5 Ocak 2011

BAŞKALDIRIYORUZ


Yine protesto yine polis dayağı. ODTÜ'lü öğrenciler AK Parti binasına yürümek istedi ama polis biber gazları ve tazyikli sularla öğrencilerin karşısına dikildi.

Aslında haber tamamen bundan ibaret. Ama Anadolu Ajansı haberi aynen şu şekilde geçti:

Polisin üniversitelere müdahalesini protesto etmek için Ak Parti Genel Merkezi'ne yürümek isteyen öğrenciler, polise taş ve sopalarla saldırdı.

Polis barikatını aşmak isteyen öğrencilerin taş ve sopalarla saldırması üzerine polis ekipleri tazyikli suyla müdahalede bulundu. Polis, taş atmaya devam eden öğrencilere biber gazı sıktı. Dağılarak kampüse kaçan öğrenciler, tekrar toplanarak polis noktasına doğru yürüyüşe geçti. Öğrenciler, burada da polise taş ve sopalı saldırılarını sürdürdü. Polisin tazyikli su ve biber gazıyla müdahalesi de devam etti.


Devletin tüm kurumlarının aynasıdır Anadolu Ajansı. Daha fazla üstüne cümle kurmak istemiyorum. Çünkü artık mide bulandırır noktaya geldiler.

Bu ülke "İleri demokrasiye" geçti, başbakana bakılırsa. İleri demokrasi gereğince her geçen gün polis sayısı artırılıyor. Polis her öğrenci eylemine bir öncekinden daha fazla şiddet göstererek bastırıyor.
Yürümek yasak, protesto hakkı yasak, işçinin sokağa çıkması yasak, memurun hakkını araması yasak. Yasaklarla örülü bir ülke. Ama kime yasak?

Mavi Marmara için binlerce kişi karşılama töreni yapmak isterse onlara yasak değil. Çünkü onlar 'şehitlerini' karşılıyor.

Ama iş öğrenciye geldi mi her şey farklılaşıveriyor. Polis tekmelerle bebek düşünüyor, öğrenciler terörist oluyor.

Memur Torba Yasa protestosu için sokağa çıkıyor, karşılarında binlerce polis buluyor.

İğrenç bir faşizmle yoğruluyoruz. Ülke türban sarmalından çıkmışken, şimdi herkesin elinde ikidillilik var. Seçime kadar tartışacağımız bir konumuz daha oluverdi.

Pinpon topuyla enflasyon hesaplanıyor, insanların maaşlarına zam yapmamak için ülkede eksi enflasyon çıkartılıyor ama biz tabelada Kürtçe yazılmış mı yazılmamış mı onu tartışıyoruz.

Birkaç arkadaş "Bu konuda niye yorum yapmıyorsun?" diye sormuştu. Fikirlerim bellidir, isteyen kızsın, isteyen sinirlensin ama Ulusların Kaderlerini Tayın Hakkı'nı savunuyorum. Bir ülkenin bölünmez olduğunu kabul etmiyorum. Bunu kabul edersek, tarihi sırtımızı dönmüş oluruz. O zaman oturalım Osmanlı'nın topraklarını geri kazanmaya çalışalım. Eğer Kürtler kendilerini yönetmek istiyorsa, bunu yapabileceklerini düşünüyorlarsa, tabii ki yapabilirler.

Bu ülkede insanlar intihar ederken, milyonlarca kişi işsizken, sokaklardan yoğun bir faşizm ve polis devleti kokusu gelirken, konuşacağımız konunun ikidillilik olduğunu düşünmüyorum. Konuşmak isteyen, buyursun konuşsun. Eğer açlığı, yokluğa, yoksulluğa çare olacağını düşünüyorsanız, siz de tartışmaya devam edin.

Bu arada ODTÜ'lü arkadaşlara tekrardan teşekkürler. Eyleme Hacettepe ve Anhkara Üniversiteleri'nden de katılım olmuş. O yüzden eyleme katılan tüm öğrenci arkadaşlara helal olsun diyelim.





Bravo size, gücünüz emekçiye yetiyor


Gücünüz şu gariban işçiye yetiyor değil mi? Fenerbahçe flaması açtığı için işten kovduğunuz şu adamın, çoluk çocuğunun boğazından geçirmeye çalıştığı 3 kuruşluk maaşı elinden alarak, ahlaklı Galatasaray duruşu gösterdiniz değil mi?

