15 Temmuz 2011

Bu nasıl insanlık!




Ne diyeyim ki, şu görüntünün üstüne! Bir canlıyı boynuna taş bağlayıp denize atan, bir yavru köpeği zincirle döve döve öldüren insan görüntüsündeki varlıkların olduğu bir ülkede barışı sağlayabilir miyiz? Kimsenin birbirini öldürmemesini bekleyebilir miyiz?

Böylesi fotoğrafları gördüğümde kendimi kaybediyorum, çıldırıyorum ve şu işi yapanların elime geçmesini istiyorum.

Lan ne kadar sevgisiz bir toplumuz biz! Bu kadar naif şairlerin, yazarların olduğu bir coğrafyanın çocuklarının, savunmasız canlıları işkence yaparak öldürmesini hangi mantığın içine sığdıralım.

Sonra "Neden küfür ediyorsun?" diyorlar. Bu piçlere ne söyleyeyim, sosyolojik çıkarımlar mı yapayım? Ettiğim küfürler için eleştiren arkadaşlar, rica ediyorum bir isim verin.

Ama bu puştluğu yapanlar için söyleyebileceğim küfürler henüz icat edilmedi, kelimelere dökülmedi. Bu tiplerle aynı sokaklarda yürüyoruz, aynı havayı soluyoruz.

Hakikaten birader, kimin aklına gelir, bir köpeğin boynuna taş bağlamak, başka birini zincirlerle dövmek.

Lanet olsun!

14 Temmuz 2011

Önce ve sadece insan ölüyor


13 asker, 7 PKK'li, 20 insan öldü dün. İstediğin ismi ver, şehit de, terörist de, gerilla de, vatan haini de, asker de, faşist de v.s. v.s. Benim için her şeyden önce insanlar. Gencecik, ömrünün baharında insanlar.

Aynı duyguları paylaşıyoruz, dağda elinde silah tutuştulan da, kışlada nöbet tutan asker de, bir kıza sevdalanıyor, anası hastalandığında gözyaşı döküyor, yavrusunun elini sıkı sıkı tuttuğunda içinde fırtınalar kopuyor.

30 yıldır bu ülke kan ağlıyor, insanlar çocuklarını, kardeşlerini, eşlerini kaybediyor. Hangi intikam ve ölüm çığlığı, hangi silah çözümleyebildi akan kanın durmasını? Bu kadar gencin ölmesini "Gebersinler, köklerini kazıyacağız" diyerek, durdurabildiniz mi?

Söylenen birkaç intikam cümlesi ne bu 13 genci geriye getirebilecek, ne de bu savaşın son bulmasını sağlayacak.

Kimilerini vatan, kimilerini özgürlük diye kirli bir savaşın figüranı yapıyorlar.

Bugün "Bu Kürtlerin kökünü kazıyacaksın" diye salya akıtanlar, ya Diyarbakır'da doğmuş olsaydı, ya Batmanlı olsaydı?

Hangimiz doğarken seçiyoruz hangi vatana, ulusa, kimliğe ait olabileceğimizi? Ama insan olmayı seçmek, onun gereklerini yerine getirebilmek, ülkelerin milyarlarca dolar harcağı savaşlara karşı durabilmek bir seçimdir.

Bu seçimi yaptığımız gün, akan kan duracaktır. Ama istemiyor gibiyiz, bize pompalanan, beyin hücrelerimize kadar işletilmeye çalışılan ırkçı fikirlerle büyütüldük çünkü.

İktidar seçim meydanlarında "Milli savaş uçağımızı üretmeye başlayacağız" müjdesini (!) veriyor. Milyarlarca dolar harcayarak, savaş ekonomisi yaratarak, kendi gençlerinin ölmelerine neden olmayı gurur vesilesi yapıyor. Bazıları bununla övünüyor "Kendi silahımızı yapıyoruz" diye.

Bu ülke çok evladını yitirdi, çok gencini bu boktan savaşa kurban verdi. 'Yeter artık' demek; bunu derken, insanların kimliklerine bakmadan, içimizdeki nefreti yok ederek ve birbirimize elimizi uzatarak yapabilmek barışı hakim kılacaktır.

Daha birkaç ay önce seçim meydanlarında "Bu ülkede Kürt sorunu yoktur" dendi. Bu sorunun olduğunu görmek için kaç insan daha ölmeli? bin, 10 bin, 100 bin, 1 milyon, 5 milyon...

