14 Ocak 2011

Sıyırın donları, bir bakıverin

1- 9 Ocak'ta yayınlanan Behzat Ç. isimli dizinin gazeteyi ziyaret sahnesinde Behzat Ç. isimli karakterin gazeteciyle yaptığı tartışmanın olduğu yere gelen Özel Güvenlik Görevlisine önce yardımcısı "Genç oğlan sen nerden aldın sertifikayı?" diyerek ardından Behzat Ç. "He lan..Yaa oğlum bütün malları da GÜVENLİK yapıyorlar iyi mi!" dediği için özel güvenlikçiler Star önünde protesto eylemi yaptı.

2- Adını Feriha Koydum adlı dizinin fragmanındaki "Kapıcı kızı kadar bile olamadın" sözünün kendilerine hakaret olduğunu iddia eden kapıcılar, RTÜK'e şikayet yağdırarak, dava açacaklarını belirtti.

3- Muhteşem Yüzyıl dizisinde, Osmanlı Devleti’nin karalandığının, Kanuni Sultan Süleyman’ın da şehvet düşkünü ve sapkın cinsel tercihlerde olduğu yalanının söylendiğini vurgulayan pek çok siyasi parti, sivil toplum kuruluşunu ve sendika. dizinin yapımcısı ve yayınlanan kanal protesto etti. Dizi yayından kaldırılıncaya kadar da protestoların devam edeceği vurgulandı.

Olaya bak a.k. Götümüze girenin haddi hesabı yok. Et olmuş 40 TL, benzin olmuş 4 TL, soğan olmuş 2 TL, domates olmuş 4-5 TL. Yediğimiz, içtiğimiz her şey bir yıldan bu yana yüzde 100'ün üstünde zamlanmış, işsizlik Cumhuriyet tarihinin en yükseğinde kimsenin umurunda değil siktiğimin dizilerindeki replikler yüzünden herkes ayaklanıyor.

Ne sanal yaşamaya başladık. Tepkiler facebook'tan, twitter'dan, senaryolara ayaklanıyoruz ama hayattaki gerçeklerle yüzleşemiyoruz bile. Hakikaten süper saçma bir durum.

Şu kapıcılar acaba kaç paraya çalışıyor, sigortaları var mı, çalıştıkları yerde gördükleri muameleye karşı herhangi bir tepki gösteriyorlar mı?

Şu eylem halinde olan güvenlikçi, kapıcı, sendikacı v.s. v.s. yani halka birileri haber versin. Sıyırsınlar donları, götlerine girenin boyutundan haberdarlar mı? Arada bir bakın gözünüzü seveyim.

Her şeyden rencide oluyoruz ama iş haklarımıza gelince, oralı bile olmuyoruz.

Yağ gibi kayıyorlar lan, bir zahmet dizi yerine sizi sikenlere tepki gösterin...

Çemberi kırmak gerekir









Kars'taki ucube tartışması süredursun, Kars'ın Akp'li Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş'un kentteki neredeyse tüm heykelleri kaldırdığını öğrenmiş bulundum.

Şehirdeki birinin elinde gül, digerinin kucağında kuzu bulunan 2 kadın heykeli ile Şehit Hulusi Aytekin Caddesi üzerindeki çıplak kadın heykellerini depolara kaldırtan Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, son olarak kentin girisinde bulunan kaz heykelini kaldırtmış.

Belli ki sorun Mehmet Aksoy'un İnsanlık Anıtı değil, heykellerin ta kendisi.

Bu zihniyetin sanattan anladığı sağa sola çeşme, fıskıye ve havuz yaptırmaktan başka bir şey değil. Sadece Akp ile ilintili bir durum değil. MHP'li, Saadet Partili, Büyük Birlik Partili v.s. v.s. alayı benzer tavrı sergiliyor.