Tipik iğrenç Aziz Yıldırım tavırları bunlar. Sarı ile kırmızının yan yana gelmesinden bile rahatsızlık duyan tipik iğrenç Fenerbahçe taraftarı davranışları.

Bir emekçinin işsiz kalmasını sağlayarak, ne büyük bir iş yaptınız. Helal olsun be!

Ne büyük adamlarsınız, ne büyük Galatasaraylılık duruşu bu böyle.

Ulan neye elinizi atsanız kuruttunuz, yavşaklar. Bir tane işçinin Fenerbahçe flamasını açmasıyla, kooooooooskoca Galatasaray'ın büyüklüğüne gölge düşecek değil mi?

Aferin o kararı alanlara, aferin sizlere büyük Galatasaray'ın yapılanmasına sunduğunuz katkı için.

Kulüp başkanı her gün teşrifatçı gibi stat gezdiriyor konuklara. Arkadaş başkan değil Kabe sorumlusu amına koyayım. Gelene, gidene tavaf ettiriyor stadı.

Çok uzatmadan söyleyeyim mi? Pek çoğunuz kısacaksınız biliyorum ama böyle düşünüyorum.

RTE'nin emriyle yaptırılmış, devletin kaynaklarıyla stat haline getirilmiş bir yerdir orası. Lamı cimi yoktur bunun. Bunlara kalsa, çivi bile çakamazlardı. Bugün çıkarttığı işçilere aylarca paralarını ödeyemediler. TOKİ işe girişmese ne o stadı yaptırabilirdiniz, ne de her gün millete teşrifatçılık yapardınız.

Övündüğünüz o stat, ulufeden başka bir şey değildir. RTE'nin emriyle, TOKİ'nin yaptırdığı o stada ancak Colin Kazım, Fatih Tekke gibi futbolcularla Adnan Polat gibi başkanlar yakışır.

O formayı Kazım'a giydirirsek, hepimize yazıklar olsun


Herkes atıp tutuyor şöyle Galatasaraylıyım, böyle Galatasaraylıyım diye.

Eğer ki, bu kulübün taraftarında zerre adamlık varsa şu herife o formayı giydirmez.

TT Arena, Galatasaray Bonus, Galatasaray Dergisi Galatasaray TV, Galatasaray Store, ot, bok her ne varsa boykot kararı alalım.

İsteyen telefon açsın, isteyen mail yollasın ama bir yolu bulunsun ve taraftar bir duruş göstersin.

Her şeye eyvallah mı diyeceğiz, yetti lan. Metin Oktay'ın üstüne giydiği formayı Kazım giydiği gün, Galatasaraylılığımın bittiği gündür.

O formayı Kazım'ın üstüne giydirirsek, hepimize yazıklar olsun.

Kulüp Merkezi
Genel Sekreterlik
Selçuk Rıza İren


Tel: (212) 273 28 50
İdari İşler Faks: (212) 273 28 58
Mali İşler Faks: (212) 273 28 59
Reklam ve Pazarlama Tel: (212) 274 45 55
Reklam ve Pazarlama Faks: (212) 274 96 36

Galatasaray Dergisi/Yazı İşleri

Tel: 0 212 260 40 00
Faks: 0212 258 72 69
e-mail: dergi@galatasaray.org

4 Ocak 2011

Size Kazım yetmez bunu da alın ibneler

Uyuyordum, uyandım Kazım haberini okudum. Beklentim buydu zaten Adnan biraderlerden. Kendilerinin vizyonu ancak bu kadarına yetiyor. Yeni stada yakışır transfer tam da Kazım'dır.

Benim Kazım'dan beklentim yok, olmaz ve asla da olamaz. Türkiye'ye gelmeden önce onun hakkındaki yorumum "Bu elemandan bir bok olmaz" şeklindeydi. Saunders82 gayet iyi bilir ve hatırlar bu lafımı.

Bu kulübün başkanı, televizyonlara çıkıp, transfer edeceği oyuncularda aradıkları nitelik olarak "ahlak" olmasının şart olduğunu söylemişti. Serdar Özkan transferinden sonra Kazım'la pekiştirdiler bu niyetlerini.

Cidden öyle uzun uzadıya yazacak halim yok. Şu kadarını söyleyebilirim ki, Hagi istiyor bahanesi son derece aptalca. Hoş, zaten Hagi'den teknik direktör olarak beklentim olmadığını da söylemiştim.