Daha bugün Habur'dan 14 kişi teslim oldu. Yaşları, 20, 23, 18, 22, 17, 21. Bu çocukların hangisine düşman gözüyle bakabilirim ki? 17-18 yaşında bazı koşullar yüzünden dağa çıkmış kardeşiniz yaşındaki bu gençleri düşman sayarak, sorunu çözümleyebilecek miyiz?

Şiddeti istiyoruz, koşar adımlarla ilerliyoruz, akan her damla kan içimizde garip bir zevk yaratıyor sanki.

Bir arkadaş, senin bu konudaki fikirlerini merak ediyorum demişti. Benim için ölenler Türk ya da Kürt değil. İnsanlar ölüyor, birlikte aynı havayı soluduğum kardeşlerim ölüyor. Asker, terörist, gerilla adına her ne koyarsan koy.

Kürt ve Türk gençlerini karşı karşıya getiriyorlar. Şiddetin ve savaşın yanında yer alarak, savaşlar bitirilmiyor.

Birilerinin çocukları imtiyazlarla örülüyken, bu halkın çocukları askerde, dağ başlarında ölüyor. Bunu görememek için aptal olmak gerekir.

Bunca yıldır onbinlerce insan ölürken hâlâ 'savaş' diye bağırmak, savaşın yanında saf tutmak, intikamla bilenmek, onbinlerin sayısını yüzbinlere, milyonlara taşımaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Nâzım'ın dediği gibi "Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür ve yok eder." Akan kanı, akıtılacak yeni kanlarla temizleyemeyiz.

10 dakika gözümü kapattım


Şikeydi, yemin kriziydi, cinayetti, tecavüzdü derken sıcaklar da bastırınca fena bunaldım. Dün eve giderken gözlerimi kapattım şöyle bir fotoğraf çıktı ortaya...

Bir balıkçı kasabasındayım, sabah'ın 5'inde uyanmışım. Kahvemi elime almışım, bahçede bir sigara içiyorum, kendime gelmek için. Yanımda alet çantasından bozma, olta takımlarının bulunduğu bir çanta. Domates ekmişiz öyle çok değil ama yetecek kadar, biraz patlıcan, maydanoz, o kadar işte.

Eve bakıyorum, boya gerekiyor inceden, bir yıl götürür diye geçiriyorum içimden. Denizi görüyorum; 500 metre, bilemedin 700 metre. 'Aslan' kulübesinden çıkıp geliyor yanıma, kafasını sevdiriyor. Kocaman bir kangal, Aslan gibi bir şey. "Hadi öğleden sonra görüşürüz" deyip, öpüyorum ıslak burnundan. Tam ayağa kalkıyorum, kapıdan ufak kızım sesleniyor "Baba nereye? Beni de balığa götür" diye sesleniyor, gözlerini ovuşturarak.
"Gideriz kızım, gideriz ama akşam misafirler gelecek bugün iş çok. Onlar gitsin ablanla, anneni de alıp birlikte gideriz."

Geçiştirmek için söylemiyorum. Sarılıyor bana, gözlerinden uyku akıyor. Gözlerinden öpüyorum, kokusunu içime çekiyorum. Sanki dünyanın tüm çiçeklerinden derlenmiş, harikulade bir parfüm gibi. Ama parfüm gibi yapay bir koku değil. "Hadi kızım sen yat. Sonra da annene yardım et" diyerek, kalkıyorum ayağa, belimden sıkı sıkı sarılıyor, "Seni çok seviyorum babacım" diyor. "Ben de kızım, ben de."

Sahile doğru yürüyorum, güneş kızıl kızıl ortalığı velveleye vermeye hazırlanıyor. Denizin üstünde sanki bir örtü var gibi sakin, dingin, kıpırtısız. Sahile vardığımda benim ufak sandalı görüyorum ilkin. Tertemiz ve bembeyaz, arkasında kıpkırmızı 'Devrim' yazıyor. "Yapabildiğiniz tek devrim ancak bu sandal olur" diye dalga geçen ahaliyle takıştığımız aklıma geliyor. 'Pat pat pat' sesleriyle sahilden uzaklaşıyorum.

Çelik balık ağında akya ve çipuralarla dönüyorum eve. Üstüm başım leş gibi balık kokuyor, dünyanın en güzel üç kadını, o kokuya aldırış etmeden sarılıyor. Büyük kızım Doğa, "Baba kusura bakma, bok gibi balık kokuyorsun" diye, ilk geri çekilen oluyor. Balıklardan birini alıp, saçlarına sürtüyorum. "Al sen de bok gibi oldun"...

