31 Mart 2010

Bir Türkiye klasiği


Ekonomik rakamlar, büyüme ve kalkınma hızı, Gayri Safi Milli Hasıla, dolar, Euro, altın....

İşte Türkiye'nin ekonomisinin fotoğrafı bu. Rakamlar, insanları aldatmak için çıkartılmıştır İnsanların algılamasını altüst etmek için çıkartılmış terimler.

Bu ülkede her gün yüzbinlerce insan çöpten karnını doyurmaya çalışıyor, üstüne başına bir şeyler bulmak için didiniyor.

Ülkenin geldiği nokta her gün daha da vahim bir hal alıyor. Anayasa paketi, demokratikleşme, TBMM'deki kayıkçı kavgaları...

Şu gördüğümüz fotoğraf iyiden iyi yaygınlaşmaya başladı. Çocuklar, kadınlar çöp konteynırları başında hayata tutunmaya çabalıyor.

Açlığa mahkûm edildi bu halk, ölmemek için çöpten besleniyor. Bu halkın bir gün akıllanması dileğiyle.

30 Mart 2010

O hareketi pankart yapıp asmak lazım


Bugün Vatan gazetesinde Gökmen Özdemir imzalı ilginç bir haber çıktı. Haberin özeti Rijkaard'ın Galatasaray'a oynatmaya çalıştığı futbolun, 5 futbolcu tarafından basına jurnallenmesi en basit biçimiyle.

Haber doğrudur, yalandır bunların hiçbirini tartışmayacağım. Altına imzasını çakmış sonuçta. Ancak haberde ciddi anlamda gariplikler var, bu 5 yeniçeri özentisi adamın ağzından çıkan.

1- "Hoca takımı tahtaya yazdığında herkes birbirine baktı. Şoke olduk. Kimse taktiği anlamadı. Frank Rijkaard ’Çift forvet oynayacağız’ dedi. Keita-Jo forvet oynayacak, Giovani sağdan top getirecek, Elano sol kanadı kapatacaktı. Tek kanatlı 4-4-2 mi olur? Elano ne zaman sol kanat oynamış? Mehmet Topal, Alex’e adam markajı yapacakmış.. Bu zamanda böylesine ilkel bir anlayış olur mu? Bu tercihler sahadaki bütün özgüvenimizi yerlebir etti"

Öncelikle haberin doğru olduğundan yola çıkarak, 5 tane aptal futbolcumuz olduğunu görüyoruz. Tahtaya yazılanın ne olduğunu anlayamayan, kendilerine anlatılanı fark edememiş bir güruh yani. Takımın sahaya nasıl çıkacağını bilemeyen adamdan değil derbi kazanmasını beklemek, hazırlık kampında en dandik Alman 5. lig takımını bile yenmesini beklemek, haliyle bizim aptallığımız oluyor.

Herif bildiğin; o yazılanı, söylenileni algılayamıyor. En kibar haliyle söylüyorum herif ahmak. Biz neyi tartışıyoruz ki. Şu 5 herife "En son hangi kitabı okudun?" diye sorsan "Cin Ali tatilde" diye yanıt verir.

2- "İleride baskı yapmamızı istemedi. Biz kendi kendimize arada baskı başlattık. Zaten ileri ucumuz baskı yapacak bir yapıda değil. Baskı yapmadan Ali Sami Yen’de maç kazanılır mı? O zaman nasıl iç saha avantajını kullanacağız? Hoca hâlâ Türkiye’yi anlayamadı. Bu ligin ne kadar zor ve mücadeleye dayalı olduğunu çözemedi... Bizim tanıdığımız, bize anlatılan Rijkaard bu olamaz. Takım içi adaleti de sağlayamıyor. Elano ve Giovani’ye yer açmak için denemediği taktik kalmadı. Galiba Dünya Kupası için Elano ve Giovani’nin forma garantisi var."

Teknik direktör diyor ki, "İleride baskı yapmayın" ama bu bizim 5 gerizekâlı, kendi kendilerine saha içinde karar alıp baskı yapmaya başlıyor. Bunlar biliyor çünkü takımın nasıl oynaması gerektiğini. Saha avantajı filan nasıl kullanılır hepsini biliyor.

