17 Temmuz 2011

Ebenizin amına kadar yolunuz var


Göt atıyorum okutmak için sanki, okumayan okumasın. Her canı sıkılan "Haa demek sen böyleydin" demesinden sıkıldım artık. Sanki tiraj kaygısı güdüyorum da, yazıyorum.

Buyum ben, beğenmeyen, istemeyen, tasvip etmeyen okumasın. Zorla kimseye okutmaya çalışmıyorum. Biri küfürlere takar, diğeri "göt oldun" demeye getirir, öbürü başka bir boka takar.

Başladığımdan beri kimseye kendimi okutturmak gibi bir niyetim olmadı. Baştan beri söylüyorum, önce kendim için yazıyorum. Stres atmak, sinir patlatmak için. O yüzden bu kadar çok küfür çıkıyor zaten. Üç tane ekzantrik kelimeyi biraraya getirip cümle kurmasını da bilirim. Edebiyat parçalamaya çalışmıyorum.

Siyasi konularda, özellikle de Kürt meselesi konusunda ne zaman yazsam, birtakım prezertavif artıkları burada faşist yorumlar yapıp duruyor.

Ülkede yeterince ırkçı, faşist var, benim kendi alanımda mümkünse olmasın, istemiyorum. Haa eleştirirsin ayrı ama "Bu ülkenin bayrağının gölgesi kime yetmiyorsa, ve kim onları destekliyorsa bu gece öldürülseler, isterse bir milyon kişi ölsün allah rahmet eylesin bile demem artık." diyenin de gelmişini geçmişini sikeyim. Altına da 'ekşi yazarı' bilmem kim diye imza bırakmış. Lan göt lalesi, adam olsan, arkadaşlarının emniyete çekilmesini sağlayan yavşak mekânda bulunmazsın. Buralara kadar düştüyseniz vah size!

Haaa bu kadar şeyden sonra bir akıllı çıkar "Herkes senin gibi düşünmek zorunda mı? Herkes yorumlarda övmek zorunda mı?" diye zırvalar mutlaka. Bana katılmak zorunda değilsin ama ben de senin fikirlerini okumak zorunda değilim.

Yeter artık hakikaten yeter. Ben nasıl senin fikirlerini okumak zorunda değilsem -ki sikimde bile değil- sen de benimkileri okumak değilsin.

"Siki ağzında Koala" yazmış cinin biri. Bak bendeki aletin büyüklüğüne sen, ağzıma kadar yetişiyor. Yetinmiyorum ağzıma kadar alıyorum. Hatta kürek kemiklerimi bile aldırttım, boş zamanlarında ağzıma almak için. Rahatladın mı lan, yavşak, bak itiraf bile ediyorum ne yaptığımı.

Kimse benim gibi düşünmek zorunda değil. Ama benim evime gelip, benim değerlerime küfredersen, pencerenin kolundan başlar, mutfaktaki evyeye kadar götüne sokarım.

Tek bir insan okumasa bile yazmaya devam edeceğim. Götüme cop soksalar Kürtlerin kardeşim olduğunu söylemekten vazgeçmeyeceğim, onbinlerce gencin öldürülmesinin 'aptalca' olduğunu söyleyeceğim, bu kirli savaştan birileri zengin olduğu için bitirilmediğini haykıracağım.

Sen benim 'saçma' fikirlerime nasıl dayanamıyorsan, ben de senin 'aptal'ca yorumlarına katlanamıyorum. Sağ yanağıma tokadı basarsan, sol yanağımı çevirmem, tokat attığın eli yırta yırta götüne sokarım.

Beğenmiyorsan, ebenin amına kadar yolun var. Bu fikir size yabancı sayılmaz nasılsa.

16 Temmuz 2011

Ez kurbana te bırayemin


Cemil Topuzlu'da Aynur Doğan Kürtçe türkü söyleyince, kıyamet kopmuş. Bir grup "Türkçe şarkı söyle, şehitlerin kanı daha kurumadı" diyerek, sahneye minderler fırlatmış ve protestolar da büyüyence Aynur Doğan, sahneden inmek zorunda kalmış.

Sürü psikolojisi böyle işler, bunun devamı linç kültürüdür. Aslında yapılanın tam karşılığının ismi linç kültürüdür. Sivas'ta insanları yakanlardan hiçbir farkı yok. Orada da, sanatçılara, aydınlara önce protestolarla başladı her şey. Nasıl sonlandığını gayet iyi biliyoruz.

Sorunumuz dil çünkü. İnsanlar Kürtçe yüzünden ölüyor, Kürtçe türkü söylendiği için bu savaş sürüyor.

Şimdi şu yuhalayanlara, bağıranlara desem ki; "Peki birader, oğlu asker üniformasıyla ölen Kürt annesinin yüzünü, gözünü parçalayarak, Kürtçe ağıt yakmasını, feryat etmesini, nereye koyuyorsun?" diye, bir yanıt alabileceğimi sanmıyorum.

