13 Haziran 2010

Almanya'da değişen bir şey yok


Kewell'ı izleyemedik, Avustralya fark yedi ve daha da kötüsü muhtemelen turnuvayı kapattı.

Türkiye'de Almanya Milli Takımı'na (tabii ki Brezilya da) karşı özel bir hassasiyet vardır. Ben Almanya Milli Takımı'nı sevmeyenler listesindeyim ancak bu saygı göstermiyorum anlamına gelmesin.

Bir ülkenin futbol geçmişi ve futbol kültürü olması çok önemli. Almanya bu yüzden 1982'den bu yana tüm dünya kupalarında minimum çeyrek finale çıkma başarısını gösteriyor.

Bugün maç başlamadan önce, Almanya'nın kazanabileceğini düşünüyordum fakat boylesi bir skorun ortaya çıkması aklıma gelmemişti.

Kupaya gelmeden önce ve geldikten sonra bir yığın önemli futbolcusunu, sakatlıktan ötürü kadroya alamayan Löw, şu açıdan çok çok şanslıydı. O da, Mesut Özil gibi bir adama sahip olması. Neden mi? Çünkü Littbarski'den bu yana ilk kez böylesine teknik bir oyuncuya sahip olması. Dün İngiltere orta sahasında eksikliğini vurguladığım futbolcu tipi tam olarak Mesut Özil'e denk düşüyor. Yani öyle bir maç olur ki, siz çaresiz kalırsınız ama bir adam çıkıp o çaresizliğe son verir. Mesut o yüzden, Löw için çok ciddi anlamda büyük şans

Bence maçın adamı değildi (Benim maçın adamı tercihim Müller) ancak bir gerçek var ki, turnuvada şu ana kadar gördüğümüz en etkili orta saha performanslarından birini ortaya koydu. Turnuva başlamadan önce FIFA'nın sitesindeki "Genç yıldız adayı" titr'ini hak eder biçimde takımının ciddi tüm ataklarında bir biçimde var olmayı başardı.



Almanya'nın bugünkü 4-0'lık galibiyetinde, takım halinde oynayabilme başarısı önemliydi. Arne Friedrich'ten, Bundesliga'da berbat bir sezon geçiren Klose'ye kadar tüm oyuncular, ilk dakikadan son dakikaya kadar niyetlerini gösterdiler.

"Milli Takım futbolcusu" olgusuna, oldum olası inanmışımdır. Podolski, tam da bu terime cuk oturan bir futbolcu. Milli takım formasını ne zaman giyse, bambaşka bir futbol oynuyor. Oyunun başında attığı golle, maçın dengesini tamamen değiştirdi. Gerçi, dakikalar ilerledikçe, Avustralya'nın, Almanya karşısında puan alabilme ihtimali olmadığını gördük ama yine de, Podolski bunu çabuklaştırdı.

Almanya maç boyunca Lahm ve Müller'in kanadından Avustralya'yı delik deşik etti. Bu ikiliye özellikle ilk yarıda Mesut da katılınca, Avustralya'ya gönül verenler için çile halini aldı maç. Chipperfield ve Moore bu üçlü karşısında inanılmaz aciz bir görüntü çizdi. Doğrusu, daha 20. dakikayı bile beklemeden Chipperfield'ı oyundan alırdım.

Herkesin gol beklentisi bu maçla karşılanmış oldu. Tarihinin en genç kadrosuyla bir dünya kupasına katılan Almanya, bu maçtan sonra turnuvanın en ciddi favorilerinden biri olarak gösterilecektir fakat ben erken olduğunu ve özellikle Gana maçını beklemek gerektiğini düşünüyorum.

Avustralya açısından turnuva muhtemelen kapandı. İlk maçta 4-0 yenilgi alan ve en önemli oyuncusu Cahill'i kırmızı karta kurban veren Avustralya'nın toparlanabilmesi çok güç. Zaten yaparlarsa mucize olur ama o mucizeyi gerçekleştirebilek güce sahip olmadıkları çok net biçimde belli oldu.

