22 Aralık 2010

Tayyo, Memo, Abadullah ateş sizi bekler hacılar


İddianın doğru olduğuna ilk başından beri inanmıştım. Ancak CHP yönetimi ısrarlı bir biçimde iddiayı kanıtlama yöntemini becerememişti.

Ak Parti'nin uğruna Cumhurbaşkanı'nın 'kefil' olduğu Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'nin en başından beri reddettiği, Hacı Ali Hamurcu'nun topladığı rüşvete teminat olarak Belediye Başkanı Özhaseki'nin verdiğini ileri sürdüğü 10 milyon TL'lik senedin tahsil edildiğine dair belge en sonunda ortaya çıktı.

Şimdi tabii burada pek çok soru akla geliyor. Misal, Cumhurbaşkanı Gül kefilliğinde ısrarlı mı?

Başbakan Erdoğan hâlâ belediye başkanına sahip çıkmaya devam edecek mi?

Ak Parti Mehmet Özhaseki'nin arkasında durmayı sürdürecek mi?

Bu gerizekâlı halk, ortada hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edecek mi?

Kefillik ne lan ayrıca? Hangi cumhurbaşkanı, kime kefil olmuş.

Bozacının şahidi şıracı, bizimki de tam o hesap. Adama, "Sen Kayıp Trilyon'dan aklan sonra başkasına kefil ol" derler.

Derler demesine de, bu ülkede demezler. Deveyi hamuduyla götürdüler, yemin ediyorum. Hatta deveyi hamuduyla götürdüler, yetmedi götünden bile siktiler, her biçimde yararlanmak için.

Kefilmiş? Sana kim kefil olacak acaba?

Hazırlanan koçerolar, öte tarafta mangal partisi var. Ateşi harlamak için sizi kullanacaklar. Sırat köprüsünden geçerken, tık diye düşüvereceksiniz sıcacık bir ortama.

Artık o sıcak ortamda bugün götürdüğünüz parayı pulu da bir tarafınızda kullanıverirsiniz.

Tayyo, Memo, Cemo, Kemo, Abadullah, Bülo, size söylüyorum lan. Diğer tarafta ateşin altını açmaya başladılar sizin için. Şimdi kısık ateşte, siz gidince havai fişekler patlayacak, gelişinizin şerefine ve her yanınız sımsıcak olacak. Siz orada "Ama ama biz namaz kıldık, hacca da gitmiştik" filan derken, hoppidi gubbidi ateş sizi sarıverecek.

Şimdi siz tadını çıkartın buranın, sonra diğer tarafta apaçi müziği (Niye bu müzik cidden bilmiyorum. Ama sahne gözümde bir canlanınca o müzik iyi gider diye düşündüm. Canlandırın gözünüzde, süper eğlenceli lan) eşliğinde ateş dansı yapacaksınız.

Haydi! Hoppa...

21 Aralık 2010

Kasap yağı bol bulunca



"Kasap yağı bol bulunca taşaklarına sürermiş" gibi güzel mi güzel atasözünü ilk annemden duymuştum. Favorilerimden biridir, o yüzden.

Bursa'da bir otel bu söze denk düşen bir uygulamaya başlamış. Restoranındaki yemekleri artık 24 ayar saf altınla bezemeye başlamışlar.

Yemekler arasında altın parçacıklı badem çorbası, krep yaprağında altın somon, patlıcan yatağında altın soslu bonfile ve altın tozlu çikolatalı sufle, altın peynir tabağı, üç renkli altın tortellini, altın ıspanak yatağında levrek ve altın browni varmış.

Orospu çocukları, millet karnını doyuramıyor, bunlar altından menü yapıyor. Hakikaten, birtakım iğrenç Arap ülkelerine dönmeye başladık. Gösterişin, şatafatın bini bin para.

Otun bokun en büyüğünü yapıp Guinness'e girmeye çalışılıyor; sokaklarda bir parça ekmeğe muhtaç duyan yüzbinlerce insan varken, altından yemek yapılıyor.

Birkaç tane yavşak, sağa-sola altın kaplı yemekler yediğini anlatacak ya, aman eksik olmasın, hemen altın kaplı, altın soslu yemekler yapalım diye düşündüler herhalde.