Konserde, İspanyolca, İbranice, Yunanca ve İngilizce şarkı söyleniyor, kimsenin gıkı bile çıkmıyor ama söz konusu Kürtçe olunca, ortalık karışıyor.

Biz bunları çok yaşadık. "Ahmet Kaya'ya Kürtçe klip çekmek istiyorum" dediği için bıçaklar, çatallar fırlatıldığı zamanları da hatırlarız. Sözümona toplumun 'sanatçıları' kılıç-kalkan bulamadıkları için çatal-bıçak ikilisine yönelmişlerdi.

Hepsini geçtim, her şeyi bir kenara bıraktım, e be pezevengin evladı madem yas tutuyorsun diyelim, ne bok işin var lan konserde, eğlencede. "Yas tutarız ama İngilizce, Yunanca, İbranice şarkılar, türküler eşliğinde" öyle mi?

Ayrıca seni İngilizce neden rahatsız etmiyor? Bugün dünyanın her yerinde İngilizce konuşulması emperyalizmin ağa babasıdır. "Evrensel dil" diyenler, bu dilin nasıl yayıldığını biliyor mu acaba?

Faşizm bedenimizi, ruhumuzu öyle bir sarmış durumda ki, bir dil bile insanların galeyana gelmesi için yetiyor.

Önceki gün Diyarbakır'da ölen er Ethem Okkay'ın ablası 'Ez kurbana te bırayemin' -sana kurban olayım kardeşim- diye ağlarken, "Acımız büyük Türkçe ağıt yak" diyebilecek misiniz? O ablaya, o anaya tepki verebilir misin?

Kürtçe söylenen bir şarkıya bile tahammül eşiğimiz bu noktadayken, daha çok insan ölür, çok genç tabutlarda ana evine girer, çok analar feryat figan ağlar, yüreği dağlanır.

Dünyanın en pahalı benzinini kullanırken hiç sesini çıkartmayan, ülkede milyonlarca aç varken savaşa milyarlarca dolar harcanmasına tepki vermeyen, sokaklarda gaz bombalarıyla ölen insanlar varken oturduğu yerden izleyen, gencecik insanların geleceklerinin bir sınava bağlandığı ve o sınavda türlü üçkâğıt dönerken, tepkisiz kalan, şehirlerinde insanların yakıldığı, gençclerin dövüldüğü, emekçilerinin haklarının gaspedildiği bir ülkede yaşayacağız ama bizim bütün sorunumuz Kürtçe türkü olacak. Tam bize göre bir davranış zaten!

Evlerine rahat rahat gitmişlerdir artık, vicdanlarını rahatlatmışlardır, "Ben de tepkimi verdim" diye göğüslerini gere gere (!) dolanabilirler ortalıklarda. Nasılsa vicdani mastürbasyon yapıldı, ya gerisinin önemi yok.

Haa unutmadan; bu tepki sonrasında artık Kürt sorunu kalmamıştır. Artık ülkenin gençleri ölmeyecek, kan akıtılmayacak, aynı havayı soluyan insanlar birbirine düşman olmayacak.

Artık bu kadar yastayken, hafta sonu bir Rock'n Coke yaparsınız. Rahat rahat izleyin, şarkılar ya Türkçe ya İngilizce. Üstelik türkü de yok. Sizin tuttuğunuz yası sikeyim lan...

15 Temmuz 2011

Bu nasıl insanlık!




Ne diyeyim ki, şu görüntünün üstüne! Bir canlıyı boynuna taş bağlayıp denize atan, bir yavru köpeği zincirle döve döve öldüren insan görüntüsündeki varlıkların olduğu bir ülkede barışı sağlayabilir miyiz? Kimsenin birbirini öldürmemesini bekleyebilir miyiz?

Böylesi fotoğrafları gördüğümde kendimi kaybediyorum, çıldırıyorum ve şu işi yapanların elime geçmesini istiyorum.

Lan ne kadar sevgisiz bir toplumuz biz! Bu kadar naif şairlerin, yazarların olduğu bir coğrafyanın çocuklarının, savunmasız canlıları işkence yaparak öldürmesini hangi mantığın içine sığdıralım.

Sonra "Neden küfür ediyorsun?" diyorlar. Bu piçlere ne söyleyeyim, sosyolojik çıkarımlar mı yapayım? Ettiğim küfürler için eleştiren arkadaşlar, rica ediyorum bir isim verin.

Ama bu puştluğu yapanlar için söyleyebileceğim küfürler henüz icat edilmedi, kelimelere dökülmedi. Bu tiplerle aynı sokaklarda yürüyoruz, aynı havayı soluyoruz.

Hakikaten birader, kimin aklına gelir, bir köpeğin boynuna taş bağlamak, başka birini zincirlerle dövmek.

