13 Temmuz 2011

ODTÜ'lüler böyle mezun olur


Bu ülkede böyle de güzel insanlar var. Yaşadığı ülkeye karşı kafa yoran, ülkenin sorunlarını mesele eden, sıcacık güzel insanlar.

İyi ki varsınız ve hep böyle kalın. Sistemin sizi değiştirmesine asla izin vermeyin.

Not: Fotoğrafları gönderen arkadaşa çok teşekkür ederim.













Galatasaraylılar; Kulüpler Birliği ve TFF'ye soruyor


3 Temmuz 2011 sabahında başlayan "Futbolda Şike, Organize Suç Örgütü Kurma ve Üyesi Olma Soruşturması" kamuyonun bildiği gibi sürmekte, yargıya intikal etmiş vaziyettedir.

Soruşturma sürecinde yazılı ve görsel medyanın veri kirliliği yaratması ve kamuyu "aydınlatma" yönteminin irrite edici olması, es geçebileceğimiz bir davranış değildir.

Es geçemeyeceğimiz diğer önemli husus ise "fair play" söyleminin kağıt üzerinde kalmasıdır.

Futbolun en önemli unsuru/öznesi olan ama aynı zamanda futbol araçlarını tüketmek dışında hiçbir söz hakkı olmayan taraftarlar için aslolan her ne şekilde olursa olsun kupa kazanmak, şampiyon olmak olmamalı aksine futbolun bir "halk oyunu" olduğunu unutturmadan kitlelerin futbol sevgisini korumak için adil, herkese eşit yaklaşan, güzel ve temiz olması için çabalamaktır.

Bir süredir Türkiye'de dillerden düşmeyen "marka değeri" söylemi var. İçinde futbol, taraftar olmayan ve açıkça "marka" diyerek futbolu ve takip edenleri metalaştıran zihniyet, yayın gelirlerinden, ulusal ve uluslararası pazar payını esas alarak ve geri kalan herşeyi öteliyerek bugün karşılaştığı sorunları görmezden gelip futbolun geleceğini zor duruma düşürüyor.

Evet, bizler "masumiyet karinesi" denilen şeyi yok saymış değiliz. Yıllardır başka kulüpler hakkında her türlü iddia, itham ve aşağılamada bulunanların bugün yargıya intikal etmiş bir konuda hukuka sığınmasını sobelemek yerine; evet haklısınız deme cesaretinde bulunacağız. Çünkü hukuk en başta vicdan içerir. Lakin, eklememiz gerekir ki, bu süreçte kendilerini çemberin merkezi koymak isteyenler, kendileri dışında kurumların, kişilerinde yargı yolunda olduğunu unutmasınlar. Bu gemi su alıyorsa, içinden birinin vaziyeti kişiselleştirmesi futbola, diğer tüm özel ve tüzel kişilere karşı bir ayıptır.

11 Temmuz Pazartesi ve 12 Temmuz Salı günleri açıklama yapan TFF ve Kulüpler Birliğine Soruyoruz:

1. Kişileri kurumlardan ayrı tutarak, insan zekasına hakaret eden ve her biri işadamı olan sayın TFF Başkanı ve Kulüp Başkanları iyi bilirler ki "imza sirküleri" kişilerin kurumdaki sorumluluğunu anlatır. Seçilen, yetkili kılınan özel kişiler kişisel menafaatlerini gözetmeden kurum için bir eylem gerçekleştirdiğinde eylemleri birbirinden ayrımaya çalışmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Ve ne hukuki ne de vicdani bir bahane değil midir?

2. Yetkili, seçilmiş kişilerin sorumluluğunu bertaraf ederek yasadışı söylemde bulunan TFF ve KB, taraftarlar üzerinden kulüplere verdikleri ve verecekleri her cezayı son 2 gün itibarıyle kanunsuz kılmamışlar mıdır? Sadece futbol değil, bütün sektörlerde, kurumlarda hatta devlet yönetimlerinde varolan yürütme şekli sizler sayesinde altüst edilerek geçersiz kılınmamışmıdır?