Bir tane doğru düzgün bir şey yapılsın ülkede dişimi kıracağım. Her yanımızdan gösteriş, sonradan görmeliğin verdiği iğrenç bir küstahlık akıyor.

Altın kaplı yemekmiş. Hazırlayanın, yiyenin geçmişinden geleceğine yol yapıp sikmek lazım.

bss yorum: Altın tozuna bulanmış at y.rr..ı verseler onuda yer bu şerefsizler ama tutup fakire fukaraya 1 kuruş verip de sevindirmezler.

Dayanamadım yorum çok güzeldi, yazının içine koyayım dedim.

Helal 'Ulan' Arda


Yarın konuşuruz, tartışırız. Daha uzun uzadıya yazarım Aziz Yıldırım ve Arda arasındaki şu diyalogdan söz ediyorum.

Aziz Yıldırım: ULAN, Arda sen de mi buradasın.
Arda Turan: Açılışlardayım artık Başkanım, futbolu bıraktım.


Arda için idam sehpaları kurulmuştur ya da kurulacaktır. Arda hakkındaki fikirlerimi az-çok biliyor insanlar. Ne yazık ki, çok büyük bir sempati ile bakamıyorum eskisi gibi. Fakat şu diyalogdan çıkardığım sonuç; Arda ile Aziz Yıldırım arasındaki terbiye farkıdır.

İşte bu yüzden, Galatasaray isterse küme düşsün, sarı-kırmızı sevdanın gönül vereniyim.

Uzun zaman sonra ilk kez "Helal olsun Arda" cümlesi ağzımdan çıkıverdi.

Umarım Arda bu hareket ile kurban edilmez -ki, Galatasaray'dan gönderilmesi taraftarıyım-.

Herkes nasıl bakar bu olaya bilmiyorum ama benim bakış açımda koskoca Fenerbahçe Kulübü Başkanı'nın "Ulan", hitabına "Başkanım" diye yanıt vermesini Galatasaray terbiyesine bağlıyorum.

Ortadaki terbiyesizlik Arda'ya ait değildir. Tam tersi, tam da bir kaptana yakışacak şekilde davranmıştır.

Haa, şu olay dışında Arda eleştirilmez mi? Hem de fazlasıyla ama bu diyalogdan Arda'yı asarsak, "Ulan" hitabını kendine yakıştıranların seviyesine düşmüş oluruz.

Helal lan Arda! Kedi olalı fare tuttun. Belki de, ilk kez kolundaki o kaptanlık bandının gereğini yerine getirdin.

Bu arada şu anki tartışma ile alevlendirilecek tartışma işin hikâyesi. Alex'in son demleri, Arda'ya yer yapılmaya çalışılıyor. Ama bizimkilerde onu anlayacak beyin yok, o ayrı.

20 Aralık 2010

eruditomonarca denen puşta sesleniyorum






Bu bir tek benim başıma mı geliyor bilmiyorum ama 3. kez aynı şeyle karşı karşıyayım. Yazılarımı birileri alıyor ve sanki kendi yazılarıymış gibi bloglarında yayınlıyor.

Hayır anlamadığım şey, tonla blog var benden fazla okunan ve benden fazla takip edilen. Niye başka bloglar değil de benim başıma geliyor.

Birkaç hafta önce fark ettim. Önce dedim ki, "Muhtemelen altına link yazmayı unutmuştur." Çünkü bir yazıda, linkini koymuş, diğerinde unuttuğunu sandım.

Yok ama öyle değil, eleman bildiğin benim yazıları birebir, kendi emeğiymiş gibi yayınlıyor. Aslında o emeğin çalınmasından daha fazla kızdığım şey, herif başlıkları değiştiriyor.

Sevgili, eruditomonarca isimli arkadaş bloğu yeni mi takip etmeye başladın bilmiyorum ama bak daha önce yapanlara söylediğim şey bol küfür etmekti.

Sen diyorsan ki, "Benim hoşuma gidiyor, et edebildiğin kadar küfür" eyvallah, onu da yaparım.

Sen iyisi mi amacını söyle. De ki, "Güzel yazıyorsun, ondan yaptım" ya da "Kendiminmiş gibi yazmamıştım aslında. Sadece aşağıda belirtmeyi unutmuşum."

