12 Mart 2011

Selam olsun tüm kızıl karanfillere


Bu ülkedeki en kirli tezgahlardan biriydi Gazi Mahallesi olayları. 20'den fazla kişi hayatını kaybederken, 7'sinin polis kurşunuyla öldüğü belirlendi.

Yargılanan polislerden sadece 2'si için mahkûmiyet kararı verildi. Tahmin edileceği üzere bu iki polisin de cezaları ertelendi.

Türkiye'deki her utanç olayında olduğu gibi bu olayda, sumenaltı edildi.

Polislikten ihraç edilen Adem Albayrak, açık açık isim vererek, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar için "Emri onlar vermişti" söylemi bile kimsenin rahatını bozmadı.

Bu ülkede garip bir biçimde Aleviler etrafında şiddet olayları döndürülüyor. Osmanlı'dan bu yana bir devlet geleneği gibi, her tür şiddet olayının öznesi Aleviler oluveriyor.

Anadolu tarihi Alevilere yönelen katliamlarla dolu. Bugüne kadar hiçbirinin sayfası bile açılmadı. Katiller ellerini-kollarını sallaya sallaya dışarıda geziyor.

Bugün "Anaların gözyaşı dökülmesin" diye sahtekârca açıklama yapan siyasilerden bir teki dahi, kızlarını, oğullarını, eşlerini yitiren ve gözyaşları kurumamış analar için kılını kıpırdatmadı.

Her zaman olduğu gibi unuttuk. Hafızalarımızdan siliniverdi o kanlı gün. Bir sonraki yaşatılana kadar da unutmaya devam edeceğiz.

Faşizm ve her türden gericilik döktüğü kanda boğulmaya mahkûmdur!

Selam olsun tüm kızıl karanfillere...

11 Mart 2011

TFF ülkedeki fotoğrafın detayıdır


Türkiye'de böyle bir gelenek oluşmaya başladı. Kim bir açıklama yapmaya kalksa, ağır cezalar veriliyor.

Türkiye Futbol Federasyonu, Beşiktaş ve Trabzonspor'a 100 bin TL para cezası verdi. Sebep; Federasyon aleyhine açıklama yapmak.

Türkiye'de artık kimse birileri aleyhine açıklama yapamıyor. Yapınca bir biçimde cezayı göze alıyorsunuz demektir.

Trabzonspor ve Beşiktaş ne dedi: "Federasyon tarafsızlığını yitirmiştir."

Federasyon Başkanı olarak çıkarsın, "Kulüplerin açıklamaları yanlış" dersin, biter olay.

Ama yok, öyle değil. Elindeki yetkiye ve güce dayanarak, verebildiğin en ağır cezayı basarak, aklı sıra açıklamayı yapanlara ayar veriyor.

Türkiye'nin içinden geçtiği süreçle paralellik gösteriyor Türkiye Futbol Federasyonu'nun uygulamaları ve tavırları.

Ortadaki kavganın nedeni şampiyonluk ve tabii ki, şampiyonluktan paya düşecek 100 milyon dolar. Böylesi bir rakam haliyle kavga nedeni.

Mahmut'un başkanlığındaki federasyon dönemi, Türkiye Milli Takımı'nın en berbat zamanlarına denk düşüyor. Benzer biçimde, kayıkçı kavgasına tutuşan kulüplerin de ne kadar başarılı (!) olduğu aşikâr.

Bu ülke ne yazık ki, görevini yapamayan adamların, koltuklara sıkı sıkıya bağlandıkları bir yer. Ülkenin Milli Eğitim Bakanı, tek bir sorunu bile çözemez ama koltuğu işgal eder. Neden; Başbakan'ın eşinin sıkı dostu da ondan.

Mahmut'un durumu da biraz öyle. Görev dönemi süresince "Şu işi de iyi kotardı" diyebileceğimiz hiçbir şey yok ama hâlâ görevde. Neden? Çünkü iktidarın adamı. Akp İzmir Belediye Başkanlığına düşünülmüş birinden söz ediyoruz.

