16 Ocak 2011

Biz dün akşam bardan hatun kaldırdık!


Bazı hatunlar vardır, barda görürsün, karanlık loş ortamda. Uzaktan uzağa bakışmaya başlarsın, bol makyaj ve hoş kıyafetlerle, senin de kafa kıyaksa şahane görünür.

Eve götürmek için bin dereden su getirirsin. Aslında hatun dünden razıdır ama naz yapar. Akşam alır götürürsün eve. Çakırkeyifsinizdir, eve giderken yolluk da alınır iyice kafaları dumanlamak için.

Gelirsin eve, önce bir müzik koyarsın. Öyle öküz gibi olmaz çünkü. Biraz sohbet, az muhabbet, sonra danstı, ellemeydi, koklamaydı derken çatır çatır sevişirsin, çakırkeyifliğin ötesindesindir. Eh zaten iki tarafın da amacı rahatlamaktır.

İş biter, uyursun. Sabah kalkıp bir bakarsın, "Ulan bu dün akşamki hatun mu?" diye sorarsın kendine. "Hay amına koyayım 31 çeksem daha iyiydi" diye hayıflanırsın.

Hah! İşte aynen o durum yaşandı dün geceden bu yana. Demokrasi, özgürlük, insan hakları diye kıçlarını yırtanların, bu kavramları ne kadar çok benimsediklerini gördük.

Sokağa çıkan öğrenciye terörist, hakkını arayan işçiye nankör, konuşmaya çabalayan köylüye "ananı da al git" ve şimdi de statta protestoda bulunanlara "orospu çocuğu".

Budur işte demokrasi, özgürlük, insan hakları. Kendine biat edene, önünde secde edene, itaat edene bunlar var. Ama sana karşı gelene, senin gibi düşünmeyene, senden olmayana, protesto eden onun bunun çocuğu.

Selim Terzi'yi babasının kim olduğunu ispat etmeye çağırıyorum, aksi taktirde kendisini, kendi ithatları ile baş başa bırakıyorum.

Bardaki hatuna ne mi oldu? Dün akşam çatır çatır siktik. O da rahatladı, biz de.

Not: Rica ediyorum bir hatun kişi çıkıp hadiseyi başka yerlere götürmesin.

Bunların hesabını sormayanların....


Sefil, aciz, nankör, gerizekâlı, kuş beyinli ve aleni olarak dilenci muamelesi

Bunları içine sindirenlerin,

Bunları sineye çekenlerin,

Bunlara 'eyvallah' diyenlerin,

Bunlardan sonra Galatasaray taraftarı kamerayla takip edip karar aldıracakların,

Bunların hesabını sandıkta sormayanların ta amına koyayım.

Galatasaray'ın bittiği akşamdı dün. Belli oldu ki, kulübü yönetenler ve onların beslediği asalaklar panik ve korku içinde.

Sivil diktatörlük dün kendini stat ışıklarıyla belli etmiştir.

"100'lerce trilyon harcamış" stada. Cebinizden mi çıktı lan o para?

Anlayış bu. "Bulgur dağıttık oyunuzu bize vereceksiniz, stat yaptırdık, söylenen her şeye boyun eğeceksiniz." Dilenci kültürü yaratanların eseridir bu.

Tekrar ediyorum, bunu hesabını sormayan kim varsa amına koyayım.

"Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve "Galatasaraylılığımla" her zaman gurur duyarım..."



Herif gerizekalı, kuş beyinli yazmış ama Türkçe yazmayı bilmiyor. AB Genel Sekreterliği Müşaviri herif. Bu herif görüşmelere filan katılıyorsa, AB'ye haybeye almamazlık yapmıyorlar demek bu ülkeyi. Konuşmayı, yazmayı bilmeyen bir adam var karşımızda. Seni A.O Estaban seni.

Özhan Canaydın'dan, TOKİ beyzadesine oradan Ultrayalakalara


Şu taraftarın sana o kadar özür borcu var ki.

