14 Şubat 2011

Bugün susanlar dünün fahişeleriydi


Askerler, bürokratlar, gazeteciler, hukukçular, sendikacılar, bilim insanları, siyasetçiler...

Ses kayıtları, gizli kamera kayıtları, fotoğraflar...

Sokaklarda memurlara, öğrencilera, işçilere baskı ve dayak...

Binlerce sayfalık içeriğini çıkartanları bile bilmediği yasalar...

Toplumun büyük bir kısmı bugün hapishanelerde ve hapishane yollarında. Siyasi iktidarın yanında, yakınında bulunmayan kim varsa tek tek yok ediliyor.

Maliye'nin kestiği vergi cezaları vasıtasıyla satılmaya zorlanan medya kuruluşları, devlet kanalıyla satın alınan medya kuruluşları, gücün tek bir tarafa odaklanmasının önemli sac ayaklarından biri.

Bir diğer sac ayağı iktidarın deyimiyle "Rejimin teminatı" olan polis.

Her tür operasyonu incelikle yürüten, birtakım davalarda 'yanlışlıkla' kayıt değiştiren, bilgi ekleyen polis yani.

Yeni bir Türkiye'nin şekillendirildiği, bu yapılırken de ülkedeki tüm iktidar muhaliflerinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı artık su götürmez bir gerçek. Koskoca toplumda Ergenekon adı verilen ve kendisine örgüt yakıştırılması yapılan oluşumda yer almayan kimse yok gibi; gözaltılara, tutukluluklara, davalara, iddialara bakılacak olunursa.

Lafı eveleyip gevelemeyeceğim. Bugüne kadar nasıl net konuştuysam, yine aynı şeyi yapacağım. Türkiye ABD destekli Fethullahçı yapılanma ve ona yardımcı olan başka cemaatler tarafından dönüştürülmektedir.

Türkiye'de bugün belli bir kesim dışında hiç kimse kendisini güvende hissetmiyor. İnsanların kendisini güvende hissetmelerini sağlayan yegane şeyse, olan biten her şeye seyirci kalmalarıdır.

Çünkü herkes gayet iyi biliyor ki, sustuğunuz sürece size kimse dokunmayacak.

Çok bilinir ama unutanlar için hatırlatayım istedim.

Önce Yahudiler için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben Yahudi değildim
Sonra komünistler için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben komünist değildim
Sonra sendikacılar için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben sendikacı değildim
Sonra benim için geldiler
Ve artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı...

(Papaz Martin Niemöller'in günlüğünden)


Şunu herkes iyi anlasın, bugün oturduğu yerden sisin kalkmasını bekleyenler ve ona göre hareket edecek insanlar, bu toplumun asalakları olarak anılmaya mahkûmdur. Çünkü sustuğumuz her dakika, sıranın bir gün bize gelecek olmasını geciktirmekten başka bir işe yaramıyor.

Bir gün er ya da geç, eğer tüm şerefsizliğimiz ve onursuzluğumuzla Türkiye'nin bulunduğu kabın şeklini almamışsanız sıra size gelecek. Bunu aklınızın bir kenarına mutlaka yazın.

Türkiye'nin bugününe bakın ve eğer biraz tarih okumuşsanız Nazi Almanyası'nın nasıl vücut bulduğuna bakın. Ne kadar çok benzerlik bulduğunuza inanamayacaksınız bile.

Son söz ben dahil herkese gitsin; bugün Türkiye'de olup biten her şeye sessiz kalanlar, kafasını gömdüğü kumdan çıkartamayanlar, Nazilerle yatan Hollandalı ve Fransız fahişelerden farksızdır.

Susmaya devam edin orospular ya da size verilen afyonlarla eğlenmeye devam edin...

Oda TV baskını sonrası neler yaşanır?


Oda TV'ye baskın düzenlendi yarım saat kadar önce. Soner Yalçın, Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu'nun evleri de aranıyor.

Yakın dönemde medyada çok büyük değişimler olacak. Bu değişimlerin sessiz ve sedasız yürümesi için düğmeye basıldı.

Ergenekon'un medya ayağı bu operasyonla başlamıştır, kişisel tahminime göre. Tabii ki, her şey daha net belirecektir ilerleyen günlerde. Seçime giden yol çok şeye gebedir.

'Demokrasi' çığlıklarıyla, karanlığa gömülmeye hazır olun. Hatta zifiri karanlığa...

Vaktim olursa ilerleyen saatlerde bir şeyler yazacağım.

Not: Arama kararı "Ergenekon terör örgütü üyeliği ve bu kapsamda halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek" suçlamasıymış.

Artık gayet eminim, Ergenekon'un basın ayağı başlatılmıştır. Çok insan gözaltına alınır. 4 kişiyle sınırlı kalmaz.