Lanet olsun!

14 Temmuz 2011

Önce ve sadece insan ölüyor


13 asker, 7 PKK'li, 20 insan öldü dün. İstediğin ismi ver, şehit de, terörist de, gerilla de, vatan haini de, asker de, faşist de v.s. v.s. Benim için her şeyden önce insanlar. Gencecik, ömrünün baharında insanlar.

Aynı duyguları paylaşıyoruz, dağda elinde silah tutuştulan da, kışlada nöbet tutan asker de, bir kıza sevdalanıyor, anası hastalandığında gözyaşı döküyor, yavrusunun elini sıkı sıkı tuttuğunda içinde fırtınalar kopuyor.

30 yıldır bu ülke kan ağlıyor, insanlar çocuklarını, kardeşlerini, eşlerini kaybediyor. Hangi intikam ve ölüm çığlığı, hangi silah çözümleyebildi akan kanın durmasını? Bu kadar gencin ölmesini "Gebersinler, köklerini kazıyacağız" diyerek, durdurabildiniz mi?

Söylenen birkaç intikam cümlesi ne bu 13 genci geriye getirebilecek, ne de bu savaşın son bulmasını sağlayacak.

Kimilerini vatan, kimilerini özgürlük diye kirli bir savaşın figüranı yapıyorlar.

Bugün "Bu Kürtlerin kökünü kazıyacaksın" diye salya akıtanlar, ya Diyarbakır'da doğmuş olsaydı, ya Batmanlı olsaydı?

Hangimiz doğarken seçiyoruz hangi vatana, ulusa, kimliğe ait olabileceğimizi? Ama insan olmayı seçmek, onun gereklerini yerine getirebilmek, ülkelerin milyarlarca dolar harcağı savaşlara karşı durabilmek bir seçimdir.

Bu seçimi yaptığımız gün, akan kan duracaktır. Ama istemiyor gibiyiz, bize pompalanan, beyin hücrelerimize kadar işletilmeye çalışılan ırkçı fikirlerle büyütüldük çünkü.

İktidar seçim meydanlarında "Milli savaş uçağımızı üretmeye başlayacağız" müjdesini (!) veriyor. Milyarlarca dolar harcayarak, savaş ekonomisi yaratarak, kendi gençlerinin ölmelerine neden olmayı gurur vesilesi yapıyor. Bazıları bununla övünüyor "Kendi silahımızı yapıyoruz" diye.

Bu ülke çok evladını yitirdi, çok gencini bu boktan savaşa kurban verdi. 'Yeter artık' demek; bunu derken, insanların kimliklerine bakmadan, içimizdeki nefreti yok ederek ve birbirimize elimizi uzatarak yapabilmek barışı hakim kılacaktır.

Daha birkaç ay önce seçim meydanlarında "Bu ülkede Kürt sorunu yoktur" dendi. Bu sorunun olduğunu görmek için kaç insan daha ölmeli? bin, 10 bin, 100 bin, 1 milyon, 5 milyon...

Daha bugün Habur'dan 14 kişi teslim oldu. Yaşları, 20, 23, 18, 22, 17, 21. Bu çocukların hangisine düşman gözüyle bakabilirim ki? 17-18 yaşında bazı koşullar yüzünden dağa çıkmış kardeşiniz yaşındaki bu gençleri düşman sayarak, sorunu çözümleyebilecek miyiz?

Şiddeti istiyoruz, koşar adımlarla ilerliyoruz, akan her damla kan içimizde garip bir zevk yaratıyor sanki.

Bir arkadaş, senin bu konudaki fikirlerini merak ediyorum demişti. Benim için ölenler Türk ya da Kürt değil. İnsanlar ölüyor, birlikte aynı havayı soluduğum kardeşlerim ölüyor. Asker, terörist, gerilla adına her ne koyarsan koy.

Kürt ve Türk gençlerini karşı karşıya getiriyorlar. Şiddetin ve savaşın yanında yer alarak, savaşlar bitirilmiyor.

Birilerinin çocukları imtiyazlarla örülüyken, bu halkın çocukları askerde, dağ başlarında ölüyor. Bunu görememek için aptal olmak gerekir.

Bunca yıldır onbinlerce insan ölürken hâlâ 'savaş' diye bağırmak, savaşın yanında saf tutmak, intikamla bilenmek, onbinlerin sayısını yüzbinlere, milyonlara taşımaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Nâzım'ın dediği gibi "Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür ve yok eder." Akan kanı, akıtılacak yeni kanlarla temizleyemeyiz.

10 dakika gözümü kapattım


Şikeydi, yemin kriziydi, cinayetti, tecavüzdü derken sıcaklar da bastırınca fena bunaldım. Dün eve giderken gözlerimi kapattım şöyle bir fotoğraf çıktı ortaya...

