'ne harikulade bir dönüş yaptıracak teknik direktörle anlaşacaklardır.

Ama Melih Başkan'ın duruma el atması şart. Gerçi doğalgazlı evlere dağıttığı kömür işi bittikten sonra kuvvetle muhtemeldir ki; Ankara'nın zengin semtlerine karides ve istridye dağıtmak, yaz geldiğinde karpuz dağıtımı gibi işleri bitince Wenger'le masaya oturacaktır.

Hatta transfer bedelinin yanında, haftanın bir günü Wenger'in evinin önüne çadır kurup çorba verebilir. Sıcak sıcak içsin diye.


Fotoğraf: Doğalgazlı evlere kömür dağıtımı

Maç yazısı az sonra....

Son günlerde sağda-solda sıkça rastladığım bir durum. Bir fotoğraf koyup, altına "Maç yazısı az sonra" ibaresini koyuyor, bazı bloggerlar.

Benim açımdan, birtakım embesil haber portallarında yer alan, sadece tıklamaya yönelik hareketlere benziyor. Lafa gelince sağa-sola ağzına geleni söyle, her önüne geleni eleştir sonra birebir olarak onların yaptığını yap.

Yazını yarım saat sonra yayımlasan ne olur? Mutlaka bunu mu yapman gerekiyor? Nerede kaldı senin, o cinliğe girmemiş saflığın, yazmaktaki karşılıksız beklentin? Haa, bir karşılık beklentisi varsa o ayrı ama kusura bakmasın bunu yapan arkadaşlar milleti keriz yerine koymak da hoş değil.

Kendi açımdan, bunu gördüğüm hiçbir bloğu takip etmiyorum. Onların umrunda olduğunu sanmıyorum tabii ama bu bir refleks olmalı. Toplumsal olarak tepkisizliği yegane tepki aracı olarak kullanan biz Türkiye sınırları içinde yaşayan insanlar, bu noktada da tepki göstermiyoruz. Hatta bir süre sonra virüs gibi yayılıyor bu durum.

Aslında önce fotoğraf, sonra yazının "Az sonra" kısmı, daha sonra yazının girişi, gelişmesi, sonucu filan konulmalı ki, ayrı bir hava katsın. Böylece 'tık'a doyar blog yazarı.

Ya yemin ediyorum, her şeyi kıçımıza benzetiyoruz, ve sürekli kıçımızdan da şikâyet ediyoruz. Vallahi süper mal ötesi bir toplumuz. Her türlü kötülük, olumsuzluk virüs hızında yayılıyor.

Gazeteler milleti keriz yerine koyar, televizyonlar milleti sığır yerine koyar, internet siteleri milleti öküz yerine koyar. Sonra tüm bunlardan bunalmış insanların bulunduğu hijyenik ortam (Benim kişisel iddiam değil), aynen bu kitle-iletişim araçlarına benzer.

Mızrak çuvala sığdırılmaya çalışılıyor

Avrupa'daki bahis ve şike skandalının en yoğun olarak görüldüğü ülkenin Türkiye olduğu söylendi. Büyük bir soruşturma başlatıldı. Soruşturma gereği Turkcell Süper Lig'den 29 maçın temiz olmadığı belirtildi.

Daha sonra Fenerbahçe'nin bu 29 maçtan 6'sında imzası olduğu söylendi. Önce yalanlandı, sonra su akışına bırakıldı.

Ansızın Kazım'ın başını çektiği seks skandalları gündeme geldi. Aslında uzun zamandır bilinen ama dillendirilmeyen meşhur konu. Bazı futbolcuların, otel odalarında fantazi dünyalarını genişlettikleri yazıldı çizildi. Bu haber yalanlanmadı tabii.

Şimdi geldiğimiz noktada, seks skandalında başı çektiği, organizatör olduğu söylenen Kazım'ın, bahis ve şike skandallarının baş aktörü olduğu yazılmaya başlandı.

Ben şimdiden söyleyeyim, o mızrak çuvala sığmaz. Kazım'ın oynamadığı maçlar işin içinde. Kaldı ki, oynasa da tek başına hiçbir şeyi değiştirebilecek gücü olmadığı ortada. Bu iş tek kişinin üstüne yıkılarak, "Bu işten tertemiz çıktık" ayağına yatamaz kimse.

Demem o ki, mızrak çuvala sığmaz. Sen sığdırırsın sığdırmasına da, sadece sığdırdığını düşünürek, sığdırdığını sanarsın.

Not: Ben bunları yazdığım sırada Fenerbahçe Kulübü, Kazım'ın hiçbir olaya karışmadığına yönelik bir basın açıklaması yapmıştır. Gelişmeleri takip edeceğiz...

'Yılın spor adamı' Giggs oldu

BBC'nin her yıl verdiği "yılın spor adamı" ödülünü bu yıl Manchester Unitedlı Ryan Giggs kazandı.

1954'ten bu yana dağıtılan bu ödülü, bundan önce sadece 4 futbolcu kazanmıştı. Bu ödülü kazanan futbolcular; Bobby Moore (1966), Paul Gascoigne (1990), Michael Owen (1998) ve David Beckham (2001) oldu.