Defansta ağır ve hantallar, orta sahadan ileriye geçme süreleri mevsim değişimine neden oluyor. Defanstan atılacak uzun toplarla gol kovalamak mantıklı değil. O yüzden de, Avustralya için turnuva kapanmıştır diyorum.

Yanarım, yanarım Kewell'ın oynamamasına yanarım. Muhtemelen hazır değildi yoksa, yedeklerde (hatta sahada da)ondan başka skoru etkileyebilecek adam yoktu. Umuyorum, bundan sonraki maçlarda Oz Büyücülüğünü gösterir ve Avustralya'yı en azından bir adım öteye taşır. Umut fakirin ekmeği, olumlu düşünmek istiyorum.

Ya unutmadan söyleyeyim. Maçın Meksikalı hakemi Marco RODRIGUEZ saçına briyantin süreceğine biraz daha hakemlik yapsa iyi olurdu. Herkesin yorumu farklı olabilir ama Cahill'in pozisyonunda gösterdiği kırmızı kart, pek bir ağır kaçtı. Haa, bu sonucu değiştirir miydi? Tabii ki değiştirmezdi ama Avustralya en önemli iki adamından birini kaybetti.

Irkçılık sınırlarındaki Üründül'e ithafen


Aslında Gana-Sırbistan maçına dair bir şeyler söylemek istiyordum ama maç boyunca beni çileden çıkaran Ömer Üründül'e 'değdirmeden' olmaz.

Ömer Üründül, sonuçsuz kalan her Gana atağı sonrası "Son hareketlerde ne yapacaklarını bilmiyorlar", "Düşünemiyorlar" türünden gerzekçe ifadeler, saha kenarında dans eden seyirciler hakkındaki "Ben hayatımda böyle bir şey ilk kez görüyorum" yorumlarıyla birleşince deliye dönmeme yetti.

Önce adama sorarlar, bıyık altından dalga geçtiğin, düşünme ve karar verme yetileri hakkında aşağılayıcı boyutlara ulaşan Gana Milli Takımı'nın kaç oyuncusu yurtdışında futbol oynuyor, senin Türk Milli Takımı'nın oyuncuları hangi takımlarda oynuyor?

Ben söyleyeyim birkaçını: Asamoah Gyan-Rennes, Kwadwo Asamoah-Udinese, Hans Sarpei-Leverkusen, John Mensah-Lyon (Sunderland'de kiralık geçirdi sezonu), Isaac Vorsah-Hoffenheim, John Paintsil-Fulham, Anthony Annan-Robenborg, Kevin-Prince Boateng-Portsmouth....

Takımın neredeyse tamamı Avrupa'nın kalburüstü liglerinde ve takımlarında futbol oynuyor. Bak bakalım bir de senin Dünya Kupası'na bile göremeyen milli takımındaki oyunculara. Her atak golle mi sonuçlanmak durumunda ya da her futbolcu son hareketlerinde en doğru hamleleri mi yapıyor. Herif ezbere almış 'carcar' konuşuyor.

Dönelim saha kenarında dans edenler meselesine. Hayatında hiç görmemişmiş. Doğru senin ülkende sahaya koltuk fırlatılıyor, tribünlerinde adam öldürülüyor, elektronik ıslıklar çalınıyor, oyuncuların gözüne lazerler tutuluyor, kaleci kulaklarında maytap patlatılıyor, 90 dakika su fıtlatılıyor, tribün koltukları yakılıyor. Bu liste böyle uzayıp gidiyor.

Keşke senin ülkende insanlar, bu saydıklarım yerine saha kenarında dans etse. İnan çok daha 'medeni' bir davranış biçimi. Ulan, herifi duyan İsveç'te, Danimarka'da filan yaşadığını sanacak.