Disiplinsiz diye Keita'yı sat, menajer bozmasını getir. Onunla da yetinme dibe vurmaya çabalayan takıma Kazım'ı getir. Zekâ küpü bunlar yemin ediyorum.

Kazım'la ne yapılır, nereye kadar gidilir, transferine onay verenler ve transferi gerçekleştirenler bizden daha iyi biliyordur.

Ama benim aklıma Kazım'la yapılabilecek tek şey geliyor. Elemanın serde siyahilik var haliyle. Artık başkan sıvazlar diğeri de götüne sokar. İkisi de bulutlarda uçar. Ohhh, sen sağ, ben selamet. Misler gibi.

Kazım kelepçe konusunda ustadır. İcabında birini bağlasınlar, muamele öyle devam etsin. Yetmedi mi? İyi o zaman Kazım'da daha ne oyunlar vardır. Onun bildiği oteller vardır, girerler otele, çatır çutur vuruşurlar. Aaaaa, hazır otel bile var lan Yeşilköy'de, ekstra masrafa bile gerek yok. Tamam işte o işi de hallettik.

Unutmadan, fotoğraftaki arkadaşı da alsınlar. Ne demişler; "Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar" Kazım'dan sonra başkaları ancak keser bu iki ibneyi.

Taraftara baka baka taşak geçiyor şerefsizler. Kombine almamıştım, bu yönetim gidene kadar da almam demiştim. Ama alıp götlerine sokmak lazım bunların. O flamaları uc uca ekleyip, evirip çevirip götlerine sokacaksın bunların.

Hepinizin, topunuzun geçmişini sikeyim lan sizin. Konyaspor Utaka'yı alıyor, biz Kazım'ı. Anlayın siz gerisini.

Gündüz alta liste yazmıştım. Bu listeden en az bir oyuncuyu alırız biz, söylemedi demeyin.

Not: Fotoğrafı akşama doğru kaldırabilirim, şimdiden haber vereyim. Pek mide kaldırır cinsten değil. Gerçi hoşuna giden de çıkabilir, neden olmasın. Bizde iki tane var işte.

Yeni transfer politikamız doğrultusunda futbolcu önerileri (!)


Bugün önerilerden başladık, önerilerden devam edelim diye düşündüm.

Adnan Polat ve ekürisi A.Sezgin transfer konusunda hummalı bir çalışma yürütüyorlarmış.

Şahsiyet fakiri futbolcuları takıma doldurmaya niyetli Galatasaray yönetimine transfer önerilerim şunlardır.

ÖMER ÇATKIÇ

Galatasaray'ın kaleci konusundaki sıkıntısını (Sergen beni andı) bilmeyen yok. Yeni transfer prensipleri doğrultusunda kaleye Ömer Çatkıç'ın geçirilmesini talep ediyorum.

YALÇIN AYHAN
Neill Asya Kupası nedeniyle takımdan bir süre uzak kalacak. Ali Turan zaten hiç tutmadı ve Antalyaspor'a gönderildi. Demek ki, stoper konusunda Galatasaray'ın açığı var.
Adnan kardeşlerin yeni transfer politikasına uygun bir isimdir kendisi. Zaten daha önce de Galatasaray forması giymiştir. Yani renklere aşina, o yüzden de kendisi defansa ilaç olur.

BILICA

Stoper mevkisini Yalçın'la taçlandıran yönetimden Fenerbahçe'nin de yabancı oyuncu sorununu çözebilecek bir hamle olarak, meşhur sondajcı Bilica'yı alarak, çift stoper oynatmasını can-ı gönülden istiyorum.

HÜRRİYET GÜÇER

Ankaragücü ile yollarını ayıran Hürriyet, tam da Galatasaray'ın aradığı oyuncu. Orta alanda Mustafa Sarp'ı aratmayacak yetenekte bir isimdir kendisi. Üstelik tatlı sert (!) oyunu ile gönüllerde taht bile kurabilir.

EMRE BELÖZOĞLU

Eski minik Aslan'a bir an önce sarı-kırmızı parçalı forma giydirilmeli. Florya'nın suyundan içmiş, ekmeğini yemiş bir oyuncu olarak ve yeni transfer politikası doğrultusunda olmazsa olmaz bir isimdir. Tek sorun bonservisidir. Onu da Arda-Cana+3 milyon Euro karşılığında halleder zekâ küpü Adnanlar.