3. Kişiler suçlu olsa da bu kurumları bağlamaz diyerek hukuku ayaklar altına alan sizler, yarın herhangi bir futbolcu, teknik heyet sorumlusu ve yönetici şike yapsa, organize suç çetesi kursa; bu kurumları bağlamaz diyerek hepsini meşru kılmış olmayacak mısınız? Sizlerin mantığına göre hal böyleyse geçmişte ki tüm yanlışları olumlayıp gelecekte olabilecek tüm haksızlıkları dün itibariyle normalleştirdikten sonra hangi futbolun idarecisi olup, "fair play" diyeceksiniz? Ve açıkcası her özel kişiye buyrun istediğinizi yapabilirsiniz yolunu açarak suç işlemiş olmuyor musunuz?

4. 5 Temmuz Salı günü Savcılıkla görüşen Mehmet Ali Aydınlar'ın, "Durum çok vahim gözüküyor. Bu kadarını beklemiyordum" dediği öğrenildi... yazıları doğru mudur? Doğru değil ise niçin yalanlamamıştır? Doğru ise niçin elimizde hiçbirşey yok demiştir?

5. "Masumiyet Karinesi"nin öneminin altını çizerek, iddianame dahi açıklanmadan TFF'nin sadece yargıya intikal edenlerin değil, herkesin hakkını koruması için sorunu ötelemek dışında ne yapmıştır? İddianameler hazırlanır ve yargı süreci tamamlandığında UEFA tarafından verilecek olası cezaların hepsinin manevi ( maddiyatan önce ) karşılığını üstlenmeye hazır mıdır? Aynı soru yargıya intikal edilmiş olan kişi ve kurumlar içinde geçerlidir.

6. Yargı sürecinin hızlandırılması için çeşitli devlet aygıtlarıyla bir araya gelip, gerekirse komisyon kurulmasını isteyip, liglerin ertelenmesini gerçekleştirmek hangi "marka değerini" zora sokar? Yarın maruz kalabileceğin cezaları bugünden bertaraf etmeyi tercih etmeyen TFF ve KB yargıya intikal edilmiş olanların dışında yer alan tüm kurumları ve milyonlarca taraftarı hiçe saymak dışında ne yapmıştır?

7. Söze, "marka değeri" diye başlarken, adalet ve futboldan bahsedemeyenler, pasta payının hesabını yaparken, milyonlarca insanı kuşkularla, güvensizlikle karşı karşıya bırakmakmış değil midir? Futbolun temel aktörleri taraftarlar, futbolseverler ve futbolculardır. Onlarsız bir futbol düşünmek, en doğru ve adil oyun peşinde koşmak yerine, içi boşalan "marka değeri" bahanesinini dile getirmek milyonların sevgisine hakaret değil midir?

Soracağımız nice soru vardır. Aba altından sopa gösterilen, güven bunalımı yaratmakla itham edilen Ünal Aysal ve GSK adına da... Ama derdimiz sadece GSK değil, futboldur. Bizler, kulüp ve renk peşinde koşarken tüm sevgimizi, heyecanımız, üzüntümüzü yok sayarak sporun ruhunu içinde "fair play" yer almayan "marka değerine" boğanların hep karşısında olacağız. Birgün kendimizden de hesap sormaktan hiç çekinmeyeceğiz.

Galatasaraylılar

Bu linki de mutlaka okuyun

KAMUOYUNA DUYURU


Not: Yazan ben değilim, sadece paylaşılmasını sağlamak için koydum. Ama yazanların da eline sağlık...

İsteyen ağzına geleni söylesin


Yorum olarak bıraktıklarınızı buraya yazacağım...

Ağzınıza ne gelirse onu söyleyin, rahatlayın, stres atın. Bu sıcaklarda iyi gider.

Plaseyi Hanri Gibi Vuruyorum:
Kayıp İlanı

Dün saat 20.52 itibariyle kafam TFF'nin içinde kaybolmuştur. Görenlerin biraz daha ileri ittirmesi önemle rica olunur.

İmza; Başını arada bir veren geoid.

dt.ibo: Dişlerinizi sakın fırçalamayın, bol bol tatlı ve asitli yiyecekler tüketin ama 6 ayda bir muhakkak diş hekimine gidin. :))

Lanceloth: T.F.F'nin Fenerbahçe'yi kollayacak nispeten yanlı bir karar vereceğini düşünmekteydim açıkcası ama bu kadarı da beklenemezdi; daha ayını doldurmadan yanlı, taraflı ve basiretsiz bir görev, sorumluluk bilincinde olduklarını ilk ağızdan deklare ettiler.