12 Şubat 2011

Aptallığın anlamı yok

Kış güneşi mi yoksa baharın ilk güneşi mi? demiştim Eskişehir maçı sonrasında, kış güneşi olduğunu görmüş olduk.

Kupa maçından sonra da benzer bir yorumda bulunmuştum; iki takımı yan yana getirdiğinizde, Gaziantepspor'un daha kaliteli ve efektif bir kadroya sahip olduğu taraftar gözlüğü dışından bakıldığında apaçık belliydi.

Galatasaray'ın bir atımlık barutu var. Bunu attı attı, atamadığı zaman bugünkü tabloyu izliyoruz. Gören, bilen herkes farkında Galatasaray'ın çok temel sorunları var saha içinde.

Öncelikle kaliteli oyuncu sayısı, yok denecek kadar az. Sahadaki sarı-kırmızılı formayı taşıyan adamlara baktığınızda, hanginiz "Tamam işte Culio maçı kazandırır", "Hah, Sabri şimdi maçı kopartacak" diyebilir. Diyen varsa da zekâsından şüphe ederim.

Ortalıklarda umut tacirleri dolanıyor. "Biraz sabredersek her şey iyi olacak" türünden deli saçması bile olmayacak cümleler sarf ediliyor.

Bu futbol denen oyunu hepimiz izliyoruz. Senin izlediğinle, benim izlediğim arasında nasıl bir fark var ki, böylesi cümleler kurabiliyorsun. Aynı Sabri, aynı Hakan Balta, aynı Servet, aynı Zapata, aynı Stancu'yu izliyoruz hepimiz.

Servet'in zamanlama hatasını, Hakan Balta'nın "Lan biri bindiriyor, koşsam mı koşmasam mı?" aptallığı ile Zapata'nın yeteneksizliği eklenince maça 1-0 yenik başladık.

O dakikadan sonra kimse umut taşıyor muydu acaba? Çünkü 21 hafta geçmesine karşın, Galatasaray daha geriye düştüğü hiçbir maçı çevirememiş. Elde böyle bir veri var. Bu veriyi, sahadaki adamlarla birleştirince, "Beraberlik iyi sonuç" diye düşündüm.

Bu takım sene başından oluşturulamadı. Bunu görmek için öyle ahım şahım futbol bilgisine, koca koca cümlelere ihtiyaç yok. Bu hatalara devre arasında da birkaç tane eklenince koca bir senin hebası kaçınılmaz hale geldi.

Şu belli oldu ki, Galatasaray'ın aslında kabak gibi görünen yüzünün, anlayamayan beyinler için daha belirginleşmesi için sefilleri oynaması gerekir.

Aslında sefilleri oynuyoruz. Bursa tribünleri "Beş beş" diye bağrırıyor, her deplasmanda "Cim Bom kümeye" sesleri yükseliyor, öne geçip iki pas yapan "Oleyyy" çekiyor. Merak ediyorum, Galatasaray rezil durumunu görmek için daha ne olması gerekiyor?

Ulan 21. hafta geride kalmış averaj eksi 2 lan eksi 2. Daha hâlâ neyin umudunu aşılamaya çalışıyorsunuz? Aptal mısınız, yoksa besliyorlar mı sizi?

Benim bugüne dek izlediğim daha kötü bir Galatasaray yoktu. Held'li Galatasaray bile bu kadar aciz değildi.

Şu akşam iki teknik direktörün sahaya nasıl çıktığına bakın. Kafası çalışan herkes Galatasaray defansının arasına atılacak toplarla gole gidileceğini bilir. Einstein olmaya ya da futbolu yeniden biçimlendirmeye gerek yok.

Servet tank gibi, Cana ağır, Hakan Balta'ya ağır desem kaplumbağalara ayıp olur. Eeee kim kaldı savunmada? Serkan Kurtuluş. O garibimin de yeteneği yok. Defansın üstünü çiz gitsin daha baştan. Bu adamların iyi görünebileceği takımlar Buca'dır, Konya'dır, Kasımpaşa'dır.

Zapata kusura bakmasın ama ancak Romanya'da yılın kalecisi seçilir. Eyvallah, Ufuk kötü, Aykut kötü ama Zapata onlar kadar kötü. Yediği gol, evlere şenlik. Dostlar alışverişte görsün hesabı kalecimiz var.

Galatasaray başarılı olmak istiyorsa, gittiği her deplasmanda taşak oğlanı muamelesi görmek istemiyorsa şimdiden adam gibi yapılanmalı. Yoksa temelleri bu takımla oluşturmaya kalkarlarsa, büyük Türk düşünürü Ümit Davala'nın dediği gibi "Bu takımdan cacık olmaz."