İstanbul'dan çocuklar gelecek akşam. Bahçede upuzun masa hazırlıyoruz. Salata malzemelerini, hemencecik orada ellerimle toplayıp, çeşmede suya tutuyorum. Domatesin kokusuna dayanamadan ısırıyorum, tuza banıp.

Mangalın başına geçip, çipuraları ızgara yapıyorum, içeride akyalar kızarıyor yağda. Ulan nasıl güzel bir kokudur o.

Masada 4 büyük var, 14 tabak, çatal bıçaklar jilet gibi. Salatalar çeşit çeşit, hanım ben balıktayken boş durmamış, kalamar, midye kızartmış, yanında minik tabaklarda soslar da var. Haydari, enginar, biber kızartması, şakşuka, lakerda, deniz börülcesi, humus, süzme yoğurt.

Benim ufaklık Defne soruyor, "Babacım kimler geliyor bize?" Daha ben yanıtlamadan atlıyor Doğa, "Babamın arkadaşları. Yazıyor ya baba bir yerde, oradan arkadaşları" Sizsiniz lan işte, koyun kendinizi oraya...

Sokaktan sesler geliyor, tahta kapı açılıyor. Sarılıyoruz birbirimize, hasret gideriyoruz, uzun uzun. Elde poşetler, rakılar, şaraplar, İstanbul hatıraları. 5-6 yıl olmuş İstanbul'dan ayrılıp, buraya geleli. Kışları belki bir belki 2 kez geliyoruz.

Masada Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Trabzonsporlu arkadaşlar var. Bazılarının yanlarında eşi, bazılarının kız arkadaşları var. Bir iki taneniz çoluk çocuğa karışmışsınız. Çocuklar, bahçenin diğer tarafından kurulu masada köfte yiyor.

Kimsenin uyumaya niyeti yok, sohbetin dibini buluyoruz. Mangaldaki kömürü canlandırıp, kahve yapıyoruz, kimileri rakıdan vazgeçmiyor. Müzeyyen Senar'dan "Sevmekten kim usanır" çalıyor. Çakırkeyf olmuşuz, eşlik ediyoruz.

10 dakika gözlerimi kapattım, şunları gördüm. Hayali bile güzel a.k.

Çok şey mi istiyorum lan? Bu arada, çok net söylüyorum, gelmeyenin ağzına sıçarım.

13 Temmuz 2011

ODTÜ'lüler böyle mezun olur


Bu ülkede böyle de güzel insanlar var. Yaşadığı ülkeye karşı kafa yoran, ülkenin sorunlarını mesele eden, sıcacık güzel insanlar.

İyi ki varsınız ve hep böyle kalın. Sistemin sizi değiştirmesine asla izin vermeyin.

Not: Fotoğrafları gönderen arkadaşa çok teşekkür ederim.













Galatasaraylılar; Kulüpler Birliği ve TFF'ye soruyor


3 Temmuz 2011 sabahında başlayan "Futbolda Şike, Organize Suç Örgütü Kurma ve Üyesi Olma Soruşturması" kamuyonun bildiği gibi sürmekte, yargıya intikal etmiş vaziyettedir.

Soruşturma sürecinde yazılı ve görsel medyanın veri kirliliği yaratması ve kamuyu "aydınlatma" yönteminin irrite edici olması, es geçebileceğimiz bir davranış değildir.

Es geçemeyeceğimiz diğer önemli husus ise "fair play" söyleminin kağıt üzerinde kalmasıdır.

Futbolun en önemli unsuru/öznesi olan ama aynı zamanda futbol araçlarını tüketmek dışında hiçbir söz hakkı olmayan taraftarlar için aslolan her ne şekilde olursa olsun kupa kazanmak, şampiyon olmak olmamalı aksine futbolun bir "halk oyunu" olduğunu unutturmadan kitlelerin futbol sevgisini korumak için adil, herkese eşit yaklaşan, güzel ve temiz olması için çabalamaktır.

Bir süredir Türkiye'de dillerden düşmeyen "marka değeri" söylemi var. İçinde futbol, taraftar olmayan ve açıkça "marka" diyerek futbolu ve takip edenleri metalaştıran zihniyet, yayın gelirlerinden, ulusal ve uluslararası pazar payını esas alarak ve geri kalan herşeyi öteliyerek bugün karşılaştığı sorunları görmezden gelip futbolun geleceğini zor duruma düşürüyor.

