19 Kasım 2009

Darbe isteyen Gine'ye gitsin



Bu ülkede, kendisinin sol düşünceyi benimsediğini öne süren bir grubun, darbe hevesiyle yanıp tutuşması anlaşılabilir bir durum değil. Anılarda, hafızalarda 1960, 1971 ve 1980 darbeleri hâlâ sımsıcak bir biçimde dururken, bu insanların darbeyi açık açık istemesi, tek kelimeyle aptallık.

Neresinden baksan, neresinden tutsan elinde kalır cinsten. Kendisine, aydınım diyen insanlar Genelkurmay Başkanı'ndan medet umuyor, daha da ötesi, göreve çağırıyor. Önüne geleni asacağını ilan eden, açık ve net biçimde Kürt düşmanlığı yapan, buram buram faşizan çizgide milliyetçilik kokan bu dergi ve bu dergi ertafında toplananlar, sanıyorum 'sol'un ne demek olduğu hakkında bir fikri yok.

Jakobenizm kokan bu grubun, bilmediği şeyse, temellerini işçi sınıfından almayan hiçbir sol grubun dünyada barınamadığıdır. Yazık ki, bu ülkede kendilerine 'sol' ibaresi yapıştıranlar, kendisini alenen faşist ilan edenlerden bile daha faşist çizgidedirler.

Ve en kötüsü de, bu ülkede birilerinin halen darbeden medet umması, darbe özlemi içinde bulunması ve darbeyi basbas çağırması.

Bu güruh eğer çok fazla darbe özlemi içindeyse, kendilerine önerim, bir Afrika ülkesine gidip (Mesela Gine olabilir. Taze darbe yaşandı) orada yaşamaları.

Maradona'yı farklı kılan neydi?


Her yerde Henry'ye nefret kusulmuş. İyi de, bu hareketin, -ben de dahil- herkesin hayran olduğu ve taptığı Maradona'nın yaptığından farkı neydi? Henry, İrlanda'yı 2010 kapısından döndürürken, Maradona İngiltere'nin 20 yıl sonra bir Dünya Kupası almasını engelledi belki de.

İki hareket arasındaki fark ne? Bu kadar eleştirip, nefret kusan biri mantıklı bir açıklama getirirse sevinirim.

Kimse yanlış anlamasın, emek hırsızlığı renk, isim gözetmez, herkes için aynıdır. Ama Maradona'yı farklı kılan neydi? İsmi mi, yoksa 'Tanrı'nın eli' diyerek, olayı sempatikleştirmesi mi?

18 Kasım 2009

104 yıllık tarihin en büyük utancı


Galatasaraylı olmaktan hayatımın her bölümünde gurur duydum. Başarıları, kazandığı kupalar filan değildi, Galatasaraylılığımla gurur duymamı sağlayan. Galatasaraylı olmakla gurur duymamı sağlayan şeyler; bu kulübün duruşu, vizyonu, ülke için önemidir.

Başkalarının anladığı üzere, bir onur-gurur kıstasım yok. 6-0 yenildiğimizde hiç gururum kırılmadı, çünkü bunun bir 'oyun' olduğunun ayırdındayım. Bu oyunda, 6-0, 7-0 ya da 8-0 gibi skorlarla yenilmek var ve bu durum bir taraftarın gururunu kırmamalı -en azından benimkisi kırılmıyor.-

Aklı çalışan her insan, sporun nasıl ve neden kirlendiği ve kirletildiğini biliyor. Tıpkı hayatın her alanında olduğu gibi, para işin içine girdiğinde ve lanet olası biçimde endüstriyelliştiği zaman spor kirlendi ve kirletildi. Pastadan daha büyük dilim isteyenler, o dilim için her türlü yola başvurur.

Bu akşam meydana gelen olay, yani Cemal Nalga'nın Tufan Ersöz forması giydirilerek oynatılması durumu. Öncelikle net olarak söylemek gerekir ki, çok aşağılık bir durum. Aşağılık durum olmasının yanı sıra, dünyanın aptal insanının bile yapmayacağı türden büyük bir gerizekâlılık örneği.