Sonra analiz yapıyorlar; "Rijkaard Türkiye'yi anlayamadı" diye. Jargon birebir Türk basını jargonu. Aynı kelimelerle anlatıyorlar durumu.

Arada Elano ve Dos Santos'a geçiriyorlar. Niye ısrarla oynadıklarını filan sorguluyorlar. Arda sakat, kim oynayacak Dos Santos yerine. Hayatı boyunca pozisyon almasını bilmeden sığır gibi bir sağa bir sola koşturan Barış mı, kanatta oynayabilmesi imkânsız Ayhan mı, Emre Güngör mü? Kim oynayacak peki? Ona yanıt yok, isim söyleseler, jurnalcilikleri dökülüverecek ortaya.

3- "Resmen F.Bahçe’ye benzedik. Bu yabancıları çok mu arıyorlar, merak ediyoruz. Takım sirke döndü. G.Saray karakterli yabancılar, mücadeleci yabancılar getirmek zorunda. Burası zor bir lig. Kimse farkında değil ama kalite burada sökmüyor. Önce mücadele edeceksiniz. Baros ve Neill dışında hiçbiri tempo yapacak mücadele edecek, bize bu anlamda katkı yapacak futbolcu değil. Eğer rakip zayıfsa, maç yumuşaksa şov yapıyorlar. Zor maçlarda kayıplar. Harcanan paralara yazık."

Bak burası kritik işte. Türkiye'deki genel yansımanın bir sonucu. Bir milli takım teknik direktörü seçerken, nasıl milliyet tartışdıysak, takıma gelen yabancı oyuncuları 'sirk malzemesi' olarak gören, 5 kafatasçı beyinsiz var takımda. Zaten ezelden beri, Galatasaray'da Hakan Şükür'ün bayraktarlığını yaptığı bir yabancı düşmanlığı, kafatasçı zihniyet süregelir. Bir götleri Hagi'ye yemedi, onun dışında Lincoln, Felipe filan herkesi yediler.

Adamlar gelecek oyuncunun nasıl olması gerektiğini biliyor. Kalite sökmüyormuş Türkiye'de, mücadele edecekmiş gelen yabancı. Burası da, klasik spor basını jargonu ile söylenmiş kelimeler. Yani sözün özü, bizim 5 gerzek, oturup bütün gün gazete okuyor ve papağan gibi de ezberliyor yazılanları.

4- "Rijkaard bu takımın 4-3-3 oynayamayacağını anlamadıysa artık çok geç. Biz kendimizi biliyoruz, takımı görüyoruz. Böyle oynayamayız. Ali Sami Yen’de de çift forvetle oynamalıyız. Deplasmanda da! G.Saray tek forvetle maça çıkmaz. Orta sahanın göbeğinde bir türlü istikrar sağlayamadık. F.Bahçe maçında Elano dökülürken, Balta’yı sola, Caner’i onun önüne koymayı bile düşünmedi Rijkaard. Bize gerçekten yazık oluyor. Çok rahat şampiyon olacağımız ligde sırf hocanın inadı ve yanlış yabancı tercihleri sebebiyle avantaj kaybettik."

En eğlenceli kısmı burası. Fenerbahçe maçında Elona dökülürken, Balta'yı sola Caner'i de onun önüne koymayı düşünmemiş Rijkaard. Bir önceki hafta Trabzon maçı sonrası Hıncal Uluç'un söylediklerinin birebir aynısı. Anlıyoruz ki, bizim 5 mal sıkı bir Hıncal Uluç takipçisi. Bu 5 benzemez sığır, sahada futbol oynama işini bitirmişler, artık işin taktiği ve tekniğine gelmişler.

Vay anam vay, biz de diyoruz ki; "Bu kadroyla nasıl futbol oynayamıyoruz." Sahada futbol oynayamayan gerizekalıların olduğu bir takım yaratmışız da ondan. Çünkü herifler artık futbolculuktan, teknik direktörlüğe yelken açmışlar. Kimin nerede oynaması gerektiğini, hangi diziliş ve stratejiyle sahaya çıkmamızı filan bu 5 öküzden dinleyeceğiz yani.

