14 Mart 2011

Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer 1 yıldır hapiste


Var mı bu iki ismi bilen?

Muhtemelen ilgilenenler dışında bu iki genç üniversiteliyi hatırlayan yoktur.

Bundan tam tamına 1 yıl önce 14 Mart 2010'da Başbakan Erdoğan'ın katıldığı Roman Çalıştayı’nda "Parasız Eğitim İstiyoruz. Alacağız" yazılı pankart açtıkları gerekçesiyle 1 yıldır tutuklu olarak yargılanıyorlar.

Demokratik ve özgür Türkiye'de sadece ve sadece pankart açtıkları için, üstelik de parasız eğitim talep ettikleri için tutuklu yargılanıyorlar. Geçen 1 yıl içinde 2 kez mahkemeye çıkartıldılar ve her iki duruşmada da tutuksuz yargılanma talepleri reddedildi.

Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğu masalının en net örneklerinden biridir Berna ve Ferhat.

Düzenin cici çocukları gibi Köşk'e jaguarla çıkıp, Cumhurbaşkanı ile birer çay içseler bugün içeride olmazlardı. Ya da "Parasız Eğitim" yerine başka türban (bunu kıçından anlayan olmasın. çünkü hayatım boyunca o insanların üniversiteye girmelerinin gerekliliğini savundum ve savunuyorum da) talebinde bulunsalar sırtları sıvazlanırdı.

İki tane gencecik insanın bir yılı çalındı. Sözümona örgüt üyeliğinden.

Pankart açmak bile bu ülkede suç teşkil ediyor ve biz hâlâ sahtekâr siyasilerin özgürlük masallarını dinliyoruz.

Her sistem elbet kendini korumak için her tür boktan yasayı çıkartır, her tür boktan yasaya dayanır. Bu, her çıkartılan kanunun ya da her yasanın doğru olduğunu göstermez.

Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer'e özgürlük verilene kadar da kimse bu ülkenin özgür olduğundan söz etmesin.

Bu isimleri hatırlar mısınız acaba?


Hafız Akdemir/Özgür Gündem (1992)

Çetin Ababay/ Özgür Halk (1992)

Yahya Orhan/Özgür Gündem (1992)

Hüseyin Deniz/Özgür Gündem (1992)

Musa Anter/Özgür Gündem (1992)

Namık Tarancı/Gerçek (1992)

Mehmet İhsan Karakuş (1993)

Ercan Güre/ HHA (1993)

Rıza Güneşer/Halkın Gücü (1993)

Ferhat Tepe/Özgür Gündem (1993)

Nazım Babaoğlu/Gündem (1994)

Erol Akgün/Devrimci Çözüm (1994)

Metin Göktepe/Evrensel (1996)

Ayşe Sağlam Derince (1997)

Pek çoğu kontrgerilla tarafından öldürüldü, bazıları ise polis tarafından. Ne kadar ilginç ki, bugünün koltuk sahipleri, dün Taksim'de gördüğümüz bazı kişiler, bu ölümler karşısında tek bir tepki bile vermedi.

Köşe sahipleri, köşelerinde bu isimleri hatırlamadı.

Bugün hâlâ pek çok düzen muhalifi gazeteci hapishanelerde. Sosyalist, devrimci basına her yıl defalarca aramalar, gözaltılar, tutuklamalarla gözdağı verilir, bezdirilmeye çalışılır.

Dün Taksim'de eylemci ruhu şaha kalkanlar bu gazetecilere "bölücü" yaftasını yapıştırır, sundukları haber bültenlerinde isimleri 'gazeteci' değil de "bölücü, terör örgütü yanlısı" olarak geçer.

İşte gün gelir, aynı masayı paylaştığınız insanlar da "terör örgütü üyesi" oluverir, düzeni baştan düzenler için.

Doğru tepkiler vermeyi öğrendiğimizde, sesimizi daha güçlü çıkartmaya başladığımızda, gazeteciyi kendi içinde sınıflandırmadan meydanlara çıkıldığında daha sağlıklı sonuçlar alınabilir.

