5 Kasım 2009

Çıplak vücutta sushi


Fotoğraf, İstanbul'da bir sushi restoranından. Bikinili bir kızın üstünden servis ediliyor sushi.

Aslında dünyanın birçok ülkesinde çıplak kızların üstünden servis edilirken, Türkiye'de bikinili kızlar aracılığıyla yapılıyor. Restoranda her çarşamba günü "Nyotaimori geceleri" düzenlenecekmiş. Maliyeti kişi başına 350 dolar.

Hiç lafı eveleyip gevelemeden direkt yazacağım. "Arap yağı bol bulunca bir tarafına sürermiş." Bizimkisi tam o hesap.

Bu ülkede binlerce insan kamyonların üstünden atılan ekmekler için birbirini ezerken, çamurların içine düşen ekmekleri alabilmek için öldüresiye bir çaba gösterirken, bu yavşakların çıplak ya da bikinili kadınların üstünden üç parça sushi yiyecek diye 350 dolar para vermeleri (aslında parası önemli değil)tek kelimeyle orospu çocukluğu.

Bu yavşak güruh, birtakım dergilerde gördükleri hayatlara öykünerek, nasıl kazandıkları belli olmayan bu paraları saçmalarının hesabı bir gün sorulur. "Keser döner, sap döner; gün gelir. hesap döner" demişler. Bu aymazlığın, bu iğrençliğin hesabı er geç sorulur bunlardan.

Dünyadaki en iğrenç toplumlardan biriyiz muhtemelen ve bu iğrenç topluluğu yıllardan bu yana ülkeyi yöneten "sağ" iktidarlara borçluyuz. Ahlâk bekçiliği üstünden oy avcılığı yapıp, birtakım gerizekâlı kitle ve besledikleri asalaklar sayesinde iktidar olabilen bu iktidarlar, işte bu görüntüleri yarattılar.

Sorsan, 'Kişisel özgürlükten' dem vurur, son günlerde pek moda ya, bu kişisel özgürlük işi. Çok şey geliyor, dilimin ucuna kadar ama yazmayacağım daha fazla. Tek söyleyebileceğim, hepiniz can çekişerek geberin, açlık içinde...

Her zaman böyle görülmez


Dakika 89 ve Sneijder'in golü gelir. Jose Mourinho'yu böyle görmek, her zaman yaşanabilir bir durum değil.

4 Kasım 2009

Blogda hatun fotosu vaziyeti


En baştan belirteyim, kimseyi hedef almış bir post değildir bu. Ancak ne zamandır aklımdaydı, el atmak istedim.

Blogger'ların hakim görüşü gazetelerden daha kaliteli iş çıkardıkları ve daha farklı oldukları yönünde -ki bazı konularda haklılar.-

Fakat şöyle bir iyice göz geçirince, aslında çok farkı olmadığını düşünüyorum. Bunun için en yakın örnek, bloglara 'hatun' fotoğraflarının konması. Evet, kabul ediyorum ki, Bu toplumun tüm duyargaları heteroseksist anlayış üstündedir. Sebepleri, nedenleri tarihsel süreçlere uzanıyor bu durumun. Bir türlü kırılamıyor hatta kırılacağı yerde, alttan alta daha da yaygın duruma geliyor. Kırmaz lazım bu hakim görüşü. Empati kurmak bazen işe yarayabilir.

Bir spor bloğunda ne diye hatun fotoğrafı konur, merak içindeyim. Yani amaç nedir, gaye nedir? Gazetelerin bunları neden yaptığını hepimiz biliyoruz; tiraj amaçlı ve yurdumun tüm abazanlarına ulaşma kaygısı. Şimdi düz mantıkla, bloglarda yapılanın da aşağı yukarı benzer sebeplerle yapıldığını düşünmemiz pek de yanlış olmaz.

İyi de, 'Biz farklıyız' diyen insanlar neden bunu yapıyor? Tabii ki, 'Ben böyle yapmıyorum' diyene, sözümüz yok.

Aslında çok kişi birbirinden farklı değil, ne kadar yırtınsa da. Bir dolu blogger'ın bilinçaltında "Ulan bir göze çarpsak da, kapağı medyaya atsak" dediğini az-çok tahmin ediyorum. Bu yüzden doğru yoldasınız, medyanın sizin gibilere ihtiyacı var!

Not: Fotoğraftaki mi? Kendisi 2009 Transeksüel Güzeli Ai Haruna yani hatun değil, yoksa hatun mu? Bilmiyorum ama blogdaki ilk ve son hatunumsu kendisi...

La Liga grev tehdidi altında


2004 yılında yabancı firmaları ve işadamlarını teşvik amacıyla çıkarılan ve ilk olarak David Beckham'ın yararlandığı ve kamuoyunda "Beckham Yasası" olarak adlandırılan yasa şu sıralar çokça tartışılıyor.

