18 Aralık 2009

Bursa sapına kadar hak etti

Genelde adetim değildir, Galatasaray'dan başka bir takım yazmak ama buün Bursaspor'u yazmazsam futbola ihanet olurdu diye düşünüyorum.

Çılgın bir maç izledim doğrusu. 0-1'den 2-1, 2-1'den 2-3 gibi 5'er 10'ar dakikalık periyotlarda ansızın değişen bir mücadeleydi.

Mustafa Denizli, dün yaptığı basın toplantısında, teknik direktörlüğe başladığı günden bu yana hücum futbolunu benimsediğini ve 1-0 ya da 2-0 kazanmaktansa 6-5 kazanmayı tercih ettiğini söylemişti.

Açıklamanın çok etkisinde kalmış olacak ki, 2-1 önde götürdüğü ve bu denli ağır bir zeminde oynanan karşılaşmada maçta Yusuf'la harakiri yapmayı tercih etti.

Bursaspor, Galatasaray maçında da etkin bir futbol sergilemişti ancak İnönü Stadı'nda çok daha farklı bir oyun oynadılar. Öncelikle Ertuğrul Sağlam'ın önünde saygıyla eğilmek gerekir. Oynattığı futbol, maç içinde yaptığı hamleler ve Bursaspor'un bulunduğu konumdan ötürü.

Kalecisinden forvetine kadar golü düşünen, golle yatıp kalkan bir takım görünümündeydi Bursaspor. Tabii burada önemli olan nokta, bu çizgiyi sezon sonuna taşıyıp taşımamaları. Daha önce de Gaziantepspor, kısmen Gençlerbirliği ve Sivasspor örneklerinde gördüğümüz üzere, sezonun ikinci yarısının ortalarından itibaren genel görünümlerine tam ters düşen pozisyona giriyorlar, bu tip takımlar.

ŞU İŞİ BECERİN ARTIK

Bursaspor ve Kayserispor'u bekleyen tehlike bu. Küçük ama emin adımlarla gitmek hem daha önce şampiyonluğa oynamamış oyuncular üstündeki baskının minimuma indirilmesinde önemli hem de sendeleyip düştüğünde aldığın hasar açısından. Bu yüzden yola nasıl devam edecekleri büyük önem taşıyor.

KÜFÜR YAYINLAMAK YAYINCILIK MIDIR?

Beşiktaş seyircisi, Türkiye liglerindeki en antipatik taraftar olma yolunda hızlı ve emin adımlarla ilerliyor. Ali Tandoğan'ın 90+3'te korner çizgisine gittiği andan maç sonundaki 10 dakika boyunca ana-avrat-sülale, önüne gelene küfretti. (Burada parantez açmak şart oldu. Lig TV maç bittikten sonra ısrarlı bir biçimde yayın kesmeden küfürleri yayınladı. Maçtan sonra yapılan bir yorum varsa izlemediğimi belirteyim. Ancak özellikle küfür yayınlamak nasıl bir yayıncılık anlayışıdır onu da dehşetle merak etmekteyim).

Birader, bir kez olsun alkışlamayı bilmek lazım. Çok açık ve net belirtiyorum, hatta altını keçeli kalemle çiziyorum; şu maç Galatasaray-Bursaspor maçı olsaydı yemin ediyorum ayakta alkışlardım Bursaspor'u. Çünkü 2-1'den sonra 5 dakika içinde yaptıkları geri dönüş takdire şayandı. Tam da büyük takımların yapacağı türden bir iş becerdiler. Sadece bu yüzden bile alkıştan fazlasını hak ettiler.

Türkiye'de, -taraftar gözetmeden söylüyorum- taraftar filan yok. İyi giderken şarkı-türkü söyleyip, kötü giderken önüne gelene sülale boyu küfretmek acizliğin daniskasıdır. Zapo'nun suçu gönderilmek midir? Ertuğrul Sağlam'ın günahı arkasına teneke bağlayıp "Zaten yetersizdi" diye göndermek midir?

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünürmüş, tam o hesap, birkaç yıl önce alkışlayıp bağırlarına bastıkları adamlar, kendi canlarını yakınca söyle ağzına geleni. "Farklıyız, herkesten farklıyız" edebiyatı yapıp duran Beşiktaş taraftarı keşke bugün Bursaspor'u alkışlasaydı da, gerçekten farklı olduğunu gösterseydi.

Ben yağmura,çamura rağmen gayet güzel 90 dakika izledim. Bursaspor sapına kadar kazanmayı hakketti. Bunda Mustafa Denizli'nin dahli oldu tabii.

Son söz Sercan'a olsun. Maçın ikinci yarısının daha başında kaçırdığı gol akla ziyandı. Bursaspor maçı kaybetseydi benim açımdan tek sorumlu kendisi olacaktı.