Yekta'nın kalibresi ancak Kasımpaşa ayarındadır, biraz daha iteklersen Gençlerbirliği olur. O kadar, fazlasını kimse beklemesin. Zapata Galatasaray'ın kalecisi olamaz, Hakan Balta bir sezondan bu yana jübile futbolcusu kıvamında, Cana candır ama stoper olmaz. Serkan Kurtuluş ancak rotasyonda doğru düzgün bir sağ bekin yedeği olur, o da çok zorlarsan. Neill'dan orta saha olmaz, olduğu halinde bir ileri iki geri kağnı gibi bir takım izlemeye alışın. 80 numaralı adam senede üç maç ya oynar ya oynamaz.

Takımın yarısını saydım dikkat ederseniz. Ki, Servet'i koymadım o listeye ama liste başıdır gönüllerde yeri.

Kimse kimseyi kandırmasın boş yere. Galatasaray'ın bu futbolcu yapısı, bu yönetimsel salaklıkları, bu teknik direktör zaafları olduğu sürece yeri 10.luk ile 14.lük arası olur.

Yukarıdan aşağıya sayayım isterseniz yabancıları; Ambarat, Miller, Altidore, Karim Ziani, Marcelo Zalayeta, Ismael Sosa, Ivelin Popov, Wagner, Roman Bednár, Stanislav Sestak, Marek Sapara, Ariza Makukula, Mile Jedinak, Ermin Zec.

Sen kimi aldın ara transferde, 3 milyon 750 bin Euro'ya Yekta Kurtuluş'u. Kusura bakmayın ama Galatasaray'da yönetim filan yok, bildiğin çadır tiyatrosu gibi.

Galatasaray'ın kurtuluş reçetesi öncelikle Adnan Polat yönetiminin defedilmesinden geçer, tabii Adnan Sezgin'den de.

Benim kurtuluş reçetemi söyleyeyim mi?

Bu takıma adam gibi kaleci lazım.
Bu takıma adam gibi sağ bek lazım.
Bu takıma adam gibi stoper lazım.
Bu takıma adam gibi üç orta saha oyuncusu lazım.
Bu takıma adam gibi golcü lazım.

"7 futbolcu lazım" diyorum dikkatini çekerim. Bir takımın yüzde 65'ine denk geliyor. Bunu görmek neden bu kadar zor anlam veremiyorum.

Koskoca takımda Kewell'dan başka kaliteli oyuncu yok. Sakatlığını atlatttığında Baros'u da ekle. Üçüncü oyuncuyu sayamıyorum bile.

Galatasaray'ın bulunduğu durumu yadırgamayın. budur hak ettiği yer. Gaziantepspor maçında tek bir gol pozisyonun yoksa, oturup ağlamayacaksın. Bunun nedenlerini belirleyeceksin.

Biraz Hıncalvari olacak kusura bakmayın ama Galatasaray'ın umut bağladığı adamlardan biri Aziz Yıldırım'ın bağışladığı 80 numaraysa, oturup herkesin ağlaması lazım; nereden nereye geldik diye.

Ciddi bir enkaz var ortada, kimse kaldırmaya yanaşmıyor. Her gelene "Sen sağını solunu düzelt yeter" deniyor. Oysa bu enkazın tamamen temizlenip, binanın yeniden inşası gerekir.

Kendinizi kandırmayı da bırakın, komik durumlara düşmeyin. Aptallığın anlamı yok.

Buram buram faşizm


Tayyip Erdoğan Sakarya'ya gitti bugün. Şu gördüğünüz fotoğraf Sakarya'da çekilirken şunları söylüyordu:

"Son zamanlarda bazı grupçuklar, çıkıp bizimle ilgili olarak yaptıkları bazı gösterilerde, 'Mısır halkının sesinin dinlenmesini istiyorsun, ama siz burada Türk halkının sesini dinlemiyorsun' diyorlar. Bazı grupçuklara bir sözüm var. Bir defa elmayla armudu birbiriyle karıştırmayalım. Elma elmadır, armut armuttur."

Bu fotoğraf mı ne? Elektrik arıza ekibinin, Özel Harekat tarafından şüphe üzerine aranması.

Aslında elma ile armutu bilen gayet iyi biliyor. Elma ile armudun özellikle karıştırılma çabası var.

Bu ülkenin sokaklarına öğrenci çıkıyor; gaz ve dayak,
memur çıkıyor; gaz ve dayak,
işçi çıkıyor; gaz ve dayak,
Torba Yasa protesto ediliyor; gaz ve dayak,
TEKEL işçileri eylem yapıyor; gaz ve dayak,

Eee Mısır'a akıl verirken, senin aklın nerede o zaman. İnsanların bu ülkede de hak talepleri, istekleri var. Mısır halkına gösterdiğin müsamaayı kendi halkına neden göstermiyorsun?

Cevaba bak, "Elma elmadır, armut armuttur."

Bugüne dek herhangi bir eleştiriyi zeki biçimde savuşturabildiğini görmedim. Olayı kakafoniye boğup, onu bunu azarlamaktan başka bir şey bilmiyor. Böyle ülke başbakanı olur mu?