En başa döneyim. Eğer bu haber doğruysa, 5 andavalı parasına, puluna, ismine cismine bakmadan yollayacaksın. İsmi Arda'ysa da, Sabri'yse de, Barış'sa da, Ayhan'sa da, Servet'se de yollayacaksın. Kim olduklarının zerre önemi yok.

Sen bunlara hakikaten Ferguson'u getirsen, kıçına teneke bağlayıp yollamak için ellerinden geleni yaparlar. Size yapılacak en iyi şey; o Volkan'ın hareketini tüm tribünlere asıp "Bunu siz hakettiniz" deyip, sezonun geri kalanı boyunca boş tribünlere oynamanız. Çünkü biz hak etmedik.

'58 kurbanları unutulmadı


6 Şubat 1958'de, 7'si Manchester United futbolcusu toplam 21 kişinin hayatını kaybettiği kazanın kurbanları, Şampiyonlar Ligi maçı için Münih'e giden taraftarlarca anıldı.

Lehmann 'Jübile' dedi


Alman Jens Lehmann, Bundesliga'da sezonun sona erdiği 8 Mayıs’ta futbolu bırakacağını açıkladı.

Kariyerine 1989 yılında da Schalke’de başlayan Lehmann, 9 yıl ardından 1998’de Milan'a transfer oldu fakat büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak 5 maç sonunda ülkesinin yolunu tuttu.

1999 yılında geldiği Borussia Dortmund'da 4 yıl süresince oynadı. Bütün Galatasaraylılar Hagi'nin attığı o golü hatırlayacaktır. Kariyerinde yediği en güzel gollerden biridir.

2003'te Arsenal'e transfer oldu ve 5 yıl boyunca kariyerinin en verimli dönemini geçirdi.

Bundan sonra yazacağım kısmı bir kişi hatırlar, ondan da bir tepki bekliyorum. "Lehmannn efsane Almannnn"

Yumruk şova enerji var


Fenerbahçe maçında Arda'yı gösterdi televizyon. Isınıyordu, maça girmek için. Zıplamaya çalıştığında belini tutuyordu, yüzü ekşi mi ekşi.

Maç fotoğraflarına bakarken gördüm. Yumruk şov için havalara zıplamış. Yüzünde en ufak bir ekşime belirtisi yok, zorlanma yok.

Her konuşmasında Galatasaraylılığının tartışılmayacağını söylüyor Arda. İsteyenle karşı karşıya oturup tartışacağını filan. Hoş, ben ve benim gibi milyonlarca adam cebinden para verip Galatasaraylı oluyor, sen üste para alıp Galatasaraylı oluyorsun. Tartışılacak çok şey var, bu seferlik es geçelim.

İki Fenerbahçe maçında belki ufak, belki büyük hiç yapılmaması gereken işler yaptı. Eğer Galatasaraylılığını tartıştırtmamak istiyorsa, sakat olduğunu bile bile oyuna girmemeli ya da yumruk şova harcadığı enerjiyi sahaya yansıtsın.

Söyleneyecek çok şey var, Fenerbahçe maçı kızgınlığı demesinler diye yazmayacağım.

29 Mart 2010

Yaptığın harekete sahip çık önce yavşak

Volkan Demirel: "Maçın son anlarında, bir pozisyonda topu sırtımı dönerek kontrol etmiştim. Bu olay yanlış anlaşıldı ve benim bu hareketi rakiple alay etmek için yaptığım şeklinde yorumlar yapıldı.

Bizim ülkemizde bu tarz şeyler biraz abartılıyor. Hiçbir şekilde içimden kötü bir niyet geçirerek o hareketi yapmamıştım, ama yanlış anlaşılmaya sebep olduğum için özür diliyorum.

Tüm futbol camiasının şunu bilmesini istiyorum ki hiçbir şekilde içimden kötü bir niyet geçmemişti ve rakibimizle alay etmek gibi bir niyetim yoktu.

Futbol bir şov oyunudur. Ben de o an şova yönelik bir hareket sergilemek istedim. O an içimden gelen basit bir hareketti. Kötüye çekilmesini hiçbir şekilde istemedim. Yanlış anlaşıldıysam tekrar tekrar özür dilerim."