Yaklaşık 2 yıldan bu yana kıçımı yırtıyorum bu ülke faşizme doğru ilerliyor diye. Birileri bunun farkındaydı, birileri yeni yeni fark etmeye başladı. "Etraf zifiri karanlığa gömülüyor" diye köşeler yazılıyor.

E be, günaydın sevgili kardeşim. Zifiri karanlığı görmeye başladınız.

Mahmut Özgener ve yönetimindeki Türkiye Futbol Federasyonu da, bu faşist zihniyetten payına düşeni sergiliyor.

Öyle ya, güç elindeyse herşeyi yapabilirsin. Bunun ismine bir de 'kurallar' deyip, kendini zeytinyağı üstündeki kıl gibi üste çıkarıverirsin. Al sana mis gibi 'demokrasi.'

Bu aptallara birilerinin hatırlatması gerekir, gücün gelip geçici olduğunu -sadece federasyon değil gücü elinde tutan tüm aptallar için geçerli-.

Aşağıda dönemin mutlak gücünün görkemli (!) fotoğrafları var. Halkın sevgi (!) içinde nasıl o güce taptığını gösteriyor.

Fotoğrafların devamında o muhteşem güçten sonra ne hale geldiklerini de görebilirsiniz.

Her şeyi geçtim Federasyon, elindeki yetkiyi kulüplerden alır ve onlara hizmet etmek için kullanır. Kendi kişisel egolarını tatmin amacıyla, ceza yağdırmak için değil.

Mahmut Özgener ve uygulamaları aslında ülkedeki büyük fotoğrafın küçük bir detayı. Bu ülkede artık güce eleştiri getirmenin bedelleri var. Bu bedel bazen gözaltıyla, bazen tutuklamayla, bazen para cezasıyla, bazen de gözdağıyla oluyor.

Gücün yanında olursanız, emirlerine itaat ederseniz, onun gibi düşünürseniz o zaman ne yaptığınızın bir önemi yok.

İster 12 yaşındaki çocuklara tecavüz edin, isterseniz insanları diri diri gömün fark etmez, özgürlüğünüz mutlaka bağışlanır.

Türkiye Futbol Federasyonu ve başkanı Mahmut, işini yapamaz hale gelmiştir. Ama ortada bir gerçek var, o da Türkiye'de artık herşeyin değiştiğidir.

O yüzden de Akp'nin parlak çocuğu Mahmut istediği gibi at oynatmaktadır ve oynatmaya da devam edecektir.

Faşist yönetimler her zaman yok olmaya mahkûmdur. Bugün, yarın, ya da bir başka gün ama mutlaka.

Şimdilik oturduğunuz koltukların tadını çıkartın, yarın öbür gün o koltuklar bir tarafınıza monte edilecek, ilelebet oturacaksınız zaten.

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla hesabı...

Bu arada işin futbol kısmına dönecek olursak, tüm bu tartışmalardan Oğuz Sarvan'ın şahane sıyrılması da ayrı bir konu.







10 Mart 2011

Bu ülkenin sorunu din


Akp'nin Ünye yöneticilerinden Süleyman Demirci "Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır." demiş.

Bu zihniyetteki tiplerin, cinsellik konusundaki bastırılmışlığı böyle açıklamalarla daha bir dışavuruyor. Kadına karşı içlerinde daimi bir nefret var.

Nefretin nedenlerinden biri, eli yüzü düzgün hiçbir kadının bu tiplere bakmamasından kaynaklanıyor. Çocukluğundan beri gördüğü her kadın hakkında türlü çeşitli cinsel fanteziler üretiyor. Okulda öğretmen, apartmanda komşu, işyerinde sekreter, sokakta her önüne gelen...