Bu ülkede, kıyas götürmeyecek biçimde daha beterleri yaşanırken, insanların sahanın kenarında dans etmesi seni neden rahatsız ediyor? Neden aşağılama boyutlarına kadar getiriyorsun hadiseyi? Bırak işte, insanlar dans etsinler. Niye batıyor, nerene batıyor, neden batıyor?

Maça gelelim. Çok açık ve net biçimde Gana hak etti. 90 dakika boyunca galibiyet niyeti gösteren takım Gana'ydı. Sırbistan, izlediğimiz diğer maçlarda olduğu gibi uzun toplarla kanatlara inip, sonuca gitmek istedi ama Gana kanatları gayet başarılı biçimde tıkadı.

Yeri gelmişken tekrar belirteyim, dünkü Crouch ve Heskey örneğinde görüldüğü üzere Sırbistan'ın forvetinde oynayan Zigic türü adamlar, dünya üstünde oynanan futbolla karşılaştırıldığında çağ dışı kalıyor. Kaldı ki, Heskey'nin en azından belirli bir fiziki üstünlüğü var, Zigic de bu da yok. Orta yapacaksın da, o orta Zigic'in kafasını bulacak da, Zigic o kafaya vuracak da, o top kaleye gidecek de. Oh anam oh! Orta sahadan şut çekerim, gol olma şansını daha fazla artırmış olurum en azından.

İlginçtir, oyuna yedek giren oyuncular, ard arda iki maçta kader belirledi. Slovenya-Cezayir maçında, oyuna sonradan giren Abdelkader Ghezzal'ın kırmızı kartı sonrası maçın şekli değişti, bu maçta da Kuzmanovic'in ceza alanı içinde topu elle kesmesi maçın dengesini değiştirdi. Bundan sonra oyuna her yedek giren adama bir başka gözle bakmaya başlayacağım.


Sırbistan'i hiç beğenmedim. Zaten oldum olası böyle statik futbol oynayan takımlara illet olmuşumdur. Umuyorum ikinci turu görmezler. Gana ve Avustralya el ele çıksın, benim de içimin yağları erisin.

7. maç oldu izlediğimiz. Gerçekten yazık olmuş gidemememiz. Şu Dünya Kupası'nda heyecan yaratacak, ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir takıma henüz rastlamadım. Türkiye bu boşluğu müthiş doldururdu ve Afrika'nın gözbebeği olurdu ama işte Ömer Üründül zihniyetli, kendinden başka herkesi küçük görme hastalığı yaşayan ülke insanım, bu embesil fikirden sıyrılamadığı sürece, bizden bir bok olmaz.

Abdelkader Ghezzal ve Fawzi Chaouchi sağolsun


Pazar günleri hariç, üç maçı tek başlıkta toplayarak yazacağım. O yüzden Cezayir-Slovenya maçını dair birkaç kelam etmek istedim.

Dünya kupalarında genelde ilk tur maçları böyle can sıkıcı geçer, bunu kabul ediyorum fakat futbolun geldiği nokta itibariyle, Cezayir-Slovenya maçı benzeri karşılaşmalara bolca rastlayacağımızı düşünmek insana kâbus gibi geliyor.

Rakibin 10 kişi kalmış, sen hâlâ hata kovalıyorsan ve tüm oyun düzenini buna dayandırıyorsan izlemek işkence hali alıyor.

Orta alanda kör dövüşü tadındaki Cezayir-Slovenya karşılaşmasının iki belirleyici faktörü oldu.

Birincisi; Abdelkader Ghezzal'ın, Uruguaylı Lodeiro gibi maça girer girmez 1 dakika içinde sarı kart ve toplamda 13 dakikada kırmızı kart görmesi, ikincisi ise Cezayir'in Mısır'ı eleyerek Dünya Kupası'na gelmesinin temel faktörü Fawzi Chaouchi'nin yediği komik gol.