İktidarına, partisine yönelik tek bir eleştirinin bile haklılık payı yok. Hiç akıl kârı mı bu?

Şu yukarıdaki fotoğrafın kendisine demokratik diyen bir ülkede yaşanması söz konusu olabilir mi? Düşünün Merkel Frankfurt'a gidiyor, bir minibüs dolusu siyah gözlüklü adam, yoldan çevirdiği işçileri yere yatırıp, güya arama yapıyor.

Bir siktirin gidin hakikaten. Sikerim böyle aşkın ızdırabını. Nedir lan bu paranoyaklık? 3 tane suikast olayı yaşandı, hepsi de boş çıktı. Bülent Arınç hakkında suikast düzenleneceğine dair Türkiye velveleye verildi, hiçbir şey çıkmadı. Günlerce konuşulmadı mı bunlar? Atabeyler davası neden açıldı da, savcı geçtiğimiz günlerde "Dava kapansın" isteminde bulundu.

Kendi kendine gelin güvey olmak deniyor buna. Kimsenin bir suikast hazırlığı yok, saldırı hadisesi yok ama önlem adı altında ancak faşist yönetimler altındaki ülkelerde yaşanabilecek görüntüler var.

Hâlâ Balyoz'du bilmem neydi diye tartışıyoruz. Ülke sıkı yönetimle idare ediliyor. Çıkın sokağa, hava biraz karanlık oldu mu 2 kişiden fazlaysanız, pat diye polis çöküyor yanınıza "Kimlikler" diye başlayıp, GBT'yle sonlandırıyor.

Hayır işin ilginci günlerdir Türkiye'nin her yerinde Hizbullahçıların içeri alınmasına dair protesto gösterileri düzenleniyor, bir tanesinde gaz yok, polis yok. İsteyene protesto özgürlüğü var, üstelik kime? Yüzlerce adam öldürmüş bir örgütün üyeleri "Neden içeri alınırmış?" diye yapılıyor.

Ama Ankara'ya öğrenci, işçi, memur çıktı mı, tepesine çıkılıyor.

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz sahne, buram buram faşizm kokuyor. Bunun başka bir adı yok.

Bu ülkede hâlâ demokrasi olduğunu söyleyenler, ya gerizekâlıdır ya da gerizekâlıları inandırmaya çalışıyordur.

Manchester United/City Derby Top 10



Manchester United ve Manchester City karşı karşıya geliyor. Uzun yıllardan beri, United gölgesinde yaşayan City'liler bu maçı bekliyor.

Manchester City, ezeli rakipleri karşısında hem derbiyi hem de şampiyonluğu istiyor. City'nin en büyük gol silahı Tevez.

Bu tip maçlar öncesinde İngiliz basını, "Top 10" derlemeleri sunar. Birkaç ayrı yerde vardı ama benim tercihim Telegraph oldu.

1. Manchester United: 4 - Manchester City 1

6 Şubat 1958'de Manchester United için bir yıkım sayılabilecek ve 7 oyuncunun hayatını kaybettiği felaketten önce oynanan son derbi, 31 Ağustos 1957'de gerçekleşti.

Bu kazada hayatını kaybeden Duncan Edwards'tan da gol kaydettiği maçta United, ezeli rakibini 4-1'le geçti.

2. Manchester City: 3 - Manchester United: 3

6 Kasım 1971'deki karşılaşmada 2-0 geriye düşen Manchester City, 3-2'lik sonucu yakalamasına karşın son dakikalarda yediği golle 3-3'lük beraberlikle ayrılmak zorunda kaldı.

3. Manchester United: 0 Manchester City: 1

Manchester City'nin unutamadığı galibiyetlerden biri de 27 Nisan 1974 yılında yaşandı. Denis Law'un topuğuyla attığı gol hâlâ hafızalarda ve asla unutulmuyor.

4. Manchester City: 5 - Manchester United 1

Sir Alex Ferguson'un takımın başında olduğu en ağır mağlubiyetlerden birinde ezeli rakip City, United kalesine tam 5 gol gönderdi. Alex Ferguson daha sonra "En utanç verici yenilgim" olarak niteledi, bu maçı. Tarihler 23 Eylül 1989'u gösteriyordu.

5. Manchester City: 2 - Manchester United 3

7 Kasım 1993 tarihinde yine bir derbiye sahne oluyor. Manchester United'ın efsaneleşme dönemine denk gelen karşılaşmada, City sahadan 3-2 yenik ayrılıyor.

6. Manchester United: 5 Manchester City: 0

Manchester United'ın Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona'dan aldığı 4-0'lık ağır yenilginin 8 gün sonrasında oynanan derbe maçta, United rakibini 5'liyor. Maçta hat-trick yapan Andrei Kanchelskis, halen Kırmızı Şeytanlar'ın en unutamadığı isimlerden biri. Tarih, 10 Kasım 1994.

