21 Ocak 2011

Başkanı olduğu kulübün büyüklüğünü ancak 6 gün sonra anlayabildi


Acziyetini 50 dakika boyunca izledik. Israrlı bir biçimde 300 kişi sayısından söz ediyor. 300 kişinin kurban olarak seçildiği çok açık biçimde anlaşılıyor.

Bu 300 kişinin kimler olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Konuşmasında verdiği "Tribüne siyaset sokmam" cümlesi de zaten, söylediklerimi destekler nitelikte.

Hayır, iş öyle bir noktaya geldi ki, sanki bu arkadaşlar tribünde devleti yıkmaya yönelik faaliyetle bulunuyorlar. Adı konulmasa da, tribünde emekten yana tavır alan insanların olması istenmiyor. Ya da bunların bireysel olarak takılmaları isteniyor.

Benim adıma en dikkat çekici şey, daha dün Ultraslan'ın sitesinde "Selim Terzi'ye özür dilettik" mealindeki tavrın benzerini Galatasaray Kulübü Başkanı'nda da gördük.

Erdoğan Bayraktar'ın telefonla özür dilediğini söyleyerek, bu işin kapatılması gerektiğini söyledi.

Samimi insanlar olmadığı buradan belli oluyor. Kardeşim, sen o açıklamayı spontane yapmadın, hazırlanıp, yazılmış bir yazı, karşında monitörden okuyorsun. Millet sana tepki gösteriyor, sen daha sertleşiyorsun. Bütün Türkiye önünde Galatasaray'ı ve onun merhum başkanını yerin dibine sokacaksın ama iş özre gelince telefon açacaksın. Valla kusura bakmasınlar ama eğer telefona çok meraklılarsa oturup phonesex yapsın ikisi.

Nasıl herkesin önünde aşağıladıysan, o şekilde de özür dileyeceksin. Sizin zihniyetinizdeki adamların söylediğini ne kadar gerçek kabul edebiliriz ki. Madem çok iyi Galatasaraylı, basına haber verecek, çağıracak herkesi. Söylediklerinden pişman olduğunu, tüm Galatasaraylı taraftarlar ve Galatasaray camiasından özür dilediğini söyleyecek. Bu kadar basit midir? "Telefonla özür diledi, bu iş bitti."

Siz içinize sindirebilirsiniz ama kusura bakmazsanız, biz içimize sindiremiyoruz.

Adnan Polat, "Galatasaray itilip-kakılacak bir camia değildir" diye kükredi (!)

Cumartesi, Pazar, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma.
Aradan ne kadar geçti? 6 gün

Günaydın Adnan Bey! Hayırlı sabahlar olsun size. Başkanı olduğunuz kulübün büyüklüğünü fark ettiğiniz için hepimiz sizi öpücüklere boğmak istiyoruz. Ancak mı idrak edebildiniz Galatasaray'ın büyüklüğünü? Bu kadar sene yöneticilik yaptınız, başkanlık yaptınız, sizin deyiminizle Ali Sami Yen'in parmaklıkları arkasında geçen 47 seneden sonra büyüklüğünü yeni keşfettiniz! Bravo size...

Çok açık, net belli ki, 6 gün boyunca bir yol haritası çizildi. Yol haritasının ilk ayağı Ultraslan'a düştü. Onlar işin Selim Terzi ayağını, Polat da Erdoğan Bayraktar kısmını halletti güya.

Ortaoyunu gibi yaşananların hepsi. Galatasaray Başkanı ve kendisini tribünün tek hakimi ilan eden bir grup birlikte hareket ediyor ve birlikte bir kurtarma planı uyguluyor. Dün itibariyle düğmeye basılıyor ve bugün son hamleyi Adnan Polat yapıyor.

Adnan Polat'ın bütün konuşması boyunca derin Galatasaray'a söylediklerine tamamen katılıyorum. Onun dışında Mehmet Helvacı ya da bir başkasıyla kavgası beni zerre ilgilendirmiyor. Adama sorarlar "Yönetime silah zoruyla mı aldın?" diye.