Cezayir teknik direktörü olsam, Ghezzal'ı soyunma odasına girmeden, havaalanına yollardım. Bu kadar aptalca kırmızı kart görülemez sanırım. İlk sarı kartını rakip ceza alanı önünde arkadaş çekmeyle görüyorsun, sarı kartın varken, elinle topa müdahale edip kırmızı kart görüyorsun. Cidden bir daha değil milli forma giydirmeyi, o formayı satmayı bile yasaklamak lazım bu herife.


Fawzi Chaouchi'ye gelince. Yukarıda da söylediğim gibi maçı izleyenler anımsayacaktır. Cezayir'in Mısır'ı 1-0 yenerek, Dünya Kupası biletini aldığı maçta tek başına destan yazarak, takımını Güney Afrika'ya taşımıştı. Ama ne yazık ki, kalecilik böyle bir şey. Olmadık zamanlarda, olmadık hatalar yaparak, kader belirliyorsunuz.

Onun dışında "Bu maçtan aklında ne kaldı?" diye sorarsanız, "Mümkünse hiçbir şey kalmasın" cevabını veririm.

1990'ların başlamasıyla ne yazık ki, futbol böyle bir hal aldı. Bu işin endüstri almasıyla paralel olarak, oynamanın ve eğlenmenin değil kazanmanın tek ve mutlak parametre olması kısır mücadelelerin çoğalmasına neden oldu.

Dakika 90, 1-0 öndesin ve korner kullanıyorsun halen köşe bayrağının dibinde zaman oyalıyorsun. Ağzıma geleni saydırdım haliyle.

Slovenya bu futbolu oynamaya devam ederse, hem ABD'ye hem de İngiltere'ye yenilir. Her ne kadar TRT spikeri, teknik direktör Matjaz Kek için "Oynattığı modern futbol" türünden cümleler kursa da, bu futbol modernse ben taş çağına dönmek istiyorum.

Netice itibariyle sıkıcı, berbat bir maç izledik. Yaklaşık 15 dakika sonra izleyeceğimiz Sırbistan-Gana karşılaşmasının şu ana dek oynanan en iyi ve en gollü maç olacağını tahmin ediyorum. Umarım tahminimde yanılmam.

Günlük maç tahminleri vol.3


Evet her ne kadar şu ana dek 5 maçtan sadece birinde doğru tahminde bulunmuşsam da yılmıyorum, yıkılmıyorum ve devam ediyorum.

Birazdan başlayacak olan Slovenya-Cezayir maçında 2-1'lik Slovenya galibiyeti bekliyorum. Goller; Dalibor ve Novakovic ile Rafik Saïfi'den gelir.

Günün ikinci maçında Sırbistan'ın Gana karşısında 3-2'lik galibiyetini bekliyorum. Sırbistan'ın golleri Marko Pantelic (2), Nemanja Vidic'ten gelir. Gana'nın gollerini ise Asamoah Gyan ve Muntari atar.

Almanya-Avustralya maçında biraz da duygusal bakarak 2-1'lik Avustralya galibiyeti bekliyorum. Goller; Tim Cahill, Lucas Neill ve Mesut Özil'den gelir.

12 Haziran 2010

İkinci günün ardından aklımda kalanlar


2010 Dünya Kupası'nın ikinci gününde üç maç izledik. B Grubu'nun ilk maçında Yunanistan ve Güney Kore karşı karşıya geldi.

Çok açık ve net belirtmem gerekir ki, böylesi bir Güney Kore'yi bekliyordum ama bu Yunanistan'ı beklemiyordum. Ne defans, ne ofans anlamında hiçbir varlık gösteremediler. Aslında Yunanistan erken gol yediğinde benzer maçlar izliyoruz ve izleyeceğiz.