Bir balıkçı kasabasındayım, sabah'ın 5'inde uyanmışım. Kahvemi elime almışım, bahçede bir sigara içiyorum, kendime gelmek için. Yanımda alet çantasından bozma, olta takımlarının bulunduğu bir çanta. Domates ekmişiz öyle çok değil ama yetecek kadar, biraz patlıcan, maydanoz, o kadar işte.

Eve bakıyorum, boya gerekiyor inceden, bir yıl götürür diye geçiriyorum içimden. Denizi görüyorum; 500 metre, bilemedin 700 metre. 'Aslan' kulübesinden çıkıp geliyor yanıma, kafasını sevdiriyor. Kocaman bir kangal, Aslan gibi bir şey. "Hadi öğleden sonra görüşürüz" deyip, öpüyorum ıslak burnundan. Tam ayağa kalkıyorum, kapıdan ufak kızım sesleniyor "Baba nereye? Beni de balığa götür" diye sesleniyor, gözlerini ovuşturarak.
"Gideriz kızım, gideriz ama akşam misafirler gelecek bugün iş çok. Onlar gitsin ablanla, anneni de alıp birlikte gideriz."

Geçiştirmek için söylemiyorum. Sarılıyor bana, gözlerinden uyku akıyor. Gözlerinden öpüyorum, kokusunu içime çekiyorum. Sanki dünyanın tüm çiçeklerinden derlenmiş, harikulade bir parfüm gibi. Ama parfüm gibi yapay bir koku değil. "Hadi kızım sen yat. Sonra da annene yardım et" diyerek, kalkıyorum ayağa, belimden sıkı sıkı sarılıyor, "Seni çok seviyorum babacım" diyor. "Ben de kızım, ben de."

Sahile doğru yürüyorum, güneş kızıl kızıl ortalığı velveleye vermeye hazırlanıyor. Denizin üstünde sanki bir örtü var gibi sakin, dingin, kıpırtısız. Sahile vardığımda benim ufak sandalı görüyorum ilkin. Tertemiz ve bembeyaz, arkasında kıpkırmızı 'Devrim' yazıyor. "Yapabildiğiniz tek devrim ancak bu sandal olur" diye dalga geçen ahaliyle takıştığımız aklıma geliyor. 'Pat pat pat' sesleriyle sahilden uzaklaşıyorum.

Çelik balık ağında akya ve çipuralarla dönüyorum eve. Üstüm başım leş gibi balık kokuyor, dünyanın en güzel üç kadını, o kokuya aldırış etmeden sarılıyor. Büyük kızım Doğa, "Baba kusura bakma, bok gibi balık kokuyorsun" diye, ilk geri çekilen oluyor. Balıklardan birini alıp, saçlarına sürtüyorum. "Al sen de bok gibi oldun"...

İstanbul'dan çocuklar gelecek akşam. Bahçede upuzun masa hazırlıyoruz. Salata malzemelerini, hemencecik orada ellerimle toplayıp, çeşmede suya tutuyorum. Domatesin kokusuna dayanamadan ısırıyorum, tuza banıp.

Mangalın başına geçip, çipuraları ızgara yapıyorum, içeride akyalar kızarıyor yağda. Ulan nasıl güzel bir kokudur o.

Masada 4 büyük var, 14 tabak, çatal bıçaklar jilet gibi. Salatalar çeşit çeşit, hanım ben balıktayken boş durmamış, kalamar, midye kızartmış, yanında minik tabaklarda soslar da var. Haydari, enginar, biber kızartması, şakşuka, lakerda, deniz börülcesi, humus, süzme yoğurt.

Benim ufaklık Defne soruyor, "Babacım kimler geliyor bize?" Daha ben yanıtlamadan atlıyor Doğa, "Babamın arkadaşları. Yazıyor ya baba bir yerde, oradan arkadaşları" Sizsiniz lan işte, koyun kendinizi oraya...

Sokaktan sesler geliyor, tahta kapı açılıyor. Sarılıyoruz birbirimize, hasret gideriyoruz, uzun uzun. Elde poşetler, rakılar, şaraplar, İstanbul hatıraları. 5-6 yıl olmuş İstanbul'dan ayrılıp, buraya geleli. Kışları belki bir belki 2 kez geliyoruz.

Masada Fenerbahçeli, Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Trabzonsporlu arkadaşlar var. Bazılarının yanlarında eşi, bazılarının kız arkadaşları var. Bir iki taneniz çoluk çocuğa karışmışsınız. Çocuklar, bahçenin diğer tarafından kurulu masada köfte yiyor.

Kimsenin uyumaya niyeti yok, sohbetin dibini buluyoruz. Mangaldaki kömürü canlandırıp, kahve yapıyoruz, kimileri rakıdan vazgeçmiyor. Müzeyyen Senar'dan "Sevmekten kim usanır" çalıyor. Çakırkeyf olmuşuz, eşlik ediyoruz.