Yasa gereği yabancı futbolcular yüzde 24 oranında gelir vergisi öderken, İspanyol futbolcular yüzde 43 oranında ödüyor. Sosyalist hükümet de, mevcut yasanın eşitliği aykırı olduuğunu savunarak, değişikliğe gitmek istiyor.

YA YILDIZLAR KAÇARSA KORKUSU

Profesyonel Futbol Ligi (LFP) başkanı Jose Luis Astiazaran, söz konusu yasanın çıkması durumunda İspanyol futbolunda 100 milyon Euro’luk zarar yaratabileceğini ve Messi, Ronaldo, İbrahimoviç ve Kaka gibi futbolcuların ligden ayrılabileceği uyarısında bulundu.

GREVE GİDERİZ TEHDİDİ

Yeni yasanın çıkması halinde İspanyol futbol liginin, Avrupa’nın diğer önemli ligleri olan İngiltere ve İtalya ile rekabette geri kalacağını savunan Profesyonel Futbol Ligi (LFP,) maçların durdurulup greve bile gidilebileceğini açıkladı.

Futbolu çok da sevsek farketmez, çünkü milyonlarca Euro kazanan futbolcuların sadece vergi düşüklüğü nedeniyle İspanya'dan ayrılacağıa kargalar bile güler. Ayrıca ayrılırsa ayrılsın, nedir yani dünyanın sonu mu?

Şu vergi işine Türkiye'nin de acilen el atması gerekir. Üç kuruş maaşları kırpıla kırpıla kuşa dönen işçiler, emekçiler, memurlar bin takla atarak yaşarken, futbolcuların neredeyse yüzde 10 oranında vergi vermesi kabul edilir bir durum değil.

Şampiyonlar Ligi 4. hafta


Beşiktaş bildik, tanıdık eski dost kıvamında etkisizliğine etkisizlik kattığı bir biçimde Wolfsburg'a 3-0 yenildi. Ancak sürpriz nitelikteki sonuçlar da yok değildi. Manchester United-CSKA Moskova maçı futbol ziyafeti şeklinde geçti.

Öyle haybeden Manchester United olunmuyor. Can çekişen hastaya defiblatörle şok uygular gibi, giden bir maçta 1 puanı kurtardılar.

Atletico Madrid-Chelsea maçı çok ilginç geçti. 5 dakikada buldukları gollerle 2-1'lik üstünlüğü yakalayan İngiliz ekibi, 90. dakikada 1 puana razı olmak zorunda kaldı.

'Eski dost düşman' derler. Kaka yıllarını verdiği San Siro'da paşalar gibi karşılandı, maç da bu mealde 1-1 sonuçlandı.

Marsilya, ilk maçta yenildiği Zürih'ten intikamını çok fena alarak, 6-1 kazandı. Bayern Münih evinde Bordeaux'a 2-0 yenildi. Tahminim odur ki, Val Gaal-Münih nikâhı tez vakitte biter.

Juventus deplasmanda Haifa'yı, yine Porto deplasmanda APOEL Nicosia'yı 1-0 yendi ve gecede daha fazla sürpriz çıkmasına engel oldular.

3 Kasım 2009

Tanıyan beri gelsin


Fotoğraftaki kişiyi tanıyan varsa, parmak kaldırsın... Kopya yok...

Adrese teslim


Farkında değilsiniz ama kafanızı kuma gömdükçe kıçınız açılıyor. Vakti gelir mutlaka...

2 Kasım 2009

Cruyff yeniden teknik direktörlük koltuğunda

1988-1996 yıllarında Barcelona’da teknik direktörlük yaptıktan sonra, sağlık sorunları nedeniyle takım çalıştırmayan Cruyff, 13 yıl aradan sonra tekrardan sahalara dönmeyi kabul etti ve Katalan Milli Futbol Takımı’nın teknik direktörü oldu.

Katalonya Futbol Federasyonu (FCF) kaynakları, anlaşmaya vardıkları Cruyff’un, Katalan Milli Takımı’nın teknik direktörü olarak para almayacağını, ancak Johan Cruyff Vakfı’na destek verileceğini açıkladı.

İspanya’nın özerk yönetimlerinden olan Katalonya’daki futbol federasyonu (FCF), hiçbir resmi nitelik taşımadan Katalan olan futboculardan oluşturulan milli takım ile başka ülkelerin milli takımları veya İspanya’daki diğer ayrılıkçı bölgelerden Bask ile maçlar organize ediyor.

Dünyanın en iyi 11. takımı Galatasaray


Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu'nun (IFFHS), 1 Kasım 2008 ile 30 Ekim 2009 tarihleri arasındaki maçları baz alarak yaptığı aylık değerlendirmede, geçen ay 12. olan Galatasaray 1 basamak yükselerek, 11. sıraya çıktı. IFFHS'nin değerlendirmesinde Fenerbahçe 33, Beşiktaş ise 22 sırada yer aldı.

Zamanlama açısından güzel olmuş bu liste. Daha önce gelinen 1. sırasına yeniden yetişmek için Türkiye'deki araç rakiplerle oynamak gerekiyor tabii ki. Aklı başında her Galatasaraylı'nın rakip olarak gördüğü takımlar Edirne'nin dışında yer alıyor çünkü.