Özgürlük herkesin hakkıdır. Onu da bir avuç azınlık hakkı olarak algılamaktan vazgeçelim...

Yine de bir yerlerden başlamayı umut olarak kaydetmek lazım bir yere.

Hepimiz Kewell'a veriyoruz haberin yok lan!


Galatasaray'ın temel sorunlarından biridir, bu Oğuz Altay denen tip ve başında bulunduğu sikindirik taraftar grubu.

Bu adamı televizyonlara çıkartıyorlar, Galatasaray'ın durumu hakkında racon kesiyor. "Kewell yakışıklı ve karizmatik diye mi seviliyor?" türünden, ilkokul çocuklarının bile aklına gelmeyecek cümleler kuruyor.

Bunlara mikrofon uzatıyorlar, televizyonlara çıkartıyorlar, haliyle bunlar da kendilerini bir bok sanıyor. Herif Galatasaray taraftarının tamamı hakkında söz sahibiymiş gibi atıp tutuyor. "Bilmem kimi severiz", "Yeter artık buramıza geldi", "Para verdik kombine aldık" v.s. v.s.

Kimsiniz siz de bu takım hakkında karar alma mekanizması gibi konuşuyorsunuz anlamıyorum. Altı üstü taraftarsın, hepsi o kadar.

Gerçi benden üstün meziyetlerin var. Para vermeden kombine almak, yöneticilerin elinden bilet alıp karaborsada satmak, sağda solda milleti tehdit etmek, televizyonlara çıkıp racon kesmek gibi. Bu konularda haklarını vereyim arkadaşların...

Arkadaş "Başkan istifa etmeli" diye çırpınmaya başlamış. Bunlar cin gibi akıllı adamlar, rüzgârın nereden estiğini, neye ve kime göre estiğini iyi bilirler. Bilirler ki, çeşmenin başını tutmuş adamlar olarak su kesilmesin diye. Ben mi yanlış hatırlıyorum acaba, tribünler 'istifa' diye bağırırken, insanları susturmaya çalışan, tepkileri absorbe etmek için tribünlerde bulunan.

"Arda'yı çok seviyoruz" diyor programda. Arda hakkında besteler yaptıran, aleyhine küfrettirenler bunlar değil mi? Bu kadar mı salak sanıyorlar herkesi.

Ama bu konuda da haklı adam. Yanlarında aptal herifler taşıyınca, herkesi o aptallardan sanıyorlar.

Sporda Şiddet Yasası tartışılar, bunları TV'ye çıkartırlar. Lan zaten var olan şiddetin nedenlerinden biridir bu adamlar. Şu Ali Sami Yen'deki meşhur sulu geceyi, organize edenler bizzat bunlar. Bunlar mı şiddeti engelleyecek?

Yapılacak şey çok basit aslında. Bu heriflerin ve çevresindeki asalakların banka hesaplarını kontrol edeceksin, hepsi bu. Başka yapacak bir şey kalmaz.

Galatasaray'ın içine düştüğü durumda, söz sahibi olduğunu sanan bu tiplerin acilen ortadan kaldırılması gerek. İsim Oğuz'dur, Ahmet'tir, Mahmut'tur fark etmez.

Seyircisin sen adam gibi seyirciliğini bileceksin. "Kombine almış!" Sen para verip kombine aldıysan, ben sokaktan çevirdiğim ilk yüz kişiye loca alacağım, anasını satayım.

"Harry Kewell sırf yakışıklı karizmatik olduğu için mi seviliyor?"

Evet bütün Kewell sevenler olarak, haftanın belli günleri evine gidip veriyoruz hatta eşinin yokluğunu belli etmemek için elimizden geleni yapıyoruz. Antrenman aralarında Florya yolunu tutup, soyunma odalarında veriyoruz Kewell'a.

Kimimiz yelpazeliyoruz, kimimiz masaj yapıyoruz. Kimimiz de vericiyiz...

Ya bir rahatsız mısınız anlamıyorum ki.