Galatasaray Başkanlık makamı işgal altındadır. Kimse çıkıp kahramanlık taslamasın. 6 gün boyunca siz susarken, Galatasaray'ın onurunu kurtarmaya çalışanlara "300 kişilik sızıntı", "Artık susun" gibi ifadelerle ancak günü kurtarabilirsiniz. Belki 3 gün, belki 3 hafta belki 3 ay. O koltuktan ineceksiniz.

Ne transferler, ne bu söylemler o koltuktan inmenize engel olmayacak. Pazar günü görüşmek üzere kağıttan kahraman Adnan...

Anamıza sövülürken, el etek öpenlere ihtiyacımız yok.

70 milyon önünde aşağılamaya, telefonla özür. Yemezler Bay Polat


Şu işleri toparlayayım yazacağım. Bunu yaptığım için de özür dilerim. Bir nevi devamı az sonra tadında oldu.

Acziyetini 50 dakika boyunca izledik.

Sadece şunu söyleyeyim. Selim Terzi-Ultraslan ilişkisi nasılsa Adnan Polat-Erdoğan Bayraktar ilişkisi de aynıdır.

Türkiye önünde aşağıla, küfür et, dalga geç, telefonla özür dile. O da dileyip, dilemediği bile belli değil.

Bir-iki saate yazacağım. Buradan devam ederim.

Bağımsız Galatasaray Taraftarları


BASIN VE KAMUOYUNA DUYURUDUR
15 Ocak 2011 Cumartesi akşamı, uzun yıllardır beklediğimiz yeni stadımıza kavuşmanın heyecanını, gözbebeğimiz Ali Sami Yen Stadını terkedip, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'ya taşınmanın buruk sevincini tattık.

Tarihimizin mihenk taşlarından biri olacak o gecede yaşananları takip eden bazı hadiseler, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın açılış kutlamalarını gölgelemiştir.

Bu sebeple, müşterek olarak Galatasaray Kulübü taraftarlığından başka hiçbir kurum, grup, örgüt, kişi, veya siyasi hareket ile ilişkisi olmayan bağımsız vatandaşlar ve taraftarlar olarak kamuoyuna seslenmeyi görev sayıyoruz.

15 Ocak 2011 gecesi Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın stada girişi anons edildiğinde, taraftarımızın bir bölümü kendisini alkışlamış, diğer bir bölümü de ıslıklamıştır. Söz konusu tepki, medeniyet sınırları içerisinde kalmış, her hangi bir kötü söz içermemiştir. Tepkilerin boyutunun en üst noktaya çıktığı an, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) başkanı Sayın Erdoğan Bayraktar'ın, merhum başkanımız Özhan Canaydın'ı, geçmiş yönetimlerimizi ve Galatasaray camiasını kabul edilemez bir üslupla eleştirerek, tüm Galatasaray taraftarları, kulüp ve kongre üyelerini ağır şekilde tahrik ettiği konuşmasıdır.

16 Ocak 2011 günü Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Sayın Adnan Polat, protestocuları yönetim olarak "Galatasaraylı kabul etmediklerini" söyleyerek stadyumda bulunan Galatasaray taraftarlarına ağır şekilde hakaret etmiştir. Ayrıca protestocuları emniyet ile birlikte tespit ederek stada almayacaklarını söyleyerek onları tehdit etmiştir.

Yukarıda özetlenen hadiselerin ışığında Bağımsız Galatasaray Taraftarları olarak aşağıdaki tespit ve taleplerimizi kamuoyuyla paylaşırız:

* Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının mevcut ya da muhtemel iktidar organlarını övme, eleştirme ve protesto etme hakları, altında Türkiye'nin de imzası bulunan uluslararası sözleşmeler ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın teminatı altındadır.

* Önemle ifade etmek gerekir ki, siyasi liderler bireylerin gündelik yaşamlarına doğrudan etki eden kararların mimarlarıdırlar ve övgüye de eleştiriye de hazır olmalıdırlar.

* Galatasaray taraftarlarının bu protesto sebebiyle devlet kademesi, medya organları ve Galatasaray Yönetimi tarafından hakarete maruz bırakılmasına, tehdit edilmesine ve baskı altına alınmasına Galatasaray Spor Kulübü ve kamuoyu seyirci kalmamalıdır.