Genel anlamda oynamaktan çok oynatmamak üstüne kurulu bir takımın erken gol yemesi, bu maçta izlediğimiz gibi un ufak olmasına yetiyor. En etkili ataklarını maçın son çeyreğinde doldur boşaltlarla bulan bir takımın turnuvada ileriye gidebilme şansı yok. Eğer bugün ayaklarında pranga yoksa, bu grubun sonuncusu olmayı şimdiden garantilediler.

Güney Kore'ye gelince, orta alanda yaptıkları baskıyla rakibin dengesini bozarak, sonuca gitmeye çalışmaları çok zekice bir taktik. Özellikle, rakip çıkarken yaptıkları baskı, tıpkı attıkları 2. goldeki gibi öldürücü bir silah haline gelebiliyor.

Takımın 2 Park'ı; Park Ji-sung ve Park Chu-young her defansı dağıtabilecek özelliklere sahip, hele de az adamla yakalamışlarsa. Bu maç gösterdi ki, bu grupta Arjantin dahil herkesi yenebilirler. İlk maçta aldıkları 2-0'lık temiz skor yeteri kadar özgüven pompalamalarına da yeterli olacaktır.

İzlediğim 5 maçta, tanımadığım ama beğendiğim tek adam şu ana dek Güney Koreli Cha Du-ri oldu. Hücuma katılması nasıl dengeliyse geride de Seitaridis (bu arada yemin ediyorum bizim Sabri bu herifin yanında Maicon kalır) dahil olmak üzere, rakibin tüm akınlarında gayet başarılı oldu.

ARJANTİN FARK DA YER, FARK DA ATAR

Gelelim en çok merak edilen takımın maçına yani Arjantin ve Nijerya maçına. Birçok yönden ilginç bir maç oldu. İlk olarak maçın Messi ve Enyeama arasında geçtiğini söyleyebilirim. Messi'nin harika plaselerinin gol olmasını Nijeryalı 'kedi' lakaplı Enyeama harikulade kurtarışlarla engelledi.

Arjantin ciddi anlamda çok ilginç bir takım olmuş. Yarısı defansta, yarısı ofansta orta alanı neredeyse bomboş garip bir dizilişi var. Tam Rus ruleti gibi Maradona'nın oynattığı futbol. Herhangi bir takıma her an 5 de atabilirler, Dünya Kupası elemelerindeki Bolivya'ya maçı gibi 6 da yiyebilirler. Ancak bir gerçek var ki; böyle oynadıkları taktirde, turnuva boyunca Arjantin'in tüm maçlarında bol pozisyon izleyeceğiz.

Higuain'in o kadar süre boyunca oyunda kalması muhtemelen her Arjantin destekçisini çileden çıkartmıştır ama işte takımın hocası Maradona olunca kızamıyorsun bile. O yüzden "Hoca nasıl dayandın Higuain'e?" cümlesini kurmayacağım. Ama yalan yok aklımdan da geçmedi değil.

Nijerya'ya gelecek olursak, doğrusu beklediğimden daha iyi bir takım buldum. Peter Odemwingie, inat edip top sürmek yerine Martins'e çıkarsa 1 puanı ceplerine koyabilirlerdi. Kalecileri ciddi müthiş bir performans sergiledi. Tipik Afrikalı kaleci örneği. Dehşet reflekslere sahip ancak yan toplarda zaafı var. Bu maçtaki performansını bir maçta daha sergilerse İsrail'de çok kalmaz.

GREEN, LEO FRANCO'YA ÖZENİRSE

Ve çok kişinin favorisi İngiltere ile ABD maçı. Turnuva başlamadan bile önce herkesin ortak fikri, İngilizlerin zayıf halkasının kalede olduğuydu. Green'in , Leo Francovari bir biçimde yediği golle kimse yanılmamış oldu. Birkaç saat arayla izlediğimiz Green ve Vincent Enyeama arasındaki fark, kalecinin, bir takım için ne kadar hayati olduğunu belgeledi bizlere.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu sonuç benim için hiç ama hiç sürpriz olmadı. İngiltere'nin hemen her turnuvaya şaşaalı bir biçimde gelip, kuyruğunu kıstırıp gitmesine alıştım çünkü. Bu kez Fabio Capello faktörü ile insanlar daha fazla şans tanıdı İngiltere'ye fakat orta sahasındaki yaratıcı oyuncu sorunu çözemediği sürece bu tip turnuvalarda çok ilerilere gitmesi beni şaşırtır.