Türkiye'de Kürt sorunu üstünden ciddi bir faşist zihniyet pompalanıyor ve bu zihniyet de; TV dizileri, heykeller gibi suni tartışmalarla süreli canlı tutuluyor.

Türk halkının muhafazakâr bir yapısı olduğu aşikâr ancak son birkaç yılda bunlar tavan yapmış durumda.

Beyoğlu Tophane'de sokakta içki içenlere saldırılıyor, bazı belediyeler sokakta içki içenlere para cezası kesiyor, bazıları içki ruhsatlarını iptal ediyor, bazıları içki satan büferelere karşı timler oluşturuyor.

Aya İrini'de konserler basılıyor, insanların çocuklarıyla gittikleri restoranlarda yanlarına gelen birtakım kişiler tarafından "çocukların, yanlarında aile büyükleri olsa bile da içkili bir restoranda bulunamayacağı" söylenerek anne-babaların nüfus cüzdanları toplanıyor.

Tabii ki, gelişmişliğin bir göstergesi değil içki ancak insanların içki içme özgürlüğü ellerinden alınmaya başlandı. Bu bazen bir lokanta baskınıyla, bazen büfelere gönderilen eli sopalı itler tarafından yapılıyor.

Bu işin ilk ayağı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal tesislerinde alkolün yasaklanmasıyla başladı. 10 yılda geldiğimiz nokta ise konserlerin basılması, restoranlarda anne-babalaren nüfus cüzdanlarının toplanmasına kadar geldi.

Her yapılandan sonra bir grup "Yok canım o kadarına da müsaade etmeyiz" diyordu. İzin vermedikleri her şey bir süre sonra kendiliğinden oluşmaya başladı. Bu tıpkı, Maliye Bakanı'nın "Ben 4 TL'ye benzin satıldığını görmedim" demesine benziyor. Evet hakikaten satılmıyordu ama baktık ki, 4 TL'yi aştı.

Benzer bir durum içki ya da heykel tartışmasında da yaşanıyor. Şu an içki yasak mı? Hayır, yasak değil. Peki birkaç yıl sonra yasaklanmayacağını kim garanti edecek? Kimse.

Ülkenin geleceği açısından ciddi bir faşist çemberi örülüyor çevremize. Başbakan hakkındaki her olumsuz yazı, her eleştiri artık dava konusu. Üstelik bunu "Hakkımda yazı yazanlar Ergenekon'dan içeride yatıyor" diyerek, gayet rahat ifade ediyor.

Bir kısımın, topluma umut olarak gösterdiği MHP, CHP de, bu faşist çember içinde. Onlar da, kendilerine düşen parçadan tadıyor.

CHP, Ergenekon davasında çıkarttığı yüksek sesi, KCK davasında aynı tonda çıkartamıyor. Sadece 2 kişi görevlendirerek, durumu idare etmeye çalışıyor. Partinin içinde ANAP'ın 4 eğilimi benzeri imamlar, muhafazakârlar, sağcılar cirit atıyor.

Bu çemberi kırmak, direnmekten, teslim olmamaktan geçer.

Bugün kaldırılan heylkellerin yerini yaın özgürlüğümüz alacak. Akp gidip, bir başkası gelse, her şeyin değişeceğini düşünenler ne yazık ki bebek saflığında. Sorun sistemdir, sorun ülkenin iliklerine işletilmeye çalışılan düşünce biçimidir.

Ya uslu uslu susar, yerinizde oturur ve kılınızı kıpırdatmazsınız ya da her ne pahasına olursa olsun mücadele edersiniz.

Sikmişim hepinizi


Zaman zaman benim jargonumda elektronik iletiler geliyor. "Ne dediysen yüz katı sana girsin" tadında oluyor genelde. Bazen de, tehdit dolu postalar geliyor, "Kaçacak yerin olmayacak" türünde.