Evet, bizler "masumiyet karinesi" denilen şeyi yok saymış değiliz. Yıllardır başka kulüpler hakkında her türlü iddia, itham ve aşağılamada bulunanların bugün yargıya intikal etmiş bir konuda hukuka sığınmasını sobelemek yerine; evet haklısınız deme cesaretinde bulunacağız. Çünkü hukuk en başta vicdan içerir. Lakin, eklememiz gerekir ki, bu süreçte kendilerini çemberin merkezi koymak isteyenler, kendileri dışında kurumların, kişilerinde yargı yolunda olduğunu unutmasınlar. Bu gemi su alıyorsa, içinden birinin vaziyeti kişiselleştirmesi futbola, diğer tüm özel ve tüzel kişilere karşı bir ayıptır.

11 Temmuz Pazartesi ve 12 Temmuz Salı günleri açıklama yapan TFF ve Kulüpler Birliğine Soruyoruz:

1. Kişileri kurumlardan ayrı tutarak, insan zekasına hakaret eden ve her biri işadamı olan sayın TFF Başkanı ve Kulüp Başkanları iyi bilirler ki "imza sirküleri" kişilerin kurumdaki sorumluluğunu anlatır. Seçilen, yetkili kılınan özel kişiler kişisel menafaatlerini gözetmeden kurum için bir eylem gerçekleştirdiğinde eylemleri birbirinden ayrımaya çalışmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Ve ne hukuki ne de vicdani bir bahane değil midir?

2. Yetkili, seçilmiş kişilerin sorumluluğunu bertaraf ederek yasadışı söylemde bulunan TFF ve KB, taraftarlar üzerinden kulüplere verdikleri ve verecekleri her cezayı son 2 gün itibarıyle kanunsuz kılmamışlar mıdır? Sadece futbol değil, bütün sektörlerde, kurumlarda hatta devlet yönetimlerinde varolan yürütme şekli sizler sayesinde altüst edilerek geçersiz kılınmamışmıdır?

3. Kişiler suçlu olsa da bu kurumları bağlamaz diyerek hukuku ayaklar altına alan sizler, yarın herhangi bir futbolcu, teknik heyet sorumlusu ve yönetici şike yapsa, organize suç çetesi kursa; bu kurumları bağlamaz diyerek hepsini meşru kılmış olmayacak mısınız? Sizlerin mantığına göre hal böyleyse geçmişte ki tüm yanlışları olumlayıp gelecekte olabilecek tüm haksızlıkları dün itibariyle normalleştirdikten sonra hangi futbolun idarecisi olup, "fair play" diyeceksiniz? Ve açıkcası her özel kişiye buyrun istediğinizi yapabilirsiniz yolunu açarak suç işlemiş olmuyor musunuz?

4. 5 Temmuz Salı günü Savcılıkla görüşen Mehmet Ali Aydınlar'ın, "Durum çok vahim gözüküyor. Bu kadarını beklemiyordum" dediği öğrenildi... yazıları doğru mudur? Doğru değil ise niçin yalanlamamıştır? Doğru ise niçin elimizde hiçbirşey yok demiştir?

5. "Masumiyet Karinesi"nin öneminin altını çizerek, iddianame dahi açıklanmadan TFF'nin sadece yargıya intikal edenlerin değil, herkesin hakkını koruması için sorunu ötelemek dışında ne yapmıştır? İddianameler hazırlanır ve yargı süreci tamamlandığında UEFA tarafından verilecek olası cezaların hepsinin manevi ( maddiyatan önce ) karşılığını üstlenmeye hazır mıdır? Aynı soru yargıya intikal edilmiş olan kişi ve kurumlar içinde geçerlidir.

6. Yargı sürecinin hızlandırılması için çeşitli devlet aygıtlarıyla bir araya gelip, gerekirse komisyon kurulmasını isteyip, liglerin ertelenmesini gerçekleştirmek hangi "marka değerini" zora sokar? Yarın maruz kalabileceğin cezaları bugünden bertaraf etmeyi tercih etmeyen TFF ve KB yargıya intikal edilmiş olanların dışında yer alan tüm kurumları ve milyonlarca taraftarı hiçe saymak dışında ne yapmıştır?