Evet Lampard ve Gerrard mükemmel oyuncular ama kriz anlarında şapkadan tavşan çıkartamıyorlar. Bu tip durumlarda yapabildikleri tek şey şut çekmek. İngiltere'nin, ABD maçında 90 dakika boyunca tek derinlemesine pasının Lennon'dan geldiğini gözönüne alırsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Ya da şöyle anlatayım: Arda'yı, bu İngiltere Milli Takımı orta sahasına koyun, elini kolunu sallaya sallaya finale çıkmasını izleyin.

İngiltere'nin kaledeki sorununun bir benzeri de, Rooney'nin yanında oynatabileceği partner sorunu. Haliyle Capello'ya akıl verecek durumda değilim fakat ben Capello olsam hiç düşünmeden Jermain Defoe'yu oynatırım. Hem Crouch hem de Heskey artık çok gerilerde kalan bir futbolun temsilcileri. Açıkçası Cezayir maçında Rooney'nin yanında Defoe'yu bekliyorum.

ABD benim açımdan galibiyeti kaçıran taraf oldu. Defanslarında oynayan Onyewu hakikaten kaya gibi bir herif fakat tıpkı yanındaki Jay DeMerit gibi ağır. Heskey ya da Rooney yerine daha seri forvetler karşısında maymuna dönebilecek kapasiteleri var.

Clint Dempsey ve Landon Donovan, İngiltere defansını oldukça zorladı. Özellikle Donovan, maçın en iyi adamıydı benim adıma. Ve tabii ki, Howard. Eğer bugün ABD puan aldıysa, bu adamın büyük parmağı vardı. Harika yer tutuyor ve açı daraltıyor. Bir kalecide en sevdiğim iki özellik birden Howard'da toplanmış. Eğer bugün kaleciler yer değiştirmiş olsaydı, İngiltere rahat bir galibiyet alırdı.

Son olarak TRT spikeri Alper Bakırcıgil'e iki çift laf etmek gerekir. Bir adamın ismini 90 dakika boyunca neredeyse her topla buluştuğunda farklı bir biçimde söylemek, ciddi maharet gerektirir. Onyewu ve Onweyu arasında sürekli gidip geldi. Bir türlü karar veremedi, hangisini söyleyeceğine. Bir kere, iki kere olur da, 90 dakika süresince ayrı ayrı söylersen adama gülerler. Gerçi benim koptuğun an; Aaron Lennon'a, John Lennon dediği andı ama yine de iki Onyewu versiyonu da bol bol gülümsememe neden oldu.

Bunun dışında ikisi de sağ kanatta oynuyor diye Lennon'la Glen Johnson'ı karıştırmak bir acayip durum. Hiçbir şeyden çözemiyorsan, boylarına bak güzel kardeşim. Biri cüce gibi, diğeri sırım gibi. Shaun Wright-Phillips için "Aston Villa'da oynuyor bu yıl 12 gol attı" demesi ayrı bir lezzetti. Hayır, artık eskisi gibi değil. Bilgiye ulaşmanın milyon yolu var, Aç internetten bak, nerede oynadığına. Yuh diyorum, başka da bir şey demiyorum.

TRT keşke doğru düzgün spikerlerle anlaşıp Dünya Kupası'na öyle gitseydi. İlginç olan, kadrolarındaki en iyi maç spikeri Kerem Öncel'i İstanbul'da bırakmaları. Bari onu götürseydiniz.