Yavşak, yaptığın hareketin arkasında dur en azından. Önce "Şov yaptım", sonra "Yanlış anlaşıldıysam özür dilerim" diyorsun.

Bu statta taşaklarını avuçladın taraftara dönüp "Sakatlandım" dedin, Lincoln'e saldırdın "Ana avrat küfür etti" dedin, dün Keita'ya, Baros'a saldırdın onlar neye küfretti. Milletle dalga geçmek için götünle top tutuyorsun "Yanlış anlaşıldım" diyorsun. Adam ol, yaptığın işe sahip çık. Hep sen haklısın zaten anasını sattığımın stadınsa, herkes suçlu sen haklısın.

Neyse sinirlenmeyeceğim daha fazla. Ruhunda var ibnelik.

Edit: Gerçi koskoca gazete genel yayın yönetmeni "Şöyle becerdik, böyle becerdik" deyip kahkaha atıyor, sonra suçlu küfürü yiyen oluyor. Vay efendim nasıl olurmuş da, aile içindeki görüntü dışarı sızarmış, iki kişinin özel konuşması nasıl yayınlanırmış. Telekulakçı olduk küfür yediğimiz için. O yüzden ne istersen yapabilirsin.

Gönderin Rijkaard'ı (!)


Bu ülkenin 'spor yazarları' neyse sokaktaki insanı, Meclis'teki politikacısı ya da şuralarda yazıp çizen blogger'ları da aynı zihniyettedir.

Rijkaard'a sallayanların haddi hesabı yok. Futbolu bilmediğinden tutun, yeteneksiz ve başarısız olmasına kadar uzayıp gidiyor liste.

Hakim futbol görüşü istiyor ki, Daum ve kalibresinde teknik direktörler bu ülkede çalışsın. Neden? Çünkü medyaya kırmızı gül vermeyi sever, Ortaköy Camii önünde senenin en az iki günü fotoğraf çektirir, boynuna koynuna Türkiye rozeti çakar.

O yüzdendir ki, Zico onlar için stajyer, iş bilmez, Fenerbahçe'yi yönetecek yetenekte değil v.s. v.s.

Şimdi 1996-2010 yılı arasındaki Galatasaray teknik direktörlerine bakalım. Malum 96-00 arası Fatih Terim'in yıllarıydı. Ne dendi Ali Sami Yen'deki 4-0'lık Fenerbahçe mağlubiyeti sonrası: "Terim bu takımı taşıyacak kalitede değil"

Eyvallah fikirdir, söyler isteyen istediğini. Sonuç ne oldu peki? 2000 yılında kazanılan UEFA şampiyonluğu. Peki ne dendi? "Fatih Terim Türkiye'ye gelmiş geçmiş en büyük teknik direktördür."

Sonra Lucescu dönemi geldi çattı. Pek tabii ki, o dönem sonrası kim gelse işi zor olacaktı ama Türk spor basını kendisine "Çingene, şopar" gibi aşağılık yakıştırmalar dışında 'sportif' olarak da, "Zaten Hagi getirdi. Bugüne kadar hangi takımda başarılı olmuş ki?" türünden zırvalarla yerden yere vuruldu. Sonuç ne oldu? Türkiye'de en başarılı olmuş teknik direktörlerden biri damgası üstüne yapıştırılıp, her takımın teknik direktör değişimi döneminde ismi anılan ilk adam oldu.

Sonra Fatih Terim yeniden geldi. O, "Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörü" başarısız sonuçlar almaya başlayınca, birdenbire "Kendini geliştirememiş" bir adam haline geldi. Ehh onu da yolladık.

Sonra Hagi geldi. Hagi için zaten söylenecek bolca malzeme vardı, teknik direktörlük kariyerinin başında olduğu için. Neydi söylenenler: "Bu iş futbolculuğa benzemez, egoları kaldıramıyor teknik direktörlüğü." Onun döneminde alınan Türkiye Kupası'ndan sonra, yetersizliği öne sürülerek gönderildi.