Bu akşamki arkadaş biraz hadiseyi aşmış ve şunları yazmış:

"Allahsız köpek, senin ne bok olduğun kurban bayramı yazından belli. Allah'a inanmyan, dinsiz ibnenin tekisin. aklın sıra millete msj veriyorsun. kimsin ulan sen soysuz piç. nerde çalıştığın belli. ne iş yaptığın belli. Bir gün kendini kimsesizler mezarında buluverirsin. ne anan, ne babanın haberi olur.
Yazdıklarına dikkat etsen iyi olur. adam gibi yaz futbolunu, otur yerine. kafanın basmadığı konularda ahkam kesme. bir daha ağzına Allah'ın, iktidarın, Hizbullah'ın adını alma.
Bu sana ilk ve son uyarım, bir dahaki sefere karşında kimleri bulacağını görürsün."

Kendisine kısaca, öncelikle Türkçe öğrenmesi gerektiğini belirterek, bu mailden sonra karşıma çıkmazsa, kendisini götveren ilan ettiğimi söyleyip, iş adresimi de isterse verebileceğini söyledim.

Garip ve saçma bir tahammülsüzlük örneği bu. Sanki ülkenin çoğunluğu benmişim gibi, herif oturmuş yazmış. Birkaç yazının nasıl bir hazımsızlık yaptığını ve etraflarında kendi gibi düşünenlerden başka kimsenin olmamasını istediklerini görmek mümkün.

Aslında adam haklı. Yüzlerce insan öldürmüş eli kanlı bir örgütün -Hizbullah- mensupları, cinayet işledikleri, işkence yaptıkları aleniyet kazanmış oldukları halde, ellerini kollarını sallaya sallaya çıktılar.

Sanki bir mesaj gibi, "Devam edin, bir yolunu bulup çıkarsınız" deniyor sanki.

Bu arkadaş ve bu arkadaş gibi düşünen, mail yollayacak arkadaşlara şimdiden sesleniyorum. Bunu birkaç kez, bazı garip durumlar oluştuğunda söylemiştim, "Verecek bir canım var, onu da kolay vermem."

Sikmişim hepinizi.....

13 Ocak 2011

Tarrakiye şimdi çok mutlu


"Rafineri bir adım attı. 4 liradan bahsediyorlar. Nerede 4 liradan satılıyor, ben hiç görmedim. Hiç bir zaman 4 lirayı bulmadı. Bir çok petrol istasyonunda fiyatlar 3,75 hatta daha aşağıda olan yerler var."

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek böyle söylemişti 20 Aralık günü. Aradan 20 gün geçti artık her yerde görebilir kendisi benzinin 4 TL'nin üstüne satıldığını.

Yavaş yavaş, ucundan ucundan, korkutmadan ürkütmeden, minik minik, ağır ağır sikiyorlar, o yüzden sanki olmuyormuş gibi geliyor bize.

Gözümüzün önünde olup bitenlere "Yok aslında öyle değil" diye kılıf buluyorlar. Son örneğini ucubede yaşadık. Başbakan aleni olarak heykele ucube dedi, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay "Başbakan gecekondulara öyle dedi" diye, durumu anlatmaya çalıştı. Başbakan "Ben heykele ucube dedim" deyince de, "Görüşlerimi basın önünde paylaşmam" diyerek, görüşlerini Başbakan'la özel olarak paylaşacağını söyledi.

Benzin konusuna geri dönecek olursak, sanırım dünyanın en pahalı benzinini kullandığımızı tekrar etmenin bir anlamı yok. Herkes az çok biliyor, durumun ne şekilde olduğunu.

Önceki gün otomotiv sektörü 2010 yılını 760 bin 913 adetle rekor yılı olarak açıkladı.

Benzinin 4 TL'yi aşması ve otomotivin rekor kırdığını yan yana getirirsek, ülkenin zekâ haritası da çıkmış oluyor. Dünyanın en pahalı benzinini kullanan ülkede, otomobil satışları rekor kırıyor. Aslında trajikomik bir durummuş gibi görünüyor. Bununla ilgili bir senaryo yazılabilir.