Geçerli bir sebebin varsa tamam kabul. Bir daha yapmaman kaydıyla, olayı unutacağım. Ama eğer geçerli bir sebebin yoksa yaptığının gerizekâlılık olduğunu anla. Yapmaya çalıştığın şeyle hiçbir noktaya varamayacağını da anla.

Ayrıca evladım bir siktirip gidin yahu. Kendi halinde, çokça sinirimi dökmek için yazan bir adamım. Ne kimseden beklentim ne de ileriye dönük bir amacım var.

Kaç vakittir özellikle küfür etmemeye çabalıyorum ama götverenlikte sınır tanımayan senin gibiler, sabır zorlayarak benim bu iyimser çabamı boşa çıkartıyorsun.

Efendi gibi altlarına yazının gerçek sahibini yaz mümkünse. Yok yazmayacaksan da bu aptallıkla gideceğin noktanın ancak nokta büyüklüğünde olacağını da anlayıver.
Sabahın 6.30'unda uyanmam gerekir ama ben bu puştlarla uğraşıyorum. Beynimi sikeyim.

Balkon güzeli Ökkeş ve melek Muhsin (!)













İşte böyle pervasız bir ülkede yaşıyoruz. Ökkeş Kengir gibi heriflerin milletvekili olduğu, katliam yaptıkları yerde rahat rahat balkona çıkarak, piçlerinin "Burası Maraş, buradan çıkış yok" diyerek, katliamdan ötürü ne denli rahat oldukları bir ülkede yani.

Bu katliamda parmağı olanlardan biri, melek yapıldı ölünce. Helikopter kazasında cesedi bile bulunamadı. O zaman ilk yorumum, "Çok sevdiği 'kurtlar' leşini bırakmamıştır" olmuştu. Adına destanlar yazılmasına az kalmıştı neredeyse. Senelerce parti genel başkanlığı yaptı ve Meclis'te rahat rahat volta attı.

Bu ülkenin tarihi utançlarından biri olan Maraş Katliamı, sessiz sedasız kapatıltı.

İnsanlar nasıl mı öldürüldü? Bebeklerin bacaklarını ayırarak, 90 yaşındaki ninelerin gözlerini oyularak, insanların bedenlerine kamalarla üç hilaller çizilerek, çoluk-çocuk demeden evlerinde canlı canlı yakılarak yapılmış iğrenç bir katliamdır.

Muhsin Yazıcıoğlu, Ökkeş Kengir gibi herifler, askere ait piyade tüfekleriyle insanları taradılar. Dönemin Kahramanmaraş Emniyet Müdürü'yse tanıdık bir isim, Türkiye'nin her dönem İçişleri Bakanlığı'nı yapmış, Tayyip'in has adamı Abdülkadir Aksu.

Demokratik ve özgürlükçü iktidarın elindeki kurum TRT yıllar sonra Ökkeş denen herifi ekrana çıkarttı ve Maraş olaylarının planlayıcısı olarak Hrant Dink'i adres gösterdi. Hrant Dink'i sokak ortasında kurşunladıkları yetmedi, devlet kanalıyla katliam sanığı yapıverdiler. Hem de katliamın asıl sorumlusu tarafından.

Devletin ve polisin tüm şefkati hâlâ bu zihniyeti sarıp, sarmalıyor ama yumurta atan öğrenciye katlanamıyor. Yumurtalı eylemleri 'terörist' sınıfına sokanlara Maraş'ı hatırlatmak gerekir. Çorum'u, Malatya'yı, Sivas'ı ve nice katliamları.

'Balkon güzeli Ökkeş' eski alışkanlıklarından vazgeçmemiş olacak ki, dün de Maraş'ta sahnedeydi, piçleriyle birlikte.

Katillerin bu kadar kutsandığı, iktidar gözetmeksizin devlet tarafından korunup kollandığı başka bir ülke var mı merak ediyorum.

Umarım onun da sonu Muhsin gibi olur? Bir dağ başında leşi bile bulunamayacak derecede kurtlar tarafından parçalanmış olarak.

