30 Aralık 2010

Lan bir kere kabul edin mağlubiyeti


Fenerbahçe Ülker Şube Direktörü Nedim Karakaş: "Onlar vuracak kıracak, hakem çalmadığı zaman prim vermiş oluyor. Yapılan 4 faulden bir tanesini çalarsan, oyunun en kritik anlarında yapılan faulleri es geçersen olmaz. Oyunu koparmamıza müsaade edilmedi. Çalınan ve verilmeyen faullerin oyun neticesinde etkili olduğunu düşünüyorum. 6 sayı öndeyken Ömer’e yapılan sert faulün es geçilmesi ve itiraz eden antrenörümüz Spahija’ya teknik faul verilmesinin ardından oyunun momentumu Galatasaray’a döndü. Sporcularımız sinirlenerek, oyundan düştüler. Spahija’ya teknik faul çalan hakem, keşke daha önce sahanın içine kadar girip, hatta bizim bence kadar gelen Oktay Mahmuti’ye de aynı tepkiyi gösterseydi. Ev sahibi olmanın avantajı sahadaki hakemlerin yürekleriyle ilgili. Dün yüreksiz olduklarını gördük.

6 sayı öndeyken Ömer pata küte indirildi. Koç sinirlendi, teknik faul aldı. Maç kafa kafaya geldi. Olayın tersini düşünsek, 8 sayı öne geçeceksin rakibin elleri titremeye başlayacak. 32 dakika mücadele içinde bütün taktikleri oydu, vur vurabildiğin kadar hakemler de çalabildiği kadar çalsınlar. Maçta 27 faulden 12’sini kaçırdık. Bunlar takım sinirlenip oyundan düştükten sonra kaçan fauller. Oyuncularımız 31-32 dakika çok güzel mücadele ettiler. Devamlı faullerin es geçilmesi ve emeğinin boşa gitmesini görmeleri onları da sinirlendirdi.

Nedim Karakaş, maçtan sonra başantrenör Neven Spahija’nın kendisine çalınan teknik faulün haklı olduğunu söylediğinin hatırlatılması üzerine "Antrenörümüz faulün haklı olduğunu düşünüyor olabilir. Ama antrenörümüze çalınan teknik faule kadar Oktay Mahmuti’nin yaptığı itirazlarda dakikalarca izahat vereceklerine bir tane teknik faul verselerdi. Ben illaki ’Oktay’a da teknik faul versinler’ demiyorum, düdüklerinde standart olmayan davranışları dile getiriyorum. Eğer Oktay’a verilmiyorsa, antrenörümüze verilen teknik faul de ağırdı. Düdüklerde standart olmamasından şikayetçiyim."

37 yaşına geldim. Ben daha Fenerbahçe'nin herhangi bir branşta Galatasaray'a yenilip de, "Tebrik"ler dediğini duymadım. Lan bütün hayatım şu heriflerin ağlayıp sızlamasını görmekle geçti. Merdiven diyeni duydum lan. Sanki merdivenlerden ruhani bir güç geliyor sahanın içine.

Ya bir kere abi, bir kere, "Galatasaray hak etti" deyin be. Bir yeriniz mi eksilecek anlamıyorum. Rakibini alkışlamak, elini sıkmak, tebrik etmek senin büyüklüğüne büyüklük katar.

U17, U17 diye dünya ayağa kalktı. Bir olay benim evimde gerçekleşmişse sorulmusu benimdir. O yüzden özür dilendi, zaten polis ve savcılık devrede. Aziz Yıldırım çıkmış "Bizde olsa tepkiyi daha farklı koyardık. Ama onlar koyamıyorlar" diye açıklama yapıyor.

Ulan angut, açtırmayın adamın ağzını. Dünya spor tarihinde yaşanmamış şeyler gördük Saraçoğlu'nda. Kimin aklına gelir koltuklara tezek sürmek, bok sürmek. Kimin aklına gelir sidik torbalarını yağdırmak. Gerets'in kafasını yararken, Mondragon'un kulağında ses bombası patlatırken neredeydin. Farklı tepki koyarmış. Götveren, bunları yapanları çükünden tavana astı sanki sikko sikko konuşuyor şimdi.