Yaş 20'lere geldiğinde askere gidiyor, askerden hemen sonra ailesinin belirlediği bir kadınla evleniyor. Kendi yaşantılarına uyan, olmayan hayat felsefelerine uygun, hanım hanımcık (!), namuslu (!), iffetli (!) kadınlarla evlendiriliyorlar.

Tabii herifteki bastırılmış cinsel duygular, evlendiğinde körelmiyor. Tam tersi şaha kalkıyor. Zaten o yüzden Türkiye'de en yoğun yaşanan tecavüz biçimi aile içi yani ensest tecavüz.

Bu sakat ve iğrenç zihniyet için 10 yaşındaki kız çocuğu evlenilebilir olduğu için kendi çocuklarına da tecavüz etmekten geri kalmıyorlar.

Örtülü-örtüsüz kadın ayrımı ayrı bir vaka zaten. Başı açık her kadın için açık açık 'orospu' diyor. Orospu diyemiyor tabii ama kendince cinlik yapıp satılık ya da kiralık olduğunu söylüyor. Bunun ne anlama geldiğini herkes az-çok biliyor.

Hadi, başı açık tüm kadınlar orospu, peki o zaman bu ülkede neden tecavüz mağdurlarının yüzde 70'i kırsal kesimde ve örtülü kadınlar?

Madem örtülü kadınlar kiralık ya da satılık değil o halde bunun bir açıklaması olmalı.

Açıklaması bu gibi ayıların taşı bulsa taşı sikeceğidir. Bunlar için örtülü-örtüsüz, çoluk-çocuk fark etmiyor. Ayırt etmeden her kadına cinsel istek duyuyorlar ve eğer fırsatını bulursa da tecavüz ediyor. Tecavüz etmese de, eş diye koynuna alıyor.

Acayip bir coğrafya bizimkisi. Ülkede coğrafi açıdan her şey bulabilmek mümkün ama insan malzemesi zayıf hatta hastalıklı ve sapık ruhlu.

Meseleyi Akp'yle ilişkilendirmemek gerekir sadece. Bu ülkenin erkeklerinin pek çoğu benzer şeyler düşünüyor. O yüzdendir ki "Taburede ayağı yere değdi mi?" diye geyik yapılır, "Madem Türksün, göster ürksün" diye böbürlenilir.

İsteyen kızsın, delirsin; isteyen öfkelensin. Bu ülkenin temel sorunu dindir. Bunu açık açık ortaya koymak lazım.

Tüm Müslüman ülkelerde benzer davranışları, benzer söylemleri ve benzer sorunları görmek mümkün. Eklemek lazım, sorun sadece Müslümanlık da değil ama dünya coğrafyasında sorunlu olmayan tek bir Müslüman ülke bile yok, onu da görmek gerekir.

Zaten sırf bu yüzden bu ülkede din dersi halen zorunlu olarak okutulmaktadır. Aptal ve sığ nesiller yetiştirmek için.

Bu cümle üstüne çok kişi laf edecek, çok kişi küfredecektir. Şimdiden gardımı aldım, hazırım.

12 yaşındaki çocuğa tecavüz eden Hüseyin Üzmez'den bu ülkede bir tane yok.
Süleyman Demirci'den bu ülkede bir tane yok.
"Sen dekolte giyersen tecavüz sürpriz olmaz" diyen Prof. Orhan Çeker'den bir tane yok.

Küfür edeceklere, ben de kallavi cümleler hazırladım, ona göre yaratıcı olun...

En azından karnımdan konuşmuyorum. Herkes samimi olsun ve düşüncesini söylesin. Blog için değil, genel anlamda...

Filistin için bir futbol maçının önemi


Filistin, tarihinde ilk kez bir futbol maçını ülkesinin topraklarında oynadı.

Kendi topraklarında hapsedilen, hayattan ve dünyadan uzaklaştırılmaya çalışılan bu insanlara yapılanları, bütün dünya izliyor.

Birkaç bayat beyanat, inandırıcılıktan uzak kınama mesajları hepsi o kadar.