* Söz konusu gecede yapılan protestolar neticesinde ortada kamera kayıtlarıyla tespit edilecek bir suç unsuru ve buna bağlı suçlular yoktur. İstanbul Emniyeti'nin güvenlik kaynakları suçla bağlantılı olmayan eylemlerin tespiti için seferber edilemez.

* Galatasaray Başkanı Adnan Polat ve Yönetim Kurulu üyeleri Galatasaray taraftarlarına karşı yapılan tehdit ve hakaretlere karşı kayıtsız kaldıkları gibi, söz konusu eylemleri gerçekleştirenlerle söylem birliğine giderek bulundukları mevkiye ihanet etmişlerdir. Bahsi geçen şahıslar Galatasaray camiasından ve taraftarlarından özür dilemeli ve derhal istifa etmelidirler.

* Galatasaray Kulübü Kongre Üyeleri , Başkan Adnan Polat ve yönetimini kınamalı, haklarında gerekli disiplin cezalarını uygulayacak süreci hemen başlatarak sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

* TOKİ Başkanı Sayın Erdoğan Bayraktar, haddini aşan ve tahrik edici konuşması sebebiyle tüm Galatasaraylılardan özür dilemelidir.

* Protesto eden Galatasaray taraftarlarına medya aracılığıyla ve alenen ağza alınmayacak küfürler ve hakaretler savuranlar, onları "nankörlük", ve "teröristlik" ile itham edenler hakkında gerekli yasal işlemler Galatasaray Kulübü ve taraftarlarınca müşterek olarak başlatılmalıdır.

* Bağımsız Galatasaray Taraftarları olarak, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın Galatasaray Kulübüne kazandırılması adına çalışan herkese sonsuz müteşekkiriz. Emeği geçen bütün kişiler ve kurumlar teşekkürü ve saygıyı hak etmektedir.

* Ali Sami Yen Spor Kompleksi'nin yapımıyla ilgili, tarafımızdan teşekkürü öncelikle hak edenler, stadın her köşesine emeklerini harcayan işçilerdir. Stadın yapımına ilişkin katkısı olanlara teşekkür edilirken hayatlarını kaybeden işçilerin anılarına saygı sunulmamış olması üzüntü vericidir.

* Tüm Türkiye'yi defalarca gururlandırmış, ülkenin adını tüm dünyaya duyurmuş kulübümüz, bu tesisleri ve çok daha fazlasını sonuna kadar hak etmiştir. Camiamızın, bu tesisle ilgili hiçbir kuruma veya şahsa en ufak bir borcu yoktur. Unutulmamalıdır ki; Galatasaray Spor Kulübü, arazisi son derece değerli olan Mecidiyeköy'deki Ali Sami Yen Stadyumu üst kullanım hakkı ile birlikte Seyrantepe'deki yaklaşık 384 dekar arazinin 264 dekarlık üst kullanım hakkından feragat etmiştir. Bu arazilerin ihalelerinden devlet ciddi bir kazanç sağlamıştır ve sağlamaya da devam edecektir.Ayrıca bu kazancın yalnızca bir bölümü Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın yapımı için ayrılmıştır.

* Konumu ne olursa olsun, hiçbir kişi veya kurum Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın Galatasaray'a kazandırılmasını kişisel bir lütuf olarak gösteremez.

* Bu tesislerin Galatasaray Spor Kulübü'ne söz verildiği gibi teslim edilmesinin, şartnamelerle belirlenmiş taahhütlerin eksiksiz olarak yerine getirilmesinin sonuna kadar takipçisi olacağız.

Bağımsız Galatasaray Taraftarları

20 Ocak 2011

Ultrayalakalar Selim Terzi'nin sözcüsü olmuş


"Bulunduğum konum itibari ile kullanmış olduğum üslubun bana yakışmadığının farkındayım ve bu üsluptan ötürü tüm Galatasaraylılar’dan ve camiamızdan özür diliyorum."

Eeeee söylediklerinden ötürü pişman değilsin yani. Sorun sadece üslup muydu? Biz halen "babaları belli olmayan" tipleriz yani, öyle mi?

Ulan Selim! DNA tespiti ile baba tespiti yaptırsam muhtemelen 100 ayrı DNA'ya rastlanır.

Bu arada, Ultraslan denilen grubun da Selim Terzi'nin sözcüsü olduğunu anlamış bulunduk. Hoş, zaten kendileri Akp'li filan olduklarını açıkça itiraf etmişlerdi.