MERT NOBRE

Golcü aradığımız aşikâr. Üstelik Nobre Türk vatandaşı, yani bizden biri. O yüzden ne duruyoruz, derhal Nobre ile anlaşma şartları aramalıyız. Üstelik kaptanlık yapmış, lider ruhlu biri. Tam aradığımız futbolcu.

TÜMER METİN

Avrupa'daki futbol temsilcilerimizden Tümer Metin, orta alana ilaç olur kanaatindeyim. Orta alanda Misimovic gibi disiplinsiz adamların derhal yollanarak yerine Tümer gibi bir yetenek getirilmesi gerek.

COLİN KAZIM

Colin Kazım da, gerek Türk olması nedeniyle gerekse de forvetteki yetersizlik nedeniyle mutlaka alınmalı. Zaten görüşmelerin sürdüğü gelen bilgiler arasında. Eli kulağında yani.

OTTO BARIC

Böyle bir kadroyu Otto Baric kalibresinde bir teknik direktör yönetmeli. Özellikle İnönü Stadı'ndaki Beşiktaş maçında, kendisine atılacak olası pet şişelere karşılık üstüne zırh giydirilmeli ve o zırha rağmen üç takla, beş parendeyle orta alanın içine kadar yuvarlanmalı.

Evet, böylesi bir kadro ile Türkiye'de coşar, Avrupa'da koşarız. Taraftar zaten üç aşağı-beş yukarı bu kadroya yakışır kalitede orada bir eksiğimiz yok.

Enflasyon sepeti için alternatif ürünler


Flüt
Lens
Epilasyon cihazı
Pinpon topu
MP3 çalar
Pijama
Telefon onarımı
Boş CD
Mendil
Kolonya
Cips
Hac ücreti
Şans oyunları
Veteriner ücreti
VCD-DVD
At yarışı
Yazıcı
Bıçak
Bulaşık bezi
Telefon kartı
Elektrikli küçük ev aletleri
Sağlık sigortası
Tayyör
Bebek bezi
Şoförlük kursu
Şemsiye.


İşte enflasyon sepetinde bu ürünler bulunuyor. Yani dün çıkan eksi enflasyon, bu ürünlerdeki fiyatlar göz önüne alınarak hesaplandı.

Enflasyon sepetine alternatif ürünler girmesi konusunda önerilerim var.

Misal o enflasyonu hesaplayanların götüne sokmak için vibratör mutlaka bulunmalı.

Yine enflasyonu hesaplayanların, halk tarafından sikilmesini kolaylaştırması için kaydırıcı jel de bu sepetten olabilir.

Enflasyon sepetinde olmazsa olmaz ürün sopalar bulunmalı. Enflasyonu hesaplayanlar ve hesaplatanları eşek sudan gelene kadar dövmek için.

Milletle dalga geçiyorlar şerefsiz orospu çocukları. Enflasyon hesaplanıyor pinpon topuyla. Alın götünüze sokun o topları siz. Hatta pinpon topu yetmezse flüt de olabilir.

Ulan ne söyleyeyim bilmiyorum. Gözümüzün içine baka baka bizimle taşak geçtiklerine mi yanayım yoksa bu halkın gerizekâlılığına mı bilmiyorum.

Çiftçi, memur, işçi, esnaf, öğrenci v.s. v.s. Halkın bütün tabakalarını eziyorlar ve halen ülkenin yarısı bunlara oy veriyor. Kendi ülkemin topraklarında yaşayan insanlardan nefret eder hale geldim.

Bu aptallar tarafından yönetilmek istemiyorum.

3 Ocak 2011

'Pozitif' insan Diana Taurasi


Abla zaten güçlenmiş. Bakalım arkadaşlar haftaya da pankart asacaklar mı? Senelerce Hasan Şaş geyiği döndürülmüştü bu ülkede gayet net hatırlarım.
Bakalım Taurasi ablamız için ne söyleyecek gençler.
Beyinsizlik yapmanın anlamı yok, bu olayları da kulüplerle ilişkilendirmenin anlamı yok. Hatun yapmış dopingi bütün bir camiayı bağlar mı? Bağlamaz. Ama tabii Türkiye'de bir sporcuda doping çıktı mı, herkes vur abalıya yapar.