Eric Gerets geldi ardından. Gerets zaten "Galatasaray gibi büyük bir takımı çalıştırmamıştı o yüzden gelmesi baştan hataydı" sözleri, Türkiye'ye adım atmadan söylenmeye başlandı. Oynattığı futbolu "korkak"lıkla nitelendirenler -4 forvetle en az 10 maçta oynadık nasıl bir korkaklıksa bu-, futbolu yeteri kadar bilmediğini iddia edenler, oyunu okuyamadığını, oyun içinde gereken değişiklikleri yapamadığını söyleyenler. Liste daha uzayıp gidiyor.

Unutmadan bu "Zaten futbolu bilmiyor, oyunu okuyamıyor, yetersiz" gibi eleştiriler sektirmeden her teknik direktöre söyleniyor. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor filan fark etmiyor. Hangisinin ayağı tökezlese bu cümleler sıralanıveriyor.

Neyse uzattım; "Kalli yaşlı", "Cevat Güler kumar", "Skibbe kariyersiz"...

Bu eleştirileri yapan adamlar kim? Futbolu en son 1980'li yıllarda oynamış -yenileri de 'Üstadım izindeyiz' tadında takılmayı sürdürüyor-, futbolun gelişiminde bihaber, Avrupa'da ne oluyor ne bitiyor sorsan, "Saviola mı, hani şu Barcelona'da oynayan oğlan değil mi?" diye yanıt veren, her yenilgi, galibiyet ve beraberlik için yazı şablonları olan, zaten o yazdıklarını da telefonla 100 kelimeyi bile geçmeyecek şekilde yazdırıp, masa başındaki editörün eline bakan, spontane konuştuğunda 3 kelimeyi biraraya getirmeyen insanlardan oluşuyor.

Şimdi en son kurban Rijkaard. "Barcelona elimde olsa ben de şampiyon yaparım", "Rijkaard futbolu bilmiyor", "Rijkaard'ın Florya'daki çaycıdan daha fazla yararı olmadı Galatasaray'a", "Türkiye'nin gerçeklerinden habersiz" gibi ipe sapa gelmeyen eleştiriler yapılıyor.

Bak şimdi ne diyeceğim; "Ulan zonta Barcelona elimde olsa ben de şampiyon yaparım" diyorsun da, bırak teknik direktörlüğü Nou Camp'a gazeteci olarak akreditasyon yaptırabilir misin şüpheli. Eleştirdiğin adamın teknik direktörlük kariyerini filan bir kenara bıraktım, futbolcu olarak karşısında oynamamak için "Çek bir Moldova" türünde yazılar yazıyordu abilerin. Eline Barcelona'yı ancak CM'de verirler. Yoksa normal şartlarda hakikaten eline verirler.

Bu hakim spor görüşü öyle bir sinmiş ki, insanların içine; bloglarda, forumlarda da aynı şeyler yazılıyor, çiziliyor. Eyvallah Rijkaard gitsin. Var mı önerin? Yok. Yegane önerin olumsuzluk üzerine kurulu. Öyle üç tane Premier Lig maçı izlemekle, iki La Liga karşılaşması yazmakla olmuyor bu işler. Sen öyle oturduğun yerden elinde klavye beyinsel mastürbasyonunu gerçekleştiriyorsun o kadar. Olma birader üç yıl şampiyon, nedir dünyanın sonu mu?

Ben hep söylüyorum, "İyi ki Derwall şu dönemde gelmedi Galatasaray'a" yoksa neler söylenebileceğini tahayyül bile edemiyorum. Hoş, gerçi tahmin ediyorum şu olurdu argüman, "O Alman Milli Takımı bende olsa..."

Sabır filan değil bu, ilgisi yok. Bir-iki kez söyledim, yine söyleyeceğim: Biz toplum olarak başarı köpeğiyiz. Koskoca bir toplum kaybedenlerden oluşunca, hep güçlünün yanında yer almayı kendimize görev edinmişiz. Boşuna mı bu toplumun ataları "Düşene bir tekme de sen at" demiş. Kim düşerse, ismi önemli değil tekme için sırada bekliyoruz.