Aysal'ın açıklamarına tehditle cevap veren bu çürümüş ve yanlı zihniyeti şiddetle kınıyorum. Aysal bu Ali Cengiz oyunun bir parçası olmadığımızı deklare ederek, belli ki şeref yoksunu kişi ve kurumların tepkisini daha çok çekecek ancak maçlarda ki ilk olumsuz ve hatalı sonuçlarda o birliğin, tek sesin ne olduğunu göreceğiz.

Ben T.F.F ve kurumlarını göreve değil adamlığa çağırıyorum. Gölge etmesinler yeter ki başka ihsan istemez

TribunselSevda:
1-) 2 gram futbol zevkimiz vardı el birliği ile onun da ağzına sıçtınız. Yöneticisinden başkanına, emniyetinden savcısına selam olsun(!)
2-) Bu ülkede yaşamaktan nefret ediyorum!
3-) Baba; insan bazen sana kafa atmak istiyorum!
4-) Evlenicem para lazım!
5-) Çalışanına köle muamelesi yapan godoman! Seninle de görüşücez elbet!

brk:
1- abi bir daha bırakıyorum gidiyorum falan deme
2- by sene ligden bi halt olmaz, her maçtan sonra şike muabbeti çıkar.
3- bizim bu başkan(ünal aysal) biraz değişik bir adam, bizim ülkeye ters kaçıyor.
4- bundan sonra küfürlü tezahurattan saha kapanırsa ne olur? kişiler kurumları bağlamamkta diyip bir takım acaba sahasını seyirciye açabilir mi :)
5-bu sıcakta excelde tablo hazırlamakta hiç çekilmiyor...

selaminko: futbol zevkimizin a.k. herkes için tek bedduam var. "Oğlancı zencilerle dolu bir odada çırılçıplak kalasınız inşallah."

tenten:
1- calismaktan sıkıldımmmmm
2- amk futbolunu nasil izleyecegim bundan sonra
3- bu fenerbahce yalakaliginin dozu nereye kadar gidiyor???
4- gerizekali kitle hepinizin ta amk
5- bir tarafim hala geyik yapmak istiyor fenerle bir tarafim birak artik oglum diyor.
6- zalad siksin sizi

ozdmroz: Çalışmak istemiyorum, kız arkadaşımla tatile çıkmak istiyorum. Mavi Yeşil bir deniz kıyısı olabilir.

Ayrıca sıkıldım lan bu olaylardan. Onca olan olaylar mutlaka birileri tarafından kurgulandığı söyleniyor. Yeter lan niye yaşıyoruz biz!

bilen: bu ülkede futbol, arkasından hançerlediğin adamın cenazesinde ön safta olmaktır. cami avlusunda cemaate sırıtmaktır; şikeden yakalanma korkusunu bastırsın diye.
"ama ben cami yaptırdım 700 bin tl'ye" diyebilmektir göz altındayken. yüzsüzlüğü yüz yapmaktır. silah ve tehdit kokan ceketinin arkasında yaşlı bir budala gibi görünüp hastalığı bahane ederek hastane hastane kaçmaktır bir umut.

türk futbolu battığında hep su üstünde kalmaktır. şike yaparken cambaza bak diyebilmektir en inandırıcı ses tonuyla. hep yanlış yapıp, hep doğrucu kalabilmektir bazen. kaçıncı dünya ülkesiyiz lan biz

11 Temmuz 2011

Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz



Herkes gitsin aynaya baksın. Aynadaki kendinize sorun "Bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içime sindirebilecek miyim?" diye.

O sorunun yanıtı eğer 'evet'se, 34 hafta boyunca takımınız her gol attığında deliler gibi sevinin, yumruğunuzu havaya kaldırıp, sahte zaferlerin tadını çıkartın. Sonra bir hakem hata yaptığında, "Hakkımız yendi" diye yakının.

Gazetelerde, televizyonlarda beğenmediğiniz yorumlara basın küfrü. Forumlarda, bloglarda, otobüste, işyerinde ağzınıza geleni söyleyin.

Hakem 'hata'larında, "Yeter artık emeğimiz çalınıyor" diye ortalığı birbirine katın.

En yakın arkadaşınızla, kız arkadaşınızla, çocuğunuzla maça gidip, takımınız gol attığında, birbirinize sarılın. O golün sevincini doyasıya paylaşın.

Sene sonu geldiğinde, eğer takımınız şampiyon olursa, Çıkın caddelere, sokaklara şampiyonluğun o tadına doyum olmaz keyfini yaşayın.