19 Aralık 2010

Cana'nın eline, Kewell'ın beynine, Anıl'ın yüreğine sağlık


Galatasaray'ı izlemek artık işkence halini aldı. Futbola benzer bir oyun ama ortada futboldan eser yok. Sene başında sepetlemeye çalıştıkları Kewell olmasa hücum açısından hiçbir zenginlik sergilenmeyecek.

Hagi'ye inancım zaten yoktu. Ama Hakan Balta denen, ömrü hayatımda gördüğüm en ağır adamdan orta alan oyuncusu yaratmaya çabalayarak, ihtimalleri de yok ediyor. Herif bildiğin tank. Ne pas verebiliyor, ne alan savunması yapabiliyor, ne rakibe baskı yapabiliyor. Cidden niye sahada anlam veremiyorum. Ama işte herif anlamsız bir pasla golün gelmesini sağladı. Futbolun cilvesi bu olsa gerek.

90 dakika boyunca parçalı forma içinde Cana-Neill-Kewell-Anıl ve Çağlar dışında izlemeye tahammül edebileceğim adam yoktu. Serdar Özkan menajerlik faaliyetlerinden fırsat buldukça gelip Galatasaray formasında takılıyor. Takılıyor takılmasına da, 80 dakika nasıl sahada kalıyor bu futbolla ona da anlam veremedim. Güçsüz, orta yapamıyor, adam eksiltemiyor, defansa yardım edemiyor, pas veremiyor. Bu kadar ucuz mu Galatasaray forması. Ona vereceğin formayı ver A2'den başka bir adama. Olmadı ona forma verme, 10 kişi kalsın Galatasaray sahada. Yemin ediyorum fark ederse adam değilim. İşin ahlaki boyutunu çoktan geçtim, çünkü zaten ondan çok az kaldı Galatasaray'da.

Geçiş dönemi diyerek geçiyor zaman. Servet'ten, Hakan Balta'dan, Serdar Özkan'dan, Ayhan'dan medet umacaksak vay halimize. Geçiş dönemi filan bilmem ben, yaparsın radikal değişiklikler, herkes de ona göre izler. Zaten kimsenin bir umudu kalmadı, kimse bir şey beklemiyor ki. En azından genç çocuklar heyecan yaratır.

Anıl için bir şey söylemeyeceğim, dilimi ısırıyorum sadece. Kime ne desek, ya götü kalkıyor, ya sakatlanıp gidiyor. Ama şu belli oldu ki, bu formayı herkesten çok hak ediyor. Umarım 66 numarayı sırtından çıkartmaz. Çünkü 66'yı daha çok sevmiştim, 10'dan.

Devre arasında neler yaşanacak, cidden merak ediyorum. Zira Brezilya dizisi kıvamında kulüp. Keşke transferlerle dolduracaklarına Anıl'a başka isimler eklense. Sahada atılan gole ruhsuz gibi tepkisiz kalıp 1-0 kazanacağımıza, Berk'le, Cumhur'la, Berkin'le, Musa'la savaşarak ve mücadele ederek 3-0 kaybedelim. Sorunun sonuç olmadığını görmek için daha ne kadar bekleyeceğiz.

Cana'nın da eline sağlık diyorum. Öyle gelen geçenin posta attığı adamlardan oluşan bir takım olmadığımız zaman, Galatasaray'ın geri geldiğinin farkına varırız umarım.

Haaa, unutmadan. Dün Yunus Yıldırım gözü önünde Ceyhun'un yumruklanmasını izlemişti. Yumruk Konya'da başka Kadıköy'de başka mı algılanıyor acaba? Trabzonspor'un penaltılarının sorgulanmasını isteyen dürüstlük abidesi Aykut Kocaman, bir zahmet sorgulayıversin bunu da.

Bu da Posta'ya yazdığım yazıdır. İsteyen tık'lasın.

18 Aralık 2010

Hagi, Alex, Guti'den sonra yeni Comandante

Kefil, sefil, zam, türban, şemsiye


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'yi 'kefil' oldu.

İyi de, Kayıp Trilyon davasından yargılanırken, cumhurbaşkanı seçilme marifetiyle yırttığı bir ortamda; kim, kime, nasıl kefil oluyor anlaşılabilir bir durum değil.