7. Söze, "marka değeri" diye başlarken, adalet ve futboldan bahsedemeyenler, pasta payının hesabını yaparken, milyonlarca insanı kuşkularla, güvensizlikle karşı karşıya bırakmakmış değil midir? Futbolun temel aktörleri taraftarlar, futbolseverler ve futbolculardır. Onlarsız bir futbol düşünmek, en doğru ve adil oyun peşinde koşmak yerine, içi boşalan "marka değeri" bahanesinini dile getirmek milyonların sevgisine hakaret değil midir?

Soracağımız nice soru vardır. Aba altından sopa gösterilen, güven bunalımı yaratmakla itham edilen Ünal Aysal ve GSK adına da... Ama derdimiz sadece GSK değil, futboldur. Bizler, kulüp ve renk peşinde koşarken tüm sevgimizi, heyecanımız, üzüntümüzü yok sayarak sporun ruhunu içinde "fair play" yer almayan "marka değerine" boğanların hep karşısında olacağız. Birgün kendimizden de hesap sormaktan hiç çekinmeyeceğiz.

Galatasaraylılar

Bu linki de mutlaka okuyun

KAMUOYUNA DUYURU


Not: Yazan ben değilim, sadece paylaşılmasını sağlamak için koydum. Ama yazanların da eline sağlık...

İsteyen ağzına geleni söylesin


Yorum olarak bıraktıklarınızı buraya yazacağım...

Ağzınıza ne gelirse onu söyleyin, rahatlayın, stres atın. Bu sıcaklarda iyi gider.

Plaseyi Hanri Gibi Vuruyorum:
Kayıp İlanı

Dün saat 20.52 itibariyle kafam TFF'nin içinde kaybolmuştur. Görenlerin biraz daha ileri ittirmesi önemle rica olunur.

İmza; Başını arada bir veren geoid.

dt.ibo: Dişlerinizi sakın fırçalamayın, bol bol tatlı ve asitli yiyecekler tüketin ama 6 ayda bir muhakkak diş hekimine gidin. :))

Lanceloth: T.F.F'nin Fenerbahçe'yi kollayacak nispeten yanlı bir karar vereceğini düşünmekteydim açıkcası ama bu kadarı da beklenemezdi; daha ayını doldurmadan yanlı, taraflı ve basiretsiz bir görev, sorumluluk bilincinde olduklarını ilk ağızdan deklare ettiler.

Aysal'ın açıklamarına tehditle cevap veren bu çürümüş ve yanlı zihniyeti şiddetle kınıyorum. Aysal bu Ali Cengiz oyunun bir parçası olmadığımızı deklare ederek, belli ki şeref yoksunu kişi ve kurumların tepkisini daha çok çekecek ancak maçlarda ki ilk olumsuz ve hatalı sonuçlarda o birliğin, tek sesin ne olduğunu göreceğiz.

Ben T.F.F ve kurumlarını göreve değil adamlığa çağırıyorum. Gölge etmesinler yeter ki başka ihsan istemez

TribunselSevda:
1-) 2 gram futbol zevkimiz vardı el birliği ile onun da ağzına sıçtınız. Yöneticisinden başkanına, emniyetinden savcısına selam olsun(!)
2-) Bu ülkede yaşamaktan nefret ediyorum!
3-) Baba; insan bazen sana kafa atmak istiyorum!
4-) Evlenicem para lazım!
5-) Çalışanına köle muamelesi yapan godoman! Seninle de görüşücez elbet!

brk:
1- abi bir daha bırakıyorum gidiyorum falan deme
2- by sene ligden bi halt olmaz, her maçtan sonra şike muabbeti çıkar.
3- bizim bu başkan(ünal aysal) biraz değişik bir adam, bizim ülkeye ters kaçıyor.
4- bundan sonra küfürlü tezahurattan saha kapanırsa ne olur? kişiler kurumları bağlamamkta diyip bir takım acaba sahasını seyirciye açabilir mi :)
5-bu sıcakta excelde tablo hazırlamakta hiç çekilmiyor...

selaminko: futbol zevkimizin a.k. herkes için tek bedduam var. "Oğlancı zencilerle dolu bir odada çırılçıplak kalasınız inşallah."

tenten:
1- calismaktan sıkıldımmmmm
2- amk futbolunu nasil izleyecegim bundan sonra
3- bu fenerbahce yalakaliginin dozu nereye kadar gidiyor???
4- gerizekali kitle hepinizin ta amk
5- bir tarafim hala geyik yapmak istiyor fenerle bir tarafim birak artik oglum diyor.
6- zalad siksin sizi

ozdmroz: Çalışmak istemiyorum, kız arkadaşımla tatile çıkmak istiyorum. Mavi Yeşil bir deniz kıyısı olabilir.