10 dakika gözlerimi kapattım, şunları gördüm. Hayali bile güzel a.k.

Çok şey mi istiyorum lan? Bu arada, çok net söylüyorum, gelmeyenin ağzına sıçarım.

13 Temmuz 2011

ODTÜ'lüler böyle mezun olur


Bu ülkede böyle de güzel insanlar var. Yaşadığı ülkeye karşı kafa yoran, ülkenin sorunlarını mesele eden, sıcacık güzel insanlar.

İyi ki varsınız ve hep böyle kalın. Sistemin sizi değiştirmesine asla izin vermeyin.

Not: Fotoğrafları gönderen arkadaşa çok teşekkür ederim.













Galatasaraylılar; Kulüpler Birliği ve TFF'ye soruyor


3 Temmuz 2011 sabahında başlayan "Futbolda Şike, Organize Suç Örgütü Kurma ve Üyesi Olma Soruşturması" kamuyonun bildiği gibi sürmekte, yargıya intikal etmiş vaziyettedir.

Soruşturma sürecinde yazılı ve görsel medyanın veri kirliliği yaratması ve kamuyu "aydınlatma" yönteminin irrite edici olması, es geçebileceğimiz bir davranış değildir.

Es geçemeyeceğimiz diğer önemli husus ise "fair play" söyleminin kağıt üzerinde kalmasıdır.

Futbolun en önemli unsuru/öznesi olan ama aynı zamanda futbol araçlarını tüketmek dışında hiçbir söz hakkı olmayan taraftarlar için aslolan her ne şekilde olursa olsun kupa kazanmak, şampiyon olmak olmamalı aksine futbolun bir "halk oyunu" olduğunu unutturmadan kitlelerin futbol sevgisini korumak için adil, herkese eşit yaklaşan, güzel ve temiz olması için çabalamaktır.

Bir süredir Türkiye'de dillerden düşmeyen "marka değeri" söylemi var. İçinde futbol, taraftar olmayan ve açıkça "marka" diyerek futbolu ve takip edenleri metalaştıran zihniyet, yayın gelirlerinden, ulusal ve uluslararası pazar payını esas alarak ve geri kalan herşeyi öteliyerek bugün karşılaştığı sorunları görmezden gelip futbolun geleceğini zor duruma düşürüyor.

Evet, bizler "masumiyet karinesi" denilen şeyi yok saymış değiliz. Yıllardır başka kulüpler hakkında her türlü iddia, itham ve aşağılamada bulunanların bugün yargıya intikal etmiş bir konuda hukuka sığınmasını sobelemek yerine; evet haklısınız deme cesaretinde bulunacağız. Çünkü hukuk en başta vicdan içerir. Lakin, eklememiz gerekir ki, bu süreçte kendilerini çemberin merkezi koymak isteyenler, kendileri dışında kurumların, kişilerinde yargı yolunda olduğunu unutmasınlar. Bu gemi su alıyorsa, içinden birinin vaziyeti kişiselleştirmesi futbola, diğer tüm özel ve tüzel kişilere karşı bir ayıptır.

11 Temmuz Pazartesi ve 12 Temmuz Salı günleri açıklama yapan TFF ve Kulüpler Birliğine Soruyoruz:

1. Kişileri kurumlardan ayrı tutarak, insan zekasına hakaret eden ve her biri işadamı olan sayın TFF Başkanı ve Kulüp Başkanları iyi bilirler ki "imza sirküleri" kişilerin kurumdaki sorumluluğunu anlatır. Seçilen, yetkili kılınan özel kişiler kişisel menafaatlerini gözetmeden kurum için bir eylem gerçekleştirdiğinde eylemleri birbirinden ayrımaya çalışmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Ve ne hukuki ne de vicdani bir bahane değil midir?

2. Yetkili, seçilmiş kişilerin sorumluluğunu bertaraf ederek yasadışı söylemde bulunan TFF ve KB, taraftarlar üzerinden kulüplere verdikleri ve verecekleri her cezayı son 2 gün itibarıyle kanunsuz kılmamışlar mıdır? Sadece futbol değil, bütün sektörlerde, kurumlarda hatta devlet yönetimlerinde varolan yürütme şekli sizler sayesinde altüst edilerek geçersiz kılınmamışmıdır?

3. Kişiler suçlu olsa da bu kurumları bağlamaz diyerek hukuku ayaklar altına alan sizler, yarın herhangi bir futbolcu, teknik heyet sorumlusu ve yönetici şike yapsa, organize suç çetesi kursa; bu kurumları bağlamaz diyerek hepsini meşru kılmış olmayacak mısınız? Sizlerin mantığına göre hal böyleyse geçmişte ki tüm yanlışları olumlayıp gelecekte olabilecek tüm haksızlıkları dün itibariyle normalleştirdikten sonra hangi futbolun idarecisi olup, "fair play" diyeceksiniz? Ve açıkcası her özel kişiye buyrun istediğinizi yapabilirsiniz yolunu açarak suç işlemiş olmuyor musunuz?