Eğer bunların hepsini yapıyorsanız, hayata dönün.

İşyerinde en yakın arkadaşınız, yemeğe indiğinde masada bıraktığı cüzdanından para çalın. Onu ispiyonlayın, işten atılmasını sağlayın ki, çaldığınız para ortaya çıkmasın.

Eve gittiğinizde üç yaşındaki çocuğunuzu ağzından kan gelene kadar tokatlayın. Eğer eşiniz araya girmeye kalkarsa, kafasını duvarlara vura vura, bayıltana kadar dövün.

Sokakta otobüs durağında yüzlerce insan sırada beklerken, siz uyanıklığınızı gösterip, hemen ilk sıraya giriverin. Bir şey söyleyen olursa, sıçın ağzına, gücünüz varsa.

Eğer devlette çalışıyorsanız, eşşekler gibi çalışan işçilerin, emekçilerin, memurların vergisini cebinize indirin.

Küçük bir simitçi çocuktan iki simit alın, parasını vermeyin, ayakkabılarınızı boyacı çocuğa boyatıp, yine parasını vermeyin. Nasılsa onlar sizden küçük, bir şey söylemeye kalkarsa, siktiri çekip tokadı basın.

Gücünüz kime yetiyorsa, onu gözünüze kestirin parasını alın, hakkını yiyin, vurun, kırın, parçalayın.

Sonra akşam tüm bunları yaptıktan sonra, bacaklarınızı uzatıp takımınızın maçını izleyin. Bir bira açın, iki duble rakı için, bütün gün yaptıklarınızı aklınızın bir kenarına bile getirmeyin.

Çünkü siz, bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içinize sindirecek kadar aşağılık bir insansınız demektir.

Bunu Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Kütahyaspor v.s. v.s. ayırt etmeksizin söylüyorum.

Bugün herkes suça ortaktır. Yapan, yapmayan herkes bu işin sorumluluğunu üstünde taşıyacaktır.

Şu olan bitene göğüs germek, savunmak, yapılan ahlâksızlığı haklı çıkartmaya çalışan herkes, yakasına 'şerefsiz' rozetini takmıştır. İsteyen çıkartır, isteyen gururla sergiler.

Ama tabii şaşırıyoruz aptal gibi. Katillerin omuzlarda taşındığı, kutsandığı, yolsuzluk yapanların beyefendi kontenjanından zenginliğinin tadını çıkarttığı bir ülkede şikeyi de içimize rahat rahat sindiririz.

Evet, evet yanlış yazmadım başlığı. Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz. Şikecilerin, çetecilerin, şerefsizlerin, onursuzların futbolunu bilerek izleyeceğiz. Para için satamayacakları şeyleri olmayacağını bildiğimiz, 2 devreli lig usülü kumpanya seyredeceğiz.

Bana namus öğreten orospu çocukları


Fotoğraftaki tipe iyi bakın. Bakın, bakın rahat rahat bakın. Abimiz Bursa'da şeyh gibi takılıyor, müritleri var.

Elemanın 'sır odası' var. Müritler geliyor, eşleriyle birlikte. Bir güzel vuruşuyorlar, bildiğin grup seks yani. Hatunlar, erkekler geliyor, abinin kucağına oturuyor.

Eleman savunmasında "Kadın erkek hiçbir müridimle zorla cinsel ilişkiye girmedim. Daha önce müridim olan kişiler beni şikayet etmiş olabilir. Zikir esnasında cezbelenen kişi sır odama gelir. Ben hiçbir şey yapmam. Onlar kendileri gelip kucağıma oturur. Benim tarikat lideri olarak sır odasına gelen müridime cinsel ilişkiye giremeyeceğimi söyleme gibi bir lüksüm olamaz. Ben cezbelenen müridimle ilişkiye girmezsem, mürit zikir durumundan dolayı yanmaya başlar. Gücü kalmaz ve delirir."

Elemanda nasıl bir seksapel varsa, her gelen pat diye kucağa oturuyor. Kucak yetmiyor oral seks yapıyor; kadınlı, erkekli hem de.

Bazı kişiler şikâyetçi olmuyor bu yavşaktan. Neden şikâyetçi olsun ki, amaç çatır çatır vuruşmak. Karısını veren razı, kendi götünü siktiren razı.