Bir futbolcunun gol kaçırması kadar doğal bir durum yok ama lakayt ve laubali olmak apayrı. Otobanda 260 yaparken direğe bindirirsin, bir de bakmışsın 2. ligdesin. Çok örneği var, yeteneklerine ihanet etmesin...

Son bir sözüm daha var. Tolga Özkalfa'dan hakem olursa, hakikaten benden astronot olur.

Zor dostum, hatta çok zor

UEFA Avrupa Ligi'nde gerek Galatasaray, gerekse de Fenerbahçe'nin rakipleri kelimenin tam anlamıyla 'demir leblebi' kıvamında. Kişisel fikrim, her iki takımın da bu turda kupaya veda edecekleri.

Galatasaray'ın A.Madrid eşleşmesinin en ilginç yanı Leo Franco'nun eski takımına karşı oynayacak olması ve Rijkaard'ın yenien İspanya yollarına düşmesi. Muhtemelen yarından sonra gazetelerde bolca "Leo, Atletico Madrid'i çözdü", "Galatasaray'ın casusu Leo Franco", "Leo Franco, Rijkaard'a Atletico Madrid'i bitirme planını anlattı" türünden bolca haber göreceğiz.

Erken öten horozun kafasını keserler misali, çok erken konuşmak iyi değildir fakat ben direkt olarak söyleyeyim. Galatasaray var olan formuyla, ne kadar kötü durumda olursa olsun Atletico Marid'i eleyemez.

Benzer bir durum Fenerbahçe için de söz konusu. Oldum olası Fransa ligini severim ve beğenirim. Lille bu yıl ilginç sonuçlar aldı. Tıpkı Lyon maçında olduğu gibi. Son haftalarda inanılmaz bir form grafiği yakaladılar. Her iki maçta da Fenerbahçe'yi yeneceklerini düşünüyorum. En fazla İstanbul'da bir beraberlik çıkar.

Umuyorum her ikisi de, turu atlarlar fakat sonrası da pek parlak değil. Çünkü Fenerbahçe'yi Liverpool, Galatasaray'ı da Everton ya da Sporting Lizbon (bence Lizbon turu atlar) bekliyor. Belli ki, erken bitecek Avrupa macerası. Mart ayını görebilecekmişiz gibi gelmiyor.

Mourinho'ya Londra sürprizi

Şampiyonlar Ligi'ne 2. tur kuraları çekildi. En ilgi çekici eşleşme, yıllarca Chelsea'nin teknik patronluğunu yapan Jose Mourinho'nun bu kez Londra ekibine rakip olmasıydı.

Zico'nun yeniden çeyrek final görebileceğini düşünüyorum, Bordeaux'un harikulade performansına karşın. Açıkçası, Zico'yu çeyrek finalde de görmek istiyorum...

Bold'lu yazılan takımların çeyrek finalist olacağını düşünüyorum.

Stuttgart-Barcelona
Inter-Chelsea
Olympiacos-Bordeaux
Bayern Münih-Fiorentina
CSKA Moskova-Sevilla
Lyon-Real Madrid
Porto-Arsenal
AC Milan-Manchester United

Haydi rastgele


Galatasaray ve Fenerbahçe'nin rakipleri saat 13.00'ten sonra belli olacak. Ondan önce gönlümden geçen eşleşmelerle, tahmin ettiğim eşleşmeleri yazayım...

Gönlümden geçen: Galatasaray-Twente/Fenerbahçe-Standart Liege

Çıkmasını düşündüğüm: Galatasaray-Lille/Fenerbahçe-Hertha Berlin

Umuyorum her ikisi de finale kadar yoluna devam eder. Rastgele..

17 Aralık 2009

Nedir bizim ortak özelliğimiz?


Aslında çok da zor olmayan bir soru. Bu fotoğraftaki futbolcuların tümünün ortak özelliği nedir? Başka isimler de vardı ama çok bariz kopya olmasın diye onların fotoğrafını koymadım.

Yanıtları bekliyorum...

Kopya niyetine: Futbolcular sırasıyla, George Best, Eric Cantona, George Weah, Ryan Giggs, Ian Rush ve Bernd Schuster.

Galatalı da gitti

Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden Ali Taygun hayatını kaybetti. Ali Taygun diye hatırlanmaz ama Şekerpare'deki Galatalı deyince bilmeyen yoktur gibi kendisini.

Sadece oyunculuğu değil yönetmenliğiyle de Türk tiyatrosuna büyük emek vermiş olan Ali Taygun, 1996 yılındaki Habitat'ın açılışında gerçekleştirilen Lirik Tarih gösterisini de hazırlayan kişidir.

Ali Taygun'un bilinmeyen bir özelliği de, dünyanın en önemli 10 insan hakları gözlemcisinden biri olmasıydı.