4. 5 Temmuz Salı günü Savcılıkla görüşen Mehmet Ali Aydınlar'ın, "Durum çok vahim gözüküyor. Bu kadarını beklemiyordum" dediği öğrenildi... yazıları doğru mudur? Doğru değil ise niçin yalanlamamıştır? Doğru ise niçin elimizde hiçbirşey yok demiştir?

5. "Masumiyet Karinesi"nin öneminin altını çizerek, iddianame dahi açıklanmadan TFF'nin sadece yargıya intikal edenlerin değil, herkesin hakkını koruması için sorunu ötelemek dışında ne yapmıştır? İddianameler hazırlanır ve yargı süreci tamamlandığında UEFA tarafından verilecek olası cezaların hepsinin manevi ( maddiyatan önce ) karşılığını üstlenmeye hazır mıdır? Aynı soru yargıya intikal edilmiş olan kişi ve kurumlar içinde geçerlidir.

6. Yargı sürecinin hızlandırılması için çeşitli devlet aygıtlarıyla bir araya gelip, gerekirse komisyon kurulmasını isteyip, liglerin ertelenmesini gerçekleştirmek hangi "marka değerini" zora sokar? Yarın maruz kalabileceğin cezaları bugünden bertaraf etmeyi tercih etmeyen TFF ve KB yargıya intikal edilmiş olanların dışında yer alan tüm kurumları ve milyonlarca taraftarı hiçe saymak dışında ne yapmıştır?

7. Söze, "marka değeri" diye başlarken, adalet ve futboldan bahsedemeyenler, pasta payının hesabını yaparken, milyonlarca insanı kuşkularla, güvensizlikle karşı karşıya bırakmakmış değil midir? Futbolun temel aktörleri taraftarlar, futbolseverler ve futbolculardır. Onlarsız bir futbol düşünmek, en doğru ve adil oyun peşinde koşmak yerine, içi boşalan "marka değeri" bahanesinini dile getirmek milyonların sevgisine hakaret değil midir?

Soracağımız nice soru vardır. Aba altından sopa gösterilen, güven bunalımı yaratmakla itham edilen Ünal Aysal ve GSK adına da... Ama derdimiz sadece GSK değil, futboldur. Bizler, kulüp ve renk peşinde koşarken tüm sevgimizi, heyecanımız, üzüntümüzü yok sayarak sporun ruhunu içinde "fair play" yer almayan "marka değerine" boğanların hep karşısında olacağız. Birgün kendimizden de hesap sormaktan hiç çekinmeyeceğiz.

Galatasaraylılar

Bu linki de mutlaka okuyun

KAMUOYUNA DUYURU


Not: Yazan ben değilim, sadece paylaşılmasını sağlamak için koydum. Ama yazanların da eline sağlık...

İsteyen ağzına geleni söylesin


Yorum olarak bıraktıklarınızı buraya yazacağım...

Ağzınıza ne gelirse onu söyleyin, rahatlayın, stres atın. Bu sıcaklarda iyi gider.

Plaseyi Hanri Gibi Vuruyorum:
Kayıp İlanı

Dün saat 20.52 itibariyle kafam TFF'nin içinde kaybolmuştur. Görenlerin biraz daha ileri ittirmesi önemle rica olunur.

İmza; Başını arada bir veren geoid.

dt.ibo: Dişlerinizi sakın fırçalamayın, bol bol tatlı ve asitli yiyecekler tüketin ama 6 ayda bir muhakkak diş hekimine gidin. :))

Lanceloth: T.F.F'nin Fenerbahçe'yi kollayacak nispeten yanlı bir karar vereceğini düşünmekteydim açıkcası ama bu kadarı da beklenemezdi; daha ayını doldurmadan yanlı, taraflı ve basiretsiz bir görev, sorumluluk bilincinde olduklarını ilk ağızdan deklare ettiler.

Aysal'ın açıklamarına tehditle cevap veren bu çürümüş ve yanlı zihniyeti şiddetle kınıyorum. Aysal bu Ali Cengiz oyunun bir parçası olmadığımızı deklare ederek, belli ki şeref yoksunu kişi ve kurumların tepkisini daha çok çekecek ancak maçlarda ki ilk olumsuz ve hatalı sonuçlarda o birliğin, tek sesin ne olduğunu göreceğiz.