Hayır, insanın sorası geliyor, Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yargılanacağı zaman kendisine kim kefil olacak. Mehmet Özhaseki de, kefil olur mu acaba?

Ya da vatandaşın biri bankadan kredi çekmek istese, Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, vatandaşa da kefil olur mu? Yoksa vatandaş her zamanki gibi sefil mi olur?

İşin ilginci ülkenin Başbakanı hakkında kalpazanlık suçundan fezleke hazırlanmış. Yine aynı ülkenin Cumhurbaşkanı hakkında kayıp trilyon davasında yargılanma kararı var ama önce milletvekilliği ardından da cumhurbaşkanlığı makamı imdada yetişiyor.

Cidden arkadaş, nasıl bir ülkede yaşıyoruz biz? Bir ülkenin cumhurbaşkanı ve başbakanı hakkıda böylesi suçlamalar olacak ve bu isimler görevlerinde kalacak? Başka bir ülkede olsa, yemin ediyorum arkalarından teneke çalarak gönderirlerdi.

Yolsuzluk, kalpazanlık, para kaçırmak, sahte belge hazırlamak. Bunlar çok ama çok ciddi suçlamalar. İnsanların bu suçlamalardan aklanmadan, herhangi bir devlet görevinde bulunmaları bile, insana zûl gelir.

Ama rahat olun, seçim sattı mahaline giriyoruz. Ocak ayı ortalarında bilemedin Şubat başlangıcıyla birlikte şahane bir türban tartışması başlayacak ülkede.

Çünkü Ocak'tan itibaren zam yağmuru başlıyor. O yağmurun şemsiyesi tabii ki türban. Artık bokunu çıkartana kadar tartışır herkes. Siyasetçisinden basınına, eşiktekinden beşiktekine kadar konuşmayan kimse kalmaz.

Güneşli bir cumartesi günü, biz giren çıkanla idare etmeye devam diyelim. Benzin 4 lira olmuş -pardon 2 kuruş ucuzladı- Haydarpaşa Garı'na gitmeyen helikopterler İsrail'de orman yangınına gönderilmiş, referandumda 'özgürlük' türküleri çığrılırken, hemen sonrasında üniversiteliler şehir ortalarında polis işkencesine maruz kalmış, YÖK'ü kaldıracağız diye kıç yırtanlar, şimdi isim değişikliğine giderek işi halletme peşinde.

Amannn canım, bize ne değil mi? Siz bana türbandan haber verin.

17 Aralık 2010

Gulbettin Hikmetyar'ı hatırlatsan yeter


Baştan söyleyeyim, CHP'li değilim, çok uzun zamandan beri de oy vermedim. Vermeyi düşünür müyüm? Pek sanmıyorum.

Kayseri'de olan bitene Başbakan Erdoğan'dan bugün yanıt geldi. Bildik, tanıdık Erdoğan üslubu. Bel altı vuruşlar, tarihten örnekler v.s. v.s.

Erdoğan ne dedi ona bakalım; "İlla yolsuzluk görmek istiyorlarsa, gitsinler, aynaya baksınlar, orada İSKİ’yi görecekler, orada Kocaeli’ni görecekler, orada Anayasa Mahkemesi’nin kendileri hakkında verdiği, trilyon davasını görecekler. Orada nasıl yolsuzluk yapmışlar onu görecekler."

'İSKİ' diyor Erdoğan. Yaşandı mı? Yaşandı. Peki sorumlular hakkında dava açıldı mı? Açıldı. Dava sonuçlanıp yargılama oldu mu? Oldu. Eee, o zaman nedir bu İSKİ örneği. Herifler yargılandı içeri girdi. Yani olayın üstü kapatılmadı.

'Kocaeli' diyor Erdoğan. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'yle ilgili dava açıldı mı? Açıldı. Olay mahkemeye düştü mü? Düştü. Yani olayın üstü kapatılmadı.

Anayasa Mahkemesi'nin CHP hakkındaki kararına dikkat çekiyor Erdoğan. Anayasa Mahkemesi böyle bir karar vermiş mi? Vermiş. Mahkeme zaten gereğini yapmış. Olayın üstü kapatılmamış yani.