Dedim ya, Ali Taygun'u tanımayan çoktur ama Galatalı'yı tanımayan yok gibidir. Saygıyla önünde eğilmeyi borç bilirim...

Efsaneler


Afrika ve Avrupa'nın efsane oyuncuları Cape Town'da bir araya geldiler. Okocha, Amokachi, Gullit, Winter, De Boer, Hooijdonk gibi isimler bir de futbol maçı yaptılar... Gerçekten özlemişim birçoğunu....

16 Aralık 2009

Bundesliga tarihinin en çılgını kim?


Sportbild Bundesliga tarihinin gelmiş geçmiş en çılgın 50 oyuncusunu yayımladı.

Gazete, VFB Stuttgart’ta forma giyen, kaleci Lehmann'ı Bundesliga tarihinin en çılgın oyuncusu seçerken, vukuatlarını da şöyle sıraladı.

  • 1989'da Schalke 04’te oynarken karşılaşma sırasında yerdeki rakibinin saçlarından çekti.
  • Borussia Dortmund takımında forma giydiği 2002'de Freiburglu rakibini tekmeledi.
  • Bayer Leverkusen’in futbolcusu Ulf Kirsten’i burnundan çekt.
  • VfB Stuttgart döneminde de Hoffenheimlı Salihovic’in maçta ayağından çıkan ayakkabısını kalenin üst ağlarına attı.
  • Antrenmanlardan sonra helikopterle eve gitti
  • Şampiyonlar Ligi maçında reklam panosunun arkasına çişini yaptı.

LİSTEDE KİMLER VAR KİMLER?

İkinci sırada Bundesliga’da 262 kez forma giyen Mario Basler, üçüncü sırada ise ligde 1979-1993 arasında 299 kez oynayan Wolfram Wuttke bulunuyor.

TANIDIK İSİMLER

Beşiktaş'ta da forma giyen Brezilyalı Ailton 6. sırada, Dünya Kupası’nda Fransız Batiston’un iki dişini kıran Tonu Schumacher 11. sırada, Trabzonspor ve Wolfsburg’da oynayan Marcelinho da 27. sırada yer aldı.

ULUSLARARASI ÇILGINLAR

Uluslararası düzeyde en çılgın futbolcuların "top 10"ununda da ilk sırada tabii ki, Maradona yer aldı. Maradona’nın vukuatları; "Tanrı'nın eli", gazetecilere tüfekle ateş açması, midesini küçültmesi olarak sıralandı.

Listenin ikinci sırasında ise Paul Gascoigne, üçüncü Eric Cantona, dördüncü George Best ve 5. sırada Jorge Campos yer aldı.

Campos’u, sırasıyla Garrincha, Corlos Valderrama, Rene Higuita, Jimmy Greaves ve Vinnie Jones takip etti

Hatırlatma servisi vol.1

Bundan böyle "Hatırlatma Servisi" isimli seriyi yayına koyacağım. Amaç Türkiye'de futbol yazarı olarak dolanan insanların dün ve bugün ne söylediklerini hatırlamak.

Türkiye'nin en iyi spor yorumcuları, en iyi yazarları olarak lanse edilen insanlarının; gün ve an itibariyle yazdıklarını bir nevi kanıt olarak sunacağız.. Maksat biraz da kıllık olsun tabii. Serinin ilki Rıdvan Dilmen'den geliyor.

24.08.2009 4-1'lik Galatasaray-Kayserispor maç yazısı: Kayseri takımı sol ayaklı Cangele’yi sağda, sağ ayaklı Gökhan Emreciksin’i solda oynatarak ters ayaklı futbolcularla rakibe üstünlük kurmaya, pozisyon üretmeye çalıştı. Ama öyle bir santrfor almışlar ki, belki yorum yapmak için çok erken ama çok sıradan geldi bana.

16.12.2009 Rıdvan Dilmen'in panel konuşması: Bu yılın en önemli transferi Kayserisporlu Makukula. Kayserispor ve Bursaspor bu sezon ilk üçü zorlar, ancak 3 büyükler dışında bir takımın şampiyon olabileceğini düşünmüyorum.

24.08.2009 Koala demiş ki: Hemen belirtmek lazım, Makukula Türkiye'de iş yapacak görüntüsü verdi. Fiziği güçlü, uzaktan sert şutlar çekiyor ve mücadeleden yılmıyor.

Kitlelerin Afyonu okunmalı


Açıkçası ben yeni rastladım, iyi de olmuş. Daha önce de yazmıştım, tekrar edeyim. Sözü olan insanları severim, hayata dair bir tavrı olan insanları.

Okurken, içi boş olmadığı her halinden belli oluyor. Görmeyenler, bilmeyenler, benim gibi daha önce rastlamayanlar varsa 'kitlelerinafyonu'nu herkese tavsiye ederim...