antalyaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antalyaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2010

Uğurlamayı bile beceremediniz


İş arasında bölük pörçük bakabildim maça. Çok şey yazmayacağım. Taraftarı uğurlamayı bile beceremediler. Oynanan futbol, kağnı düzeninde.

İnsanın işine saygısı olmalı, oraya giden taraftarlara saygısı olmalı, kendine saygısı olmalı. Bunların hiçbirisi yok. Kiralık oyunculardan kurulu bir takımın başarılı olamayacağını düşünüyordum, öyle de oldu.

Çok hata yapıldı, hafta arası bir iç dökümü yapacağım bu konuda ama Nonda gönderildiği gün içim burkulmuştu.

Seneye yapılması gereken çok şey var. Bir kere, Aykut'la olmaz, Sabri'yle olmaz, Barış'la olmaz, Caner'le olmaz, Mustafa Sarp'la olmaz; olmazoğlu olmaz işte.

Şimdiden 'savaşan takım yaratacağız' sözleri dolaşıyor ortalarda. Baltalardan kurulu bir takım sinyalleri geliyor. Haksız da sayılmazlar aslında. Bütün bir sezon herkes tekmeledi Galatasaraylı futbolcuları, hakemler öylece uzaktan izledi. O yüzden seneye herkesten daha fazla kasap, herkesten daha fazla 'ayı'larla kurulu bir takım kurulsun.

Ömer'e lafım yok. Atarsın 3 tane, oturtursun yerine. Kendimiz gol atmayı beceremedik bile. Yazık

10 Şubat 2010

Bazen olmayınca olmuyor


Uzun zamandan bu yana en iyi futbolunu oynadı Galatasaray ama Türkiye Kupası'ndan elendi. Futbolun güzelliği de bu zaten. Rakibin iki kez üstüne geliyor, ikisinde de golü atıp turu kapıyor.

Maçla ilgili söylenebilecek çok şey var aslında ama bir türlü elim gitmiyor yazmaya. Nedeni, Galatasaray'ın elenmesi değil tabii ki.

Epey olmuştu tribünde maç izlemeyeli, insanların tepkilerini ölçmek adına gayet de iyi oldu.

Bu maçı izledikten sonra şu karara vardım ki, Dos Santos Galatasaray'da kalıcı olmaz. Ayrıca, hazır değilse oynatılmasın, eleman da yıpratılmasın. Daha üçüncü maçta küfürle karışık uğultular başlamış hakkında. Bundan sonra ağzındaki kuş sayısı, onun kalıcılığını belirleyecek.

Özellikle ilk yarıdaki Elano'yu izlemek bana iyi geldi. Sahada duruşu, oyunu açması, kritik noktalara akil toplar göndermesi, kafalardaki soru işaretlerini sildi.

Arda, oyuna ileri uçta başladı, baktı olmayacak (zaten olmuyor da) Dos Santos'la yer değiştirdi. Daha efektif bir hüviyete büründü. Yine de, öyle parlak bir Arda performansı gösteremediği kesin. Hatta ben hiç beğenmedim.

İki maçtır denenen Neill-Emre Güngör ikilisi, her ne kadar Antalya iki kere gelip 2 gol attıysa da, gayet başarılı oynadılar. Özellikle Neill, müthiş bir özgüvene sahip. Tribünlerin kendini paniğe bıraktığı pozisyonlarda bile, o aslında gayet soğukkanlıydı. Emre Güngör kesici olarak iyi ancak topu ileri göndermek konusunda garip bir telaş ve panik içindeydi.

Orta sahada Mustafa Sarp, tüm iyi niyetine karşın golü bulamadı, hatta bir pozisyonda golden bile etti denebilir. Mehmet Topal ile birlikte vasat seviyesinde gezindiler.

Dedim ya; futbol bu, her zaman istediğini alamazsın. Ama doğruları ısrarla yapmak gerekir. Bu maçta da Galatasaray doğruları yapan ekipti. Bugün iki topunuz direkten döner, saç-baş yolduran pozisyonlar kaçırsın, yarın hepsini rakip kaleye bırakırsın.

Doğrusu, yeniden iyi futboy oynayan bir Galatasaray izlemek içimi ferah tutmamı sağladı.

Yanlız rakip kalede bulunan kel herif, iğrençti. Hatta iğrenç bile denemeyecek nitelikteydi. Bir maç nasıl provake edilir, şahane örneklerini gösterdi. Çeşitli yerlerinin oynadığını düşündüğüm Bünyamin isimli kara gömlekli şahıs ise bu kel herife ancak 90'da sarı kart gösterebildi.

Hatta tam kırmızı kartını gösterecekken, aklına ne geldiyse birdenbire vazgeçti. Bunları seyretmek için para vermiyor, maça giden insanlar. Kendisini SS subayı zanneden kara gömlekli ve ağzında düdük olan şahıs, bu işi yapmasın mümkünse. Ne zaman kendisin izlesem, bir futbolsever olarak tatmin olamıyorum, olamayacağım da. Ama böyle devam edecekse, kendisini tatmin etmeye talip çok insan olduğunu bilsin.

Açıkçası Galatasaray turu atlasaydı da, bunu söyleyecektim. Bir yükten kurtuldu Galatasaray. Kafi derecede bu kupadan mevcut çünkü. Türkiye Kupası'nı kazanmaktansa UEFA Avrupa Kupası'nda bir tur atlamayı tercih ederim.