Ne bileyim benim aklıma ilk düşündüğümde Tarrakiye diye bir ülke geldi. Dünyada değil, başka bir galakside. Bu ülkenin insanları yoksul, yöneticileri ise sürekli zenginleşiyor. Tarrakiye'nin Kerep Mallip Doganer diye bir başbakanı var. Bu Kerem Mallip, 30 yıl önce Tarrakiye'nin vapur hatlarında memurken, kirada oturuyorken, Başbakan olduktan sonra kendisinin, çocuklarının ve eşinin malvarlığı milyar dolarlarla ölçülür duruma geliyor.

Tarrakiye başbakanı Kerep Mallip Doganer, ülkenin hızlı yoksullaşması ve fakirliğine karşın her seçimde gücüne güç katıyor. Yakınları, dostlarının Tarrakiye'de daha 10 yıl öncesine kadar isimleri bilinmezken, gelinen noktada ülkenin sayılı zenginleri haline geliyor.

Ülkenin en önemli geçim kaynağı ise tarrak bitkisi. Bu bitki her türden cinsel sorunun çözümünde kullanılıyor. Bütün dünya, sadece Tarrakiye'de bulunan tarrak bitkisinden alabilmek için deliler gibi para veriyor. Tarrağın bir tutamı 1 milyon dolar değerinde. Ama işte senaryo yazdık ya, Tarrakiye'de tüm erkekler, erken boşalıyor, tüm kadınlar vajinismus sorunu çekiyor.

Ancak senaryoda olur lan dünyanın en pahalı benzininin satıldığı ülkede otomobil sektörünün satış rekoru kırması.

Sanal ülkemiz Tarrakiye'ye ne mi oldu? Halk ayaklandı, hem askeri, hem de siyasi iktidarı yok etti. Ülkedeki bütün tarrakları, başbakanın götüne soktular. Tarrakiye şimdi çok mutlu...

Bizim ülkemizde olmaz öyle şeyler. Ancak hayal ürünü senaryolarda yaşanır böyle şeyler.

Helal lan Tarrakiye!

Bu vahşete 'dur' deyin!!!!!


Fotoğraf İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait Hasdal hayvan barınağından. Bu şahsiyetsizler, barınağa aldıkları canlılara böyle davranıyorlar. Muhtaç canlılara bakmaktan kasıtları muhtemelen bu.

Facebook'um yok ancak olanlardan destek isteniyor bir grup tarafından. Eğer siz de desteklemek istiyorsanız, şu linke tıklamanız yeterli olacaktır sanırım.

Mideniz kaldırırsa şurada da video görüntüleri var.

Bu orospu çocuklarının insana bakışı ne ki, hayvana nasıl bakacaklar. Göstermelik bir barınak, barınakta hayvancağızları kasap gibi doğra.

Böyle durumlarda, bu gibi tiplerden biriyle karşı karşıya gelmediğim için kendimi şanslı addediyorum. Çünkü 60 saniye içinde katil olurum.

Cidden yazamıyorum, kusura bakmayın.

12 Ocak 2011

Helal et hakkını biricik yuvamız



İnsanın sevdiğinden ayrılması zordur. Elleri titrer adamın, sancı basar her yanını, kalbi beyninde atar.

Bir tarihi kapattı Galatasaray dün akşam. Herkes çok şey yaşadı, çok şey gördü geçirdi o statta. Kimi elinden kız arkadaşını tutup götürdü, kimi kafasının üstüne bebeğini aldı, kimi en yakın dostuyla tırnaklarını kemire kemire maç izledi.

Çok şey Ali Sami Yen benim için. Bir stattan öte, en kötü zamanlarda sığınılacak bir liman gibiydi. Hiç tanımadığım insanlarla sarmaş dolaş oldum, çok sevdiğim insanlarla tartışıp gönüllerini kırdım.