Şimdi, öncelikle olarak Ahmet Dedehayır ve Yiğit Şardan'ın istifaları gerekmektedir. Bu iş sadece teknik ekiple kesip atılacak türden bir hadise değil çünkü. Türkiye'ye basketbolu getiren, sevdiren kulüp olan Galatasaray'da yaşanan bu olay, 104 yılını geride bırakmış bir kulübün tarihindeki en büyük utanç olarak geçmiştir.

Bu yüzden, kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla hareket etmek, Galatasaray'ın geçmişine yapılacak ihanet olmakla birlikte, yarınlarına da ipotek koymaktır. Galatasaray yönetimi eğer bu işi, kendince en az kayıpla kapatmaya çalışırsa, bugüne dek yaptıkları tüm saygı ve alkışa değer hamleleri çöpe atmış olur.

Gereken ceza verilmeli, hatta kişisel olarak Galatasaray'ın küme düşürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki, bu aşağılık davranışla koskoca bir maziyi lekelediler. Bu leke Okan Çevik ve ekibi ile temizlenemez, temizlemeyi düşünenler o lekenin kendilerine de bulaşmasını sağlamaktan başka bir şey yapmış olamazlar.

1986'dan bu yana uzun zaman geçti


Rabah Madjer'li Cezayir'i ve 18986 Dünya Kupası'nı hiç unutmam. Daha önce de söylemiştim, futbol açısından izlediğim en iyi Dünya Kupası'ydı.

O Cezayir, bu akşam 1986'dan bu yana ilk kez Dünya Kupası'na katıldı. Mısır'ı 1-0 yenerek, kaptığı 2010 biletini kesinlikle genç kalecisi Fawzi Chaouchi'ye borçlu.

Mısır'ın özellikle ikinci yarı tek kale oynadığı maçta kalesine gole kapattı ve ülkesini 24 yıl sonra Dünya Kupası'na taşıdı.

Bir not da, El Saka'ya. Golde kesinlikle hatası vardı.

Dua edin Japon değilsiniz

Ahmet Dedehayır denen yöneticinin biraz onuru, gururu ve şerefi varsa, işgal ettiği koltuktan derhal kalkmalı.

Ahmet Dedehayır'la birlikte, Cemal Nalga vakasında vebali olan herkes bir saniye bile düşünmeden istifa etmeli.

Dua edin Japon değilsiniz, sadece istifa ile yetineceksiniz. Tabii şeref, gurur, haysiyet gibi kavramlardan haberiniz varsa

Yaklaşma yanarsın


Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve Asbaşkan Ali Koç’un kendisine hakaret ettikleri gerekçesiyle açtığı tazminat davasını kazanan FIFA kokartlı hakem Selçuk Dereli, bu kez de eski meslektaşı Ahmet Çakar’ı özel bir televizyon kanalında 15 Mayıs 2006 tarihinde yayınlanan bir programda, kişilik haklarına yapılan haksız ve hukuka aykırı saldırılar nedeniyle 10 bin lira tazminata mahkûm ettirdi.

Söz konusu tarihte yayınlanan programda, Dereli’ye hakaret ve ağır ithamlarda bulunduğu gerekçesiyle Çakar aleyhine İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davayı, 12 Aralık 2007 tarihinde, yerel mahkeme reddetmişti.

Temyize giden Dereli’nin avukatı Murat Söylemez’in talebi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme kararının bozulmasına ve Çakar’ın 10 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti.

Blogger'lara da sesleniyorum, Selçuk Abi nasıl maç yönetirse yönetsin dikkatli konuşalım, dikkatli yazalım. Maazallah açar davayı, kalırız ortada..

Saygılar Selçuk Abim....

Fotoğraf: ligtv.com.tr

Gecenin maçı 'Cezayir-Mısır'


Cezayir ve Mısır arasında Sudan'da oynanacak maç, kesin olarak gecenin sonucu en çok merak edilen maçı. Gönlüm son iki Afrika Kupası'nı kazanan Mısır'dan yana. Sudan'da güvenlik görevlileri büyük önlemler almış durumda.


Maçın sonucu ne olursa olsun, büyük olaylara gebe. Umarım, fazla gürültü-patırtı olmadan güzel bir maç izleriz.