İbnenin evinde çocuk ve hayvan pornoları çıkıyor, yapılan aramalarda. Artık fantezi ne kadar genişse, orospunun evlatlarında, yemedikleri bok yok.

Bak işte, bu toplumda bunun gibi orospu çocukları, senin-benim namusumu eleştiriyor. Sokakta kız arkadaşınla, eşinle geziyorsun, sana pislikmiş gibi bakıyor. Aslında pezevengin derdi, yanındaki kız. İç geçiriyor, birlikte olmak istiyor. Bir şey yapamayacağını biliyor, "Namus elden gidiyor" diye anasının amı yırtılana kadar bağırıyor.

Namus, ahlâk, temizlik bunlardan sorulur. Böyle sakalı bırakıp, şalvarı giyince, en namus timsali sensin.

Geçmişini siktiğimin pezevenkleri, bana namus öğretecek ama hayvan pornosu, çocuk pornosu izleyecek, erkeği, kadını, bulduğunu sikecek, göt verecek.

Bu ülkenin namusunu, ahlâkını bu yavşaklar bozdu. Zaten en çok kim, neden bağırıyor, anla ki, bağırdığı konuda eksikliği vardır.

Orospunun çocukları....

Lan öyle böyle sinirlenmedim, cidden dehşet sinirlendim. Saçını sakalını siktiğimin götvereni...

Not: Yorum bırakan bir arkadaş, küfürlerdeki seksistlliği eleştirmiş. Hep söylüyorum, böyle zamanlarda düşünmeden yazıyorum, söylediklerinde haklı.

Dünyanın utancı Srebrenitsa


'Modern, uygar, demokratik, insan hakları'na saygılı Avrupa'nın göbeğinde 2000'e 4 kala soykırım yaşandı. Bütün dünya oturduğu yerden bu soykırımı izledi.

Onların insanlığı, kendilerine sığınanları soykırımcılara teslim edecek kadar.

Halen yüzlerce anne çocuklarının kemiklerine erişemiyor, kocalarından buldukları bir parçaya seviniyorlar.

Uygar Avrupa'nın orta yerinde mayınlarla çevrili bölgeler var.

16 yıl sonra bugün, kimliği ancak belirlenen 613 kişi için cenaze töreni düzenleniyor.

Srebrenitsa, Avrupa'nın ve dünyanın kara lekesi olacak.













Fatsa'yı ve Terzi Fikri'yi unutmamak için çok sebep var


12 Eylül faşizminin adım adım geldiği günlerden biridir 11 Temmuz 1980. Ordu'nun Fatsa İlçesi'nde bambaşka bir dünya yaratmak istedi.

Aşağılamak istedikleri 'Terzi' sıfatını inadına taşımış, hiç yüksünmeden, gurur duyarak.

Köylünün yanında oldu, fındığa sahip çıktı, çırakların hakları için savaştı. Hepsinin karşılığı olarak mahkemeler ve cezaevlerinde işkencelerle ödetmeye çalıştılar.

Çorum'da insanlar öldürülürken, şimdinin akil adamı (!) durumundaki Süleyman Demirel, utanmadan "Siz asıl Fatsa'ya bakın" diyerek, Fatsayı ve Terzi Fikri'yi hedef gösterdi ve Çorum'da yaşanan faşist katliamı gözlerden kaçırmaya çalıştı.

11 Temmuz sabahı, Fatsa'yı kuşattılar. Polis, jandarma ve yanlarında getirdikleri Ülkü Ocakları'ndan maskeli faşistler; insanları evlerinden topladılar, kadınları saçlarından yerlerde sürükleyerek, erkekleri döverek, işkenceyle otobüslere bindirdiler. Sokaklarda insanlar öldürüldü, işyerleri bombalandı, yağmalandı.

İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de yağı, tüpü, şekeri, unu karaborsadan satıp, birileri zenginliğine zenginlik satarken, Fatsa'da her şey vardı. Çünkü Terzi Fikri ve O'nun ideali paraya değil, insana değer veriyordu. O yüzden izin vermediler, karaborsacıya, faizciye. Fındık üreticisinin borç kölesi yapıldığı sistemi reddetti.

Terzi Fikri'yi kaburgalarını kırana kadar işkenceden geçirdiler. Oysa işkencecisi akşam evine yağ, ekmek, süt götüremezken, Terzi Fikri o işkencecinin de insan gibi yaşaması için savaş vermişti.