Blogger'ız, bilmem kimiz diye ortalarda dolanan bu kadar adamdan toplasan 10 tane adam çıkmaz, şu başarı köpekliğini oynamayan. Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı istisnasız bu söylem ve eylem içinde. Toplumdaki başarısızlığın, kendini yüceltmek ve varolma noktasında yegane söz sahibi olabildiği taraftarlık konusunda başarısızlığa bu yüzden tahammülü yok. Şampiyonluğun gitmesi, Fenerbahçe'ye yenilmek, son 16 dakikada kaybetmek, 6 yemek v.s. v.s. Hepsi aynı yola çıkıyor, hepsi aynı yolun yolcusu.

Artık insanlara tekme atmayı bırakmak gerekir. Haa, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı zaten istemez Rijkaard'ı. Niye istesin ki? Sen ister misin? Transfer mahiyetinde olursa istersin. Bir ay geyiğini döndürürsün bloğunda, forumunda üstünlüğünü taslarsın, rakibine karşı, başarısızlık gelince de, "Ya abi olmuyor, yeter ama" demeye başlarsın, ki diyorsun da.

Hakikaten Rijkaard gibi adamlar bu ülkeye fazla. Bunu samimi olarak söylüyorum. Emin olun, Alex Ferguson gelse "Moruk, dede, heyecanını kaybetmiş", Mourinho gelse "Şımarık, ukala", Lippi gelse "Zaten puro içmekten başka bir işe yaramıyor", Werger gelse "Arsenal'i o kadar yıl çalıştırdı iki şampiyonluğu dışında başarısı yok" diye itin kıçına sokarız.

Bu ülkenin ideal hocası Rijkaard değil. Çünkü adam efendi, kariyerli, kendisini eleştirenleri karşısına adam diye alıp da dinlemiyor, bildiğini yapıyor ve futbolu biliyor.

Hepiniz futbolu çok biliyorsunuz, haklısınız. CM'de şampiyon olup, FM'de kupa kazanınca, bilinç altınız hepinize "Ulan harbiden ben bu işi yaparım" diyor.

Futbolcu eskilerini zaten kategoriye sokmuyorum. Onlar için gelen, giden kim fark etmiyor. Kaşı üstünde gözü olması yeterli.

28 Mart 2010

O g*t elbet açılır bir gün


Geçen yıl Hacettepe maçıydı, rakip 10 kişi kalmış Lincoln top sektiriyor. Türkiye'deki televizyon yorumcularının hemen hepsi "Bu terbiyesizliktir, ben olsam ayağını kırardım" tadında yorumlar yaptı.

Bugünkü Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Maç bitmiş bu insan taklitçisi yaratık, kendince rakibini aşağılamaya çalışıyor, dalga geçiyor.

"Volkan'ın ayağını kırmak lazım" demiyorum, demem de. Yapılana da bir isim vermekte zorlanıyorum ama bir isimlendirmek de istemiyor değilim tabii.

Kazanmışsın, maç bitmiş, ne bu şimdi? Yüzyıllık rekabet, ezeli dostluk filan hikâye oluyor bir noktadan sonra. İnsan sinirleniyor haliyle.

İki yıl önce, "Lincoln bana ana-avrat küfretti o yüzden sinirlendim" dedin. Bak şimdi insanlar, bu hareketlere sinirleniyor, hiddet yapıyor, küfrediyor.

Ne gerek vardı buna? Götünle topu tuttun, herkesi aşağılayabildin mi? Bütün Galatasaraylıları yerin dibine soktun mu? Yarın sadece bu hareket için Türkiye'deki tüm Galatasaraylılar başı önde mi olacak? Bütün bir futbol kariyerin boyunca götünle tuttuğun bu topla övünecek misin? Takım otobüsünde "Ulan ne makara yaptım, heriflerin hepsini yerin dibine soktum, t*şşağımı geçtim" deyip, kahkahalarla gülecek misin?

Sana söylenecek çok laf var ama anlama yetinin olabileceğini sanmıyorum. İnsan olsan anlardın ama böyle kötü bir insan kopyası şeklinde ortalarda dolanınca anlatılmıyor ağız tadıyla.

Sen, daha bol bol forma giyeceksin bu ülkede. Bu hareketin altı keçeli kalemle çizili bir biçimde duruyor orta yerde. Bugün olmadı yarın, olmadı başka gün tozlu raftan çıkartılır bu hareket, emin ol.