7. Manchester United: 1 - Manchester City: 1

Roy Keane ve Inge Haaland'ın Old Trafford'da ilk kavgaları Haaland'ın Leeds formasıyla oynadığı yıllarda başgösteriyor. Çapraz bağlarının kopmasına neden olan Haaland'ı hiç unutmayan Reane, 21 Nisan 2001'deki United-City kapışmasında inanılmaz sert bir müdahale ile rakibini yere seriyor.

Keane, daha sonra otobiyografisinde kasıtlık bir müdahale yaptığını kabul etti. 150 bin sterlin ve 5 maç da ceza aldı.

8. Manchester City: 3 - Manchester United 1

Bermudalı oyuncu Shaun Goater'ın City taraftarlarında kahraman kabul edildiği bu maç Manchester City'nin 3-1'lik galibiyeti ile sonuçlandı. Tarih; 9 Kasım 2002

9. Manchester City 3 Manchester United 1

Yakın tarihten bir derbi maçı. 14 Ocak 2006'daki mücadelede Cristiano Ronaldo'nun gördüğü kırmızı kart sonrası oyunda bütün dengeler değişir. 14 Ocak 2006'daki derbide, şimdilerde Ankaragücü'nde forma giyen Darius Vassell'in de gol attığı karşılaşmayı City 3-1 kazandı.

10. Manchester City 0 Manchester United 1

Edwin van der Sar'ın bir penaltı kurtardığı karşılaşmada, Manchester United'a verilen ve Cristiano Ronaldo'yla gole çevrilen penaltı sadece ve sadece gülünçtü. Tarih; 5 Mayıs 2007.

11 Şubat 2011

Carettalar beni dürtsün Hasan


Hasan Şaş'ı hep çok sevmişimdir. Deli doluluğunu, hırsını, sözünü esirgemeyişini...

Biraz önce bir haber geldi, siyasete atılacağını, Adana'nın Karataş İlçesi'nden belediye başkan adayı olabileceğini söylemiş.

Karataş'ın 60 kilometrelik sahilinin, Türkiye'nin hiçbir yerinde olmadığını ancak "İki tane caretta kaplumbağası doğuracak diye burada hiçbir şey yapılmasına izin verilmiyor.

Kaplumbağalardan vazgeçilip beş yıldızlı otel yapılsa en az 500 kişi işe girer. Başkan olunca bunları düzelteceğim"
demiş.

HABER ASPARAGAS ÇIKTI, CARETTALARIN DÜRTME SIRASI BANA GELDİ. BENİ DÜRTSÜN CARETTA'LAR.

ÖZÜR DİLERİM, EŞEKLİĞİMDEN ÖTÜRÜ

Bu nasıl devlet?


Bu ülkede adalet hep tartışagelmiştir. Kamuoyundaki adalet duygusunun, daimi olarak zedelendiği vurgulanır.

CMK'nın 102'nci maddesi gereği pek çok katil dışarı salıverildi. Basın bunlardan sadece iki olayın üstüne gitti. Biri katil Hizbullah üyeleri diğeri ise İzmir’in Urla ilçesinde 6 yıl önce kız arkadaşını 37 yerinden bıçaklayarak öldürdükten sonra cesedini boş bir binada derin dondurucuda tutan Celalettin Erkal’ın tahliyesiydi.

Toplu katliam sanıkları Hizbullah üyeleri salıverildikten sonra bakıldı ki, toplumda ciddi bir infial var, apar topar bir kararla yeniden içeri alındılar.

'Tavşana tut, tazıya kaç' misali serbest bırakılan Hizbullah üyelerinin bazıları çoktan voltayı almışlardı bile.

İkinci olayın öznesi ise Celalettin Erkal oldu. Kız arkadaşını 37 yerinden bıçaklayan bir katilin dışarı salıverilmesi de, Hizbullah üyelerinin etkisini bıraktı.

Basın bu kadar yoğun haber yaptıktan sonra görüldü ki, kamuoyunun adalet duygusu zedelendi ve aradan iki gün geçmeden yeniden cezaevine gönderildi.

İnsanın aklına pek çok soru geliyor.
Neden bırakıldı?
Hangi sebebe dayanarak yeniden cezaevine gönderildi?
Devlet istediği kişiyi serbest bırakıp, sonra nasıl oluyor da tekrar içeri atıyor? v.s. v.s.

"Funda İşsiz’le aramızda sözlendik. Olayı cep telefonunda gördüğün mesajlar yüzünden namusum için yaptım. Çıkınca gezdim, tozdum. Bu sırada sözlümün mezarını da ziyaret ettim, dua okudum. Af diledim. Olay sırasında 18 yaşındaydım. Şu an çok pişmanım. Önce serbest bırakıyorlar, sonra tutukluyorlar. Bu nasıl devlet?"