Köpeklere, itlere meze etmedin bu kulübü. Bu kulübün hakkına her alanda korudun. Şu stadın yapımında herkesten çok emeğin var ama adın bile geçmedi.

Hiç tanımadım, hiç görmedim ama çok sevdim seni. Her şeyinle yakışıyordun o koltuğa. Ne bir kez şov yaptığını gördüm ne de kendini ön plana çıkarttığını.

Kimsenin aklına bile gelmemişken, gittin Diyarbakır'a okul yaptırdın, başkalarına öncü oldun.

Senin hayatın pahasına savaştığın kulübe bu akşam aciz diyenlere, senin koltuğunda oturanlar payendelik yaptı.

Transfer yapmasan da, bu kulübün onurunu şimdikiler gibi ayaklar altına aldırmadın. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin, bir Ali Uras'ı, bir de seni çok sevdim.

Galatasaray Genel Kurulu'nda değilim, isimlerini, cisimlerini bilmem ama şunu iyi biliyorum ki, bu akşamki rezaletten sonra, jandarmalığı, polisliğe, jurnalciliğe soyunanlara bir yanıt verir.

Koltuğunda oturduğu kulübe dilenci muamelesi yapılacak, Adnan Polat denen adam da buna göz yumacak. Vay babalar vay be, ne güzel dünya.

Erdoğan Bayraktar denen arkadaşa da sormak lazım, "Lan babanın servetinden mi harcadın o stadın yapımında kullanılan parayı? Cebinden mi çıktı? Ali Sami Yen'i kaça satacaksınız? Buraya harcadığınız paranın en az 3 katını çıkartmayacak mısınız?"

Hepsi leş bunların. Ülke babalarının malı, halktan topladıkları para da kendi ceplerinden çıkıyor sanki. Teşekkür borcumuz varmış.

Yıkın amına koyayım stadı o zaman. Sikmişim stadınızı, kiremitinizi, harcınızı, betonunuzu.

Satın mı aldınız lan asırlık çınarı? Sizin külliyatınız yetmez bu kulübün ömrüne.

Küstahlık, şımarıklık, kendini bilmezlik hepsi bunlarda. Bir tokat gelecek ki, hayatınız boyunca unutamayacaksınız.

Bir arkadaş mail atmış, Ultraslan özür dilemiş. Siteye girip baktım, "Daha düne kadar eski stadımızda şu yok, bu yok diye sitem edenler bize bu imkanın verilmesini sağlayan Başbakanımıza ancak teşekkür etmeli ve alkışlamalıydılar. Siyasi görüşleri için fırsat bekleyen bu aciz kişilerin Türk misafir perverliğini ve ahte vefalarını tekrar gözden geçirmelerini şiddetle tavsiye ediyorum.

Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan'a tüm iyi niyeti ve katkılarından dolayı ultrAslan olarak teşekkür eder saygılarımızı sunarız."


Kendilerinin isimlerini Ultrayalaka olarak değiştirmeleri gerekir. İfadeye bak sen "Daha düne kadar eski stadımızda şu yok, bu yok diye sitem edenlermiş."

Zaten biliyordum ne bok olduklarını, bu yalaka tavırla kendilerini daha bir açık ettiler. Sizleri başbakanın ilk mitinginde; kombinelerinizi ayarlayıp, karaborsa yoluyla para kazanmanızı sağlayan yöneticilerinizle birlikte alkış kıyamet en önde görmek isteriz. Böylece ahde vefanızı gösterirsiniz. Olmadı yere kapanıp, secdeye yatarsınız.

"Parayı veren düdüğü çalar" ya, bunlar kim para verirse onun düdüğünü emiyor. Emmiyor sömürüyor hatta.

Not:Birkaç gün yazmazsam kusura bakmayın, cidden garip bir hal içindeyim ve dehşet sinirliyim...