Sadece iyi anılarla hatırlıyor insan geride bıraktığını, kazanılan maçları, gol sevinçlerini, kupaları, şampiyonlukları, Avrupa zaferlerini. Oysa ağız dolusu küfürlerle çıktığımız maçlar da yaşandı, o büyük yuvada.

Sabri'nin Bordeaux maçında attığı gole ne kadar sevindiysek, Servet'in Atletico Madrid maçındaki ıskasına o kadar öfkelendik. Uğur'un Frankfurt'a attığı gole nasıl sevindiysek, Rotariu'nun çamura saplanan topunda o kadar üzüldük.

Garip bir duygu olacak Mecidiyeköy yolunu tutmamak, Ali Sami Yen'e gidememek. Sokakta bira içemeyeceğiz, Orjin'den bol soğanlı köfte yiyemeyeceğiz, stattan çıkıp da o trafiğe lanet okuyamayacağız.

Son zamanlarda Galatasaray hakkında olumlu hiçbir şey yazamadım. Sanırım çok şey değişti ve değişiyor Galatasaray'da. O yüzden kızgınlığım biraz da. Tıpkı Ali Sami Yen'den ayrılmanın ağrıma gittiği gibi.

Her şey değişiyor. Cüneyt Tanman'ın giydiği formayı Kazım'ın giymesini içime sindiremiyorum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım sindiremeyeceğim de.

Her seferinde "Ulan Galatasaraylılık benim için biter" diyorum ama sonra minicik bir ışığın arkasından takılıp, verdiğim sözü unutuyorum.

Dün akşam özellikle gitmedim Ali Sami Yen'e. Veda etmeyi beceremem, sevmem de zaten. Şimdi yerine koyacağımız bir Ali Sami Yen'imiz daha olmayacak. Gözlerimi kapatsam yolunu bulacağım Ali Sami Yen yerine bambaşka bir yer yuva olacak Galatasaray'a.

Cevad'ın dediği gibi, "Eski statları seviyorum ben. Yeni stadlarda ruh göremiyorum."

Kendimi böyle hissetmemiştim hiç. İnsan ayırdına varamıyor bir süre. Dün akşamki görüntüleri sabah izlediğimde hiç tepki bile vermedim.

Şimdi Ali Sami Yen'sizlik kapladı içimi. Yorgun, yaşlı, kırık, dökük bir stad değil lan orası, hepimizin yuvası.

"Eski açık sarı desene" dediğimiz yer.

"Sarı, kırmızı en büyük Cim-bom" diye gırtlağımızı patlattığımız evimiz.

30 bin kişinin "Seni sevmeyen ölsün" diye bağırdığı yer.

Lan orası Ali Sami Yen. 25 bin kişinin, Avrupa'ya cehennemi tanıttığı, Ince'in, Schmeichel'ın, Maldini'nin, Guardiola'nın ısınmaya çıktığında kulaklarını tıkamak zorunda kaldığı yer.

Orası stat değil, hiç olmadı hem de benim gözümde. Hayatımızın bir parçası orası.

Sarı-kırmızıya gönül veren herkesin hayatının bir parçası. İlk kim söyledi bilmiyorum ama tam olarak benim söylemek istediğim şeyi söylemiş; "Sana vurulacak kazmanın ta amına koyayım"

Hepimizin canından bir parça seninle birlikte gidecek. Dün o Kapalı'daki pankartta yazdığı gibi, "ÇEKTİYSEN KAHRIMI, HELAL ET HAKKIMI"

Ruhunu bırakma, getir bize.

Ulan en çok neye üzülüyorum, keşke bir kızım olaydı da elinden tutup gitseydim Ali Sami Yen'e. Hayatımdaki en büyük pişmanlıklardan biri bu olacak.

Son sözü Nâzım Usta söylesin...