Bir futbol maçı yapmak için bile yılları beklediler.

Maçın skoru 6-5 Filistin aleyhine. Ama önemli olan skor değil. Kendi bayrakları altında oynadıkları bir maç İsrail işgalinin sona ermesi için bir umut ışığı.

Burada kaplan kesilen, Filistin fatihlerinin aklına hiç mi gelmedi bugüne kadar orada bir milli maç yapmak?

Gerçi onların aklına İsrail'le yapılan anlaşmalar, Filistin'in dünyayla bağlantısının kesilmesi de gelmiyor.

Dedim ya, bayat beyanat ve hamasetten başka bir bok bilmezler.

'One Minute'dan bu yana geçen zamanda İsrail'le onlarca askeri ve ticari anlaşma imzalandı.

Bayılıyoruz hamasete, bayılıyoruz aptal gibi olan biteni izlemeye. Şu kafa tasımızın içindekini ne zaman kullanmaya başlayacağız, ne zaman onunla haşır neşir olacağız?

Emma Goldman'ın dediği gibi "Oy vermek bir şeyleri değiştirmeye yetseydi yasaklanırdı."

Bu havada onları unutmayalım


Bu tip havalardan en çok bu hayvanlar etkileniyor. Yiyecek ve içecek bulmaları zorlaşıyor.

Bir yoğurt kabına biraz ekmek doğrayın ve içine de su koyun. Kapınızın önünde kalmasında hiçbir zararı olmaz.

Ya da pencerenizin kenarına; serçeler, güvercinler ve kumrular için bulgur, buğday gibi yiyecekler koyun.

Onların kısıtlanan yaşam alanlarını işkencehaneye çevirmeyelim. Herkesin elinden bir şey gelir..

Onları unutmayalım.

9 Mart 2011

Canı kaşar çekenlere...


Hatunda nasıl bir çekicilik varsa, ne kadar CHP'li varsa sıraya girmiş.

Hayatımda ismini duymamıştım şu davaya kadar. Muhtemelen duyamazdım da. CHP'nin Fadime Şahin'i olma yolunda hızla ilerliyor.

Deniz Baykal tutmuş, Muharrem İnce kopartmış, Önder Sav da "hani bana hani bana" mı demiş?

Konuyla pek alakasız ama karnım acıktı. Eski kaşar olsa da yesek...

Konuyla yine ilintisiz olacak; Türkiye'de siyasetin bu kadar iğrenç olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Seks, şantaj ne ararsan var.

Berbat bir kumpas, berbat oyuncular ve boktan bir izleyiciyle karşı karşıyayız. Kendimi süper boktan bir porno izliyor gibi hissediyorum.

İzlerken sikilen hep biz oluyoruz.

Adaletinizi sikeyim sizin


Bir da "Bu ülkede adalet yok" diye ağlayıp sızlıyor millet.

Olmaz mı?

Bak Hüseyin Üzmez'e adalet var. 14 yaşında çocuk yaşta bir kıza tecavüz etsen de adalet işliyor.

Ya da yüzlerce insanı kör kuyularda boğduktan sonra Hizbullah liderinin dışarı salıverilmesinde olduğu gibi adalet işliyor.

Veya ülkede bir otel dolusu insanı cayır cayır yakanlara karşı adalet işliyor.

Adalet Hrınt Dink'in katili için tıkır tıkır işliyor. Kazık kadar bir adamı minik bir çocuk haline getiriyor.

Adalet insanları hortumlayan Deniz Feneri gibi urumlar için de işliyor.

"Adalet bir gün herkese lazım olur" derler ya, işte o gün, tam da bugündür.

Adalet, Hüseyin Üzmez için tıkır tıkır işledi ve serbest kaldı.