Haaa ama bu açıklama yarın öbür gün Kewell'ın yuhalanacağının kanıtıdır. Fenerbahçe maçında bekliyorum.

Ümit Karan gibi size binlerce bilet dağıtsa, baş tacı yaparsınız değil mi? Adam sizi mamalamıyor, derdiniz o. Bizde taraftarın yabancı futbolcuya çok çabuk sırtını dönmesinin nedeni budur.

Şu herifleri tv'ye çıkartanların da ta geçmişini sikeyim. Ama tabii Serhat Ulueren ne kadar adam ki, programa çıkarttıkları o kadar adam olsun.

Siz gidin tenis kulüplerinde takılın (!)

13 Mart 2011

Devam edin çocuklar tarih yazmaya az kaldı (!)


Hagi'ye ne söylemek gerekir hiç bilemiyorum. Yaptığı değişikliklerle gelecek 3 puanı elinin tersiyle itip, Ankaragücü'ne hediye etti.

Hayır, bu adamın ne denli zeki olduğunu bilmesem, direkt olarak 'aptal' yaftasını yapıştıracağım.

2-1 öndesin, rakip gelebildiği kadar üstüne gelecek. Pino gibi etkili bir adama ihtiyacın var ama çıkartıyorsun. Çağlar-Mustafa Sarp ve Stancu-Barış değişiklikleri başka alem. Hele hele Çağlar-Mustafa Sarp değişikliği.

2-1 öndeyiz. Çağlar sakatlandı mı, çıkartacak mısın? Tamam, peki eyvallah. Al Gökhan Zan'ı çek Balta'yı (gerçi herifi nereye koysan orada takımı ipe götürüyor) sola. Yok, Hagi sanki rok yapar gibi herkesin yeriyle oynuyor, bir değişiklikle. Cana'yı stopere, Hakan Balta'yı sola, Mustafa Sarp'ı ortaya.

Garip bir Hakan Balta takıntısı var, oynamadığı yer kalmadı herifin. İşin kötüsü herif nerede oynarsa oynasın, bir biçimde takımın kaderini etkiliyor. Yenilen ilk iki golde Sestak'ı bozamıyor bile ama "Vardır Hagi'nin bir bildiği" öyle değil mi?

Beğenirsin, beğenmezsin ayrı mesele ama Gökhan Zan diye bir herif var. Orijinal yeri stoper, geçtiğimiz hafta Servet'le yan yana gayet normal oynadı. Niye adamı kulübeye çekiyorsun.

Hagi ne yaptığını bilmiyor. Her hamlesi ile takımı biraz daha çaresizliğin içine atıyor, kendi çaresizliğiyle birlikte.

Tabii her şeyin yanında, bütün suçu Hagi'ye bağlamak insafsızlık olur. Çünkü mantıklı düşünen herkes Hagi ile olmayacağını biliyordu ve farkındaydı. Tekrar tekrar üstünden geçmeyelim ama Hagi'den teknik direktör olmaz. Bunu görmek için IQ'nun tavan yapmasına, 40 yıl futbol oynamaya da gerek yok.

Galatasaray'ın artık hedefi kalmadı. Bütün Galatasaraylılar "Bu sezon bitse de" noktasında. Artık tek umut Fenerbahçe maçı. Umut diyorum ama bakmayın siz öyle dediğime benim içimde tek bir ümit parçacığı bile yok. Gerçekçi olmak gerekir. Diyelim ki, kazandık. Buna mı sevineceğiz? Bu kadar mı düştü Galatasaray?

Yapılması gereken yaş-kuru demeden takımda ne kadar Türk futbolcu varsa göndermektir. Takımda kalabilecek kalibredeki yabancı oyuncuları tutup, 5-10 yıllık bir plan yapılmalı. Gidişat parlak değil, her sezon sadece milyonlarca dolar harcanıp, Galatasaray'ın borcu katlanıyor.

Sonra televizyonlara çıkıp "Bizim Abramoviç'imiz bilmem kim" diyerek, Galatasaray'ın çöküşünün belgesini açıklıyorlar.