Ayrıca sıkıldım lan bu olaylardan. Onca olan olaylar mutlaka birileri tarafından kurgulandığı söyleniyor. Yeter lan niye yaşıyoruz biz!

bilen: bu ülkede futbol, arkasından hançerlediğin adamın cenazesinde ön safta olmaktır. cami avlusunda cemaate sırıtmaktır; şikeden yakalanma korkusunu bastırsın diye.
"ama ben cami yaptırdım 700 bin tl'ye" diyebilmektir göz altındayken. yüzsüzlüğü yüz yapmaktır. silah ve tehdit kokan ceketinin arkasında yaşlı bir budala gibi görünüp hastalığı bahane ederek hastane hastane kaçmaktır bir umut.

türk futbolu battığında hep su üstünde kalmaktır. şike yaparken cambaza bak diyebilmektir en inandırıcı ses tonuyla. hep yanlış yapıp, hep doğrucu kalabilmektir bazen. kaçıncı dünya ülkesiyiz lan biz

11 Temmuz 2011

Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz



Herkes gitsin aynaya baksın. Aynadaki kendinize sorun "Bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içime sindirebilecek miyim?" diye.

O sorunun yanıtı eğer 'evet'se, 34 hafta boyunca takımınız her gol attığında deliler gibi sevinin, yumruğunuzu havaya kaldırıp, sahte zaferlerin tadını çıkartın. Sonra bir hakem hata yaptığında, "Hakkımız yendi" diye yakının.

Gazetelerde, televizyonlarda beğenmediğiniz yorumlara basın küfrü. Forumlarda, bloglarda, otobüste, işyerinde ağzınıza geleni söyleyin.

Hakem 'hata'larında, "Yeter artık emeğimiz çalınıyor" diye ortalığı birbirine katın.

En yakın arkadaşınızla, kız arkadaşınızla, çocuğunuzla maça gidip, takımınız gol attığında, birbirinize sarılın. O golün sevincini doyasıya paylaşın.

Sene sonu geldiğinde, eğer takımınız şampiyon olursa, Çıkın caddelere, sokaklara şampiyonluğun o tadına doyum olmaz keyfini yaşayın.

Eğer bunların hepsini yapıyorsanız, hayata dönün.

İşyerinde en yakın arkadaşınız, yemeğe indiğinde masada bıraktığı cüzdanından para çalın. Onu ispiyonlayın, işten atılmasını sağlayın ki, çaldığınız para ortaya çıkmasın.

Eve gittiğinizde üç yaşındaki çocuğunuzu ağzından kan gelene kadar tokatlayın. Eğer eşiniz araya girmeye kalkarsa, kafasını duvarlara vura vura, bayıltana kadar dövün.

Sokakta otobüs durağında yüzlerce insan sırada beklerken, siz uyanıklığınızı gösterip, hemen ilk sıraya giriverin. Bir şey söyleyen olursa, sıçın ağzına, gücünüz varsa.

Eğer devlette çalışıyorsanız, eşşekler gibi çalışan işçilerin, emekçilerin, memurların vergisini cebinize indirin.

Küçük bir simitçi çocuktan iki simit alın, parasını vermeyin, ayakkabılarınızı boyacı çocuğa boyatıp, yine parasını vermeyin. Nasılsa onlar sizden küçük, bir şey söylemeye kalkarsa, siktiri çekip tokadı basın.

Gücünüz kime yetiyorsa, onu gözünüze kestirin parasını alın, hakkını yiyin, vurun, kırın, parçalayın.

Sonra akşam tüm bunları yaptıktan sonra, bacaklarınızı uzatıp takımınızın maçını izleyin. Bir bira açın, iki duble rakı için, bütün gün yaptıklarınızı aklınızın bir kenarına bile getirmeyin.

Çünkü siz, bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içinize sindirecek kadar aşağılık bir insansınız demektir.

Bunu Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Kütahyaspor v.s. v.s. ayırt etmeksizin söylüyorum.

Bugün herkes suça ortaktır. Yapan, yapmayan herkes bu işin sorumluluğunu üstünde taşıyacaktır.