Galli futbolcu Giggs, törende yaptığı konuşmada, ödülü almayı beklemediğini ve çok şaşırdığını ifade ederek, "36 yaşındaki bir futbolcunun 20 yıldır Manchester United için oynuyor olması sıra dışı bir şey ama bundan keyif alıyorum ve sürmesini umuyorum" dedi.

BBC'nin ödül gecesinde "Yılın En İyi Takımı" ödülü İngiltere’nin erkek kriket milli takımına, "Yılın Menajeri" ödülü İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Fabio Capello’ya, "Hayat boyu başarı" ödülü golfun efsanevi sporcusu Seve Ballesteros’a ve "Yılın genç spor adamı" ödülü de 15 yaşındaki dünya şampiyonu dalgıç Tom Daley’e verildi.

Herkes silah kullanabilir


Dün Beyoğlu'nda 'kendini savunan bu vatandaş'lardan 2'si tutuklanmadı. Bir diğeri ise başka bir suçtan arandığı için adliyeye gönderildi.

Adaletin yerle bir edildiği Türkiye'de eğer herkes kendi adaletini (!) savunacaksa ve eğer kendi adaletini savunanlar ellerini kollarını sallaya sallaya gezeceklerse, bundan sonra herkesin silah satın alma, bu silahı taşıma ve kullanmak konusunda hiçbir izin ve belge olmadan bunu yapabilirler.

Bu iki insanın serbest bırakılmasında verilen mesaj şudur: "Silah doğrultabilirsiniz, hatta gerekirse bunu kullanabilirsiniz de ancak kime doğrulttuğunuz ve sıktığınız çok önemli."

Bu kişilerin tutuklanmaması yarın bambaşka olayların gerçekleştirilmesinde, cesaretlendirici bir fişek olacaktır. Kaos ve yıkım ortamı için hazırlananlar emin adımlarla yollarına devam ediyor.

13 Aralık 2009

Bu filmi biliyorum!!!



Fotoğraf, bugün Beyoğlu'nda çekildi. DTP'nin kapatılmasını protesto eden bir grup, 'vatandaşlar' tarafından beyzbol sopaları, döner bıçakları, satırlar ve silahlarla kovalanmışlar. Olayın gerçekleştiği noktanın İstanbul'un göbeği Beyoğlu olması ayrıca dikkat çekici. Şehirler terörize oldu mu, bazı şeylerin önüne geçilemez.

Ben bu filmi görmüştüm. Darbe noktasına doğru hızla ilerliyoruz. Bir gece ansızın Türkiye'nin 4. darbesini yaşayabiliriz. Geldiğimiz noktada; herkes suçludur, herkes eşit şartta sorumludur. Bugün silahları çevirenler yarın o silahların hedefinde olacaklar.

Yazık çok yazık... Artık rahat rahat kına yakabilirsiniz.....

Bugüne dek suya sabuna dokunmayanlar da, yakında peydah olup vicdani mastürbasyonlarını yapabilirler.

Biz de futboldan başka bir şey konuşmayarak (hatta artık daha da fazla konuşarak), bize biçilen özgürlüğün tadını çıkarabiliriz.

Kim demiş kadın futbol oynamaz diye

Peru'da Kızılderili kadınlar gayet de şahane futbol oynuyor. Zaten bir insan kızılderiliyse, şahane olmayan bir yanı yoktur.

Herkese iyi pazarlar, izin gününde bünyeyi dinlendirmek gerekir...







12 Aralık 2009

Bir Tunay, bir Tuncay

Avrupa'da az sayıda oynayan 'Bizimkiler'den bugün sevindirici haberler vardı.

Bundesliga'da Hamburg'un Nürnberg’i 4-0 yendiği karşılaşmada Tunay Torun, 66. dakikada takımının 3. gölünü atarken, 47. dakikada da, Eljero Elia’nın attığı ilk golün asistini yaptı.

Maçta 77 dakika oyunda kalan Tunay Torun, başarılı performansıyla göz doldurdu.

Muhtemelen bilmeyen kalmamıştır, Tuncay Şanlı da, Stoke City'nin, Wigan'la 2-2 berabere kaldığı maçta bir gol atarak, bu sene Premier Lig'deki ilk golünü attı.

Ah neler hissediyorum bir bilsen!

2010 yılını Ocak ayında Turkcell Süper Lig'in yayın ihalesi yapılacak. Minimum 300 ila 450 milyon dolar arasında alıcı bulması bekleniyor maç yayınlarının.

Fiyatı ne kadardır, kime gider, kime gitmesi gerekir bunlar ayrı tartışma konusu. Gecenin bu saatinde beni yazmaya iten şey bambaşka. Lig TV'de biraz önce Antalyaspor-Galatasaray maçının ardından yapılan röportajları izledim. Tek kelimeyle 'içim acıdı.'

Soru-Muhabir: Evet teknik direktör Rijkaard'a sorar mısın, maç 2-0'dan 3-2'ye gelince neler hissetti?

Soru-Muhabir: Kewell galibiyet golünü attı, o an neler hissetti?