Ama kızmamak gerekir. Geleneklerinde var çocuk yaştaki kızlarla birlikte olmak. Çocuk yaştaki kızlarla evlenmek, onları eş diye koynuna almak. İğrenç ve pis ellerini, cinsel organlarını o çocuklara değdirerek, dokundurarak yaşamak bunların ruhlarına, bedenlerine işlemiş.

Benim sapıklık olarak değerlendirdiğim şey, bunlar için sıradan bir durumdan ibaret.

Adalete hâlâ güveni olan var mı bu ülkede?

Adalet; bir avuç azınlığın varolması için var.

Cidden, insanların gözüne baka baka dalga geçiyorlar. İçeri atılan adamlarla, serbest bırakılan insanlara şöyle bir bakın.

Adaletinizi sikeyim sizin.

Şarap yazmaya devam etseydiniz


Türkiye'de birdenbire bütün gazeteciler 'faşist' sistemden söz etmeye başladı. Boş köşelere, iktidara ağır eleştirilere, korku ve panik eşlik ediyor.

Oysa çok değil bu isimler Akp iktidarının Türkiye'de özgürlüklerin öncüsü, AB yolunda ilerlemenin güvencesi statükonun karşısında muhafazakâr yapısına karşın tek seçenek olduğunu söylüyordu.

Türkiye'nin faşizm noktasına ilerlemesini görmek için, Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmaları gerekiyormuş demek ki.

Öncelikle "Günaydın" demek lazım bu arkadaşların hepsine. Son 4 yıldan bu yana ülkede neler olup bittiğini görmemek için ancak aptal olmak gerekirdi.

Sadece pankart açtıkları için yargılanan öğrenciler, sokaklara çıkan insanları gaza boğan polisler, basit bir yumurta eylemini bile şiddet olduğunu iddia eden gazeteciler, iktidar tarafından tasvip edilmeyen kurumlarla yürütülen kavgalar, hakkındaki her olumsuz habere tazminat davası açan bakanlar ve başbakan, Türkiye'de neredeyse herkesin dinlenmesi, sokaktaki polis sayısının gün geçtikçe artması, en basit özgürlüklerin bile kazanımmış gibi sunulması bu ülkenin faşist bir diktatoryal rejime doğru evrildiğini hiç göstermemişse, bu gazeteci arkadaşlar kendilerine başka işler arasınlar.

Ama tabii kazın ayağı öyle değil. Bundan 7 yıl önce Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisi sonrasında 7 patronla biraraya gelmesinin ardından, arkasından nasıl bir rüzgâr estirildiğini, bütün basının söz birliği etmişcesine kendisini desteklediğini, artık değişip bambaşka bir parti halini aldıkları zamanları, aklı ve kafası çalışanlar unutmuş değildir.

Bugün eleştirdikleri Recep Tayyip Erdoğan için, o gün düzülen methiyeleri tek tek çıkartıp bakmak lazım.

Kendi elleriyle besleyip, büyüttükleri yavru kuş bugün yırtıcı bir avcı kuş halini aldı. Ve o kuş, önüne gelen herkesi parçalamaya, sadece kendi çevresinde olanlara yaşam hakkı vermeye başlayınca her şey değişmeye başladı.

Bugünün sorumluları, dün avuçları patlayana kadar alkış tutanlardır. Köşelerinde methiyeler düzenlerdir, televizyonlarda övgü yağdıranlardır.

Gidilen noktayı zaten biliyorlardı ama canavarın kendilerini yutacağını gördüler. O yüzden şimdi herkes işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Bugün "cezaevlerinde tecrit var" diye ortalığı velveleye verenler, dün cezaevlerinde tecrit yaşanırken kafasını bile çevirip bakmadı.

Bugün "işkenceye maruz kalıyorlar" diye yazıp çizenler, dün işkence yaşanırken köşelerinde şarap tadım günlerinden dem vurup, izledikleri filmleri anlatıyorlardı.

Türkiye'nin gittiği noktada herkesin sorumluluğu vardır. Sesini çıkartmayan, itiraz etmeyen, susan, konuşmayan herkes bugünkü Türkiye tablosundan sorumludur ve sorumlu olmaya da devam edecektir.