17 Kasım 2009

Ne berbat bir duygudur kimbilir

Ankaragücü'nün başkanı Melih Gökçek midir yoksa yavrusu Ahmet Gökçek mi? Her tarafta Melih Gökçek konuşuyor, o yüzden kafam karıştı.

TFF'ye baktım başkan yavru Gökçek görünüyor fakat bütün spor programlarında, gazetelerde, radyolarda Hikmet Karaman kriziyle ilgili Melih konuşuyor.

Acı değil midir, 32 yaşındaki koskoca bir adamın, hâlâ babasının eteğinin dibinde oturması. Başkanım diye kasım kasım kasılırken, kimsenin onu kaale bile alıp konuşmaması.

Şahsen, kendimi yerine koyuyorum, yerin dibine girerim, insan içine çıkamam. O yaşa geleceğim, başkan olacağım ama hiç konuşma hakkım olmayacak; olduğunda da fasulyeden olacak. Bilerek ve isteyerek aşağılanmayı kabullenmek bu olsa gerek.

Şimdi Ankaralılara iki çift laf edeceğim, Ankara faşistleri ayağa kalkacak "Vay efendim, nasıl olur da Ankara'ya laf edersin. Millet ona aç kaldığı için oy veriyor. Sen açlık nedir bilmezsin" türünden zırvalara maruz kalacağım. O yüzden bu konuda bir şey söylemeyeceğim.

Zaten söylenmesi gerekeni Winston Churchill söylemiş: "Her halk layık olduğu şekilde yönetilir."

Enke'nin emanetçisi


Florian Fromlowitz birçoğumuz tanımıyoruz belki de. Hannover 96'da kale artık ona emanet.

Hayat biraz böyle, hiç beklemediğin anda şans kapını çalıyor. Çok değil, belki birkaç hafta sonra Enke unutulacak. Bugün sayfalara taşıdığımız adam hakkında iki kelime bile etmeyeceğiz.

Gerçi bu ülkeden 13 günde 'sepetlediğimiz' bir adam hakkında ancak öldüğü zaman yazabiliriz. Çünkü bu ülkenin insanı ne yazık ki, fazlasıyla riyakâr...

At izi, it izine karıştı


Haftalardır Türkiye'de "Elano bu sistemde oynayamaz", "Elano çok abartılmış", "Elano büyük hayal kırıklığı", "Bu muymuş Elano?" teraneleri dönüp durdu.

Özellikle Fenerbahçe maçı sonrası Elano'ya yönelen eleştirilerin dozu daha da artmaya başladı. Hatta iş "Lincoln, Elano'dan daha iyi futbolcu" hadisesine kadar geldi. Hani şu yerin dibine batırılan Lincoln.

Brezilya'nın, İngiltere'yi 1-0 yendiği maçtaki yaptığı asist sonrası ise eleştiriler farklı bir yöne kaydı. "Galatasaray Elano'yu kullanamıyor", "Yedekliğe mahkûm Elano, Brezilya'da döktürdü", "Bu Elano Galatasaray 11'inde nasıl yer bulamaz" denilmeye başlandı.

Tabii bunların dışında bir de Hakan Şükür sorunsalımız var. Her zamanki, 'ırkçı' tavrıyla Elano'nun abartıldığını, değerlerimiz hikâyesi ile sırıta sırıta konuştu.

Sorun Elano'nun Galatasaray'da oynaması, yedek kalması filan değil. Belli ki, birileri rahatsız, birileri Elano'nun tıpkı Lincoln gibi üstüne gidile gidile bezdirilmesinden yana. Arda'ya gerekenler zaten yapılıyor. Sevgilisi, arkadaşları, giyimi-kuşamı, transfer söylentileri ile gencecik bir adamın üstüne yeteri kadar gidilip sinir harbi yaratılıyor.

Arda yetmiyor olacak ki, Elano da, nasibini alıyor, bu saçma eleştirilerden. Arda ve Elano; her ikisi de Türkiye'nin en yetenekli oyuncularından -Arda en yeteneklisi-. At izi, it izine karışmış durumda. Herkes ne yazsam da, bir öncesinden daha fazla saçmalasam derdinde.