Soru-Muhabir: Hocam (Mehmet Özdilek) maç 2-0'dan 3-2'ye gelince neler hissetiniz acaba?

Soru-Muhabir: Orhan Ak, ilk golü sen attın, neler hissettin?

Soru-Muhabir: Elano beraberlik golünü attı, neler hissetti?

Onbinlerce insan, bu ülkenin hayat standartlarının üstünde para verip bu maçları izlemek için para veriyor. Milyonlarca insan, bu yayınları izliyor ama reva görülen muhabir, Bahri Havadır.

Merak içindeyim, acaba kendisi işini gerçekten yapabildiğini düşünüyor mu? Ya da bu işle ilgili bir kabiliyeti olduğunu sanıyor mu? Sorulabilecek tek soru "Ne hissettin midir?" Başka soru sorulamaz mı? Futbolcuların oynadığı 90 dakikalık maçta sadece hisleri mi soru konusudur?

Yani bir iş ancak bu kadar rezil ve pespaye biçimde yapılır. Önünde koskoca 90 dakika var, sadece 5 dakika düşünsen, akıl-zekâ süzgecinden geçirsen sorulabilecek onlarca şeyin olduğunu anlar insan.

İnsanlarla dalga geçmeyi, işi rutine bindirmeyi bırakın gözünüzü seveyim, işinizi doğru düzgün yapmak için çabalayın yeter. Lafa gelince Türkiye'nin en iyi ekibi oluyor. Bu sorularla mı olacak?

Lütfen herkes sadece kendi bildiği işi yapsın, bildiğini sandığı işi değil.

Onu bırak da Bahri, o soruları sorarken, sen neler hissediyorsun?

Son not: Kendisini muhabir ya da gazeteci sanan bu insanın daha önce taraftar sitelerinden birebir olarak copy-paste (kopyala-yapıştır) yaptığı da bakidir. Ve sanki hiç olmamış gibi davranmıştır.

11 Aralık 2009

Biraz şans, biraz yetenek

Galatasaray, 3 haftalık bir aradan sonra galibiyetle tanışırken, çok net bir biçimde ifade etmek gerekir ki, özellikle ilk yarı defansta un kurabiyesi gibi dağıldı. Antalyaspor da, kaderin cilvesi olsa gerek Fenerbahçe maçının farklı bir versiyonunu yaşadı.

Antalyaspor-Galatasaray maçı pek çok açıdan ilginç bir karşılaşma oldu. Maçı izlemeyen biri, 2-0'dan 3-2'lik dönüşe "harika" diyebilir ya da karşılaşmanın müthiş bir tempoda geçtiğini söyleyebilir. Fakat 90 dakika boyunca sanki ağır çekim bir maç izliyormuşum hissine kapıldım.

Gökhan Zan'ın yokluğuna, Sabri'nin cezası eklenince klasik (gerçi o klasiği sevmiyorum ya neyse) defans dörtlüsünde iki önemli değişiklik yapan Galatasaray, berbat iki ofsayt taktiği örneği göstererek, ancak amatör takımların yiyeceği türden iki gol birden yedi.

Hedefi olan hiçbir takım, böylesi birbirinin kopyası iki gol yemez, hatta yememeli. Özellikle ikinci golden sonra kendi kendime "Ne olur bu maç bitsin" telkininde bulunsam da; biraz şans, biraz da yetenekle 3-2'ye çevrildi maç.

Su götürmez bir gerçek, durum 2-1'ken şans melekleri Necati'nin kafa vuruşunda direkte bitiverdi. Yoksa 2-0'dan 3-2'ye gelmesi güçtü.

Galatasaray'da önceki haftalara nazaran en büyük fark Elano'nun kıpırdanması oldu. Attığı gol dışında, sahada elinden geleni yaptı. Zaten İstanbul Büyükşehir Belediye maçında bunun sinyallerini vermişti. Demem o ki, ben de dahil olmak üzere "Nerede bu Elano?" diyenlere "Durun bakalım daha yeni ısınıyorum" der gibi. Umuyorum, özellikle ligde ikinci yarının başlamasıyla kendisi hakkında söylenenleri değiştirir.

Leo Franco'ya değinmeden olmaz. Evet kabul ediyorum, her kaleci gol yer, iyi gününde olmayabilir ama mümkünse Leo Franco sadece bir maçlığına gününde olsun ve üç direğin arasına giden birkaç topu kurtarsın. Bir de olabilir, kabul edebilirim.

Öyle ya da böyle Galatasaray çok da iyi top oynamadan 2 farkla geriye düştüğü bir deplasman maçından 3 puan kopardı. Bir an önce ikinci yarının gelmesini bekliyorum...

Unutulan söz1: Aydın oyuna girdi ve gol yemedik. Sanırım dünya tersine dönüyor.

Unutulan söz2: Arda, Hakan abisine özenmiş olacak. Maçın sonunda oyundan çıkarken, suratı ekşi limon gibiydi. Şu surat ifadesini gördüğüm an, her kimse o oyuncudan soğuyorum. Lütfen soğutma kendini, bizden

Fotoğraf: www.posta.com.tr