6 Ocak 2010

Meriç'e ithafen (Küfür içerir +18)

Köpeğin birini yazmaktan ben bıktım, o bıkmadı salyalarını akıtarak sağa sola saldırmaktan.

Nasıl bir Galatasaray nefreti varmış bu arkadaşta anlamadım. Yazacağım ayıp olacak, direkt yazmayacağım o yüzden..

Birader, bak sen şimdi sallıyorsun ya Galatasaray'a sürekli olarak, ben de sondan bir önce (sonuncuyu sezon sonuna saklıyorum) senin anlayacağın dilden yazacağım.

Meriç ile normal insan arasındaki farklar

Normal insanlar yaşamlarını emek sarf ederek sürdürüyorlar, sen köpeklik yaparak.

Normal insanlar düşüncelerini aktarıyor; sen, patronunun sana emrettiklerini yazıyorsun.

Normal insanlar düşünebilme yetisine sahipken, sen düşünme eyleminden habersizsin.

Normal insanlar sağduyuyu korumaya çabalarken, sen nasıl olur da çatışma çıkartırım diye düşünürsün.

Normal insanlar bir baltaya sap olmuşken, sen onun bunun paçasına yapışarak asalak gibi yaşarsın.

Normal insanlar yazılanları algılayabilirken, senin gibi geri zekâlılar algılama sorunu çeker.

Normal insanlar eleştirilerinde bel altı vurmazken, senin gibi embesiller bel altı vurmaya çabalar.

Normal insanlardan spor yazarı olabilecekken, senden tribündeki amigo zekâsından bile çıkmayacak yazılar çıkar.

O kadar yazdım, kendime kızdım. Sen normal insan olamazsın ki Meriç. Sen bildiğin yavşaksın. Sana gelip "Hadi Meriç, hitlerimiz düştü. Sert bir yazı yaz" derler, sen de, "Peki efendim, nasıl emredersiniz" dersin.

Küfür edeceğim değmezsin, adam değilsin çünkü. (ama yine de edeceğim) Bildiğin insana benziyorsun, insana benzer tepkiler veriyorsun, sanki insanmış gibi görünüyorsun ama değilsin. Hayvan desem, hayvan değilsin; puşt desem, puşt değilsin; pezevenk desem, pezevenk de değilsin. Ne olduğunu çözemedim ama o UEFA Kupası var ya, o UEFA Kupası. Hah bildin işte. O senin ta götüne girsin.

Not: Eleştiriler karşısında boynum kıldan incedir. Tutamadım kendimi..

Vassel İspanya'da oynasa o yazıyı yazar mıydı?


Darius Vassel, Türkiye'de yaşadıklarını bloğunda anlatmış. Vassel'in Türkiye macerasının pek parlak olmadığı aşikâr. Yaşadıklarının tatsız olması, apar topar gönderilmeye çalışılması v.s. v.s. cidden pek de iyi anılar olmasa gerek.

Ancak benim Vassel'in günlüğünde dikkatimi başka bir şey çekti. Aslında sadece bugün ilgimi çeken bir durum değil bu. Yıllardan bu yana bu duruma takıntılıyımdır.

21 Aralık tarihinde Vassel "Bir kaç ay önce bir keçinin kurban edildiğini gördüm. O gün hayvansever olduğumu anladığım gündü. Burda kurban törenleri normal ama hiç benim gibi rahatsız olabilecek insanların varlığını düşünmüyorlar mı? Bunun yardım için yapıldığını biliyorum, acaba daha başka nelerle karşılaşacağım?" ifadelerini yazmış.

Açıkça itiraf edebilirim ki, bu görüntüleri ben de kişisel olarak hoş karşılamıyorum, hatta şunu da söyleyebilirim ki, şu 'kurban' meselesini sevmiyorum.

Sanırım Türkiye'de yaşayan yabancıların birçoğu, özellikle bu konuda hassastırlar. Gerçekten de, kültürlerine son derece yabancı bir durum.