Bu bir katilin sözleri. "Bu nasıl devlet?" Bir katilin ağzından dökülen cümle olmasının yanı sıra, aslında tüm toplumun sorduğu şeyi kendi açısından değerlendirerek soruyor.

"Bu nasıl devlet?"

Celalettin Erkal bugün yeniden içeride. Peki tek salıverilen katil Celallettin mi? Medyatik cinayetler dışında, hiç bilmediğimiz onlarca cinayetin sorumlusu şu an sokakta. Hepimiz adalet duygumuzun etkilenmemesi için sadece umut ediyor, bu insanların ıslah olduğundan.

Yoksa yeni kurbanlar olarak, onlarla birlikte sokakta yürüyoruz, otobüse biniyoruz, sinemaya gidiyoruz, alışveriş yapıyoruz...

Adalet bu ülkeye, çok uzakta demirlemiş bir gemi gibi. Biz kıyıya yanaşmasını bekliyoruz, umudumuzu yitirmeden ama o gemi siluet olarak duruyor.

Bu ülkede katiller dahi adaletin olmadığından haberdar. Sanırım sadece yönetenler habersiz.

Alakasız not: Sağdaki polisin bıyıklara dikkat!

10 Şubat 2011

İki fotoğrafı yan yana getirin

Şu fotoğraf, Türkiye'nin halinin fotoğrafıdır aslında. Ne iğrenç bir toplum haline getirildiğimizin resmidir.

Türkiye şartlarının çok ama çok üstünde para kazanan iki hatunu, bir geceye gidiyor ve ücretsiz verilen telefonlardan 3'er-5'şer alıyor. Ben fotoğrafı ilk gördüğümde bu iki kadının neye güldüğünü merak ettim. Mal mal bakındım bir süre "Acaba ben mi göremiyorum?" diye. Yok, anlamayan ben değilim, anlamayan kendileri.

O telefondan kendilerine isteseler hemen alabilirler ama bedavanın cazibesi başkadır bu toplum için.

'Beleş atın dişine, yaşına, yularına, dizginine bakılmaz', 'Bedava sirke balan tatlıdır' gibi atasözlerini kim bilmez ki?

Ülkenin varoşları bedava bulgur, nohut, kömür, pirinç, ülkenin pek çok şehri bedava elektrik, suya bağımlı hale getirildi. Ehh bu tiplerin de payına bedava cep telefonu düşüyor. Onların bulguru, nohutu, pirinci de bu oluyor.

Bu bedavacılığı toplumun bir kısmına ihale etmek bu açıdan doğru değil. Ama insan bu yavşak sırıtışları görünce, ister istemez sinirleniyor.

İKİNCİ FOTOĞRAF

Bu ikinci fotoğraf, Marmaris'ten.

Marmaris'e demirleyen dünyanın en büyük nükleer savaş gemisi 'USS Enterprise CVN 65'ten inen ABD’li askerler, çırılçıplak parasailing yapmışlar.

Hemen bir dipnot vereyim; iki gün önce bu askerlerin Marmaris'e gelmesinden ötürü protesto yapan öğrenciler önce esnaf tarafından dövüldü ardından da polis tarafından gözaltına alındı.

Esnaf, "İşimize nasıl engel olursunuz?" diye, protesto gösterisinde bulunan liseli gençlere saldırmış, ardından da polis gelip, haklarında işlem yapıyor ve gözaltına alıyor.

Dolmabahçe'den denize atılan ABD askerlerini hatırlıyor insan. Bir de, çırılçıplak 'eğlenen' ABD askerlerini protesto eden gençlere saldıranları görüyor.

Sorsan, hepsi 'namus' bekçisidir bu saldıran pezevenklerin. Ama milletin çırılçıplak 'eğlenmesine' sesini çıkartmaz hatta arka çıkar.

Bir tane lan, bir tane değer bırakılmadı şu ülkede. Sen şu savunmaya bak, "Ekmek paramıza nasıl engel olursunuz?"

Söyleyeceğim ağır kaçacak o yüzden tutuyorum kendimi. Ama bu zihniyetteki heriflere parayı bassan, satmayacağı hiçbir şeyi yoktur. Sözümona namuslu Türk genci.

Gençliğinizi sikeyim sizin. Onursuz, gurursuz, şahsiyetsiz, aşağılık herifler.

İki fotoğrafı yan yana getirince ne mi oluyor?

Gurursuzluğumuzun resmi oluyor. Paraya ve bedavaya her tür değerini satabilecek bir ulusun çocuklarıyız artık.

Tayyip geçen gün KKTC'liler için söyledi ya, "Besleme" diye. O kendi halkından söz ediyor aslında. Kendi beslediği, kendi yaratmaya çalıştığı halktan söz ediyor.