8 Mart 2011

'Oğlum var ya, Galatasaray mali olarak 10 kaplan gücündeymiş'


"Sportif açıdan iyi durumda değiliz ama mali tablo iyi. 2012 kriterlerine tek uyan kulüp biziz"

Bu cümleyi son 3 yıldır sürekli duyuyorum. Buyurun Mali Tablo'ya bakıverin.

KULÜP BORCU 514 MİLYON LİRA

Galatasaray'ın 2010 Yılı Mali Genel Kurul Raporu Kulüp Konsolide Borçlar ve Alacaklar bölümünde yer alan bilgiye göre, kulübün toplam borcu 514.046.150 lira, alacağı ise toplam 75.231.553 lira.

BORÇ-ALACAK FARKI 312 MİLYON 309 BİN LİRA

Kulübün borç-alacak farkı ise 438.814.598 lira oldu. Kulübün 31 Aralık 2009 tarihindeki toplam borç alacak farkının 312.309.739 lira olduğu belirtildi.

Galatasaray’ın 2011 yılı bütçesinde toplam gelirler 94,1 milyon lira olarak planlandı.

Kulüp bütçe tasarısında gelirlerin 94.1 milyon lira, giderlerin ise 79.2 milyon lira olarak öngörülürken, yaklaşık net 14.5 milyon TL tutarında kur farkı, faiz ve banka komisyon giderleri oluşacağı varsayıldı. Kulübün Maddi Duran Varlıklar ve Yatırımlar Bütçesi ise 9.5 milyon TL olarak öngörüldü.

Öte yandan, finansman kalemleri dışındaki bütçenin yüzde 42.22’si olan 39.6 milyon liranın basketbol, voleybol, amatör şubeler ve spor okulları için ayrıldığı açıklandı.

KULÜP ZARARI 2 YILLIK DÖNEMDE 213 MİLYON LİRA

Galatasaray’ın, mali genel kurulda hazırlanan Divan Kurulu raporunda kulüp toplam zararının 213 milyon lira olduğu gösterildi.

Vay lan hakikaten süper durumdaymış Galatasaray. 2 yılda 213 milyon lira zararımız var. Ki bak düşün, Elano'yu gönderdik ne kadar kâra geçtik, Misimoviç'i kiralık oynattık 1 milyon 500 bin Euro para verdik, erken göndermekle o kadar paradan da yırttık.

Düşün lan Messi'yi almamışız, kafadan 200 milyon kârdayız. Ya da ne bileyim sol kanada Evra'yı almamakla büyük iş becerdik.

Rakamlarla oynamak büyük orospuluktur. Ekonomistler bu iş için varlar zaten. Her tür rakamı allayıp, pullayıp bize beğendirmek için.

Bu tablo dahilinde ülkenin de iyi yönetildiğini söylemek mümkün. Enflasyon düşüyor ya, o hesap.

Adnan Polat ve yönetimini kırmızı kurdele takmak lazım. Hakikaten adamlar mali olarak harika (!) yönetmişler.

Birileri daimi olarak bizimle dalga geçiyor, biz de mal mal bakıyoruz. Yoksa Hagi kalmış, gitmiş çok da önemli değil. Az kaldı, ha gayret kayyuma devredersiniz kulübü.

Devlet el koydu mu tam olur. Sizin ben beynizize sokayım e mi?

Tüm emekçi kadınlara selam olsun


VE KADINLAR

Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,,
bizim kadınlarımız..

Nâzım HİKMET

Töre adına katledilmediğiniz, namus adına öldürülmediğiniz, koca, abi, baba dayağı yaşamadan, taciz, tecavüz gibi insanlık dışı durumlara maruz kalmadığınız insanca bir dünya dileğiyle...

Tüm emekçi kadınların 8 Mart'ı kutlu olsun.