Başka çok daha fazla şeyi itiraf edecekleri zamanlar gelecek. Emin olsunlar.

Al takke, ver külah. Mis ulan mis. Ultraslan'ı bundan böyle Selim Terzi ve onun gibilerinin sözcüsü ilan ediyorum.

BU LAFLARI YEDİRECEKLER SANA

nankor kopekler basbakanı yuhluyor. ınsan bıle degılsınız. kulubunuz yapabılırmıydı bu stadı. serefsızler.

bu gun gs ın yenı stadında basbakanı yuhlayan ınsanlar kesınlıkle turk kulturu almamıs haysıyet yoksunu kısılerdır ıster kadın ıster erkek

serefsızler yuhlayan kahpe gs taraftarı.

basbakanı tt arenada yuhlayanların babaları bellı degıldır buna emınım

aksam gazetesı benı haber yapmıs sanırım daha gormedım ama goren varsa bıldırsın bana (Burada götü tutuşmaya başlamış)

bu arada ben bır gs lıyım (Burada yalamaya başlamış)

galatasaraylıym.orada basbakanı bılerek yuhlayanlara tepkım bazı sozlerım agır olmus olabılır uzgunum baba konusundakı sozumu gerı alıyorm. (Burada kimi yalayacağını şaşırmış)

agır hakaret babındakı sozumden dolayı harkesten ozur dılıyorum.

basbakanmz stat da cok emegı var merhum baskanımız canaydınında oyle.ben tepkım ıslıklayan yujalayanlara. ama agır cumlem ıcın ozur dılıyorm

basbakanmz stat da cok emegı var merhum baskanımız canaydınında oyle.ben tepkım ıslıklayan yujalayanlara. ama agır cumlem ıcın ozur dılıyrm

ben bır galatasaraylıyım hıc bır galatasaraylıya laf soylemem soyletmem. derdım yuhlanlarla maalesef

haddımı astım kufur ederek. ama dıger soyledıklerımın arkasındayım yuhlayanların terbıyeszlık yaptıgını dusunuyorum.

Ulan senin kullandığın dili sikeyim ben. Türkçe yazmaktan aciz herif

Susun amına koyayım


Şişli Başsavcılığı, Seyrantepe'deki Türk Telekom Arena'nın açılışında Başbakan Erdoğan'a yönelik protestoyla ilgili soruşturma başlatmış.

Kanun bazen çok seri çalışıyor. Hizbullah gibi eli kanlı örgütlerin üyelerini yargılamak konusunda zorluk çeken adalet, Başbakan ıslıklandı diye soruşturma başlatmak konusunda zaman bile kaybetmiyor.

Yazamıyorum çünkü söz verdim çok sevdiğim bir dostuma. Bu akşam kendisiyle görüştükten sonra üslubunda yazabilir miyim diye soracağım kendisine. Yoksa kişisel olarak çekinmiyorum kimseden. Bu soruşturmayla ilgili değil sadece o kadarını söyleyebiliyorum.

Türkiye'nin gözü önünde aşağılandık, ana avrat küfür yedik, ciğeri beş para etmez adamlar ağzına geleni söyledi. Ve sonuç, Başbakan ıslıklandı diye soruşturma açıldı.

Bunlar 12 Eylül'de referandumda gelen özgürlüğün ilk sinyalleridir. Siz hele bir de seçimden sonra görün olacakları.

Hakikaten demokraside ileri düzeyi yakaladık. O kadar ileri bir noktadayız ki, dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmayacak bir biçimde ıslıklama ve yuhalama soruşturma konusu oluyor.

Herkes piyon olmuş ülkede. Adama rastlamak, çölde yağmur beklemek gibi bir şey.

Siz de oturun ekzantrik isimli bloglarınızda pusuya yatmış sırtlan gibi ortalığın durulmasını bekleyin. Susun amına koyayım, yakında basında hepinize kalem verecekler ya. O yüzden kimseyle dalaşmayın, kimseye ses etmeyin.

Götünüzün sikileceği gün o kadar yakın ki, farkında bile değilsiniz. Oturun oturduğunuz yerde, rahatınızı da sakın bozmayın. Twitter'dan iki mesaj atar, vicdani mastürbasyonunuzu gerçekleştirmiş olursunuz ve gönül rahatlığıyla hayatınıza devam edersiniz.