Bilerek ve isteyerek Caner'den söz etmeyeceğim. Kimin hakkında olumlu bir şey söylesem, o adam sakatlanıyor çünkü. O yüzden Caner ancak idare etti (!) diyeyim, siz parantez içindeki ünlemden anlayın. Transfer edildiğinde "Nedense içime hiç sinmedi" demiştim, Servet'ten sonra ikinci bir kapak geliyor bana doğru onu hissediyorum.

Böyle oynasınlar, isterse şampiyon olmasınlar, umrumda değil. Çünkü günü ve anı yaşamıyoruz, bunun yaşanmasını da istemiyorum asla.

Eklemeden geçemeyeceğim, Necati hakkında "Ulan sırf bize mi oynuyor" şeklindeki yorumlara da katılmıyorum. Profesyonel oyuncudur, Galatasaray'da da gayet başarılı olmuştu. İnanmayan istatistiklerine bakabilir bu linkten. Link

Not: Fotoğraf pclionfc.blogspot.com'dan alınmıştır.

4 Şubat 2010

Türk futbolunun yeni canlısı


3-2'lik lig maçında Kewell'a yaptıklarından sonra dikkat etmeye başladım. Bu arkadaş, herkese benzer biçimde giriyor. Vitesi boşalmış kamyon gibi ve daha da garip olan, kötü niyetli.

Herkesin aşil tendonuna giriyor, bileğine basıyor, arkadan vuruyor. Yediğin ekmek haram olsun, futbolda böyle adamların direkt biletini keseceksin. Tabii, bunu bilerek yaptığını ispat edemiyorsun.

Su testisi su yolunda kırılır, bir gün basıverirler bileğine biter futbol hayatın. Hayvanlığın anlamı yok. Bu işten para kazanıyor o sahadaki adamlar.

Hırsla açıklanacak şeyler değil bunlar. Çünkü bir değil, iki değil, üç değil. Adam olmak, futbolcu olmaktan daha önemlidir. Fakat bunu anlayabilecek beyni var mı, onu bilmiyorum.

19 Aralık 2009

Gol için yaratılmış

Makukula ilginç bir adam, biraz önce Antalyaspor'un kullandığı kornerde, topukla kendi kalesine çok şık bir gol attı.

Hakikaten gol için yaratılmış. Tıpkı Galatasaray maçında olduğu gibi bir de Antalyaspor kalesine gol atmasını bekliyorum.

Golcü şansı mı desem, şanssızlığı mı bilemiyorum ama adam vurdu mu kale ayırt etmeksizin golü atıyor...

11 Aralık 2009

Biraz şans, biraz yetenek

Galatasaray, 3 haftalık bir aradan sonra galibiyetle tanışırken, çok net bir biçimde ifade etmek gerekir ki, özellikle ilk yarı defansta un kurabiyesi gibi dağıldı. Antalyaspor da, kaderin cilvesi olsa gerek Fenerbahçe maçının farklı bir versiyonunu yaşadı.

Antalyaspor-Galatasaray maçı pek çok açıdan ilginç bir karşılaşma oldu. Maçı izlemeyen biri, 2-0'dan 3-2'lik dönüşe "harika" diyebilir ya da karşılaşmanın müthiş bir tempoda geçtiğini söyleyebilir. Fakat 90 dakika boyunca sanki ağır çekim bir maç izliyormuşum hissine kapıldım.

Gökhan Zan'ın yokluğuna, Sabri'nin cezası eklenince klasik (gerçi o klasiği sevmiyorum ya neyse) defans dörtlüsünde iki önemli değişiklik yapan Galatasaray, berbat iki ofsayt taktiği örneği göstererek, ancak amatör takımların yiyeceği türden iki gol birden yedi.

Hedefi olan hiçbir takım, böylesi birbirinin kopyası iki gol yemez, hatta yememeli. Özellikle ikinci golden sonra kendi kendime "Ne olur bu maç bitsin" telkininde bulunsam da; biraz şans, biraz da yetenekle 3-2'ye çevrildi maç.

Su götürmez bir gerçek, durum 2-1'ken şans melekleri Necati'nin kafa vuruşunda direkte bitiverdi. Yoksa 2-0'dan 3-2'ye gelmesi güçtü.

Galatasaray'da önceki haftalara nazaran en büyük fark Elano'nun kıpırdanması oldu. Attığı gol dışında, sahada elinden geleni yaptı. Zaten İstanbul Büyükşehir Belediye maçında bunun sinyallerini vermişti. Demem o ki, ben de dahil olmak üzere "Nerede bu Elano?" diyenlere "Durun bakalım daha yeni ısınıyorum" der gibi. Umuyorum, özellikle ligde ikinci yarının başlamasıyla kendisi hakkında söylenenleri değiştirir.

Leo Franco'ya değinmeden olmaz. Evet kabul ediyorum, her kaleci gol yer, iyi gününde olmayabilir ama mümkünse Leo Franco sadece bir maçlığına gününde olsun ve üç direğin arasına giden birkaç topu kurtarsın. Bir de olabilir, kabul edebilirim.

Öyle ya da böyle Galatasaray çok da iyi top oynamadan 2 farkla geriye düştüğü bir deplasman maçından 3 puan kopardı. Bir an önce ikinci yarının gelmesini bekliyorum...

Unutulan söz1: Aydın oyuna girdi ve gol yemedik. Sanırım dünya tersine dönüyor.

Unutulan söz2: Arda, Hakan abisine özenmiş olacak. Maçın sonunda oyundan çıkarken, suratı ekşi limon gibiydi. Şu surat ifadesini gördüğüm an, her kimse o oyuncudan soğuyorum. Lütfen soğutma kendini, bizden

Fotoğraf: www.posta.com.tr