Lan hakikaten boku çıktı hadisenin. Polisin olaya karışanları yakaladığı, savcılığın işin içinde olduğu bir hadisede ne yapılabilir başka acaba? Florya'da asacak mıyız, bu olaylara karışanları. Yoksa TT Arena'nın açılışında kurban niyetini kafalarını mı keseceğiz.

İbnelerin evladı önce yaptığınız bokları kabul edin, özür dileyin, tebrik edin. Sonra başkalarına akıl fikir verin. Bunların hepsi kanatlı melek, biz şeytanın önde gideniyiz.

Ama suç bunlarda değil, suç Aziz Yıldırım'ın eteğine yapışıp her medyaya çıkışında "Aziz Başkan" lafını ağzından düşürmeyenlerde.

Fenerbahçeli dostlar alınmasın, yeri geldiği için söyleyeceğim -Nedim ve onun gibi düşünen herkese- Nedimciğim adamı böyle sikerler.

'Giden gitmiş, hüznü ayaklandırmak boşuna'


"Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
Ölü balıklar geçiyor kırışık bir denizin sofrasında
Ve ellerinde fenerleriyle benim arkadaşlarım

Durmadan düşünüyorum
Ne kadar çok öldük yaşamak için."

Onat Kutlar

16 yıl önce bir bombaya kurban gitti Onat Kutlar ve Yasemin Cebenoyan. Olayı gerçekleştirenler pişman oldular.
Ne yazık ki, son pişmanlık keşke fayda getirebilse. Ne çok aydınlık beyin öldürüldü, idam edildi, hapishanelerde çürütüldü bu ülkede.

Karanlık sulardayız şimdilerde. Attığımız her kulaç bizi biraz daha karanlığa sürüklüyor.

Bazen çok şey yazmak yerine sözü üstadlara bırakmak en iyisidir.

SAAT SEKİZİ GEÇ VURDU

Kime ne desem
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum

Düşünmeden biliyordum deniz ılıdı
Dökülen çelik katı
Yürüyenler yan yana

Yüzümü güneşe dinlendirsem
Dağın dağ olduğunu bilsem ovanın ova ağacın ağaç
Kurtulurdum

Çok köprülü sular gibi git git bitmedi
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum

Saat sekizi geç vurdu
Giden gitmiş hüznü ayaklandırmak boşuna
Düşünmeden biliyordum.

Arif Damar

29 Aralık 2010

Galatasaraylı olmayı özlemişim


Futbolcu arkadaşlara ev ödevi Galatasaray Basketbol Takımı izlenecek.
Bir takımın nasıl mücadele ettiği görülecek.
Oyun kurucu nasıl olur Tutku'dan öğrenecek.
Takım nasıl olunur dikkatle takip edilecek.

Uzun zamandır izlediğim en sıkı maçlardan biriydi. Tutku, her sporcuya beyin kullanıldığında ne kadar etkili oluyor, onu gösterdi her hücumda. Son zamanlarda izlediğim en iyi performans diyebilirim.

Çok net bir itirafta bulunmam gerekirse, uzun zaman sonra Galatasaraylı olduğumu hissettim ve Galatasaraylı olduğum için gurur duydum. Yenilseler de umrumda değildi çünkü kazanmak için acayip mücadele ettiler. Şu takıma alınabilecek bir uzunla tadından yenmez bir hal alır.

Taraftarın görmek istediği şey bu. Mutlaka sonuçlar için kızanlar da vardır ama genel olarak herkesin öfke nedeni Galatasaray futbol takımının sahadaki tavrı.

Cidden ders almaları gerekir. Kıssadan hisse olsun kendilerine. Bize de bu akşamın ve liderliğin keyfini sürmek kalsın.

Neven Spahija'yı da tebrik etmek lazım, akil ve mantıklı açıklaması nedeniyle.

Sporda Şiddet Yasası, fişlemeye dönüyor


Galatasara-Fenerbahçe U17 maçında yaşananlardan sonra Sporda Şiddet Yasası hızlandırıldı. Dün Bakanlar Kurulu'ndan geçen yasa tasarısında olumlu denebilecek maddelerin yanı sıra onaylanmayacak pek çok maddeyi de beraberinde getiriyor.

Buna göre, maçlara gideceklere gideceklere (Süper Lig ve Bank Asya, voleybol ve basketbol 1. ligleri) parmak izi ve fotoğraflı kart verilecek.