Unutulmadınız


Nuri Asan
Mete Adanır
Muzaffer Badaloğlu
Zoran Tomiç
Asım Özkan.

20 Ocak 1989 yılında Malatyaspor deplasmanına giderken hayatlarını kaybeden Samsunspor futbolcuları, teknik direktörü ve şoförü; Nur içinde yatın...

Unutulmadınız.

Adamlığınız Selim Terzi ölçüsünde


Çok açık, kısa ve net yazacağım. Onlarca blog şu hadiselere duyarsız kalmıştır.

Reklam ilişkileri zarar görecek korkusuyla herhangi bir tepki veremeyenler,
abilerinin sözünden çıkıp da olayın siyasi boyutunu görmezden gelenler,
gözümde Selim Terzi, Erdoğan Bayraktar ve Yasin Ekrem Serim kadar değeriniz vardır.

Onlar ne kadar adamsa, siz de o kadar adamsınız.

Şu Spor-Emek-Sen'in açıklamasını bile paylaşamayacak kadar acizsiniz. Bir konuda duruş göstermeyi bile beceremiyorsunuz.

Yazan-çizen herkesi tenzih ederim. Ama her şeyi görmezden gelmek de, ayıptan öte olmaya başladı. "Biz siyasete karışmayız" çiğliği, "Ama biz istediğimizi yazarız" basitliği ve korkudan tir tir titreyen ruhunuzla sizi başbaşa bırakmak lazım.

Alayınız Selim Terzi'siniz...

19 Ocak 2011

BAŞBAKAN'A BORCUMUZU ÖDEYECEĞİZ


"Başbakana 'borcumuzu' ödeyeceğiz!

22 Ocak Cumartesi günü saat 14:00’te İstiklal Caddesi’nde toplanarak, Galatasaray taraftarlarına desteğimizi sunacağız. Başbakan’a hak ettiği ilgiyi ıslıklarımızla göstereceğiz. Zorba yöneticilerin bize tanımadıkları protesto hakkımızı sonuna kadar kullanacağız.

Başta tüm sporseverler ve spor emekçileri olmak üzere, tüm bir ülke halkı olarak başbakana borcumuz var. Başbakan’ın “ananı da al git” hitabıyla onurlandırdığı Mersinli çiftçi nezdinde tüm çiftçiler olarak borçluyuz. Başbakan’ın “her üniversiteyi bitiren iş bulacak diye bir kural yok” diyerek aydınlattığı üniversite öğrencileri olarak borçluyuz.

13 milyon işsizi, sadece işsiz olduğu için borçlarından azade tutamayız. 13 milyon işsiz olarak borçluyuz.

Cumhurbaşkanı’nın seçkin (!) öğrenci temsilcileri ile yaptığı görüşme sırasında dışarıda kalan ama unutulmayan, Cumhurbaşkanı'nın değerli görüşlerinden o sırada yararlanamadığı için boynu bükük kalmasınlar diye hükümet temsilcisi polislerce coplanan öğrenciler olarak borçluyuz.

Son olarak Başbakan’ın “bu stadı ben yaptırdım, daha parası ödenmedi. Beni kızdırmayın, projeyi bozdurmayın” diyerek uyardığı Galatasaray taraftarları olarak borçluyuz.

Sporun ticarileştirilmesi sürecine yeni boyutlar kazandıran Başbakan’a, bununla yetinmeyip kapalı-açık tüm spor sahalarını siyasi rant alanına çevirdiği için, tüm sporseverler ve spor emekçileri olarak borçluyuz.

Bu borç ortada kalmamalıdır.

Galatasaray taraftarları borcun ödenmesi konusunda bir adım atmışlardır.

Borç hepimizin borcu olduğuna göre bizim de bu adıma katılmamız, hep beraber bir kez daha Başbakan’a borcumuzu ödememiz gerekiyor.

Başta tüm sporseverler ve spor emekçileri, tüm halkımızı, 22 Ocak günü saat 14:00’te İstiklal Caddesi’nde toplanmaya ve ıslıklarımızla Başbakan’a ve kendini onunla özdeşleştirmiş tüm devlet ve sivil toplum erkanına şükran duygularımızı iletmeye çağırıyoruz.