Berbat bir yönetim, vasat bir futbol takımı ve çok kötü bir teknik direktörümüz olduğunu görmeden, aptalca beklentiler içine girmeden, aklın hakim kılındığı bir ortam yaratılmadan başarılı olmanın imkânı yok.

1- Galatasaray ivedilikle bu adına 'yönetim' denilen boktan oluşumdan kurtulmalı.

2- Basına haber sızdırmayı alışkanlık haline getirmiş, takıma gelen her yabancı oyuncuya karşı cephe alan, takımda yaşanan her şeyi 'abilerine' gammazlayan Türk futbolcuları yaş-kuru demeden defterden silmek gerekir.

3- Ancak ve ancak yeteneği Bucaspor, Konyaspor'u zorlayacak yabancı oyuncularla yollar ayrılmalı.

4- Kendine taraftar diyen, asalaklığı meslek haline getirmiş o tiksinç taraftar grubunu ayıklamalı.

Çok kalın çizgiler çekilmeden Galatasaray kendine gelemez. Sorun saha içinden çok, sahanın dışında.

Saha içine bakacak olursak; kalecisiz, sağ beksiz, stopersiz, sol beksiz, orta sahasız bir takımın başarılı olmasının imkân var mı biri bana açıklasın.

Bu kadar embesil olunmaz ki, her sezon aynı sorunlarla baş edip, her sene bitiminde benzer sorunlar başgösterir mi? Bu kadar aptalca kulüp yönetilmez.

12 Mart 2011

Selam olsun tüm kızıl karanfillere


Bu ülkedeki en kirli tezgahlardan biriydi Gazi Mahallesi olayları. 20'den fazla kişi hayatını kaybederken, 7'sinin polis kurşunuyla öldüğü belirlendi.

Yargılanan polislerden sadece 2'si için mahkûmiyet kararı verildi. Tahmin edileceği üzere bu iki polisin de cezaları ertelendi.

Türkiye'deki her utanç olayında olduğu gibi bu olayda, sumenaltı edildi.

Polislikten ihraç edilen Adem Albayrak, açık açık isim vererek, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar için "Emri onlar vermişti" söylemi bile kimsenin rahatını bozmadı.

Bu ülkede garip bir biçimde Aleviler etrafında şiddet olayları döndürülüyor. Osmanlı'dan bu yana bir devlet geleneği gibi, her tür şiddet olayının öznesi Aleviler oluveriyor.

Anadolu tarihi Alevilere yönelen katliamlarla dolu. Bugüne kadar hiçbirinin sayfası bile açılmadı. Katiller ellerini-kollarını sallaya sallaya dışarıda geziyor.

Bugün "Anaların gözyaşı dökülmesin" diye sahtekârca açıklama yapan siyasilerden bir teki dahi, kızlarını, oğullarını, eşlerini yitiren ve gözyaşları kurumamış analar için kılını kıpırdatmadı.

Her zaman olduğu gibi unuttuk. Hafızalarımızdan siliniverdi o kanlı gün. Bir sonraki yaşatılana kadar da unutmaya devam edeceğiz.

Faşizm ve her türden gericilik döktüğü kanda boğulmaya mahkûmdur!

Selam olsun tüm kızıl karanfillere...

11 Mart 2011

TFF ülkedeki fotoğrafın detayıdır


Türkiye'de böyle bir gelenek oluşmaya başladı. Kim bir açıklama yapmaya kalksa, ağır cezalar veriliyor.

Türkiye Futbol Federasyonu, Beşiktaş ve Trabzonspor'a 100 bin TL para cezası verdi. Sebep; Federasyon aleyhine açıklama yapmak.

Türkiye'de artık kimse birileri aleyhine açıklama yapamıyor. Yapınca bir biçimde cezayı göze alıyorsunuz demektir.

Trabzonspor ve Beşiktaş ne dedi: "Federasyon tarafsızlığını yitirmiştir."