Bu karta daha sonra maça göre bilet girişi yüklenebilecek. Karta para yatırmak suretiyle her maça göre de yükleme yapılabilecek. Bu kartla stadyuma girilebilecek. Stadyumda elektronik donanımların da yer alacağı sistem kurulacak.

Sistemde kartınız geçerli ise içeriye girebileceksiniz. Geçerli değilse girilemeyecek. Parası eksikse de girilemeyecek. Daha önce maçlarda olay çıkarmış, ya da yasaklanmış olan bir kişi ise, onun kartı iptal, ya da belirlenen bir süre içinde iptal edilecek.

Her şeyi anladım da, parmak izi almak ne oluyor anlamadım. Hayatımda pek çok maça gittim, hiçbirinde ne olaya karıştım, ne de olumsuz bir davranışta bulundum. Benim gibi insanların suçu nedir de, parmak izi vereceğiz.

Parmak izi dünyanın her yerinde suçluların belirlenmesinde kullanılır. Bir suç oluştuğunda ya da suçun oluşmasının ardından yetkililer tarafından alınır. Bu işin spor karşılaşmasıyla ne gibi bir ilgisi var, anlayamadım.

Bir spor müsabakasına gideceğim diye kimse parmak izimi alamaz. Eğer bu uygulama ciddi anlamda gerçekleştirilecekse, şimdiden televizyon başındaki yerimi almam lazım. Çünkü kusura bakmazlarsa kimseye parmak izimi vermem.

Adam gibi yasa çıkartamayacak aptallar tarafından yönetilmek, iyiden iyiye ağrıma gitmeye başladı. Her yasanın güvenlik adı altında fişlemeye evrilmesi de cabası.

Samsun'un İlkadım ilçesi sapık yuvası mı?


Gün içinde pek çok haber okumak zorunda kalıyorum. Bir süre sonra algı farklı yerlere kayıyor haliyle. Bugün okuduğum bir haberden sonra iyice karar verdim ki, Türkiye'nin en sapıklarla dolu yeri Samsun'un "İlkadım"
ilçesi.

Neredeyse her gün hiç sektirmeden taciz, tecavüz haberi geliyor buradan. Bir gün ara verdiklerine bile rastlamadım. Siz siz olun, Samsun'a yolunuz düşerse İlkadım'a gitmeyin. Götü kaybedip gelme ihtimaliniz çok yüksek.

Buyurun, bakın neler yaşanıyor burada. Hakikaten şaka gibi ama gerçek.

"Samsun'da evden kaçan 11 yaşındaki D.K.'yı erkeklere pazarladığı iddia edilen 38 yaşındaki M.K. ile cinsel ilişkiye girdiği öne sürülen 3 kişi tutuklandı."

"Samsun'un İlkadım ilçesinde, araçlarına aldıkları kadına tecavüz ve çantasını gasp ettikleri iddiasıyla yargılanan 4 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı."

"Samsun İlkadım'da 17 yaşındaki İ.S., 15 gün önce tanıştığı kız öğrenci 13 yaşındaki B.B'ye tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı."

"Samsun'un İlkadım İlçesi'nde 19 yaşındaki G.G., facebook'tan tanışarak arkadaş olduğu 16 yaşındaki F.T.'ye evine giderek tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alındı."

"Samsun'un İlkadım İlçesi'nde karısıyla aynı yatakta yakaladığı arkadaşını baltayla 10 parçaya bölen 37 yaşındaki Engin Payaz tutuklandı."

"Samsun'da (İlkadım yine) 13 yaşındaki K.A., teyzesinin kızları, 11 yaşındaki M.A. ve 8 yaşındaki İ.A.'ya cep telefonundan porno izlettirip taciz ettiği iddiasıyla tutuklanan 24 yaşındaki İbrahim C.'nin yargılanmasına devam edildi."

"İlkadım İlçesi Hürriyet Mahallesi'nde seyyar arabada balık satan Mustafa Baş ile yine seyyar satıcılık yapan arkadaşı Engin Menteşe birlikte eve gitti. Bekar olan iki arkadaş birlikte yemek yiyip alkol aldıktan sonra aynı yatağa girip uyudu. İddiaya göre gece Baş, arkadaşını taciz etmeye başladı."

"Samsun İlkadım'da işsiz olan 43 yaşındaki Musa Alaca, birlikte yaşadığı annesi 70 yaşındaki Asiye Alaca'ya bıçak çekip, ölümle tehdit ederek 3 bin TL istedi."