Bu arada Galatasaray'ın Gençlerbirliği'ne 2-0 yenildiği maçta 2. golü atan Orhan Şam'da da dopinge rastlandı. Onun da ikinci numunesi bekleniyor. Niye bu kadar zordur, bir takımın oyuncusunda doping çıkınca bütün hepsinden numune almak?

Acaba tüm "Gençler" doping yapmış mıydı merak etmedim değil.

Hazır Necati geliyorken okuyuverin artık


Necati ile ilgili 2 Eylül 2009'da şöyle bir post yazmışım. "Necati kurban edildi"

Eğer söylentiler doğruysa Serdar Özkan'dan kurtulmak her şeyden öte ve önemlidir benim adıma. Necati ne yapar, ne eder bilmem ama sevgili kuzenim Umutcan böylece muradına ermiş oldu. İki yıldır "Şu Necati'yi alalım" deyip duruyordu.

Umutcan, Adnan Sezgin'le benzer bir beyne sahip olduğunuzu kanıtlamış oldun. Artık futbol konuşmazsan mutlu olacağım.

Serdar Özkan ve Ali Turan'dan kurtulmak mı güzeldir yoksa Necati'nin gelişi mi karar veremedim.

Kasap arkadaşımız olsun ete para vermeyelim...


OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE: Hemen belirteyim. Bu haber, bugün birtakım sitelerde vardı ancak Migros tüm kurumları arayarak, "İyi bir reklamveren olarak bu haberden rahatsısız, çıkartırsanız iyi olur" şeklindeki tehditleri yüzünden, herkes haberi teker teker çıkarttı. İşte tam da bu sistem içinde yaşıyoruz. Bu ülkede gazetecilik bu çizgide yapılmaktadır. O yüzden Uğur Mumcu'lar artık yaşamıyor bu ülkede. Götü yiyen bir tane köşe yazarı bunu yazabilir mi onu da merak ediyorum.

Türkiye'nin küçük ve büyükbaş hayvancılıkta dünyanın sayılı ülkeleri arasında olduğunu öğrenip durduk.

Tarım Bakanı Mehdi Eker, dedi ki, "Onlar ilkokul kitaplarında öğretilir. Böyle bir şey yok."

Angutlar, halka Angus getirdi. "Bundan böyle bunları yiyeceksiniz" dedi. Aslında bizim yediğimiz et, daha kalın ve daha etli ama her şeye razı geldiğimiz gibi buna da razı oluverdik.

İthal et ülkeye girince, 35-40 TL'de seyreden fiyatların düşeceğini söylediler. Bir bayram, panayır havası estirildi ülkede. İthal et girdi girmesine ülkeye fakat halka girenler çıkmak bilmedi.

Şimdi rakamlara bakalım. Kim yalan söylüyor, kim doğru söylüyor. Marketlerde 25 TL'den başlayıp, 50 TL'ye kadar ulaşan etler, Et ve Balık Kurumu tarafından 11.5 TL'ye kasaplara, süpermarketlere veriliyor. Ve satılan etlerin tamamı da ithal et.

Serbest piyasa teranesiyle 11.5 TL'den verilen etler, tüketiciye minimum 30 TL'ye geliyor. Tansaş, Şok, Migros, Carrefour gibi büyük süpermarketlerin soğuk hava depoları tıka basa etle dolu. Piyasadan eti çekip, depoluyorlar. Türkçesi ile söyleyeyim, bildiğiniz stoklanıyor.

Piyadasa dehşet büyük bir et rantı söz konusu. Et ve Balık Kurumu, yerli hayvan kesimi yapmıyor. Elinde hayvanı olan üretici 11 liraya kadar düşmüş vaziyette ama Et ve Balık Kurumu, nuh diyor, peygamber demiyor.

5-6 ay önce hükümet, üreticileri suçlayıp, ithal eti ülkeye soktu. Fiyatlar düşecek diyerek, milletin ağzına da bir parmak bal çaldı. Vakit geldi çattı, ithal et ülkeye girdi, hep bir ağızdan "Et fiyatları düştü" dediler.

Büyük ve küçükbaş hayvan üreticileri yok edilmek üzere. İnsanların ellerindeki hayvanları devletin kurumu kesmiyor. Amaç belli, ülkeye ithal etin giriş sürecini hızlandırmak ve yerli üreticinin belini kırmak.

O kadar uyanıklar ki, seçime 6 ay kala, Ziraat Bankası'ndan sıfır faizle kredi veriliyor hayvan üreticisine.