15 Ocak 2011

Rica etmeden 'siktir git' diyorum


Daha önce rica etmiştim "siktirip gidin" diye.

Şimdi rica etmeden söylüyorum. Düşün bu kulübün yakasından. Al yanındaki şikeci herifi, siktir git Akp milletvekili ol.

Bu kulübün tarihinde şerefli başkanlar arasındaki yerini asla alamayacaksın.

Galatasaray başkanlarının görevi, siyasal güçlere, siyasal iktidara biat etmek değildir. Onların jandarmalığına, polisliğine soyunmak hiç değildir.

Yazık ki, Galatasaray Kulübü tarihi sizin gibi yalakaları, sizin gibi emir kullarını da görmüştür. Başkanı olduğun kulübe dilenci diyenlere en doğru cevabı verenlerin arkasında olacağınıza, vıcık vıcık bir kıvamda söylenenlerin doğru olduğunu kabul eder gibi bir tavır takınarak, hangi ilişkiler içinde olduğunuzu da göstermiş bulunuyorsunuz.

Yazık ki, Ali Sami Yen de bu kulübün başkanıydı, siz de. Birinin adı yüzyıl geçse de hatırlanıyor, sizin adınız birkaç sene içinde unutulacaktır.

Galatasaray'ı götünüze çevirdiğiniz, makamınızı yalakalık noktasına getirdiğiniz için sizi ne kadar tebrik (!) etsek azdır.

Artık bundan sonra toplumsal eylemlerde elinize biber gazı alıp öğrencilere sıkabilir, başbakanın her konuşma yaptığı yerde en önde saf tutup avuçlarınız patlayana kadar alkışlayabilirsiniz. Çünkü size yakışanı (!) budur

Sanırım Galatasaray'ı bir Saray zannedip, kendinizi de sadrazam yerine koydunuz. Artık kelleleri uçurursunuz, elinizdeki yetkiyle.

Ne yazık ki, bu kulübün başkanısınız. Ama ben söylemeden edemiyorum, yeter artık siktirip gidin! Hatta siktirip giderken, manevi yavrun, adaşın, şikeciyi de beraberinde götür.

Adnan Polat kimsin lan sen!


Her gittikleri yerde şakşaklanmaya alışıklar. Eğer biri protesto ederse, polis, özel güvenlik ya da korumalar derdest edip götürüyor.

Ama tabii 50 bin kişi olunca öyle ensesine vur, kolunu kıvır, kafasını eğ, polis merkezine çek durumu olmuyor. Benzer bir tepkiye Barmen Minik Egemen U2 konseri sırasında uğramıştı.

Bütün yalakalar hep bir ağızdan "Başbakanımızın emeği büyük. Çok ayıp edildi" edebiyatı yapıyor. Bu stadın da bir seçim rantı olduğu; bu stadın karşılığının başka bir kulübe bedava arsa, bir diğerine örtülü ödenekten para verilmesi gibi hesaplar olduğu unutulmaması gerekir.

TOKİ Başkanı'na söylenecek bir söz yok. Kendisi önce halk için konut yaptırması gereken kurumun, zenginlere villa yapar hale getirilmesinin hesabını vermesi gerekir. Bu çıkışıyla seçimlerde 1. sıradan milletvekilliğini kapmıştır muhtemelen.

Kitlesel toplulukların önünde durmak zordur. Bu bazen bir stadyumda olur, bazen sokaklarda.

Oysa ne güzel olacaktı. İçeriye girdiği anda alkış kıyamet kopacak, "En büyük başbakan" nidaları kopacak ve bir konuşmayla iş bitirilecekti.

Galatasaray taraftarıyla uzun süre sonra gurur duydum. Orada olmayı istedim doğrusu.

Neyse, acısını bir taraftan çıkartırlar, bunu da unutmamak gerekir. Çünkü kendisinin 7 yıllık iktidarı gösterdi ki, kendisiyle uğraşan her grup, her kurum ya da her kişiyle bir biçimde hesap ödemek zorunda kaldı.