Daha bunlardan en az 35-40 tane var. Ben elime ilk geçenleri seçtim.

28 Aralık 2010

Faşizm mi, faşizan uygulamalar mı?


outlaw, şahane bir yazı yazmış FAŞİSTİM, FAŞİSTSİN, FAŞİST! diye. Fırsatı olan mutlaka bir okusun derim.

Tam bu yazının üstüne denk geldi İstanbul Üniversitesi'ndeki 'uygulama'.

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, savcılığa başvurarak, okulun ilçe sınırlarında -yani Fatih'in tamamında- polisin her üniversite binasında hatta çevresinde istediği zaman, istediği öğrencinin çantasını, poşetini, kağıtlarını v.s. v.s. arama yetkisi verilmesini istemiş. Mahkeme bu isteği geri çevirir mi hiç. Tabii ki İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nün bu isteği hemen yerine getirilmiş.

Artık polis 1 yıl boyunca, -1 yıl diyorum bak, dikkatini çekerim- Fatih'te hangi genci görse, kimliğinden kıçındaki donuna kadar arama hakkına sahip olacak.

Böylesi bir skandal kararın alınmasının yanı sıra, arama izninin 1 yıl olması ayrıca kendi içinde daha büyük bir skandal. Dünyanın neresinde polise sınırsız bir arama izni ile birlikte 1 yıllık zaman verilir acaba?

Haa bak şimdi derdim ne? İleri demokrasi hikâyelerini zaten geçtim, bunun koskoca bir yalan olduğunu aptal olmayan herkes görüyor. Bu karara kim, nasıl tepki verecek onu merak ediyorum.

Üniversitelerde gerçekten özgürlük isteyenler ve özgürlüğü duruma göre isteyenlerin ortaya çıkacağı bir süreç olacak.

Öğrencilerin açtığı karşı davadan eğer bir sonuç çıkmazsa, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nün bu isteği pek çok üniversiteye de ilham (!) kaynağı olacaktır. Özelllikle Anadolu'daki üniversitelerde var olan baskıları düşündüğümüzde bir nevi kabir azabına dönüşecektir.

Şu kesin ki, iktidar ve onun atadığı rektörler, üniversitelerde kendisini göstermeye başlayan. hafif hafif kıpırdanan öğrenci eylemlerinden fazlasıyla rahatsız. Her iktidar gibi polisin devreye sokulmasıyla bu olayların bastırılabileceği düşünülüyor, ki bu düşüncede doğruluk payı yok değil.

Son 7 yılda 140 bin olan polis sayısı 250 bine gelmiş durumda. Hayatın her alanında polisin fazlasıyla hakim olduğu bir ülke haline geliyoruz. Bugün kimse konuşmuyor ama mahremiyet denen olgu yok olmaya başladı. Her sokakta, her cadde başında güvenlik gerekçesiyle konulmuş MOBESE kameraları, polisin her yerde gözümüze çarpması, öğrenci-sendika başkanı ayırt etmeden istediğini coplayabilmesi can sıkıca bir hal almaya başladı.

Özgürlük, özgürlük diye kıçını yırtan öğrencilerin bu süreçte nasıl bir tavır takınacağını görebileceğiz.

Ne yazık ki, Türkiye'de faşizmin ayak sesleri duyulmaya başlandı. Hayatın her alanında faşizan uygulamalar, siyasi iktidar ve onun atadığı, göreve getirdiği kişiler tarafından hayata geçiriliyor.

Toplum ekonomik ve siyasi yönden sıkıştırılmış durumda. Kafasını yukarı çıkartanlar içinse hazırlanmış bir plan var mutlaka.

NOT: Tam bu yazının üstüne şu haber eklenince durumun ne kadar vahim olduğu daha bir ortaya çıkıyor. Buyurun okuyun

POLİS ŞİDDETİ LİSEDE

27 Aralık 2010

Şiddetin rengi sadece sarı-kırmızı mı?

Türkiye'de şiddet ciddi bir sorun. Bunu sadece futbolla ilişkilendirmek, ismine futbol ya da tribün terörü ismi verilerek, "Bu işi nasıl hallederiz" demek, sorunun temelini gözmezden gelmektir.