Hah gel şimdi CHP'ye. Karşında sürekli olarak bel altı vuran biri var. Deniz Baykal'la ilgili kaset ortaya çıktığı günün ertesi, "Böyle olayları siyasete karıştırmayız" deyip, bir hafta sonra "Sayın Baykal başka işlerle meşgul" diye gayet çirkince siyaset yürüten bir parti ve genel başkanı var karşında.

Sen ne yapıyorsun? Vıdı vıdı vıdı. Tek bir şey söyleyemiyorsun. Ortaya çıkarttığın yolsuzluğun üstüne bile gidemiyorsun. Deniz Feneri davası halen açılamadı Türkiye'de. Almanya'da karar verileli 2 yıl oluyor neredeyse. Burada dava açılmadı. 3 ayda bir Deniz Feneri'ni gündeme getiriyorsun. Onu da beceremiyorsun.

Şimdi tek tek açıklamalı yazmayacağım. Ama Ak Parti iktidarının bulaştığı onlarca olayı şöyle bir çırpıda yazabilirim -İsteyene geniş açıklamalarını da yazarım-.

  • Halk Bankası'nın 30 milyon dolar zarara uğratılması.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi Araç Sigorta İhalesi.
  • Gebze Akaryakıt kaçakçılığı olayı.
  • TOKİ'nin kamu kurumlarının paralarını kamu bankalarına yatırması ilkesini çiğneyerek, 280 trilyonunu Asya Finans'a yatırması.
  • Dönemin Bakanı Kürşat Tüzmen'in 1 milyar 162 milyon $'lık hayali ihracat yaptığının Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından belgelenmesi.
  • Derince arazisinin 30 milyon $'a özel bir şirkete satılması. Sonra devlet kuruluşu olan Erdemir aynı araziyi 20 gün sonra 82 milyon $'la satın alması.
  • AKP Grup Başkanvekili Sadullah Ergin'in, bürokratlara, ildeki ihalelerin partili arkadaşlarına dağıtılması ile ilgili liste verdiği yönündeki haberlerle gündeme gelen Hatay'da önemli kamu ihalelerin AKP'liler arasında paylaşıldığı da ortaya çıkması.
  • TMSF, Ceylan Grubu'ndan, banka borcuna karşılık 52,5 milyon $'a Antalya'daki Deluxe Resort Otel'i alıyor. Aynı otelin 25.3 milyon $'a Ulusoy Grubuna satılması.
  • Roche’un, SSK’ya sattığı ilaçları kol fiyatına getirip toplamda 6 milyar $ fazla kâr etmesi.
  • Bir dönem öncenin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in döneminde eşi Şahsenem Çelik’in hummer jip arkadaşı Melek İpek’in ortak olduğu şirketin, okullarda dağıtılan bedava kitap kampanyasına katılıp ihaleyi 9.8 trilyona alması.

Daha sayayım mı? İlk aklıma gelenler bunlar. Bu kadar yolsuzluk varken, derdini anlatamıyorsan, tabii ki iktidar olamazsın.

Her şeyi geçtim. Sürekli bel altı vurup, tarihi deşen rakibin karşısında, hiçbir şey yapamasan, Süper Mario Şevki (Şevki Yılmaz) ile Gulbettin Hikmetyar'ın dizinin dibinde ninni dinlemesini gündeme getirsen yeter. Madem öyle, işte böyle mantığıyla sen de geçmişi deşip dur.

Ama ne yazık ki, CHP yönetimi çağ dışı beyinlerin elinde. O yüzden de iktidar olmasına imkân yok.

Geçmiş olsun Baba


Lefter'in şekeri kritik sınırın epey üstünde ilerliyormuş. Bu yüzden Türkiye'ye getirilemiyormuş.

Atina'dada bir hastanede tedavi altında. Ancak şekeri kontrol altına alınabilirse, Türkiye'ye getirilecekmiş.

Lefter, büyük futbolcu, büyük adam ve bu ülkenin en büyük efsanelerinden biri. Rekabet filan hikâye işte bir noktadan sonra.

Lefter bunu da atlatır. Dayan Baba, adada yudumlanacak rakılar var daha.