Helal lan hepinize...

SONRADAN EKLEMİŞ BULUNUYORUM
Adnan Polat, protestolarla ilgili "Yönetim kurulu toplantısı yapılacak, sorumlular tespit edilip gereken cezalar verilecek" demiş.

Birader burası neresi? İsteyen, istediği kişiyi protesto eder. Sen güvenlik gücü müsün, kolluk kuvveti misin? Ayrıca ne zaman monarşiye geçtik de bizim haberimiz olmadı. Ya da faşist diktatörlük ne ara kuruldu? Madem 'özgür bir ülkede yaşıyoruz', madem ülkede 'ileri demokrasi' var, o zaman isteyen istediği kişiyi protesto eder.

Sen altı üstü bir spor kulübü başkanısın. Ne İçişleri Bakanlığı'nda görev yapıyorsun ne de Emniyet Müdürlüğü'nde çalışıyorsun.

Ulan yalakalık paçalarınızdan akıyordu, şimdi kıçınızdan damlamaya başladı.

Ne lan bu! Osurma, sıçma, hallaççı geçiyor. İsteyen başbakanı da, seni de protesto eder. Ama tabii biat ettiniz, şimdi kulağınız çekildi görev yerine getiriyorsunuz.

Galatasaray Yönetim Kurulu şu olay yüzünden herhangi bir kişiye ceza verirse, topunuzun a.k. Kimsiniz lan siz?

Bugün Tunus'ta, yarın ....


Tunus'ta yoksulluk ve yolsuzluktan bunalan halk ayaklandı ve ülkeyi 23 yıldır diktatörlükle yöneten Zeynelabidin Bin Ali, ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Tunus ilginç bir ülke, bazı bilgiler vereceğim bakalım hatırlayabilecek misiniz neye benzediğini.

Ülke 1990 yılından 2002'ye kadar sürekli büyüme gösterdi. Zeynelabidin Bin Ali, özellikle 2001 yılından itibaren ekonomik anlamda çöküşe geçen ülkede, iki dönem cumhurbaşkanı seçildikten sonra insan hakları ihlalleri, siyasi muhaliflerin cezaevlerine gönderilmesi ve baskılarla ağırlığını yitirmeye başladı.

Ülkede yolsuzluklar ayyuka çıkmasıyla birlikte basın özgürlüğü de yok edildi. Kendi yandaşlarının zenginleşmesi, halkın fakirleşmesi ve özellikle de diplomalı işsizlerin çığ gibi artması, Tunus'u bugünkü konuma getirdi.

İnsanları aç bırakmak, açlığa mahkûm etmek, hele hele diplomalı insanları işsiz bırakmak çok tehlikelidir. Bugün benzerini yaşıyoruz. Ülkenin Başbakanı, "Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok" diye rahat rahat konuşuyor.

Hiçbir iktidar sonsuza kadar sürmez. Tarih ne imparatorluklar, ne krallıklar, ne devletler gördü. Hepsinin sonu er ya da geç geldi. Ve hepsinin de ortak özelliği, yönetenlerin zenginleşmesi ve yönetilenlerin fakirleşmesidir.

Er ya da geç, şu an Tunus'ta yaşananlar bu ülkede de yaşanacak. İnsanlar bir gün çaresizlikten intihar etmek yerine, sokaklara çıkacak. Polisin sıktığı biber gazını umursamadan, vurduğu jopu önemsemeden yürüyecekler.

Kimin iktidar olduğunun önemi yok. A partisi, B partisi ya da C partisi. İnsanı hayvandan ayıran belirgin özellikler var.

Kimse halkın sabrıyla oynamasın ve kimse halkın parasıyla kendisini ve çevresini zenginleştirmeye çalışmasın.

Bir gün halkın öfkesi yumruk gibi patlar suratlarda. Bugün Tunus'ta, yarın başka bir ülkede.