Bunların besmelesi, besleme oldu. Hepsine her gün dua ediyorlar. Birbirini besleyen virüsler gibiler. Onlar aldığı bulgura, kömüre duacı, diğerleri de aldıkları oya duacı. İkisi de böyle besleniyor çünkü.

Ama bunlara kızmıyorum ben, paraya, bedava yaşantıya hayatlarını satan şerefsiz orospu çocuklarına kızıyorum.

Yalamaktan dili kuruyanlara suları verildi


Kafayı olmayan darbelerle bozan Taraf gazetesinin, iktidara yönelik her dil darbesinin karşılığını aldığını öğrendik.

Hazine Müsteşarlığı'nın 1-31 Aralık 2010 tarihlerinde verdiği yatırım teşvik belgeleri Resmi Gazete'de yayımlanınca, hadise aydınlandı.

Hazine, Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye toplam sabit yatırım tutarı 16 milyon 432 bin 607 lira olan komple yeni yatırım için yatırım teşvik belgesi verdi.

İsterseniz ben Türkçe mealini yazayım.

Benim babamın alın teri, senin annenin emeğinden toplanan vergiler Hazine'ye gidiyor. Bu Hazine, topladığı paraların bir kısmını teşvik adı altında dağıtıyor. Bu teşvik denen uygulamadan Taraf Gazetesi de, payına düşen 16 milyon 432 bin 607 TL'yi alıyor.

İsmi üstünde Hazine. Nasılsa para bitmiyor, milletin sırtından eşek yüküyle oraya para akıyor. Ehh, Taraf Gazetesi de, iktidarın hazinesinin mutlak kalması için epey bir uğraş veriyor.

Hiç adını sanını duymadığımız, yırtık dondan fırlar gibi bir anda peydah olan Yıldıraylar, Rasimler, Melihler, Hilaller'in maaşlarına artık zam yapmak lazım. Kolay değil tabii her mikrofona, yeni gelinin sike sarıldığı gibi sarılan, iktidarın daimi payendeliğini yapan, iktidara toz kondurmayan bu çocuklara bir kıyak yapmanın zamanı gelmişti.

"Zaman bu zaman" diyen iktidar da, Hazine kanalıyla Türkiye'nin medarı iftiharı gazetesi olan, olmayan tüm darbelerin hesabını sorup, olan hiçbir darbeye ses çıkartmayan Taraf Gazetesi'ne hak ettiği (!) ödülü vermiş.

Komik desem komik değil ama ben gülüyorum sürekli bu tip durumlarda. Her şey ortada, her şey aleni yapılıyor.

Yoksul memurun, yoksul esnafın, yoksul çifçinin, yoksul işçinin paraları bu yavşaklara teşvik olarak veriliyor. Teşvik verilsin ki, seçime kadar olan sürede daha rahat Taraf'lı yayın yapabilsinler.

Gazetenin ismini kim koyduysa tebrik etmek gerekir. Yine de Taraf yerine Yavşak ya da Dil Darbesi daha iyi gidermiş.

Durmak yok yalamaya devam edin gençler. Az kaldı, yine geliyorlar!

9 Şubat 2011

Senin gibi tipleri spatulayla kazımak gerekir


Milli Takım'dan çok hazzetmem, izlemem genelde. Akşam akşam can sıkıntısından biraz da, kafamdaki "Nasıl bir Milli Takım?" sorusunun yanıtını bulmak için izleyeyim dedim. 60. dakikada aldım ağzımın payını.

Yalan söylemeyeceğim, istediği kadar yetenekli olsa da kalede o canlı olduğu ve milli takım kaptanı o psikopat bücür olduğu sürece başarılı olmalarını istemiyorum da. Hele hele Arda'nın Rijkaard'ın bağıra-çağıra söylemesine karşın sakatlanmasından ardından Milli Takım defterini ilelebet kapattım.

Dostluk maçı yapıyorsun, üstüne milli takımın kaptanısın ama hesap kapatmaya çalışıyorsun.

2 dakika arayla gerçekleşen pozisyonda Koo Ja-cheoul ile psikopat bücür arasında gelişen ilk olayda, her iki futbolcu da benzer davranışlarda bulundu. Koo Ja-cheoul olay yerinden ayrıldı, bu salak hâlâ peşinden gidiyor. Yetmedi hakeme dert yanıyor, "Faul bana yapıldı ne diye sarı kart görüyorum" diye.

Aptal herif, yerde birbirinizi tekmeliyorsunuz, sarı kartı o yüzden gördün. Tabii bir de tansiyon düşürmek için. Dön arkana çek git. Olur mu? Olmaz. Neden olmaz? Delikanlı ya o, hesap soracak.

Pozisyonun üstünden 2 dakika bile geçmeden, Koo Ja-cheoul'un diz kapağına tekme atmaya çalıştı. Neyse ki aptal bir herif o yüzden beceremedi.