HOŞÇAKALIN DOSTLARIM

Hoşçakalın dostlarım benim
Hoşçakalın dostlarım
Sizi canımda canımın içinde
Kavgamı kafamda götürüyorum

Hoşçakalın dostlarım
A dostlara kavga dostu
İş kardeşi
A yoldaşlara tek hecesiyiz
Tek hecesiz elveda

A dostlara kavga dostu
İş kardeş
Yoldaşlara elveda
Görüşürüz yine görüşürüz dostlarım
Beraber güneşle güler beraber döğüşürüz

Hoşçakalın dostlarım
A dostlara kavga dostu
İş kardeşi
A yoldaşlara tek hecesiyiz
Tek hecesiz elveda

Neymiş Kazım? Yalan söylemiyormuşuz değil mi?


"Benim ailemin tamamı Galatasaraylı. Geçmişte Fenerbahçe’de oynarken gol attığımda, hiç takım armasını öpmedim. Sadece Galatasaray armasını öptüm."

Önemli olan kaç gol attığı, kaç asist yaptığı değil. Ahlaklı futbolcu beklentisi bu kadar mı zor olur?

Kelepçesi, fantazisi başka bir hadise. Doğru, yanlış kimsenin cinsel hayatını sorgulamıyorum ama ne bu adamın samimiyetine inanıyorum, ne de kendisinin Galatasaray'a faydalı olacağını.

Tüm sorun istatistik mi? Bu mu bütün argümanımız? Galatasaray'ı bekleyen tehlike tam da budur. Zihniyetinin değiştiğini görmek. Sonucun her şeyden yeğ olduğu anlayışı.

Kazım daha çok forma öper. Biz de Kazım gibi tipleri çok omuzlara alırız bu kafayla..

Unutmadan Culio transferine laf etmiş bir adam olarak, gerek Hannover gerekse de Beypazarı Şekerspor maçında göt olacağımı anlamış bulunuyorum. Ne dediysem, ne söylediysem, dilim kopsun. Umarım böyle devam eder. Bir tane akıllı orta saha oyuncusunun, neleri değiştirebileceğini görmek bizi sevindirse de, 4 yıldır kıçını yırtan akil adamların da haklılığını ortaya çıkartmıştır.

KAZIM'IN FORMASINI ÖPTÜĞÜ VİDEO

Komünistler düdüklesin topunuzu


Haftalardır "Hür Adam" tartışılıyor ülkede. "Atatürk'e posta koydu", "Çok acılar çekti", "Mustafa Suphi'den daha fazla eziyet çekti", "O olmasa Kurtuluş Savaşı dı olmazdı", "Muhafazakâr seyirci rekor kırdırdı". Sözün özü film vizyona girmeden başlatı tartışmalar, vizyona girdi bilinçli bir biçimde gündemde tutulmaya çabalanıyor.

Filmin yönetmeni Mehmet Tanrısever, bugün bir televizyonda kendisini "Bu filmi para için yapıyorsun" diyen, elemana önce "Koministlerle uğraşıyorum bir de sizinle mi uğraşacağım" demiş, ardından da mikrofon fırlatmış.

Beni ilgilendiren kısmı, bu yönetmen denen tipin zihniyet sorunu. Herif bir kere, kendisini eleştiren herkese "Komünist" yaftasını yapıştırmış. Tipik 1960'lı yıllar ve sonrasında pompalanan zihniyet, 'Her muhalif komünisttir. Komünistler tehlikelidir' durumu yani.

İşin bir de mikrofon fırlatma hadisesi var. Bu heriflerin hepsi 12 Eylül'de ezildiğininden dem vurup, özgürlük naraları atan tiplerden.

Yaptığı hareketle, kendi düşüncesi dışındaki her şeyi nasıl reddettiğini, kendi gibi düşünmeyen bir kişiye nasıl tepki gösterileceğini, kendi demokrasi anlayışı dahilinde göstermiş. Bunların demokrasinden anladığı yegâne şey; "Herkes benim gibi düşünmeli. Farklı düşünceler olmazsa çok demokratik bir toplum oluruz" yuvarlaması.

