6 Kasım 2009
5 Kasım 2009
Yoksa Rijkaard değişiyor mu?

Galatasaray, UEFA Avrupa Ligi'nde Bükreş deplasmanında bu yılki Avrupa geleneğini bozmadan 3-0 galip gelerek, yoluna devam etti.
Hemen her yerde "Rijkaard asları dinlendirecek" teranesi süredursun, teknik direktör Rijkaard, beklentinin aksine Romanya'da Sivasspor maçındaki kadroyu sahaya sürdü. Belli ki, Hollandalı pazar günkü takımın performansından memnun kalmış. Zaten birbirine benzer iki maç izlememiz, Rijkaard'ın da haklılığını ortaya çıkardı.
Fenerbahçe maçı sonrası sakatlıklar ve cezalar Rijkaard-Neeskens ikilisini Türkiye gerçeklerinde 'doğru'yu bulmasını sağladı. Ne yazık ki, Türkiye'de futbol 22 kişinin oynadığı yer yer estetik içeren oyundan çok; oyunu bozan, sertliğin topa değil adama olduğu bir oyunu içeriyor ve öyle algılanıyor.
(Bu tezimi çok gerilere gitmeden açıklayayım: Lincoln'ün Hacettepe maçında rakip 10 kişi kaldıktan sonra yaptığı hareketler bu ülkede "Terbiyesizlik ve rakiple dalga geçilme sayıldı." Ve televizyonlarda yorum yapan adamlar, "Abi ben olsam ayağını kırardım" cümleleriyle, ülkedeki hakim futbol anlayışını sergilediler)
HANGİ ÜÇLÜ DAHA İYİ?
Bu yüzdendir ki, Mustafa Sarp-Mehmet Topal-Barış'tan kurulu orta saha, Elano-Arda-Keita'dan (ya da Kewell) kurulu orta saha üçlüsü Türkiye ligleri dahilinde daha çok iş yapabilecek özellikte. Tabii, sakatlıklar ve cezalıların dönmesiyle Rijkaard nasıl bir dizilimde bulunacak bu bilinmez.
Sivasspor ve Dinamo Bükreş maçları gösterdi ki, Mehmet Topal'ın sahada bulunması Galatasay açısından çok önemli. Eğer sezona Gökhan Zan-Servet ikilisi ile devam edilecekse defans hattında, Mehmet Topal olmazsa olmaz durumundadır. Ayrıca Mehmet Topal'ın Bükreş maçında attığı golde olduğu gibi ekstra özellikleri bulunuyor.
KEWELL'LA İMZA, BOMBA TRANSFER KIVAMI
Kewell için ne söylesem az gelir. Israrla ve şiddetle bu adamla bir an önce sözleşme imzalanmasını bekliyorum. Sahadaki enerjisi, gülümseyen yüzü, beklenmedik anlarda attığı gollerle bu takım için çok şey ifade ediyor. Burada mutlu olduğunu defalarca açıklayarak, yönetime açıktan mesaj yolluyor. Ama eğer devre arasında bir imza atılmazsa, taraftarın çok sevdiği bu adam 'Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz' pozisyonuna gelecek. Bu yüzden, bir taraftar olarak, Kewell'la atılacak imzayı bomba transfermiş gibi karşılayacağımı belirtmek isterim.
Galatasaray yavaş yavaş rayına oturmaya başlıyor aslına bakılırsa. Rijkaard Türkiye gerçeklerini yaşayarak görüyor, takım birbirinin dilinden konuşmaya başlıyor. Sezon başından bu yana söylediğim gibi, bir şampiyonluk beklentim yok.
Skordan ilintisiz olarak sadece iyi futbol oynayan ve izleyeni eğlendiren bir takım istiyorum. Burada sorun, ne takımda, ne yönetimde ne teknik ekipte; sorun Türkiye'deki futbol ve başarı anlayışında. Zaten düşünce kırılabilse gerçekten bir-iki adım atabileceğiz ülke olarak.
Son not: Sabri'nin, Nonda'ya attığı ve Dani Alves'i kıskandıracak ortası ile Mehmet Topal'ın sol ayakla filelere bıraktığı top, pasta üstündeki krema oldu.
Etiketler:
dinamo bükreş,
galatasaray,
harry kewell,
nonda
Çıplak vücutta sushi