Borcumuzu öderken söylenecek bir çift sözümüz de olacaktır elbet. Bu da borcumuzun helal faizi olsun.

Spor-Emek-Sen
Devrimci Spor Emekçileri Sendikası

40 bin kişiye kesemedikleri faturayı Tekyumruk'a kesecekler


TT Arena'da onbinlerce insanın Başbakan'ı ıslıklayarak ve yuhalayarak protesto etmesinin ihalesi Tekyumruk grubuna kaldı.
Adnan Polat ve yönetiminin onbinlerce kişiyi ispiyonlamasının imkânı yoktu. O yüzden de, bu işin faturasının birilerine kalması gerekiyordu. En kolay ve en basit yolu, tribünde varsa herhangi bir sol gruba işi yüklemekti.

Bugün Tekyumruk'tan bir arkadaşımla konuştum, onlar da Perşembe gününden itibaren Emniyet'e alınmayı bekliyorlar. Muhtemelen herhangi bir örgüt bağlantısı kurup, gözdağı mahiyetinde bir ya da ikisini alabilirler. Şu an tabii bunlar tamamen varsayım ancak yine de beklenti bu yönde.

Tabii şimdi hadiseyi sorgulamak gerekiyor. Ülkede protesto hakkı kaldı mı? Başbakan protesto edilemez bir canlı mıdır? Akp iktidarda kaldığı sürece her muhalif, bir gün Emniyet'i tadacak mıdır? Diyarbakır'da, Şanlıurfa'da Hizbullah yanlıları meydanlarda rahat rahat protesto gösterisi düzenlerken, bu çocukların suçu nedir v.s. v.s.?

Adnan Polat denen şahsiyet, kişilik, haysiyet, şeref, gurur, onur -yoksunu- herif, kendi taraftarını, tüm diğer taraftarlara ibret olsun diye polise vermesi ayrıca sorgulanması gereken bir konu. Beyninden geçenler "Eğer birkaç kişi içeri alınırsa, tribünlerdeki tepkileri de susturmuş olurum" türünden son derece aptalca bir strateji uyguluyor.

Çünkü biliyor ki, bu tepkiler birkaç maç daha sürerse, o koltukta arzu ettiği kadar kalamayacak. Haliyle o zaman TOKİ'nin yaptığı konutlara seramikleri döşenmeyecek, devletten ihale alması zorlaşacak.

Ben Galatasaray'ın hiçbir başkanı için bugüne dek uygunsuz bir tek kelime bile söylememiştim. Şu, "Ne de olsa Galatasaray Başkanı. Kişiye olmasa da makama saygıdan söylenmez" geyiğinden değil. Elbet eleştirilebilir, sorgulanabilir pek çok şeyler yapsalar da, hiç haysiyetsiz bir başkanı olmadığı içindi.

Ancak bu şahıs, bir taraftar oluşumunu, kendi beslediği itlere tehlike gördüğü ve elbette sistemi eleştirdikleri, sorguladıkları için aynı zamanda da devlete şirin görünmek için Emniyet'e "Sorumlu bunlardır" diyerek, ispiyonlamakta hiçbir beis görmüyor.

Burada bir tehlike başgösteriyor. Bu tehlike, tribünlerin gerçek sahiplerinin soyutlanmasıdır. Bugün Tekyumruk yarın başka bir grup ya da gruptan bağımsız kişiler olacaktır. Haliyle, bugün Galatasaraylı taraftarların başına gelenler yarın Beşiktaş, Fenerbahçe ya da Karabüksporlu taraftarların başına gelecektir.

Ülkedeki adı konulmamış faşist yönetim, bu arkadaşlar Terörle Mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındığı gün tribünlere geçiş yapacaktır. Ve bu yeni çıkacak Sporda Şiddet Yasası ile birlikte daha da tırmanacaktır.

Çok şey söylemek gerekir. Başbakan'ın dokunulmazlığı, spor kulüpleri ve yönetenlerinin devletle ilişkileri ancak bugünün konusu, Tekyumruk'un yem edilerek, Türkiye'de tüm tribünlere gözdağı verilmesidir.