Fakat yabancıların (sadece yabancı değil aslında, hayvansever diye durumu toparlayayım) bu hassasiyetlerinin İspanya'daki boğa güreşlerine karşı aynı çeviklikte olmadığını görüyorum. (Boğa güreşi dünyadaki en aşağılık ve en kahpe olaylarından biridir, söylemeden edemeyeceğim. Aslında daha ağırı lazım ama neyse)

Evet, sesini yükselten, tepki koyanlar var ama bu 'kurban'daki hassasiyetin yarısı kadar hassas değiller bu konuya.

Geçmişi çok eskiye dayanan bu 'spor'un (buna spor diyenin beynine edeyim) Avrupa'nın göbeğinde yapılmasına kimse, sesini yeteri kadar yükseltmiyor. Şimdi durumu terse alalım ve Vassel'in Real Madrid forması giydiğini varsayalım. Çok merak ediyorum acaba Vassel, bloğuna "Burada boğa güreşi denen bir hadise var. Benim gibi rahatsız olabilecek insanların varlığını düşünmüyorlar mı?" cümlesini yazar mıydı?

Ya da tersten bir şekilde düşünelim, boğa güreşleri İspanya'da değil de, İstanbul'da yapılsaydı, kapısında dilenciye döndüğümüz Avrupa Birliği bu konuda ne gibi yaptırımlar uygulardı? Ota-boka karışan AB, kimbilir İstanbul'daki boğa güreşlerine hangi gözle bakardı?

Bir de bu gelenek, din adına yapılan şeylerin sonu yoktur. İyi o zaman, herhangi bir Avrupa ülkesinde futbol oynayan (Hadi Tuncay Şanlı olsun) biri "Burada sürekli domuz eti yeniyor. Benim gibi rahatsız olabilecek insanlaın varlığını düşünmüyorlar mı?" desin.

Öyle nalıncı keseri gibi hep kendine yontmak olmaz.

Kişisel not: Boğa güreşi denen tiksinti verici olay, ezelden beri Madrid'lilerden nefret etmemi sağlayan baş olgulardan biri olmuştur.

Mesut Özil'den sonra Onur Ayık

Werder Bremen, alt yapısında oynayan 19 yaşındaki Onur Ayık ile 2.5 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı. Onur, imzayı attıktan sonra takımının Dubai kampına katıldı.

Türkiye U19 milli takımında da forma giyen Onur Ayık 8 maçta 4 gol kaydetti.

2004'te SV Viktoria Rezhem'den gelen Ayık, önce Werder Bremen'in amatör takımına sonra da ikinci takımına yükseldi.

Onur'un profesyonel imza atmasında en çok Werder Bremen Teknik Direktörü Thomas Schaaf'ın etkisi bulunuyor.

Gülüşüne kurban olsunlar senin


Bir insan bu kadar sevimli olur mu ya? Suratını gördüğümde dudaklarım yayılmaya başlıyor, tebessümden gülüşe dikey geçiş yapıyorum...

Daimi küfürbazıma öneriler

"Adsız" yorum yazıp, sürekli olarak küfür eden arkadaşa sesleniyorum. Bloğu zorla bilgisayarının açılış sayfası mı yaptım yoksa her gece rüyalarına girip seninle mi uğraşıyorum?

Bu nasıl bir mazoşizm anlayışıdır ki, devamlı olarak okuyorsun ve neredeyse her gün sektirmeden küfür yağdırıyorsun?

Okuma güzel kardeşim, okuma. Zorla okutmuyorum, zorla açtırmıyorum sana bu sayfayı. Kaldı ki, niye merak ediyorsun yazdıklarımı, madem küfür edeceksin. Küfür etmek için bahane mi arıyorsun?

Bak, benden sana tavsiye; istersen okumayıp direkt olarak vereceğim bir mail adresine küfür yazabilirsin. Biriktir, biriktir sonra hepsini bir anda salla. Günlük rutin işlerin arasından çıksın, bana küfür etmek.