Fotoğraf, İstanbul'da bir sushi restoranından. Bikinili bir kızın üstünden servis ediliyor sushi.
Aslında dünyanın birçok ülkesinde çıplak kızların üstünden servis edilirken, Türkiye'de bikinili kızlar aracılığıyla yapılıyor. Restoranda her çarşamba günü "Nyotaimori geceleri" düzenlenecekmiş. Maliyeti kişi başına 350 dolar.
Hiç lafı eveleyip gevelemeden direkt yazacağım. "Arap yağı bol bulunca bir tarafına sürermiş." Bizimkisi tam o hesap.
Bu ülkede binlerce insan kamyonların üstünden atılan ekmekler için birbirini ezerken, çamurların içine düşen ekmekleri alabilmek için öldüresiye bir çaba gösterirken, bu yavşakların çıplak ya da bikinili kadınların üstünden üç parça sushi yiyecek diye 350 dolar para vermeleri (aslında parası önemli değil)tek kelimeyle orospu çocukluğu.
Bu yavşak güruh, birtakım dergilerde gördükleri hayatlara öykünerek, nasıl kazandıkları belli olmayan bu paraları saçmalarının hesabı bir gün sorulur. "Keser döner, sap döner; gün gelir. hesap döner" demişler. Bu aymazlığın, bu iğrençliğin hesabı er geç sorulur bunlardan.
Dünyadaki en iğrenç toplumlardan biriyiz muhtemelen ve bu iğrenç topluluğu yıllardan bu yana ülkeyi yöneten "sağ" iktidarlara borçluyuz. Ahlâk bekçiliği üstünden oy avcılığı yapıp, birtakım gerizekâlı kitle ve besledikleri asalaklar sayesinde iktidar olabilen bu iktidarlar, işte bu görüntüleri yarattılar.
Sorsan, 'Kişisel özgürlükten' dem vurur, son günlerde pek moda ya, bu kişisel özgürlük işi. Çok şey geliyor, dilimin ucuna kadar ama yazmayacağım daha fazla. Tek söyleyebileceğim, hepiniz can çekişerek geberin, açlık içinde...
Her zaman böyle görülmez
4 Kasım 2009
Blogda hatun fotosu vaziyeti

En baştan belirteyim, kimseyi hedef almış bir post değildir bu. Ancak ne zamandır aklımdaydı, el atmak istedim.
Blogger'ların hakim görüşü gazetelerden daha kaliteli iş çıkardıkları ve daha farklı oldukları yönünde -ki bazı konularda haklılar.-
Fakat şöyle bir iyice göz geçirince, aslında çok farkı olmadığını düşünüyorum. Bunun için en yakın örnek, bloglara 'hatun' fotoğraflarının konması. Evet, kabul ediyorum ki, Bu toplumun tüm duyargaları heteroseksist anlayış üstündedir. Sebepleri, nedenleri tarihsel süreçlere uzanıyor bu durumun. Bir türlü kırılamıyor hatta kırılacağı yerde, alttan alta daha da yaygın duruma geliyor. Kırmaz lazım bu hakim görüşü. Empati kurmak bazen işe yarayabilir.
Bir spor bloğunda ne diye hatun fotoğrafı konur, merak içindeyim. Yani amaç nedir, gaye nedir? Gazetelerin bunları neden yaptığını hepimiz biliyoruz; tiraj amaçlı ve yurdumun tüm abazanlarına ulaşma kaygısı. Şimdi düz mantıkla, bloglarda yapılanın da aşağı yukarı benzer sebeplerle yapıldığını düşünmemiz pek de yanlış olmaz.
İyi de, 'Biz farklıyız' diyen insanlar neden bunu yapıyor? Tabii ki, 'Ben böyle yapmıyorum' diyene, sözümüz yok.
Aslında çok kişi birbirinden farklı değil, ne kadar yırtınsa da. Bir dolu blogger'ın bilinçaltında "Ulan bir göze çarpsak da, kapağı medyaya atsak" dediğini az-çok tahmin ediyorum. Bu yüzden doğru yoldasınız, medyanın sizin gibilere ihtiyacı var!
Not: Fotoğraftaki mi? Kendisi 2009 Transeksüel Güzeli Ai Haruna yani hatun değil, yoksa hatun mu? Bilmiyorum ama blogdaki ilk ve son hatunumsu kendisi...
La Liga grev tehdidi altında