Bunlar gibi düşünürsen, bunların söylediği her şeyi olumlarsan, bunların yaşam tarzına saygı gösterirsen, demokrasiye sen de sahip olursun. Ama tam tersini yaparsan, adi, pis bir komünistten ibaretsin demektir.

12 Eylül'ün bütün kaymağını yiyip, o kaymak üstünden zengin olup, siyasi örgütlenmede hiçbir zorluk çekmeyen Mehmet Tanrısever ve onunla atbaşı koşturan zihniyet, gariptir ki, bir ütopyadan halen korkmakta ve onu bir korku unsuru gibi göstermekte. Komünistlikse iğrenç, sapık ve sapkın bir düşünceden başka bir şey değil.

Haa bir de filmin ismi Hür Adam ama yönetmeni ve senaristi "Tahammülsüz Adam", filmin ismi "Hür Adam" ama daha vizyona girmeden Fethullah Gülen bazı kısımlarının çıkartılmasını istemiş ve arkadaş filminin "Hür" kısmını daha yekten kırpmış.

Bunların komünistlere baktığı gözün, söyledikleri aslında aynaya baktıklarında yansıyan görüntüden ibaret. Her zamanın adamı olarak, fabrika sahibi ol, sinema şirketi kur, kendi deyimiyle gazete kur ama halen ezilmişlikten söz et. Pes yemin ediyorum. Bu kadar kaygan, yapışık, jöle kıvamında olunmaz. İnsan biraz dik durma becerisi gösterir.

Ya ayrıca biriniz insana benzeyin lan.

Ülkede yavşak kaynamaya başladı



Ülkenin batısı, doğusu, güneyi, kuzeyi fark etmiyor. Her tarafta yavşak kaynıyor. Bodrum'da 8 tane hayvancağızı kıymayla zehirlemişler.

Nasıl bir insanlık anlayışıdır bu, nasıl bir davranış biçimidir acaba? Cidden, yaşadıkları psikolojiyi dehşet merak ediyorum. Hangisinin ne zararı var, kendilerine.

İnsanlıktan çıktık, boyut değiştirip başka bir canlıya evriliyoruz. Ülkenin her tarafından; kan, vahşet, cinayet, işkence haberi geliyor. Manyağın biri kendi çocuğunun kafasına biberonla vura vura öldürüyor, ötekisi sokaktaki savunmasız canlıları zehirli kıyma ile öldürüyor, diğeri başka bir savunmasız canlıyı tekmeleyerek öldürüyor.

Bu orospu çocuklarını yaşatmamak gerek.



11 Ocak 2011

Hırsız Bulgar, Orospu Rus, Çingene Romanyalı...


Adsız bir arkadaş, yorum bölümüne gönderince okudum şu postu. http://antoniobenerrivo.blogspot.com/2011/01/karabuk-uyuma-emenikeye-sahip-ck.html


Bunu yazan yeni yetme genç adam olsa, tepki vermezdim, üstünde tartışmaya da girmezdim. Ama bir gazeteci olunca, insan yazmadan duramıyor.

Ben önce Bener'e "Türkiye'ye hoşgeldin" diyorum. Türkiye'de ırkçılığın olduğunun ayırdına vardığı için. Böyle bir gerçekle yüzleşmek zor mudur, kolay mıdır kendisi açısından bilmiyorum ancak Türkiye'de ciddi bir ırkçılık olduğunu görmek çok da zor olmasa gerek.

Hadi diyelim ki, Emenike özelinde hadisenin namusunu kurtardık. Peki Beyoğlu'nda, Laleli'de, Galata'da, Hacı Ahmet'te, Kasımpaşa'da arkasından "Lan zenci piçine bak" diye seslendikleri onlarca Afrikalı konusunda ne yapacağız?