Ben T.F.F ve kurumlarını göreve değil adamlığa çağırıyorum. Gölge etmesinler yeter ki başka ihsan istemez

TribunselSevda:
1-) 2 gram futbol zevkimiz vardı el birliği ile onun da ağzına sıçtınız. Yöneticisinden başkanına, emniyetinden savcısına selam olsun(!)
2-) Bu ülkede yaşamaktan nefret ediyorum!
3-) Baba; insan bazen sana kafa atmak istiyorum!
4-) Evlenicem para lazım!
5-) Çalışanına köle muamelesi yapan godoman! Seninle de görüşücez elbet!

brk:
1- abi bir daha bırakıyorum gidiyorum falan deme
2- by sene ligden bi halt olmaz, her maçtan sonra şike muabbeti çıkar.
3- bizim bu başkan(ünal aysal) biraz değişik bir adam, bizim ülkeye ters kaçıyor.
4- bundan sonra küfürlü tezahurattan saha kapanırsa ne olur? kişiler kurumları bağlamamkta diyip bir takım acaba sahasını seyirciye açabilir mi :)
5-bu sıcakta excelde tablo hazırlamakta hiç çekilmiyor...

selaminko: futbol zevkimizin a.k. herkes için tek bedduam var. "Oğlancı zencilerle dolu bir odada çırılçıplak kalasınız inşallah."

tenten:
1- calismaktan sıkıldımmmmm
2- amk futbolunu nasil izleyecegim bundan sonra
3- bu fenerbahce yalakaliginin dozu nereye kadar gidiyor???
4- gerizekali kitle hepinizin ta amk
5- bir tarafim hala geyik yapmak istiyor fenerle bir tarafim birak artik oglum diyor.
6- zalad siksin sizi

ozdmroz: Çalışmak istemiyorum, kız arkadaşımla tatile çıkmak istiyorum. Mavi Yeşil bir deniz kıyısı olabilir.

Ayrıca sıkıldım lan bu olaylardan. Onca olan olaylar mutlaka birileri tarafından kurgulandığı söyleniyor. Yeter lan niye yaşıyoruz biz!

bilen: bu ülkede futbol, arkasından hançerlediğin adamın cenazesinde ön safta olmaktır. cami avlusunda cemaate sırıtmaktır; şikeden yakalanma korkusunu bastırsın diye.
"ama ben cami yaptırdım 700 bin tl'ye" diyebilmektir göz altındayken. yüzsüzlüğü yüz yapmaktır. silah ve tehdit kokan ceketinin arkasında yaşlı bir budala gibi görünüp hastalığı bahane ederek hastane hastane kaçmaktır bir umut.

türk futbolu battığında hep su üstünde kalmaktır. şike yaparken cambaza bak diyebilmektir en inandırıcı ses tonuyla. hep yanlış yapıp, hep doğrucu kalabilmektir bazen. kaçıncı dünya ülkesiyiz lan biz

11 Temmuz 2011

Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz



Herkes gitsin aynaya baksın. Aynadaki kendinize sorun "Bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içime sindirebilecek miyim?" diye.

O sorunun yanıtı eğer 'evet'se, 34 hafta boyunca takımınız her gol attığında deliler gibi sevinin, yumruğunuzu havaya kaldırıp, sahte zaferlerin tadını çıkartın. Sonra bir hakem hata yaptığında, "Hakkımız yendi" diye yakının.

Gazetelerde, televizyonlarda beğenmediğiniz yorumlara basın küfrü. Forumlarda, bloglarda, otobüste, işyerinde ağzınıza geleni söyleyin.

Hakem 'hata'larında, "Yeter artık emeğimiz çalınıyor" diye ortalığı birbirine katın.

En yakın arkadaşınızla, kız arkadaşınızla, çocuğunuzla maça gidip, takımınız gol attığında, birbirinize sarılın. O golün sevincini doyasıya paylaşın.

Sene sonu geldiğinde, eğer takımınız şampiyon olursa, Çıkın caddelere, sokaklara şampiyonluğun o tadına doyum olmaz keyfini yaşayın.

Eğer bunların hepsini yapıyorsanız, hayata dönün.

İşyerinde en yakın arkadaşınız, yemeğe indiğinde masada bıraktığı cüzdanından para çalın. Onu ispiyonlayın, işten atılmasını sağlayın ki, çaldığınız para ortaya çıkmasın.

Eve gittiğinizde üç yaşındaki çocuğunuzu ağzından kan gelene kadar tokatlayın. Eğer eşiniz araya girmeye kalkarsa, kafasını duvarlara vura vura, bayıltana kadar dövün.

Sokakta otobüs durağında yüzlerce insan sırada beklerken, siz uyanıklığınızı gösterip, hemen ilk sıraya giriverin. Bir şey söyleyen olursa, sıçın ağzına, gücünüz varsa.

Eğer devlette çalışıyorsanız, eşşekler gibi çalışan işçilerin, emekçilerin, memurların vergisini cebinize indirin.