Karaborsayı ve karaborsacıyı seven yönetim


Adnan Polat: 16 bin kombine sattık, beklenti 24 bindi. Bize 200 binin üzerinde davetiye talebi geldi. Bunları tabii yerleştirmek de kolay değil. Burası 52 bin kişilik, belki o kadar dahi almayacağız.

Açılış maçı için ne kadar yoğun bir talep olduğunu herkes biliyor. Başkan, yöneticiler her çıktıkları yerde bunu tekrarlıyorlar.

Ama gel gelelim ki, Ajax maçı davetiyeleri karaborsada peynir ekmek gibi satılıyormuş. Bu davetiyeleri acaba kimler, kimlere veriyor satmaları için?

Karaborsa, Türkiye'de çok ciddi bir geçim kaynağı birtakım tipler için. Biletlerin sadece Biletix'te kısıtlı sayıda satıldığı bir ortamda, ellerinde koçanlarla dolanan bu insanların, istenirse bu biletleri nereden aldığı 10 dakika içinde belirleniverir.

Neredeyse herkesin büyük bir heyecanla beklediği stadın açılışının şifreli bir kanala verilmesi, maça gitmek isteyen binlerce insan varken davetiyelerin ite kopuğa geçim kaynağı olarak iaşe şeklinde verilmesi birilerinin ne kadar düzgün iş yaptığının göstergesidir.

Hayır, yaklaşık 13 yıldan beri insanlar bu stadı bekliyor. Statta bulunamayacaklar için en azından, maçın açık kanaldan verilmesini beklemek aptallık mıdır?

Ama tabii kime anlatıyoruz ki. Futbol çoktan ticarete döndü, biz hâlâ hayaller aleminde kendimizi kandırıyoruz.

Karaborsayı ve karaborsacıyı teşvik eden yöneticilerimize Ali Sami Yen'e girecek dozer girer umarım.

14 Ocak 2011

Sıyırın donları, bir bakıverin

1- 9 Ocak'ta yayınlanan Behzat Ç. isimli dizinin gazeteyi ziyaret sahnesinde Behzat Ç. isimli karakterin gazeteciyle yaptığı tartışmanın olduğu yere gelen Özel Güvenlik Görevlisine önce yardımcısı "Genç oğlan sen nerden aldın sertifikayı?" diyerek ardından Behzat Ç. "He lan..Yaa oğlum bütün malları da GÜVENLİK yapıyorlar iyi mi!" dediği için özel güvenlikçiler Star önünde protesto eylemi yaptı.

2- Adını Feriha Koydum adlı dizinin fragmanındaki "Kapıcı kızı kadar bile olamadın" sözünün kendilerine hakaret olduğunu iddia eden kapıcılar, RTÜK'e şikayet yağdırarak, dava açacaklarını belirtti.

3- Muhteşem Yüzyıl dizisinde, Osmanlı Devleti’nin karalandığının, Kanuni Sultan Süleyman’ın da şehvet düşkünü ve sapkın cinsel tercihlerde olduğu yalanının söylendiğini vurgulayan pek çok siyasi parti, sivil toplum kuruluşunu ve sendika. dizinin yapımcısı ve yayınlanan kanal protesto etti. Dizi yayından kaldırılıncaya kadar da protestoların devam edeceği vurgulandı.

Olaya bak a.k. Götümüze girenin haddi hesabı yok. Et olmuş 40 TL, benzin olmuş 4 TL, soğan olmuş 2 TL, domates olmuş 4-5 TL. Yediğimiz, içtiğimiz her şey bir yıldan bu yana yüzde 100'ün üstünde zamlanmış, işsizlik Cumhuriyet tarihinin en yükseğinde kimsenin umurunda değil siktiğimin dizilerindeki replikler yüzünden herkes ayaklanıyor.