Genelde bizde sistem böyle işler. Aslında olan biten her şey göz önündedir ama bizim tatlı, pembe kılıflarımız vardır. İnsanlarla, taşak geçerek aşağılamayı "eğlence" şeklinde adlandırırız.
Yoksa bizim gibi seven var mıdır zencileri? Avrupa'da dışlanırlar ama burada hiç mi hiç!

Bu ülkeye gelen neredeyse her Afrikalıya maymun muamelesi yapmıyor muyuz lan? Birçok ülkede bunun karşılığı ırkçılıktır. Bizim için eğlenceden ibaret şeyin karşılığı, ırkçılık yani...

2003 yılında Türkiye'ye gelen (ve getirilen) 3 Afrikalı ile röportaj yapmıştım, Hacı Ahmet'te bir toprak top sahasında. Ganalı Moses Sakyi, Nijeryalı Frank Tagbo ve Rachid Adeba ile.

Adamlarla röportaj yapabilmek için tam 5 gün boyunca onlara, kendimi inandırmaya ve Türkiye'de her gazetecinin aynı olmadığını anlatmak için. Neyse en nihayetinde ne bok olduğumu anladılar ve konuştuk. Futbol dışında konuştuğum konuda hepsinin ortak noktası, kendilerinin ısrarlı bir biçimde uyuşturucu satıcısı olduğuydu. Gazeteciler, polisler, konu komşu yani sizin anlayacağınız herkes, derilerinin renginden ötürü, profesyonel futbolculuk yapmaya çalışan bu adamların uyuşturucu sattığından şüphe ediyor. İkinci ortak noktaları ise, kendilerine her yerde 'Arap' denmesi.

Bu ülkenin saçma sapan ve anlamsız kültüründe vardır, her siyah renkli insana 'Arap' demek.

Bener, yazısının sonunu, "Spor yazarlarına not: Siz de sessiz kalmayın ve köşenizde bir cümle de olsa Emenike’ye destek verin." diye bağlamış.

Ben saflık olarak değerlendireceğim. Çünkü bu ülkede Lucescu'ya, Hagi'ye 'çingene' denirken, Skibbe'ye, Werner Lorant'a ve bilimum Alman'a 'köylü' sıfatını yapıştıran medyadaki 'arkadaşlar' değil midir? Aynı arkadaşlar, ırkçılığın daniskasını yaparken, nasıl olur da Emenike'ye destek verebilir ki?

Bu iş böyle "Haydi sessiz kalmayalım" tadındaki çağrılarla olmaz. Daha bu ülke Festus Okey'in hesabını veremedi.

Hayır, benim şaşırdığım şey, bu olaya gösterilen tepki. İş futbol olunca mı ayağa kalkacağız.

Bu ülkede ırkçılık hep vardı. Zaten o yüzden Ruslar 'orospu', Romanyalılar 'çingene', Bulgarlar 'hırsız', Yunanistanlılar 'düşman', Fransızlar 'küstah', Afrikalılar 'Arap, zenci, uyuşturucu satıcısı' diyen, başka bir toplumun insanları mı?

"Türkler ırkçı değildir" söylemi, bu ülkedeki en süslü yalanlardan biridir. Siz kalkıp bunları görmezden gelir, Emenike'ye yapılan terbiyesizliğe tepki vermeye kalkarsak, yine aynı şeyi yapmış oluruz. Elimizdeki o mal aygıtla sivrisinek kovalarız ancak.
Bir akıllı insan da, fotoğrafın tamamını okumaya uğraşsın.

Türkiye'de ırkçılık tarih kitaplarını okumamızla başlıyor. Bunu görmek ne kadar zor olabilir ki?

Tüm bu yazılanların, Bener'e bir eleştiri olduğu düşünülmesin. Öyle bir amacım yok ama medyanın göbeğinde olup, sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi konuşması da biraz saçma gelmedi değil.