Şimdilik yapılabilecek başka bir şey yok. Bu takımlarla oynamak gerekiyor....

İLK 10 SIRA

1. Manchester United 326
2. Barcelona 298
3. S.Donetsk 293
4. Chelsea 283
5. Hamburg 274
6. Estudiantes 265
7. Werder Bremen 263
8. Arsenal 245
9. Cruzeiro 231
10. Roma 228

Yavru kurttan özür yerine garip savunma


Malum Ercan Saatçi, Fenerbahçe TV'den 'sızan' "Galatasaray'ı nasıl .iktik" cümlesine ve 48 saniyelik görüntüler için güya özür dilemiş. Güya diyorum çünkü aslında bir özürden çok, karşı saldırı niteliğinde sözleri. Hatta kendini olumlamak adına "Siz hiç yapmadınız mı?" türünden zırvalamış.

Bu faşist eleman kendisini kurtarmak için şunları söylemiş "Şimdi bütün takımların taraftarlarına sormak istiyorum; Ve taraftar delikanlılığınıza güvenerek soruyorum; Siz hiç mi bir arkadaşınızla size özel bir kızdırmaca yaşamadınız, rakip takım ile ilgili müstehcen bir yorumda bulunmadınız?"

DELİKANLILIK JARGONU

'Delikanlılığa' güvenerek sormuş, kendisinde var olduğunu düşündüğü bir özellik yani. Şimdi kime sorduğundan ve ne için sorduğundan bağımsız olarak ben açıkça söyleyeyim: "Evet küfrettim hatta küfrediyorum da." Ama burada esas önemli olan, bu küfrü eden herhangi bir Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli, Hürriyet Gazetesi'nin Spor Koordinatörlüğü'nü yapmıyor olması. Tabii ki, bu doğru yapıldığını veya doğru yaptığımı göstermez ancak eğer senin titr'in taraftarlığının üstüne geldiyse, konuşmalarına dikkat edeceksin, eğer varsa akıl süzgecinden geçireceksin her söyleyeceğini.

Bu işi öyle delikanlılık tabanına yayıp, kendini su üstüne çıkarmaya çalışmak, edilen küfür kadar terbiyesizce bir durumdur.

Bu arkadaş devam ediyor; "Benim üzerimden yapılan bu olay tam anlamıyla, bir özel alan ihlali, mahremiyet ihlali ve bir çeşit telekulak olayıdır. Bütün kalbimle bu durumun beni ve ailemi çok üzdüğünü ama yine de bu olayın bel altı oyunlarının sonu olmasını istediğimi bilmenizi isterim.. Galatasaraylılar beni Fenerbahçeli olduğum için eleştiriyorlar ama bu görüntülerin de Fenerbahçe TV den sızdığını hatırlatmak isterim...."

MAHREMİYET İLANI VE TELEKULAK

Görüntülerin sızmasını mahremiyet ilanı ve telekulak olayı olduğunu hatta 'bel altı' oyunu olarak addeden bu kendini gazeteci zanneden yavru kurt, Fenerbahçe TV'nin içinde çekildiğini söyleyerek, kendisini sıyarmaya çalışıyor. Biraz daha ileri götürse kendisini demokrasinin mihenk taşlarından biri olduğundan dem vuracakmış. Ben şunu anlıyorum bu cümleden "Fenerbahçe TV'de bu tip cümleler dökülür. Sorun bunun sızdırılmasıdır. Fenerbahçe TV'de rakiplerine kamera arkasında rahatlıkla küfredebilirsin." -Bunun tam tersi Galatasaray TV'de de olabilir-

Bu görüş hakim bir görüş zaten. Birkaç Fenerbahçeli blogda bu görüşün rahatlıkla ve açıklıkla savunulduğunu okudum. O yüzden garipsemedim doğrusu. Çünkü aynı dili konuşan bir topluluk var karşımızda. Yaptığı her şeyin doğru olduğunu savunan, yaptıklarına 'yapmadık' diyebilen ve daha da ötesinde 'yaptıysak yaptı ne oldu?' şeklinde savunma değil saldırıya geçen bir topluluk yani.

ADAM OLSA SORUN DEĞİL!

Yavru kurt, içeriğinde hiçbir özür taşımayan bu yazısıyla işin içinden sıyrılmak niyetinde, bu açık ve aleni bir biçimde belli oluyor. Bu işten sıyırır ya da sıyırmaz bunu bilemiyorum. Zaten sıyırsa da, sıyırmasa da kendisi hakkındaki görüşlerim değişmeyecektir.

Vahim olan, bu adamın Hürriyet Gazetesi'nde böyle bir görevi yürütmesi. Fenerbahçeli olduğu için değil ama adam olmadığı ve gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmadığı için. Bunu içine sindiren meslektaşlara ve TSYD Başkanı'na buradan selamlarımı iletiyorum....