Federasyon Başkanı olarak çıkarsın, "Kulüplerin açıklamaları yanlış" dersin, biter olay.

Ama yok, öyle değil. Elindeki yetkiye ve güce dayanarak, verebildiğin en ağır cezayı basarak, aklı sıra açıklamayı yapanlara ayar veriyor.

Türkiye'nin içinden geçtiği süreçle paralellik gösteriyor Türkiye Futbol Federasyonu'nun uygulamaları ve tavırları.

Ortadaki kavganın nedeni şampiyonluk ve tabii ki, şampiyonluktan paya düşecek 100 milyon dolar. Böylesi bir rakam haliyle kavga nedeni.

Mahmut'un başkanlığındaki federasyon dönemi, Türkiye Milli Takımı'nın en berbat zamanlarına denk düşüyor. Benzer biçimde, kayıkçı kavgasına tutuşan kulüplerin de ne kadar başarılı (!) olduğu aşikâr.

Bu ülke ne yazık ki, görevini yapamayan adamların, koltuklara sıkı sıkıya bağlandıkları bir yer. Ülkenin Milli Eğitim Bakanı, tek bir sorunu bile çözemez ama koltuğu işgal eder. Neden; Başbakan'ın eşinin sıkı dostu da ondan.

Mahmut'un durumu da biraz öyle. Görev dönemi süresince "Şu işi de iyi kotardı" diyebileceğimiz hiçbir şey yok ama hâlâ görevde. Neden? Çünkü iktidarın adamı. Akp İzmir Belediye Başkanlığına düşünülmüş birinden söz ediyoruz.

Yaklaşık 2 yıldan bu yana kıçımı yırtıyorum bu ülke faşizme doğru ilerliyor diye. Birileri bunun farkındaydı, birileri yeni yeni fark etmeye başladı. "Etraf zifiri karanlığa gömülüyor" diye köşeler yazılıyor.

E be, günaydın sevgili kardeşim. Zifiri karanlığı görmeye başladınız.

Mahmut Özgener ve yönetimindeki Türkiye Futbol Federasyonu da, bu faşist zihniyetten payına düşeni sergiliyor.

Öyle ya, güç elindeyse herşeyi yapabilirsin. Bunun ismine bir de 'kurallar' deyip, kendini zeytinyağı üstündeki kıl gibi üste çıkarıverirsin. Al sana mis gibi 'demokrasi.'

Bu aptallara birilerinin hatırlatması gerekir, gücün gelip geçici olduğunu -sadece federasyon değil gücü elinde tutan tüm aptallar için geçerli-.

Aşağıda dönemin mutlak gücünün görkemli (!) fotoğrafları var. Halkın sevgi (!) içinde nasıl o güce taptığını gösteriyor.

Fotoğrafların devamında o muhteşem güçten sonra ne hale geldiklerini de görebilirsiniz.

Her şeyi geçtim Federasyon, elindeki yetkiyi kulüplerden alır ve onlara hizmet etmek için kullanır. Kendi kişisel egolarını tatmin amacıyla, ceza yağdırmak için değil.

Mahmut Özgener ve uygulamaları aslında ülkedeki büyük fotoğrafın küçük bir detayı. Bu ülkede artık güce eleştiri getirmenin bedelleri var. Bu bedel bazen gözaltıyla, bazen tutuklamayla, bazen para cezasıyla, bazen de gözdağıyla oluyor.

Gücün yanında olursanız, emirlerine itaat ederseniz, onun gibi düşünürseniz o zaman ne yaptığınızın bir önemi yok.

İster 12 yaşındaki çocuklara tecavüz edin, isterseniz insanları diri diri gömün fark etmez, özgürlüğünüz mutlaka bağışlanır.

Türkiye Futbol Federasyonu ve başkanı Mahmut, işini yapamaz hale gelmiştir. Ama ortada bir gerçek var, o da Türkiye'de artık herşeyin değiştiğidir.

O yüzden de Akp'nin parlak çocuğu Mahmut istediği gibi at oynatmaktadır ve oynatmaya da devam edecektir.