İnsanca yaşamı savunanlara, insanı, insan yerine koyanlara izin vermediler. Çünkü onların yarattığı sistem, insanı önemsemiyor, değer vermiyor, hiçe sayıyor.

"Karaborsaya geçit verilmeyen, fındık üreticilerinin borç köleliğinden kurtulmasının sağlandığı, kadınların kocalarından dayak yemesinin önlendiği küçük bir kasaba Fatsa.

Yaşamayanların bile 'rüya gibi' dediği Fatsa'ya 11 Temmuz 1980'de 'Nokta Operasyonu' düzenlendi. 19 bin insanı 'rüya'dan uyandırdılar.

Fatsa bir semboldü, bir hayalin gerçekleşebileceğinin kanıtıydı, o kanıtı toplumsal bellekten silmek için yalanlarla, silahlarla yok etmeye çalıştılar.

Bazı olaylar için "Mutlaka filmi yapılmalı" derim hep. Fatsa ve Terzi Fikri'yi beyazperdeye bugüne kadar koymayan sinemacılar, bu ülkede sinemacıyım diye geçinmesin.

Bir rüyanın gerçek kılındığı Fatsa'yı herkes bilmeli. Kendisine insan diyen, insanca yaşamı savunan, insani değerleri içinde taşıyan herkes.

19 bin kişilik Fatsa; Terzi Fikri'nin fikirlerini sevmese de, siyaseten benimsemese de, onun insanlığını hep sevdi. Aslında sevdikleri bir yandan da içinde yaşattığı devrimci fikirleriydi ama fark etmediler ya da fark edemediler.

Terzi Fikri'lerden, Fatsa'lardan geldiğimiz nokta, hayatlarında hiç sokağa çıkmamış, eyleme gitmemiş insanların boktan bir takım için sokağa döküldüğü bir ülkeye gelmek insanın içini acıtsa da, bu ülkede her zaman Terzi Fikri'lerin yetişebileceği inancını da içimizde taşımalıyız...

Şu aşağıdaki fotoğraf, çok şey anlatıyor ama sadece anlamak isteyenlere...

10 Temmuz 2011

Bunlardan haber olmaz ancak belgesel olur


Türkiye'de her şeyin günah keçisi olarak medya gösterilir.

Orospu çocukları Sivas'ta adam yakar, mahkemede yakınları basın mensuplarına saldırır.

Götverenin biri cinayet işler, basına saldırır.

Pezevenk yakalanır, basına saldırır.

Kıçı kırık bir orospu şarkıcının iki dangalak koruması, basına saldırır.

Kim ne bok yerse, sorumlusu basınmış gibi, hesabı kesmeye çalışır.

Birkaç günden bu yana, Fenerbahçe'nin birtakım idiot taraftar forumlarında özellikle Aziz Yıldırım'ın eşkal fotoğrafı yayınlandıktan sonra basına karşı bir kin ve nefret hali aldı. Olay yanlış mıdır? Yanlıştır ve yapılan büyük adiliktir ama birader siktir git dava aç, kulüp ya da bireysel olarak.

Sezer Öztürk'ün serbest bırakıldığı gün, yanındaki orospu çocuğu bir taraftan koşarken, diğer taraftan oradaki bir kameramana yumruğu patlattı.

Biraz önce Aziz Yıldırım tutuklandı, bazı haysiyetsiz, gurursuz, şerefsiz, onursuzlar orada haber peşinde koşan muhabirlere ve kameramanlara saldırdı. Yetinmediler, ellerindeki bira şişelerini fırlatmaya başladılar.

Çok açık ve net söylüyorum, şu an Fenerbahçeli olsam ya da bir Galatasaraylı olarak şu hadiselerin göbeğinde biz olsak, bu pislik yapılmış olsun ya da olmasın, kulübü bu iddialarla lekeleyen adamlardan hesap sormaya çalışırdım.

Muhabirler ve kameramanlar bu işin gerçekten emekçileridir. Üç kuruş para için, gerekirse bütün gün kapılarda beklerler, bir dakikalık bir görüşme için saatlerce bir kaldırım üstünde otururlar. Ne o, herif çıkacak da iki kelime edecek, o adamlar da haber yetiştirecekler.

Evine ekmek götürmeye çalışan; yağmurda, çamurda, karda haber peşinde koşan emekçilere saldırınca, şike-teşvik-çete sonlanacak mı?