Açıkça belirteyim, Tekyumruk üyesi değilim, hayatımın hiçbir döneminde hiçbir tribün grubuna da ait olmadım. Fakat şu an koltuk işgalinde bulunan zat, tribünlerde it beslerken, onlara binlerce bileti karaborsada satsın diye el altından sızdırırken, 30 bin kişinin protestosunu bir başka tribün grubuna ihale ettirmeye çalışması tek kelimeyle alçaklık ve namussuzluktur.

Kimse Tekyumruk'u sevmek, benimsemek, katılmak zorunda değil. Ama "Başbakan ıslıklanmamalıydı", "Ben MHP'liyim ama ailem CHP'li", "Ultraslan içinde BDP'li de vardır, MHP'li de", "Kurtuluş Savaşı'nda hep birlikte savaşmadık mı?" gibi; iğrenç, yalaka, yavşakça, mide bulandırıcı, hamaset kokan açıkmalar yapan birileri rahat rahat dolanırken, Tekyumruk'un her şeyin sorumlusu gösterilmesi ve işin içine Terörle Mücadele'nin sokulması da ibnelikten başka bir şey değildir.

Üstelik bunun yapılması için uğraşan adamlar Galatasaray Kulübü Başkanı ve yöneticileri. (Şerh koyan varsa tehzih ederim)

Son zamanlarda çok söyledim yine söyleyeceğim. Ülkede açık bir faşizm yaşanıyor. Toplumun protesto kültürü polisle, mahkemelerle, ispiyoncularla, törpülenmeye çalışılıyor. Islıkla ya da yuhalamayla yapılan protestodan daha naif ne olabilir inanın bilmiyorum.

Koskoca devletin ve koskoca Galatasaray Kulübü'nün gücü ancak ve ancak tribünde emekten yana tavır almış, Hakkari'ye gidip Metin Oktay'ın ismini yaşatmak için kütüphane kuran, direnişteki işçilere destek veren bir gruba yetiyorsa, ne o devlet ne de o Galatasaray Kulübü koskocaman değildir.

Tribünler faşistlere, cemaatçi yapılanmalara ve bir avuç elite bırakılmak üzere. Yeni stadın ruhu tam da budur. Futbol ve Galatasaray endüstriyel futbolun esiri olmuştur, sözün kısası.

Hrant'tan çok sevebilir misiniz?


Eğer hafızam beni yanılmıyorsa 2000'in Ağustos ayıydı. Geçmişi pek çok sıkıntıyla dolu güzel bir insanın evindeydik. İç mimardı, evini yaklaşık 3 yıl süren bir tadilattan sonra dubleks hale getirmişti. Onu kutlamak için toplanmıştık evinde. Saat gece 12 gibi herkes ufak ufak evden ayrılıyordu. Biz birkaç kişi Payel Abi'nin evinde kaldık. "Sürprizim var size" dedi. "Abi hayrola pastadan hatun mu çıkacak?" dedim.

"Yok oğlum, daha güzeli" dedi. Geçtik terasa, hava sıcak mı sıcak. Telefonu çaldı Payel Abi'nin. Ermenice bir şeyler konuştu, telefondaki sesle. "Tamam geliyor, 5 dakikaya burada" dedi. Soruyoruz ama yok, "Sürpriz de sürpriz" diyor. "Durun" dedi, "Size şahane bir meze hazırlayacağım". Gitti içeriden bir şeyler aldı, ben her zamanki merakımla yanında bittim.

"Siz bilmezsiniz rakıyı neyle içeceğinizi. Rus salatasıyla rakı içen adamlarsınız" dedi, bir yandan mezeyi hazırlarken. Sade helvayı aldı üstüne biraz limon sıkıp çatalla bastırmaya başladı. "Onlar gelmeden, şunu bitireyim bari" dedi ve ardından zil çaldı. Terastayız, yan apartmanın da terasından bir amca "Afiyet olsun, Payel nerede?" diye sordu. "Misafirleri geldi onları almaya aşağıya indi" dedik.