Ne sanal yaşamaya başladık. Tepkiler facebook'tan, twitter'dan, senaryolara ayaklanıyoruz ama hayattaki gerçeklerle yüzleşemiyoruz bile. Hakikaten süper saçma bir durum.

Şu kapıcılar acaba kaç paraya çalışıyor, sigortaları var mı, çalıştıkları yerde gördükleri muameleye karşı herhangi bir tepki gösteriyorlar mı?

Şu eylem halinde olan güvenlikçi, kapıcı, sendikacı v.s. v.s. yani halka birileri haber versin. Sıyırsınlar donları, götlerine girenin boyutundan haberdarlar mı? Arada bir bakın gözünüzü seveyim.

Her şeyden rencide oluyoruz ama iş haklarımıza gelince, oralı bile olmuyoruz.

Yağ gibi kayıyorlar lan, bir zahmet dizi yerine sizi sikenlere tepki gösterin...

Çemberi kırmak gerekir









Kars'taki ucube tartışması süredursun, Kars'ın Akp'li Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş'un kentteki neredeyse tüm heykelleri kaldırdığını öğrenmiş bulundum.

Şehirdeki birinin elinde gül, digerinin kucağında kuzu bulunan 2 kadın heykeli ile Şehit Hulusi Aytekin Caddesi üzerindeki çıplak kadın heykellerini depolara kaldırtan Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, son olarak kentin girisinde bulunan kaz heykelini kaldırtmış.

Belli ki sorun Mehmet Aksoy'un İnsanlık Anıtı değil, heykellerin ta kendisi.

Bu zihniyetin sanattan anladığı sağa sola çeşme, fıskıye ve havuz yaptırmaktan başka bir şey değil. Sadece Akp ile ilintili bir durum değil. MHP'li, Saadet Partili, Büyük Birlik Partili v.s. v.s. alayı benzer tavrı sergiliyor.

Türkiye'de Kürt sorunu üstünden ciddi bir faşist zihniyet pompalanıyor ve bu zihniyet de; TV dizileri, heykeller gibi suni tartışmalarla süreli canlı tutuluyor.

Türk halkının muhafazakâr bir yapısı olduğu aşikâr ancak son birkaç yılda bunlar tavan yapmış durumda.

Beyoğlu Tophane'de sokakta içki içenlere saldırılıyor, bazı belediyeler sokakta içki içenlere para cezası kesiyor, bazıları içki ruhsatlarını iptal ediyor, bazıları içki satan büferelere karşı timler oluşturuyor.

Aya İrini'de konserler basılıyor, insanların çocuklarıyla gittikleri restoranlarda yanlarına gelen birtakım kişiler tarafından "çocukların, yanlarında aile büyükleri olsa bile da içkili bir restoranda bulunamayacağı" söylenerek anne-babaların nüfus cüzdanları toplanıyor.

Tabii ki, gelişmişliğin bir göstergesi değil içki ancak insanların içki içme özgürlüğü ellerinden alınmaya başlandı. Bu bazen bir lokanta baskınıyla, bazen büfelere gönderilen eli sopalı itler tarafından yapılıyor.

Bu işin ilk ayağı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal tesislerinde alkolün yasaklanmasıyla başladı. 10 yılda geldiğimiz nokta ise konserlerin basılması, restoranlarda anne-babalaren nüfus cüzdanlarının toplanmasına kadar geldi.

Her yapılandan sonra bir grup "Yok canım o kadarına da müsaade etmeyiz" diyordu. İzin vermedikleri her şey bir süre sonra kendiliğinden oluşmaya başladı. Bu tıpkı, Maliye Bakanı'nın "Ben 4 TL'ye benzin satıldığını görmedim" demesine benziyor. Evet hakikaten satılmıyordu ama baktık ki, 4 TL'yi aştı.

Benzer bir durum içki ya da heykel tartışmasında da yaşanıyor. Şu an içki yasak mı? Hayır, yasak değil. Peki birkaç yıl sonra yasaklanmayacağını kim garanti edecek? Kimse.