Dün Florya'da yaşanan rezaletle, polis tekmesiyle bebeği öldürülen genç kız olayı arasında, benim adıma bir fark yok. Babası tarafından dövülen genç, okulda öğretmeninden dayak yiyen liseli, trafikte birbirine girişen sürücüler ya da eşinden dayak yiyen kadın.

Şiddet özünde, iktidar yani güç kavramı ile birbiriyle girift bir ilişki yaşar. En basitinden, ilkel bir el koyma aracı olarak kabul edebiliriz.

Şimdi bunlara bakıp da, dün Florya'da yaşananları salt Galatasaray'la ilişkilendirmek, kusura bakmazsanız dangalaklıktan başka bir şey değil. Bu ülkenin her yanında şiddeti her an, her dakika yaşıyoruz.


Eğer şiddetin karşısındaysak, Florya'da dayak yiyen Fenerbahçeli çocuklar için ayağa kalkan insanlar, üniversiteli gençler polisten dayak yerken, işkenceden geçirilirken, neden üç maymun rolünü kendine uygun görür?

Tipik Türkiye fotoğrafıdır bu. Neden? Çünkü bu ülkede insanlar, kendinden güçlüye boyun eğmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Ya kendinden güçsüz ya da kendine denk kişiler, kurumlarla kavga etmeyi sever. Daha anlaşılır biçimde yazayım: Götünün yemediğine boyun eğer.

Sen, ülkede olup biten hiçbir şeye sesini çıkartmayacaksın ama iş bir futbol maçında olup bitenlere gelince, birdenbire şahlanacaksın. O iş öyle olmaz.

Haa, işin tabii bir de "Senin şiddetin", "Benim şiddetim" boyutu var. Şiddeti her kim yapıyorsa savunuyor ve bunu olumlama çabasına giriyor ama karşı taraf aynı şiddeti sergilediğinde ortalığı velveleye veriyor. Şiddet karşısında ortak bir dil geliştirilmezse, verdiğin tepkilerin hiçbir geçirliliği kalmıyor. Şiddet sadece renk değiştirmiş oluyor.

Geçen sezon kendi stadını yakan insanların, dün olan bitene tepki göstermesi ya da Gerets'in kafası yarılırken "İyi oldu amına koyayım, zuhahhaaha" diye gülerken, bugün melaike kesilmesi kusura bakmazsanız hiç mi hiç gerçekçi olmuyor. Tam aksine insann götüyle gülme refleksini harekete geçiriyor.

Daha her iki taraftan onlarca örneği bir çırpıda sayabilmek mümkün. Ancak sorunun çözümü için şiddetin her türlüsüne ve her rengine karşı gelmemiz gerekiyor. Devlet şiddetine de tepki göstermeliyiz, tribündeki şiddete de.

Adını koyalım ve dürüstçe itiraf edelim. Bize uzak olan her türden şiddet uygulaması, kimsenin umurunda olmuyor. Hatta futbol dışında uygulanan hiçbir şiddete tepki göstermiyoruz.

Sağda-solda işi "Bravo delikanlı Galatasaray taraftarı" gibi genellemeye döken arkadaşlara, kardeşlere ilk anlatılması gereken şey şiddete yekvücut tepki gösterilmesi gerektiğidir.

"Dün akşam Başakşehir'de 300 kişi tarafından cemevi basıldı, camları kırıldı, içerideki insanlar linç edilmeye çalışıldı. Haydi tepki koymaya gidelim" desem, kimse götünü bile kıpırdatmaz.

Ama "Yürüyün Florya'ya dün olanlar için tepkimizi ortaya koyalım" desem, bir çırpıda 50 tane adam bulurum.

Bak güzel kardeşim, dün yaşananlar şiddet miydi? Evet şiddetti, hem de en adisinden. Ama bunu daha önce de başka biçimlerde sen sergiledin, seninle aynı rengi sevenler uyguladı. O zaman bir şey olmamış gibi bir köşeye çekildiysen bugün konuşmaya hakkın yok.

O yüzdendir ki, ben rahatlıkla Şükrü Saraçoğlu'nda Gerets'in kafasını yaranlara da orospu çocuğu diyorum, dün 16 yaşındaki çocuklara tekme atanlara da orospu çocuğu diyorum.

Bugün senin milli takımının kaptanı soyunma odasına kadar adam kovalayıp, arkadan rakibine tekme atıyorsa oturup neyi konuşuyoruz burada.