Aşağıya indi Payel Abi, kendi deyimiyle sürprizleriyle yukarı terasa çıktı. Birin gözüm ısırıyor ama diğerini tanımıyorum. Tanıştırdı bizi. Hrant ve Süren dedi. Tokalaştık, rakı koydum her ikisine de. Biraz muhabbet ettikten sonra, arkadaşlardan biri "Abi sürprizlerin bu abiler mi?" dedi. Payel Abi patlattı, "Oğlum büyümeyeceksiniz siz hiç. Sürprizin en büyüğü geldi. Hiç rakı içerken böyle müzik dinlediniz mi acaba?"

Kaval gibi bir alet çıkarttı Süren. Payel Abi anlatıyor bir yandan. "Ermenistan'ın en iyi duduk ustalarından biridir Süren. Buraya eğer becerirsek kaset çıkartmaya geldi" dedi. Terastaki amca kadeh kaldırdı.

O zaman bilmiyordum, ne yalan söyleyeyim. İsmini bile duymamıştım Süren Asaduryan'ın. Çalmaya başladı gece vaktinde. Ulan nasıl tüylerim diken diken oldu anlatamam o an. Nasıl bir ses, nasıl bir güzellik. Helvalı, limonlu meze de rakıyı su gibi içirtiyor adama.

Sabah 4'e kadar muhabbet ettik, yan terastaki amca da geldi Agop Amca. Siyaset konuştuk hep, anılarını anlatıyorlar arada.

Çok güzel geceydi, içtiğim en güzel rakıydı o. Hrant Dink'i ilk ve son görüşümdü o akşam. Payel Abi'yi uzun zamandır tanıyorum ama diğerlerini tanımıyorum o yüzden içimden "Ne güzel insanlar lan bunlar" dedim.

Üç yıl önce bir Cuma günü, işyerindeyim, çalışıyorum her zamanki gibi. Tam karşımdaki ekrandan son dakika yazısı geçti. "Hrant Dink, Şişli'de Agos Gazetesi önünde silahlı saldırıya uğradı."

Bakırköy Yenimahalle'de o terasta içtiğimiz akşamı düşündüm. Türkiye'nin sorunlarına bakışından sonra "Abi geç tanışmışız biz seninle" demiştim. "Boşver, hiç tanışmasaydık daha mı iyiydi?" diye yanıtladı beni, gülümseyerek.

Katillerin kahraman ilan edilip, 5 yıldızlı otellerin suitlerinde konuk ettiğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Dün de yazmıştım, her şey unutuluyor bu ülkede. Her şeyi halının altına süpürüyoruz, pislikler görünmesin diye. Bu ülkenin eteğinde çok taş var dökeceği. Hiçbiri dökülmüyor, hepsi sır, giz, karanlıkta.

Fırından ekmek çalan çocuklar 25 yıl yerken, katiller 10 yılla yetiniyor, belki de daha azıyla. Bu ülkede kendine gazeteci diyen birtakım şerefsizler diye yazılar yazıyor.

Çok şey yazmak istiyorum, elim gitmiyor klavyeye, parmaklarım külçe gibi ağırlaşıyor bazı durumlar karşısında. Hrant'ın katilleri ölümünün 3. yılında sanki dalga geçer gibi sınava girip, gardiyan olmak için başvuruda bulunuyor, biz sesimizi bile çıkartamıyoruz.

Bakmayın siz gazetelerin verdiği tepkilere, hepsi yarın unutacak yaşanılan her şeyi, tüm cinayetleri. Ta ki, bir sonraki cinayete ya da faili meçhule kadar. Biraz sahte gözyaşı, biraz da "Unutmayacağız, unutturmayacağız" hamaseti. Tamam işte hepsi o kadar.

Utanç duyuyorum bu ülkede yaşamaktan çok kez. Hem dün, hem de bugün bir kez daha o utancın içindeyim.
____________________________________________________

Bir yıl önce yazmıştım bu yazıyı, geçen bir yılın ardından "Bugün ne değişti?" diye sorarsanız, katillere 'minik' sıfatı eklenmesi dışında bir ilerleme yok.

Katillerin ülkesi burası; baş tacı edildiği, kutsandığı bir yer. Dünyanın acaba neresinde katiller bu kadar el üstünde tutulur, hatıra fotoğrafları çekilir, sıcak çaylar kahveler ikram edilir.

Soracak olursa, "vatan sevgisi". Acaba Hrant'dan çok sevebilir misiniz ülkeyi?