Hesap soracaksanız, siktirip gidin önce başkanınıza, sonra her ağzını açtığında hukuktan söz eden hukukçu yöneticinize, ardından da bu işlerin ayakçılığını yapan diğer yöneticinize hesap sorun.

Nedir lan bu! Ülkedeki bütün suçlular, işi gücü bırakıp basına saldırıyor. Üç tanesinin götüne vizörü, ikisinin götüne de mikrofonu sokacaksın, kameranın arkasındaki Anton Bauer'i ikisinin kafasında patlatacaksın, bak bakalım bir daha bir kişi yeltenebiliyor mu?

Bir açıdan hata basında. Şikâyetçi olacaksın bu orospu çocuklarından, mahkemeye vereceksin, bıkmadan usanmadan takipçisi olacaksın. Sokaktaki çocuk bile artık basına saldırmayı marifet sayıyor.

Vandalların ülkesi burası. Gücü yeten futbolcuya zorla mukavele imzalatıyor, gücü yeten beğenmediği haber için tüm basına saldırıyor, gücü yeten basını azarlıyor.

Orospunun evlatları, götünüzü dayayıp, sıcacık evlerinizde, bürolarınızda okuduğunuz, izlediğiniz haberleri kim yapıyor lan! Hakkında beğendiğin bir şey oldu mu çak aferini, beğenmedin mi ağızda salya kudurmuş piçler gibi saldır.

Ama bunları kime söylüyorum ki! Futbolcusunun ayağını öpen, ayağına sarılan bir güruh var. Bu şerefsiz, onursuz, haysiyetsiz piçlerin yüzüne tükürsen, 'yarabbi şükür' diye yüzlerini ovuştururlar.

Şeref, haysiyet, onur, gurur. Hah işte, bu pisliklere önce bu kavramları öğreteceksin, sonra laf anlatmaya çalışacaksın.

Önce oturun kendinizi sorgulayın, tabii onu yapabilecek kapasiteniz varsa...

Her şerefsizlik basına saldırıyla geçiştirilecek olsaydı, ülkede bu kadar orospu çocuğu olmazdı.

8 Temmuz 2011

Bokunuzla oynamaya devam


"Biz siyaset yazmayız",
"Spora siyaset karıştırılmasına karşıyız",
"Sporun içinde siyaset olmamalı".

Eeeee ne oldu yavru kurtlar! Siyaset güzellemesi yapıyorsunuz alayınız. Sistem hafiften otobüste ford'a başlayınca 'Yandım Allah' diye bağırmaya başladınız.

Güya saf ve temiz duygularla futbol yazılıyordu değil mi?

Bu ülkenin büyük çoğunluğu bu zihniyetin ürünü; başkasına zehir akıtırken, taşakları yere sere sere 'yaşasın' diye bağıranlardan söz ediyorum. Ya da koyunların kıçına karanfil konulurken "Hacım o asılmış çok da sikimde" diyenlere.

Şimdi bakıyorum, millet İslam hikâyelerinden başlayıp, Nasrettin Hoca gibi 'ya tutarsa' demeye başlamış.

Şşşşt, ağır ol molla desinler yeğenim. Öyle çayır çimende göt baş açık, deli sikmiş gibi dolanmanın anlamı yok.

Millet, bugüne kadar klavyede parmak şıkırdatmamış, hadiseye kenarından köşesinden girmemiş, şimdi destansı metinler, edebi makaleler yazıyor.

Fanatik olmak kötüdür. Hayatta hiçbir şeyin fanatiği olmamak -aileyi dışında tutmuşumdur- gerekir.

Hayır ilginç olan şey, daha olup biten bir şey yok, ne bu hiddet ne bu celal a.k.

Bu ortalarda dolanan sikko kahramanların hadiseyi bir ranta çevirmek peşindedir. Kimseyi aptal yerine koymanın anlamı yok. Ergeni, gazetecisi, blogcusu, yorumcusu, forumcusu, bu günlerin geri dönüşlerinin olacağını biliyor. -Saf, temiz taraftardan söz etmiyorum, götünden anlamasın kimse.-

Hayır, bir de herkes kendini nereye konumlandırmışsa, ya da nasıl bir güç görüyorsa, Federasyon Başkanı'na filan ayar veriyor. Vay anasını satayım, kimmişsiniz de haberimiz yokmuş.