Böylesi disiplinli bir biçimde küfür etmense, bende ayrıca bir hayranlık uyandırıyor. Ama günden güne yapacağına haftalık yapsan, hayranlığım kat be kat artar.

Bu arada, ettiğin küfürlerde biraz daha yaratıcı olmanı bekliyorum. Belli bir stilin var, stilini bozma ama geliştir.

5 Ocak 2010

Bir şebek kalsın istemedim


Sayfayı bir şebek fotoğrafı ile bırakmak istemedim (Bir alt posttaki fotoğraf)

O yüzden Jelena Dokic'le koala sabaha kadar yüzleri gülümsetir.

Sonsuza uzanan sorular


Böyle yönetilmeyi gerçekten hak ediyor muyuz? Bu ülkenin sporcusu, yöneticisi ne zaman ahlak kavramının derinliğini kavrayabilecek? Ne zaman paranın her şey olmadığını anlayacağız? Ve ne zaman futbolun yönetenleri zeki, akıllı, donanımlı olacak?

Çok şey mi bekliyorum acaba? Beklentilerim aptallık boyutunda mı?

Şu olanları yorumlamak istiyorum ama kelime hafızam yeterli olmuyor. Üç-beş cümleyi derme çatma gecekondu gibi bir araya getirmek istemiyorum. Yaşananlar komik desen komik değil, dram yüklü desen öyle de değil.

Cidden, bir bilim-kurgu romanı içinde gibiyiz. Ankaragücü kongre üyelerinin 545’inden 486'sı bu adama oy verdi. 486 tane insanın, bırakın spor adamlığından, genel anlamda adamlığından şüphe duyuyorum.

Alternatif muhabbet yorumları



Drogba: Hacım imreniyorum sana. O güzelim formayı giyiyorsun.
Keita: Ehh, Keita olmak kolay değil be Didier'im.

Ha gayret az kaldı bitirmeye


Kırk yılda bir dünya futbolu düzeyinde bir yıldız çıktı Türkiye'den, onu da bitirmek için herkes elbirliği ile çalışıyor.

Sezon başı Aziz Yıldırım'ın teklifi kabul edilse, bugün Fenerbahçe'de forma giyseydi, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu olmuştu bile.

Hepiniz yavşaksınız, hem de en ileri gideninden....

4 Ocak 2010

Skibbe yeniden Türkiye'de


Galatasaray'ın geçen yıl teknik direktörlüğünü yapan Michael Skibbe, Eintracht Frankfurt'la Antalya Belek'te kamp yapıyor.

Doğrusu, ben Skibbe'yi sevenlerden oldum ve onun gönderilmesinin büyük bir hata olduğunu savundum. Baros'un Kocaelispor maçında kaçırdığı penaltıyla kaderi değişti. Gerçi, Galatasaray'daki kaderini Türkiye'ye adım atar atmaz tayin etmişlerdi. Genç, tecrübesiz, Almanya'nın sıradan takımlarını çalıştıran biriydi, futbolun çok bilenleri tarafından.

Oynattığı futbolu beğenirdim, duruşunu, efendiliğini... Türkiye'ye fazla bu tip adamlar. Rijkaard da, bu adamlardan biri. İstiyoruz ki, bizi aşağılasın, yukarıdan baksın ya da tam tersi, 'bizden biri gibi' oluversin, sahtekârca.

Eğer kalsaydı, Galatasaray'ın şampiyon olacağını halen savunuyorum ama bu vakitten sonra 'Teyze, amca, bıyık' üçgeni durumu oluşturur bu sözler.

Eintracht Frankfurt'la, Bundesliga'ya hiç beklenmedik bir giriş yaptı. Sonra biraz bocaladı. Şu anda düşme potasının hemen üstünde 24 puanla 10. durumda. Büyük bir ihtimalle düşmeyecek. Başarılı olmasını istediğim insanlardan biri. O başarı tokat olup çarpar umarım, birilerinin suratında...