Ülkenin geleceği açısından ciddi bir faşist çemberi örülüyor çevremize. Başbakan hakkındaki her olumsuz yazı, her eleştiri artık dava konusu. Üstelik bunu "Hakkımda yazı yazanlar Ergenekon'dan içeride yatıyor" diyerek, gayet rahat ifade ediyor.

Bir kısımın, topluma umut olarak gösterdiği MHP, CHP de, bu faşist çember içinde. Onlar da, kendilerine düşen parçadan tadıyor.

CHP, Ergenekon davasında çıkarttığı yüksek sesi, KCK davasında aynı tonda çıkartamıyor. Sadece 2 kişi görevlendirerek, durumu idare etmeye çalışıyor. Partinin içinde ANAP'ın 4 eğilimi benzeri imamlar, muhafazakârlar, sağcılar cirit atıyor.

Bu çemberi kırmak, direnmekten, teslim olmamaktan geçer.

Bugün kaldırılan heylkellerin yerini yaın özgürlüğümüz alacak. Akp gidip, bir başkası gelse, her şeyin değişeceğini düşünenler ne yazık ki bebek saflığında. Sorun sistemdir, sorun ülkenin iliklerine işletilmeye çalışılan düşünce biçimidir.

Ya uslu uslu susar, yerinizde oturur ve kılınızı kıpırdatmazsınız ya da her ne pahasına olursa olsun mücadele edersiniz.

Sikmişim hepinizi


Zaman zaman benim jargonumda elektronik iletiler geliyor. "Ne dediysen yüz katı sana girsin" tadında oluyor genelde. Bazen de, tehdit dolu postalar geliyor, "Kaçacak yerin olmayacak" türünde.

Bu akşamki arkadaş biraz hadiseyi aşmış ve şunları yazmış:

"Allahsız köpek, senin ne bok olduğun kurban bayramı yazından belli. Allah'a inanmyan, dinsiz ibnenin tekisin. aklın sıra millete msj veriyorsun. kimsin ulan sen soysuz piç. nerde çalıştığın belli. ne iş yaptığın belli. Bir gün kendini kimsesizler mezarında buluverirsin. ne anan, ne babanın haberi olur.
Yazdıklarına dikkat etsen iyi olur. adam gibi yaz futbolunu, otur yerine. kafanın basmadığı konularda ahkam kesme. bir daha ağzına Allah'ın, iktidarın, Hizbullah'ın adını alma.
Bu sana ilk ve son uyarım, bir dahaki sefere karşında kimleri bulacağını görürsün."

Kendisine kısaca, öncelikle Türkçe öğrenmesi gerektiğini belirterek, bu mailden sonra karşıma çıkmazsa, kendisini götveren ilan ettiğimi söyleyip, iş adresimi de isterse verebileceğini söyledim.

Garip ve saçma bir tahammülsüzlük örneği bu. Sanki ülkenin çoğunluğu benmişim gibi, herif oturmuş yazmış. Birkaç yazının nasıl bir hazımsızlık yaptığını ve etraflarında kendi gibi düşünenlerden başka kimsenin olmamasını istediklerini görmek mümkün.

Aslında adam haklı. Yüzlerce insan öldürmüş eli kanlı bir örgütün -Hizbullah- mensupları, cinayet işledikleri, işkence yaptıkları aleniyet kazanmış oldukları halde, ellerini kollarını sallaya sallaya çıktılar.

Sanki bir mesaj gibi, "Devam edin, bir yolunu bulup çıkarsınız" deniyor sanki.

Bu arkadaş ve bu arkadaş gibi düşünen, mail yollayacak arkadaşlara şimdiden sesleniyorum. Bunu birkaç kez, bazı garip durumlar oluştuğunda söylemiştim, "Verecek bir canım var, onu da kolay vermem."

Sikmişim hepinizi.....