Küçük bir simitçi çocuktan iki simit alın, parasını vermeyin, ayakkabılarınızı boyacı çocuğa boyatıp, yine parasını vermeyin. Nasılsa onlar sizden küçük, bir şey söylemeye kalkarsa, siktiri çekip tokadı basın.

Gücünüz kime yetiyorsa, onu gözünüze kestirin parasını alın, hakkını yiyin, vurun, kırın, parçalayın.

Sonra akşam tüm bunları yaptıktan sonra, bacaklarınızı uzatıp takımınızın maçını izleyin. Bir bira açın, iki duble rakı için, bütün gün yaptıklarınızı aklınızın bir kenarına bile getirmeyin.

Çünkü siz, bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içinize sindirecek kadar aşağılık bir insansınız demektir.

Bunu Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Kütahyaspor v.s. v.s. ayırt etmeksizin söylüyorum.

Bugün herkes suça ortaktır. Yapan, yapmayan herkes bu işin sorumluluğunu üstünde taşıyacaktır.

Şu olan bitene göğüs germek, savunmak, yapılan ahlâksızlığı haklı çıkartmaya çalışan herkes, yakasına 'şerefsiz' rozetini takmıştır. İsteyen çıkartır, isteyen gururla sergiler.

Ama tabii şaşırıyoruz aptal gibi. Katillerin omuzlarda taşındığı, kutsandığı, yolsuzluk yapanların beyefendi kontenjanından zenginliğinin tadını çıkarttığı bir ülkede şikeyi de içimize rahat rahat sindiririz.

Evet, evet yanlış yazmadım başlığı. Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz. Şikecilerin, çetecilerin, şerefsizlerin, onursuzların futbolunu bilerek izleyeceğiz. Para için satamayacakları şeyleri olmayacağını bildiğimiz, 2 devreli lig usülü kumpanya seyredeceğiz.

Bana namus öğreten orospu çocukları


Fotoğraftaki tipe iyi bakın. Bakın, bakın rahat rahat bakın. Abimiz Bursa'da şeyh gibi takılıyor, müritleri var.

Elemanın 'sır odası' var. Müritler geliyor, eşleriyle birlikte. Bir güzel vuruşuyorlar, bildiğin grup seks yani. Hatunlar, erkekler geliyor, abinin kucağına oturuyor.

Eleman savunmasında "Kadın erkek hiçbir müridimle zorla cinsel ilişkiye girmedim. Daha önce müridim olan kişiler beni şikayet etmiş olabilir. Zikir esnasında cezbelenen kişi sır odama gelir. Ben hiçbir şey yapmam. Onlar kendileri gelip kucağıma oturur. Benim tarikat lideri olarak sır odasına gelen müridime cinsel ilişkiye giremeyeceğimi söyleme gibi bir lüksüm olamaz. Ben cezbelenen müridimle ilişkiye girmezsem, mürit zikir durumundan dolayı yanmaya başlar. Gücü kalmaz ve delirir."

Elemanda nasıl bir seksapel varsa, her gelen pat diye kucağa oturuyor. Kucak yetmiyor oral seks yapıyor; kadınlı, erkekli hem de.

Bazı kişiler şikâyetçi olmuyor bu yavşaktan. Neden şikâyetçi olsun ki, amaç çatır çatır vuruşmak. Karısını veren razı, kendi götünü siktiren razı.

İbnenin evinde çocuk ve hayvan pornoları çıkıyor, yapılan aramalarda. Artık fantezi ne kadar genişse, orospunun evlatlarında, yemedikleri bok yok.

Bak işte, bu toplumda bunun gibi orospu çocukları, senin-benim namusumu eleştiriyor. Sokakta kız arkadaşınla, eşinle geziyorsun, sana pislikmiş gibi bakıyor. Aslında pezevengin derdi, yanındaki kız. İç geçiriyor, birlikte olmak istiyor. Bir şey yapamayacağını biliyor, "Namus elden gidiyor" diye anasının amı yırtılana kadar bağırıyor.

Namus, ahlâk, temizlik bunlardan sorulur. Böyle sakalı bırakıp, şalvarı giyince, en namus timsali sensin.

Geçmişini siktiğimin pezevenkleri, bana namus öğretecek ama hayvan pornosu, çocuk pornosu izleyecek, erkeği, kadını, bulduğunu sikecek, göt verecek.

Bu ülkenin namusunu, ahlâkını bu yavşaklar bozdu. Zaten en çok kim, neden bağırıyor, anla ki, bağırdığı konuda eksikliği vardır.

Orospunun çocukları....

Lan öyle böyle sinirlenmedim, cidden dehşet sinirlendim. Saçını sakalını siktiğimin götvereni...

Not: Yorum bırakan bir arkadaş, küfürlerdeki seksistlliği eleştirmiş. Hep söylüyorum, böyle zamanlarda düşünmeden yazıyorum, söylediklerinde haklı.