Haaaa, bir de unutmadan iyi kaleci olmanın yanı sıra sağlam götverenmişsin bunu da tekrardan hatırlattın bize. Eyvallah sana...

Fotoğraf: Chaogrey

Atak yapmadan maç kazanmayı becerebilmek

İşte Galatasaray-Fenerbahçe derbileri böyledir. Rakip Fenerbahçe olunca, Galatasaray'ın futbol IQ'su sıfırın altında bir noktada dolanıyor.

Maçın 25. saniyesi Mustafa Sarp kaleciyle karşı karşıya, kaleye vuramıyor, ortaya çıkartıyor topun olduğu noktada tek bir sarı-kırmızılı formalı oyuncu yok.

Maçın 70. dakikası, tıpkı Trabzonsporlu Colman'ın olduğu gibi Galatasaray maçlarının gole abone oyuncusu Selçuk 30 metreden vuruyor, top önce yere sekiyor, sonra kalecinin (kaleci diyorum ben ama pozisyon açısından söylüyorum yoksa sezon başından beri Galatasaray'ın kalesinde bir adam duruyor o kadar) elinden sekiyor ve gol oluyor.

Bu maçın 25. saniyesi ve 70. dakikasının Kadıköy'de yaşandığını düşünürsek o 25. saniyedeki pozisyon gol olur, maç 4'e 5'e gider, 70. dakikadaki pozisyonda dağlara taşlara gider.

Yenilen gole kadar Galatasaray gayet iyi futbol oynadı, sahada yapması gereken her şeyi yaptı. Benim için maçın dönüş anı Arda'nın oyuna girişidir. Gereksiz yere zorlama bir değişiklikti, takımın orta alandaki tüm ahengini ve rimtini bozdu.

Oysa Mehmet Topal gayet iyi ve başarılıydı. En azından rakibin orta alanda rahat top yapmasını engelledi.

Maçın ikinci kırılma anıysa Dos Santos'un yapamadığı goldü. O pozisyon dışarı çıktıktan sonra iç ses olarak "Bu maçı kaybettik" cümlesini gayet net biçimde duydum.

Dedim ya, rakip Fenerbahçe olunca Galatasaray'ın futbol zekâsı kalmıyor, saçmalıyor.

Söylenebilecek bir şey yok. Ligin bu gidişatında her şeyin değişebileceğini görüyoruz fakat o kadar çok bireysel hata yapıyor ki Galatasaray, işte bunlar insanı umutsuzluğa itiyor. Son Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarındaki iki hata 6 puana mal oldu. Elbette, hata yapacak sahada futbol oynayan bu adamlar ama böylesi kilit maçlarda hataları minimize etmezsen, sezon sonu da ligin tepesini göremezsin.

Fenerbahçe'yi tebrik ederim. Hakem, makem hiçbir şey söylenecek maç değildi. Çıkacaksın, alacaksın bu kadar basit.

Aklıma gelmişken, Hakan Balta'nın suyu mu çıktı? Daha önce bir yerlerde söyledim mi bilmiyorum. söylemediysem, söyleyeyim. Caner'den hiç hazzetmiyorum. Saçma sapan ortalar, garip hareketler. Hakan Balta'nın oynamadığı hiçbir maçta bu takımın savunmasına güvenmiyorum.

Son söz tribünlere olsun. 20 dakika boyunca kalecisini yuhalayan taraftar, tek kelimeyle 'rezildir'. Ama bunlara alıştık, taraftar dediğin böyle bir şey. Üç hafta önce Güiza ağlayarak sahadan çıktı, sonra alkışlarla. İki maç kurtarsa Leo Franco (ki, bunu asla yapamaz) herkes omuzlarda taşır.

Böylesi iğrenç bir taraftar kitlesi ile futbol izlemek de, futbol oynamak da mümkün değil. Türkiye'deki insan malzemesi bu. Ne söylesen boş.

27 Mart 2010

Derbi sonrası...


Bilinçli ve istekli bir susuştu iki günden bu yana. Derbiye kadar, kendimi nadasa alayım dedim.

Yarın akşam derbiden sonra görüşmek dileğiyle. Temiz maç olsun gerisi hikâye...