Hangisi daha karizmatik


Yarın yedek olacak. En büyük ümidim oynaması.

John Travolta kamp ziyareti yapmış. Lütfen söyler misiniz, hangisi daha karizmatik?

Binbir türlü bela bulsun sizi


İnsan cumartesi sabahı nasıl sinir olur? İşte aynen böyle olur. Antalya'da birtakım veledi zinalar (Niye üstü kapalı söylüyorum bilmiyorum. Direkt olarak orospu çocuğu bunu yapanlar) iki aylık yavru kedilerin gözlerini oymuş.

Bir insan bunu niye yapar? Hangi hastalıklı ruh bunu yapar? Yaparken hiç mi içi titremez?

Sanırım böyle bir şeye şahit olsam, orada katil olurum. Yemin ediyorum gözümü kırpmam çocuk, kadın, psikopat demem gözünü oyar yediririm.

Ulan, umarım bunu yapan kör kalır, elden ayaktan kesilir.

Ya Çağrı bir yorum attı. Ciddi anlamda psikolojim bozuldu. Midesi kaldırabilecekler şu aşağıda vereceğin linke girsin ve bir imza atsın.

DİLEKÇE
Şu dilekçeye tık'layanlar için birkaç bilgi vereyim. 14 yaşındaki bir kız tüm bunları yapan. Aralık ayında polis sorgulamış ancak serbest bırakmış. Bu hastalıklı tip, yeniden harekete geçmiş.

Günlük maç tahminleri vol.2


Evet dünkü iki maçta sıfır çekmemin ardından, yılmıyorum, yıkılmıyorum ve ikinci gün tahminlerimi veriyorum.

Evet, ilk maç Güney Kore-Yunanistan. Kısır geçmesi olası 1-0'lık Yunanistan galibiyeti bekliyorum. Gol Samaras'tan gelir.

Herkesin merakle beklediği Nijerya-Arjantin maçına gelecek olursak. Bir yanım Nijeryalı, bir yanım Arjantinli. Futbolun gerçeklerini masa üstüne koyduğumda orta sahasında Mikel'i de kaybetmiş Nijerya'nın 3 gol yemesini bekliyorum. Maç 3-0'lık Arjantin galibiyetiyle biter. Goller Tevez (2) ve Messi'den gelir.

Ve son maç İngiltere-ABD. İngiltere 60 yıllık bir rövanşın peşinde olacak. Pek çok kişinin favorisi olan İngiltere'nin maçı 3-1 kazanacağını düşünüyorum. Goller Rooney, Lampard ve oyuna sonradan girerse Crouch'tan gelir. ABD'nin tek golü Beasley'den gelir.

Zevkli be, insan göt olsa da zevkli oluyor. Deneyin valla.

11 Haziran 2010

İlk günün ardından aklımda kalanlar

2010 Dünya Kupası'nın ilk gününde A Grubu'nda kazanan çıkmadı. İki maçta aklımda kalan iki şey oldu. Birincisi; Dos Santos'un günün en iyisi olduğu ikincisi ise Lugano'nun çirkeflikte kıta, yer, mekân, zaman tanımadığı.

Günün ilk maçında Güney Afrika ve Meksika arasındaki maç, grubun diğer maçına nazaran daha heyecanlı geçti. 45 dakika Meksika, 45 dakika Güney Afrika'nın etkili olduğu bir maç izledik. Kişisel olarak fikrim, Güney Afrika'nın galibiyeti kaçırdığıydı. Hele ki, 90. dakikada Mphela'nın topunun direkten döndüğü düşünülürse.

"Galatasaray'da kalsın mı, gitsin mi? O para eder mi etmez mi?" denilen Gio, ilk yarıda maçı tek başına sürklase etti. Meksika'nın tüm tehlike geliştirdiği ataklarda O'nun parmağı vardı. Kuvvetle muhtemeldir ki, Stoch hadisesi sonrası Galatasaray Dos Santos için daha önce almış olduğu kararı gözden geçirecektir. Hele de, bir sonraki maçta benzer bir performans sergilerse.