2004 yılında yabancı firmaları ve işadamlarını teşvik amacıyla çıkarılan ve ilk olarak David Beckham'ın yararlandığı ve kamuoyunda "Beckham Yasası" olarak adlandırılan yasa şu sıralar çokça tartışılıyor.
Yasa gereği yabancı futbolcular yüzde 24 oranında gelir vergisi öderken, İspanyol futbolcular yüzde 43 oranında ödüyor. Sosyalist hükümet de, mevcut yasanın eşitliği aykırı olduuğunu savunarak, değişikliğe gitmek istiyor.
YA YILDIZLAR KAÇARSA KORKUSU
Profesyonel Futbol Ligi (LFP) başkanı Jose Luis Astiazaran, söz konusu yasanın çıkması durumunda İspanyol futbolunda 100 milyon Euro’luk zarar yaratabileceğini ve Messi, Ronaldo, İbrahimoviç ve Kaka gibi futbolcuların ligden ayrılabileceği uyarısında bulundu.
GREVE GİDERİZ TEHDİDİ
Yeni yasanın çıkması halinde İspanyol futbol liginin, Avrupa’nın diğer önemli ligleri olan İngiltere ve İtalya ile rekabette geri kalacağını savunan Profesyonel Futbol Ligi (LFP,) maçların durdurulup greve bile gidilebileceğini açıkladı.
Futbolu çok da sevsek farketmez, çünkü milyonlarca Euro kazanan futbolcuların sadece vergi düşüklüğü nedeniyle İspanya'dan ayrılacağıa kargalar bile güler. Ayrıca ayrılırsa ayrılsın, nedir yani dünyanın sonu mu?
Şu vergi işine Türkiye'nin de acilen el atması gerekir. Üç kuruş maaşları kırpıla kırpıla kuşa dönen işçiler, emekçiler, memurlar bin takla atarak yaşarken, futbolcuların neredeyse yüzde 10 oranında vergi vermesi kabul edilir bir durum değil.
Şampiyonlar Ligi 4. hafta

Beşiktaş bildik, tanıdık eski dost kıvamında etkisizliğine etkisizlik kattığı bir biçimde Wolfsburg'a 3-0 yenildi. Ancak sürpriz nitelikteki sonuçlar da yok değildi. Manchester United-CSKA Moskova maçı futbol ziyafeti şeklinde geçti.
Öyle haybeden Manchester United olunmuyor. Can çekişen hastaya defiblatörle şok uygular gibi, giden bir maçta 1 puanı kurtardılar.
Atletico Madrid-Chelsea maçı çok ilginç geçti. 5 dakikada buldukları gollerle 2-1'lik üstünlüğü yakalayan İngiliz ekibi, 90. dakikada 1 puana razı olmak zorunda kaldı.
'Eski dost düşman' derler. Kaka yıllarını verdiği San Siro'da paşalar gibi karşılandı, maç da bu mealde 1-1 sonuçlandı.
Marsilya, ilk maçta yenildiği Zürih'ten intikamını çok fena alarak, 6-1 kazandı. Bayern Münih evinde Bordeaux'a 2-0 yenildi. Tahminim odur ki, Val Gaal-Münih nikâhı tez vakitte biter.
Juventus deplasmanda Haifa'yı, yine Porto deplasmanda APOEL Nicosia'yı 1-0 yendi ve gecede daha fazla sürpriz çıkmasına engel oldular.
Etiketler:
kaka,
manchester united,
şampiyonlar ligi
3 Kasım 2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