Dev yürüyüş yapacaklarmış. Be amına koyayım, neredesin lan TEKEL işçileri eksi 10 derecede soğuktan tir tir titrerken, insanlar sokak ortasında dayak yerken, bir baba evine bir parça götüremezken.

Takım sevgisi dedikleri şey, bağnat bir fanatizm. Haa, bunu Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı, Trabzonsporlusu yapmaz mıydı? Aynı şeyleri yapardı emin olun.

Oyun işte, bir-iki gün üzülürsün, sevinirsin geçer gider. Hayatının merkezine koymak, neredeyse hayatında başka bir şeye yer bırakmamak ne aptalca bir düşünce biçimidir.

Bu ülkede en az 70 milyon kişinin hakkı yeniyor her gün. Öyle sik sik izliyordun ya. Benzini kol gibi sokuyorlar tepki verme, millet evine et götüremesin tepki verme, semt pazarlarında akşam karanlığında atılmış sebzeleri meyveleri toplasın tepki verme; hayatta hiçbir duruş sergileme, hiçbir boka ses çıkartma, sonra "Hakkımız yeniyor" diye kafası kesilmiş tavuk gibi oradan oraya koştur.

Siktirin gidin! İnsanlığınızı, adalet terazinizi, dünyaya bakış açınızı sikeyim. Siyasete girmeyin aman diyeyim, başınız derde girer, aman diyeyim.

Hele hele şu olayları Atatürk'e bağlayanlar yok mu, onlar beni bitiriyor. Lan salak, önce stadının ismini sorgula.

Gölgesinden korkan insan ancak bokuyla savaşır. Bokunuzla savaşmaya devam edin. Aman diyeyim, etliye-sütlüye sakın dokunmayın. Yeldeğirmenleri size yeter de artar bile.

Ömrümden size ömür gitsin


Şu fotoğrafı bir arkadaş gönderdi dün. Sağda, solda denk gelmişsinizdir mutlaka.

Sinirleniyorum, öfkeleniyorum ve bu ülkedeki insanlara çok zaman laf ediyorum.

Umudu kesmemek lazım, içimizde umut yeşertmek için hep bir nedenimiz olması gerekir. Yoksa boşandığı eşini ve çocuğunu yakan bir manyağın, köpeğin kafasında şişe kıran psikopatın, kedinin ciğerlerini bıçakla deşen bir orospu çocuğunun olduğu ülkede yaşamak insana ağır geliyor.

Ama bu kadar boktan haber arasında şu iki koca yürekli çocuğu görünce, her şey birdenbire tersine önüyor. O umutsuzluk duygusu yerini; umuda, inanca bırakıyor.

İnsanlık böyle bir şey ama biz onun pek çok değerini unuttuk. Para, kariyer, hırs, ihtiras, güç v.s. v.s. Etrafımızda olup biten onca şeyi göremiyoruz. Öyle o kadar uzaktaki şeylere bakmaya gerek bile yok. Sokağa baktığınızda, gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatmadığınızda emin olun her şey daha açık görülecektir.

Şu iki çocuktan öğrenilecek ne çok şey var diye düşünüyor insan. Kendi hayatını bile tehlikeye atarak, yavru köpeğe, kendi aralarında imeceyle, ellerini uzatıyorlar. Ne diyeyim ki, böyle birtakım alengirli kelimeleri biraraya getirip bir cümle kurmaktansa, sıkı sıkı sarılmak isterdim veletlere.

Bu hayat sizinle güzel lan, bunu bilin. Sizin gibi insanlar olmasa hakikaten çekilir çile değil bu ülke. Umarım daha çok şey öğretirsiniz bize.

Benim ömründen size gitsin lan, başka ne diyeyim ki...

Kedi Aklı

Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda
Yetmiyordum yeni insanlara yetişemiyordum
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda

Kimin umurunda dedi ama kendimi inandıramadım buna da
Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında

Çok mu yaşamıştım az mı ölmek hakkım mıydı yıl varken akşamlara
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da
Okşayacak bir şey ister ellerimiz kendi sıcaklığında
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda

Ne iyi etmişim aldım düşündüm kedilerin yarı ak yarı kara aklında
Kedi işte kedi boğuyordu yavruyu engel görünce aşkında
Çekilmemişti denizlerim
Döndüm hırpalanmış geceden dayanıklı aydınlıklara
Ağlanır kedi yavrularına çocuksuz anaların arasında
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında
Ne iyi etmişim uyur uykularında.

Arif Damar