Galatasaray forması giyiyor diye "Katil, Piç" diye bağırdığın adama bugün "Cesur Yürek" ismini takıyorsan Fenerbahçe forması giydiği için şiddetin en alasını sen gösteriyorsun demektir.

Şiddetin rengi sadece sarı-kırmızı değil bu ülkede. Sarı-lacivert, siyah-beyaz, yeşil-beyaz, kırmızı-beyaz. Şiddet her yerde ve her alanda var. Ortak tepki geliştiremedikten sonra yangına körükle gitmekten başka bir şey yapmış olmayız.

Bırakın bu sahtekâr söylemleri, bir kez olsun götünüz başınız oynamadan konuşun.

Not: Eeee, niye kimse bir laf etmiyor, yorum yapmıyor. Herkes kendi şiddetiyle yüzleşince, sessiz kalmayı tercih ediyor...

26 Aralık 2010

Topunuzun geçmişini sikeyim

Demek ki neymiş, yavşaklık takım renginden bağımsızmış. 15-16 yaşındaki çocukların burunlarını kıracak, öldüresiye dövecek nefret, tıpkı Sivas'ta insanları yakanların içindeki nefretle aynı şey.

Ezeli rekabet geyiği yapıladursun, hayatımda böyle bir şey duymadım. Bu işin gerekçesi filan olmaz. Bunun adı direkt orospu çocukluğudur.

Koskoca bir kulübü 20 tane piçin bu duruma düşürmeye hakkı yok. Nasıl bir nefret ve nasıl bir kindir bu ki, ufacık çocuklara saldırmaya hatta linç etmeye kadar gider. Kimse ucundan köşesinden bile savunmaya kalkışmasın, şu hadiseyi.

Bizde genelde öyledir çünkü, tahrik deyiverip, işin içinden sıyırmaya kalkarlar.

Her kimin parmağı varsa, her kim bunu yapmışsa topunuzun geçmişini sikeyim.

Galatasaray taraftarının geçirdiği evrim bakımından dikkat çekici bir hadisedir. Tribünleri faşist, köktendinci anlayıştan oluşan bir güruh oluşuyor. Zorla insanları bağırtmaya çalışanlar mı dersin, tribünde körkütük sarhoş olanlar mı, insanların kız arkadaşlarına asılanlar mı, ne ararsan var. Bunları besleyen yöneticilerin ayrıca Allah belasını versin.

Galatasaray'un kurtuluş reçetelerinin başında gelir tribünlerinin düzeltilmesi ve insana benzeyen canlılar yerine gerçekten insan olanların yer alması gerekir.

Şimdi birkaç foruma girdim ve bakındım, tıpkı dediğim gibi tahrikten söz ediliyor. Yok Galatasaray kaptanına omuz atmış Fenerbahçe kalecisi de, millet de tahrik olmuş.

Sokakta tecavüz eden tahrik olur, tribünden sahaya bıçak atan tahrik olur, 16 yaşındaki çocukların maçlarında ibneler tahrik olur. Ne tahrikmiş bu, nasıl bir duyguymuş bu?

Şu olayı aklayan, bir biçimde üste çıkmaya çalışan adamlarla aynı takım taraftarı olduğum için utanıyorum.

25 Aralık 2010

Başka bir dünya istiyoruz


Biz paylaşmayı biliyoruz,


Karşılıksız sevginin anlamını da,



Silahların gölgesinde yaşattığınız bu dünyada,


yaşamak hepimizi çok yordu


Çöpten beslenmek,


bir lokmaya muhtaç olmak,


ve açlıkla terbiye edilmek istemiyoruz.


Bizi sömürmeyin bırakın,


kullanmaktan vazgeçin.


İnsanca bir dünyada,


gözyaşlarımızı akıtmak değil


gülümsemek istiyoruz.


Kan görmek değil,


mutlu olmak istiyoruz.


Çünkü artık başka bir dünya istiyoruz...

Böyle başa böyle tarak


Meclis'te Kurtlar Vadisi mi izlenir? Demek ki izleniyormuş. Heriflerin zekâ yaşı, 12-15 yaş aralığına ancak denk gelir muhtemelen.



Al bu da 'Masaüstü Hüsnü', Genel Başkanı'nı masaüstüne çekiyor iki hamlede.

Bunlar milletin vekili soran olursa. Böyle millete böyle vekil, cuk oturuyor.