Faşist yönetimler her zaman yok olmaya mahkûmdur. Bugün, yarın, ya da bir başka gün ama mutlaka.

Şimdilik oturduğunuz koltukların tadını çıkartın, yarın öbür gün o koltuklar bir tarafınıza monte edilecek, ilelebet oturacaksınız zaten.

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla hesabı...

Bu arada işin futbol kısmına dönecek olursak, tüm bu tartışmalardan Oğuz Sarvan'ın şahane sıyrılması da ayrı bir konu.







10 Mart 2011

Bu ülkenin sorunu din


Akp'nin Ünye yöneticilerinden Süleyman Demirci "Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır." demiş.

Bu zihniyetteki tiplerin, cinsellik konusundaki bastırılmışlığı böyle açıklamalarla daha bir dışavuruyor. Kadına karşı içlerinde daimi bir nefret var.

Nefretin nedenlerinden biri, eli yüzü düzgün hiçbir kadının bu tiplere bakmamasından kaynaklanıyor. Çocukluğundan beri gördüğü her kadın hakkında türlü çeşitli cinsel fanteziler üretiyor. Okulda öğretmen, apartmanda komşu, işyerinde sekreter, sokakta her önüne gelen...

Yaş 20'lere geldiğinde askere gidiyor, askerden hemen sonra ailesinin belirlediği bir kadınla evleniyor. Kendi yaşantılarına uyan, olmayan hayat felsefelerine uygun, hanım hanımcık (!), namuslu (!), iffetli (!) kadınlarla evlendiriliyorlar.

Tabii herifteki bastırılmış cinsel duygular, evlendiğinde körelmiyor. Tam tersi şaha kalkıyor. Zaten o yüzden Türkiye'de en yoğun yaşanan tecavüz biçimi aile içi yani ensest tecavüz.

Bu sakat ve iğrenç zihniyet için 10 yaşındaki kız çocuğu evlenilebilir olduğu için kendi çocuklarına da tecavüz etmekten geri kalmıyorlar.

Örtülü-örtüsüz kadın ayrımı ayrı bir vaka zaten. Başı açık her kadın için açık açık 'orospu' diyor. Orospu diyemiyor tabii ama kendince cinlik yapıp satılık ya da kiralık olduğunu söylüyor. Bunun ne anlama geldiğini herkes az-çok biliyor.

Hadi, başı açık tüm kadınlar orospu, peki o zaman bu ülkede neden tecavüz mağdurlarının yüzde 70'i kırsal kesimde ve örtülü kadınlar?

Madem örtülü kadınlar kiralık ya da satılık değil o halde bunun bir açıklaması olmalı.

Açıklaması bu gibi ayıların taşı bulsa taşı sikeceğidir. Bunlar için örtülü-örtüsüz, çoluk-çocuk fark etmiyor. Ayırt etmeden her kadına cinsel istek duyuyorlar ve eğer fırsatını bulursa da tecavüz ediyor. Tecavüz etmese de, eş diye koynuna alıyor.

Acayip bir coğrafya bizimkisi. Ülkede coğrafi açıdan her şey bulabilmek mümkün ama insan malzemesi zayıf hatta hastalıklı ve sapık ruhlu.

Meseleyi Akp'yle ilişkilendirmemek gerekir sadece. Bu ülkenin erkeklerinin pek çoğu benzer şeyler düşünüyor. O yüzdendir ki "Taburede ayağı yere değdi mi?" diye geyik yapılır, "Madem Türksün, göster ürksün" diye böbürlenilir.

İsteyen kızsın, delirsin; isteyen öfkelensin. Bu ülkenin temel sorunu dindir. Bunu açık açık ortaya koymak lazım.

Tüm Müslüman ülkelerde benzer davranışları, benzer söylemleri ve benzer sorunları görmek mümkün. Eklemek lazım, sorun sadece Müslümanlık da değil ama dünya coğrafyasında sorunlu olmayan tek bir Müslüman ülke bile yok, onu da görmek gerekir.