Şu olan bitene göğüs germek, savunmak, yapılan ahlâksızlığı haklı çıkartmaya çalışan herkes, yakasına 'şerefsiz' rozetini takmıştır. İsteyen çıkartır, isteyen gururla sergiler.

Ama tabii şaşırıyoruz aptal gibi. Katillerin omuzlarda taşındığı, kutsandığı, yolsuzluk yapanların beyefendi kontenjanından zenginliğinin tadını çıkarttığı bir ülkede şikeyi de içimize rahat rahat sindiririz.

Evet, evet yanlış yazmadım başlığı. Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz. Şikecilerin, çetecilerin, şerefsizlerin, onursuzların futbolunu bilerek izleyeceğiz. Para için satamayacakları şeyleri olmayacağını bildiğimiz, 2 devreli lig usülü kumpanya seyredeceğiz.

Bana namus öğreten orospu çocukları


Fotoğraftaki tipe iyi bakın. Bakın, bakın rahat rahat bakın. Abimiz Bursa'da şeyh gibi takılıyor, müritleri var.

Elemanın 'sır odası' var. Müritler geliyor, eşleriyle birlikte. Bir güzel vuruşuyorlar, bildiğin grup seks yani. Hatunlar, erkekler geliyor, abinin kucağına oturuyor.

Eleman savunmasında "Kadın erkek hiçbir müridimle zorla cinsel ilişkiye girmedim. Daha önce müridim olan kişiler beni şikayet etmiş olabilir. Zikir esnasında cezbelenen kişi sır odama gelir. Ben hiçbir şey yapmam. Onlar kendileri gelip kucağıma oturur. Benim tarikat lideri olarak sır odasına gelen müridime cinsel ilişkiye giremeyeceğimi söyleme gibi bir lüksüm olamaz. Ben cezbelenen müridimle ilişkiye girmezsem, mürit zikir durumundan dolayı yanmaya başlar. Gücü kalmaz ve delirir."

Elemanda nasıl bir seksapel varsa, her gelen pat diye kucağa oturuyor. Kucak yetmiyor oral seks yapıyor; kadınlı, erkekli hem de.

Bazı kişiler şikâyetçi olmuyor bu yavşaktan. Neden şikâyetçi olsun ki, amaç çatır çatır vuruşmak. Karısını veren razı, kendi götünü siktiren razı.

İbnenin evinde çocuk ve hayvan pornoları çıkıyor, yapılan aramalarda. Artık fantezi ne kadar genişse, orospunun evlatlarında, yemedikleri bok yok.

Bak işte, bu toplumda bunun gibi orospu çocukları, senin-benim namusumu eleştiriyor. Sokakta kız arkadaşınla, eşinle geziyorsun, sana pislikmiş gibi bakıyor. Aslında pezevengin derdi, yanındaki kız. İç geçiriyor, birlikte olmak istiyor. Bir şey yapamayacağını biliyor, "Namus elden gidiyor" diye anasının amı yırtılana kadar bağırıyor.

Namus, ahlâk, temizlik bunlardan sorulur. Böyle sakalı bırakıp, şalvarı giyince, en namus timsali sensin.

Geçmişini siktiğimin pezevenkleri, bana namus öğretecek ama hayvan pornosu, çocuk pornosu izleyecek, erkeği, kadını, bulduğunu sikecek, göt verecek.

Bu ülkenin namusunu, ahlâkını bu yavşaklar bozdu. Zaten en çok kim, neden bağırıyor, anla ki, bağırdığı konuda eksikliği vardır.

Orospunun çocukları....

Lan öyle böyle sinirlenmedim, cidden dehşet sinirlendim. Saçını sakalını siktiğimin götvereni...

Not: Yorum bırakan bir arkadaş, küfürlerdeki seksistlliği eleştirmiş. Hep söylüyorum, böyle zamanlarda düşünmeden yazıyorum, söylediklerinde haklı.

Dünyanın utancı Srebrenitsa


'Modern, uygar, demokratik, insan hakları'na saygılı Avrupa'nın göbeğinde 2000'e 4 kala soykırım yaşandı. Bütün dünya oturduğu yerden bu soykırımı izledi.

Onların insanlığı, kendilerine sığınanları soykırımcılara teslim edecek kadar.

Halen yüzlerce anne çocuklarının kemiklerine erişemiyor, kocalarından buldukları bir parçaya seviniyorlar.