İkinci maçta ise Uruguay ve Fransa karşı karşıya geldi. Nedenini bilmediğim bir biçimde etrafta bir Uruguay efsanesi dönüyor. Bugün işyerinde "Yarı finale çıkar" diyene bile rastladım. Gruptan çıkamayacağını düşünüyordum, bu maç daha da perçinledi fikrimi.

Forlan ismini dışarıda tutarak soruyorum, böyle rezil oynayan Fransa karşısında izlediğiniz Uruguay'dan hangi oyuncunun takımınızda oynamasını istersiniz? Çok net cevap vereyim; Suarez dahil kimseyi istemezdim.

Lugano'yu izlemek ciddi anlamda işkence. Futbol mentalitesi rakibiyle didişmek, rakibinin sinirlerini yıpratmak olan bir adamı izlemeye katlanamıyorum çünkü. Herif Toulalan'la, hakemle tartıştı, Henry oyuna girdi 30 saniye de onunla da takıştı.


Kırmızı kart gören Lodeiro'yu özel olarak tebrik etmek istiyorum. Oyuna yedek girip, 15 dakikada kırmızı kart görmek her babayiğidin harcı değildir.

Fransa'ya gelince, böylesi yetenekli adamlardan oluşan bir takıma, şu izlediğimiz futbolu oynatmayı başaracak, dünya üstünde kaç tane teknik direktör var? Yemin ediyorum Fransız olsam, Domenech'i 'Ergenekoncu' diye içeri attıracak noktaya bile gelirim.

İzlemek bir işkence haliyde iki takımı da, işkence en nihayetinde bitti.

Şöyle bir bloglarda gezindim, televizyonlarda yorumları dinledim, herkesin şikâyeti 'Vuvuzela'. Valla hiç rahatsız olmadım, olmayı da düşünmüyorum. Adamların kültüründe var olan bir şey sonuçta. Sen de yap dünya kupası, 50 bin tane saz çal, olmadı cura çal, hiç mi olmadı cümbüş çal. Bu kadar büyütülecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Arı sıra rutinin dışına çıkmak gerekir.

Netice itibariyle ilk gün pek tatsız ve tuzsuz geçti ama turnuva genelinin böyle olacağını sanmıyorum. Bol gollü maçların bizi beklediğine eminim.

Günlük maç tahminleri vol.1


Madem Dünya Kupası başladı, bahis tadında olmayan maç tahminlerini vereyim diye düşündüm.

Aslında, sizden çok kendim için yaptığım bir şey olacak. Kaç maçım tam skorunu bileceğim, kaç maçta maymun olacağım ona bakacağım. İsteyen katılsın, birlikte görelim bakalım....

Güney Afrika-Meksika:
Evsahipleri kolay yıkılmaz ilk turda. O yüzden bu maçı Güney Afrika'nın kazanacağı yönünde bir fikrim var. Maç skoru olarak içimden geçen skor 2-1.

Meksika'nın golünü Hernandez atar, Güney Afrika'nın golleri ise Kagisho Dikgacoi ve Katlego Mphela'dan gelir.

Uruguay-Fransa: Dünya kupalarına gelen takımlar, eğer ağır-aksak geliyorsa bilin ki, o takım sahtekârdır. Fransızların Çin, Kosta Rika maçlarına aldanmam asla. Bu maçı rahat bir biçimde alacaklarını düşünüyorum. İçimden geçen skor 3-1.

Golleri kim atar derseniz; Forlan, Anelka (2) ve Gourcuff'dan gelir diyorum.

Not: Kardeş blogda taze fotoğraflar bulabilirsiniz. Şimdidin açılış töreni fotoğraflarını koymaya başladım..