Zaten sırf bu yüzden bu ülkede din dersi halen zorunlu olarak okutulmaktadır. Aptal ve sığ nesiller yetiştirmek için.

Bu cümle üstüne çok kişi laf edecek, çok kişi küfredecektir. Şimdiden gardımı aldım, hazırım.

12 yaşındaki çocuğa tecavüz eden Hüseyin Üzmez'den bu ülkede bir tane yok.
Süleyman Demirci'den bu ülkede bir tane yok.
"Sen dekolte giyersen tecavüz sürpriz olmaz" diyen Prof. Orhan Çeker'den bir tane yok.

Küfür edeceklere, ben de kallavi cümleler hazırladım, ona göre yaratıcı olun...

En azından karnımdan konuşmuyorum. Herkes samimi olsun ve düşüncesini söylesin. Blog için değil, genel anlamda...

Filistin için bir futbol maçının önemi


Filistin, tarihinde ilk kez bir futbol maçını ülkesinin topraklarında oynadı.

Kendi topraklarında hapsedilen, hayattan ve dünyadan uzaklaştırılmaya çalışılan bu insanlara yapılanları, bütün dünya izliyor.

Birkaç bayat beyanat, inandırıcılıktan uzak kınama mesajları hepsi o kadar.

Bir futbol maçı yapmak için bile yılları beklediler.

Maçın skoru 6-5 Filistin aleyhine. Ama önemli olan skor değil. Kendi bayrakları altında oynadıkları bir maç İsrail işgalinin sona ermesi için bir umut ışığı.

Burada kaplan kesilen, Filistin fatihlerinin aklına hiç mi gelmedi bugüne kadar orada bir milli maç yapmak?

Gerçi onların aklına İsrail'le yapılan anlaşmalar, Filistin'in dünyayla bağlantısının kesilmesi de gelmiyor.

Dedim ya, bayat beyanat ve hamasetten başka bir bok bilmezler.

'One Minute'dan bu yana geçen zamanda İsrail'le onlarca askeri ve ticari anlaşma imzalandı.

Bayılıyoruz hamasete, bayılıyoruz aptal gibi olan biteni izlemeye. Şu kafa tasımızın içindekini ne zaman kullanmaya başlayacağız, ne zaman onunla haşır neşir olacağız?

Emma Goldman'ın dediği gibi "Oy vermek bir şeyleri değiştirmeye yetseydi yasaklanırdı."

Bu havada onları unutmayalım


Bu tip havalardan en çok bu hayvanlar etkileniyor. Yiyecek ve içecek bulmaları zorlaşıyor.

Bir yoğurt kabına biraz ekmek doğrayın ve içine de su koyun. Kapınızın önünde kalmasında hiçbir zararı olmaz.

Ya da pencerenizin kenarına; serçeler, güvercinler ve kumrular için bulgur, buğday gibi yiyecekler koyun.

Onların kısıtlanan yaşam alanlarını işkencehaneye çevirmeyelim. Herkesin elinden bir şey gelir..

Onları unutmayalım.

9 Mart 2011

Canı kaşar çekenlere...


Hatunda nasıl bir çekicilik varsa, ne kadar CHP'li varsa sıraya girmiş.

Hayatımda ismini duymamıştım şu davaya kadar. Muhtemelen duyamazdım da. CHP'nin Fadime Şahin'i olma yolunda hızla ilerliyor.

Deniz Baykal tutmuş, Muharrem İnce kopartmış, Önder Sav da "hani bana hani bana" mı demiş?

Konuyla pek alakasız ama karnım acıktı. Eski kaşar olsa da yesek...

Konuyla yine ilintisiz olacak; Türkiye'de siyasetin bu kadar iğrenç olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Seks, şantaj ne ararsan var.

Berbat bir kumpas, berbat oyuncular ve boktan bir izleyiciyle karşı karşıyayız. Kendimi süper boktan bir porno izliyor gibi hissediyorum.

İzlerken sikilen hep biz oluyoruz.