Uygar Avrupa'nın orta yerinde mayınlarla çevrili bölgeler var.

16 yıl sonra bugün, kimliği ancak belirlenen 613 kişi için cenaze töreni düzenleniyor.

Srebrenitsa, Avrupa'nın ve dünyanın kara lekesi olacak.













Fatsa'yı ve Terzi Fikri'yi unutmamak için çok sebep var


12 Eylül faşizminin adım adım geldiği günlerden biridir 11 Temmuz 1980. Ordu'nun Fatsa İlçesi'nde bambaşka bir dünya yaratmak istedi.

Aşağılamak istedikleri 'Terzi' sıfatını inadına taşımış, hiç yüksünmeden, gurur duyarak.

Köylünün yanında oldu, fındığa sahip çıktı, çırakların hakları için savaştı. Hepsinin karşılığı olarak mahkemeler ve cezaevlerinde işkencelerle ödetmeye çalıştılar.

Çorum'da insanlar öldürülürken, şimdinin akil adamı (!) durumundaki Süleyman Demirel, utanmadan "Siz asıl Fatsa'ya bakın" diyerek, Fatsayı ve Terzi Fikri'yi hedef gösterdi ve Çorum'da yaşanan faşist katliamı gözlerden kaçırmaya çalıştı.

11 Temmuz sabahı, Fatsa'yı kuşattılar. Polis, jandarma ve yanlarında getirdikleri Ülkü Ocakları'ndan maskeli faşistler; insanları evlerinden topladılar, kadınları saçlarından yerlerde sürükleyerek, erkekleri döverek, işkenceyle otobüslere bindirdiler. Sokaklarda insanlar öldürüldü, işyerleri bombalandı, yağmalandı.

İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de yağı, tüpü, şekeri, unu karaborsadan satıp, birileri zenginliğine zenginlik satarken, Fatsa'da her şey vardı. Çünkü Terzi Fikri ve O'nun ideali paraya değil, insana değer veriyordu. O yüzden izin vermediler, karaborsacıya, faizciye. Fındık üreticisinin borç kölesi yapıldığı sistemi reddetti.

Terzi Fikri'yi kaburgalarını kırana kadar işkenceden geçirdiler. Oysa işkencecisi akşam evine yağ, ekmek, süt götüremezken, Terzi Fikri o işkencecinin de insan gibi yaşaması için savaş vermişti.

İnsanca yaşamı savunanlara, insanı, insan yerine koyanlara izin vermediler. Çünkü onların yarattığı sistem, insanı önemsemiyor, değer vermiyor, hiçe sayıyor.

"Karaborsaya geçit verilmeyen, fındık üreticilerinin borç köleliğinden kurtulmasının sağlandığı, kadınların kocalarından dayak yemesinin önlendiği küçük bir kasaba Fatsa.

Yaşamayanların bile 'rüya gibi' dediği Fatsa'ya 11 Temmuz 1980'de 'Nokta Operasyonu' düzenlendi. 19 bin insanı 'rüya'dan uyandırdılar.

Fatsa bir semboldü, bir hayalin gerçekleşebileceğinin kanıtıydı, o kanıtı toplumsal bellekten silmek için yalanlarla, silahlarla yok etmeye çalıştılar.

Bazı olaylar için "Mutlaka filmi yapılmalı" derim hep. Fatsa ve Terzi Fikri'yi beyazperdeye bugüne kadar koymayan sinemacılar, bu ülkede sinemacıyım diye geçinmesin.

Bir rüyanın gerçek kılındığı Fatsa'yı herkes bilmeli. Kendisine insan diyen, insanca yaşamı savunan, insani değerleri içinde taşıyan herkes.

19 bin kişilik Fatsa; Terzi Fikri'nin fikirlerini sevmese de, siyaseten benimsemese de, onun insanlığını hep sevdi. Aslında sevdikleri bir yandan da içinde yaşattığı devrimci fikirleriydi ama fark etmediler ya da fark edemediler.

Terzi Fikri'lerden, Fatsa'lardan geldiğimiz nokta, hayatlarında hiç sokağa çıkmamış, eyleme gitmemiş insanların boktan bir takım için sokağa döküldüğü bir ülkeye gelmek insanın içini acıtsa da, bu ülkede her zaman Terzi Fikri'lerin yetişebileceği inancını da içimizde taşımalıyız...

Şu aşağıdaki fotoğraf, çok şey anlatıyor ama sadece anlamak isteyenlere...