Aslında her yerde aynı mantık işliyor. İnsanları dilendirici durumuna düşürmek. Sonra ellerine üç kuruş verip, "Yarabbi şükür" demelerini sağlamak. Çünkü bu insanların hiçbiri aldıkları kredileri ödeyemeyecek duruma gelecekler. Bu kez de, devletten kredi affı beklemeleri sağlanacak.

Türkiye'deki mezbahalarda yerli dana kesimi % 90'lar düzeyinde düştü. Kasaplar "Biz yerli et satıyoruz" diyor. Eee, peki yüzde 90 oranında düşüş gösteren et kesimi varken, nasıl oluyor da siz yerli hayvan kesiyorsunuz?

Ortada dönen dolandırıcılık, devlet izniyle ve kontrolüyle yapılmakta. İstedikleri yasayı TBMM'den geçiren Akp iktidarı, bir tavan ve taban fiyat uygulayamıyor mu? Adama götüyle gülerler, kimse kendini kandırmasın.

Şu ülkeye giriş yapan ithal etlerden; kim, ne kadar vurgun yaptı 2-3 yıl sonra ortaya çıkar. Siz de, ekonomi sayfasında kısa haber olarak okuyuverirsiniz. Bir-iki soruşturma.. Hepsi o kadar işte.

Kıçımıza kadar soygun düzeni içindeyiz. Küçükbaş hayvan gibi me'liyoruz sadece.

Şükrü Erbaş'ın bir şiiri vardır, bir an için onu da hatırlayıverdim.

Ama pardon, Sergen TRT'ye geçmiş bizçim en önemli konumuz bu değil mi? Artık 3-5 gün bunu tartışırız. Yediğimiz yarrağın haddi hesabı yok, "daha fazla, daha fazla" diye yalvarıyoruz adeta.

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal,kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünmezler...
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler
Çocuklarını iyi yatiştirmezler
Evlerinde kitap,müzik ve resim yoktur
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini ve
Hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde,şükür içinde
Bunun,Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden sözeder gibi her fırsatta
Gizli bir övünçle uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler...
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet:tapu dairesi,banka borcu ve hastanedir
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler
Enflasyon denince buğday ve
Gübre firmalarını bilirler
Cami duvarları kahve ya da
Bir ağaç gövdesine yaslanıp
On bir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yitirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Va birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde...

KÖYLÜLERİ SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?

Deve izlemek için Bodrum'a gitmeye gerek yok


Adnan Polat, Bodrum'da deve güreşi izlemiş. Ortakent-Yahşi beldesinde düzenlenen deve güreşlerini izleyen Polat, bir kamyon kasası üzerine kurulan platform üzerinde boynuna puşu takarak güreşleri takip etti.

Dün bu haberi televizyonda gördüğümde ilk aklıma gelen "Ulan yarım sezondur izliyoruz, sen bir maç özlemişsin çok mu oldu?" cümlesi oldu.

Şimdi isim isim saymayayım ama Adnan Polat Galatasaray taraftarı ile empati yapmaya başlamış.

Gelişme olarak adlandırılabilecek bir durum. Çünkü kendisinin Bodrum'da izlediği deveyle benim Ali Sami Yen'de izlediğim Servet arasında bir fark göremiyorum. Ya da Hakan Balta arasında.

Unutmadan, 1 ay önce söylenen "Transferleri 3 Ocak'ta bitirmeyi planlıyoruz" lafını da hatırlayıverdim birden. Muhtemelen Ocak ayının sonuna doğru transferleri bitirirler.

Adnan Sezgin yürütüyor bütün transfer işlerini. Düzülmeyen methiye kalmadı kendisine. Old Boys kulübünün başkanı "Kesin transfer etmeliyiz, böyle bir adam görmedim" demiş. Valla hocam biz de görmedik. 20 yıldır kulübün içinde ama daha bir faydasını görmedik. Hâlâ nasıl görevde, herkes onu düşünüyoruz fakat ısrarlı bir biçimde bulamıyoruz.

Sanırsın ki, Formica denen eleman için Arsenal, Milan, Real Madrid, Inter ve Atletico Madrid ile kapışıyoruz. Herifin tek talibi biziz, 10 gündür transferini bitirmeye çalışıyoruz.

Her neyse, Adnan Polat'a tavsiyem, deve güreşi izlemek için Bodrum'a kadar gitmesine gerek yok. Florya'da iki idman izlese, açlığını giderir.