Nasıl bir geçmişi vardır bilmiyorum. Belki tanıyanlar kendisi için "Melek gibi çocuk" gibi diyebilir ama hem terbiyesiz, hem ahlaksız hem de hain bir herif.

Lafı biraz dolandırayım. Güney Kore ile Türkiye arasındaki dostluk taaa 1950'li yıllara gidiyor. İki halkın da birbirine ciddi anlamda büyük bir sempatisi var. 2002 Dünya Kupası'ndaki 3.'lük maçından hemen hemen hiç yaşanmamış görüntüler var. Bütün dünya ayakta alkışlamış. Bunu neden anlattım, hadi maç Kıbrıs Rum Kesimi'yle filan olur, bazı tipler tarafından olumlanabilir. Burada o da yok.

Ama bir tane gerizekâlı çıkıyor, hiçbir puan kaygısı olmayan maçta, saha ortasında kuştan ödünç aldığı beyinle olay çıkartıyor.

"Yaptıklarını sayayım" desem, onlarca vukuatı var. Ne olduğu, nasıl bir ruh hali içinde olduğu, insan müsveddeliğini gösterir.

Çok yaşanabilir bir durum değil, insanların milli takım kaptanını ıslıklaması. Hele de Trabzon gibi bir şehirde. Çıkarken ıslıklanıyor.

Tabii bu psikopat herife sahip çıkacaklardır. Nasıl basına kol gösterdikten sonra sahip çıkıldıysa, nasıl saha içinde bir rakibinin boğazını kesmekle tehdik ettikten sonra sahip çıkıldıysa, nasıl maç bitiminde İsviçreli futbolcu kovaladıktan sonra sahip çıkıldıysa, bugün de sahip çıkan birileri olur.

Türkiye burası, yapanın yaptığı yanında kâr kalan ülke yani. Katili, tecavüzcüsü, gaspçısı, hırsızı, katliamcısı, yaptığıyla kalır. O yüzden bu tip de sürekli ve daimi olarak bunları yapıyor.

Daha önce yazmıştım cidden, bugün futbol izleyen bir çocuğum olsa; Fenerbahçe, Galatasaray ya da Milli Takım fark etmez, bu psikopatın oynadığı hiçbir maçı izlettirmem kendisine. Herif film karakteri filan değil, gerçek hayattan bir 'kahraman' çocuklar için. Bunu izledikten sonra nasıl sağlıklı kalabilir ki.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz.... Hiç bitmek tükenmek bilmeyen bir nefreti var herifin. Herkese karşı; rakibe, takım arkadaşına, yöneticiye v.s. v.s.

Türkiye'de birileri temiz futbol istiyorsa önce bu tipleri temizleyecek yeşil sahalardan. Böyle adamlar olduğu sürece kimse temiz futbol beklemesin.

Spatulayla kazır gibi kazıyacaksın kökünü. Herkese ibret olsun diye, yaşı 20 bile olsa futbol hayatını bitireceksin, ki bir daha kimse bu tip şeyleri yapmaya kalkmasın.

Ama bu psikopat bücüre, yaptığı onca şeyi yok sayıp milli takım kaptanlığı ile ödüllendirirsen, yarın başka manyaklar türemeye başlar.

Cidden yeter artık. İyiden iyiye kabak tadı verdi bu iğrenç tipin yaptıkları. Bir sonraki maç koluna kaptanlık bandı verenin de ta amına koyayım.

Yakınlarına da tavsiyem, acilen bir psikiyatrist ile randevu alsınlar. Çünkü hiç mi hiç sağlıklı bir ruh hali yok. Herifin yakında çocuğu olacak -oldu mu bilmiyorum- o babadan topluma sağlıklı bir çocuk yetişmez. O yüzden hızla bir doktora görünsün.

Ya ayrıca, daha ne kadar bu herife kol kanat gerilecek anlamıyorum. Vedat, yanılmıyorsam Ankaragücü oyuncusu Faruk'un sırtını ısırmıştı, herife futbolu bıraktırttılar.

Anasını sattığımın ülkesinde Galatasaray'da oynarken 'katil' olan tip, şimdi Türk futbolunun vazgeçilmezi oldu. "Kaç kere söyledik olmaz" dışında bir şey söylenmiyor. Bir zahmet yaptırımda bulunulsun.

Lan hakikaten kendi kendimi gaza getiriyorum bazen. Herif "Milli Takımı bırakacağım" diye açıklama yapmıştı, ulan o formayı sana verenin ta amına koyayım ben zaten. Bıracakmış, yavşak!!!

Ulan bu ülkede Fethullahçı mı olmak gerekiyor her şeyden sıyırmak için. Şu psikopatın çıkarttığı olayların binde birini bir başka futbolcu yapsa aforoz edilirdi, futbol ortamından.