3 Şubat 2011

Demokratik Türkiye manzaraları


Sizi gidi cemaat artıkları sizi.
Sizi gibi efendilerinin önünde boyun eğmeye alışık şeref yoksunları sizi.
Sizi gidi bit yavruları sizi.

Alın lan size demokrasi! Sezen Aksu, Yılmaz Erdoğan, Lale Mansur ve türevi tatlısu demokratları, hikâyeden muhalif tipler acaba şu görüntüler hakkında ne düşünüyor. Mikrofonu uzatıp sormak lazım.

Ama bir taraftan da hak veriyorum adamlara. Çıkıp televizyonlarda, "Türkiye çok demokratik bir ülke. Bu anayasa ile her türlü eylem, grev ve sendikalaşma hakkı tanınacak" dediler ama "Sendikalaşanı, eylem yapanları dövmeyeceğiz. Meydanlarda gaza boğmayacağız" demediler.











Geri vitese takılmış ileri demokrasi


Tarih: 1 Şubat 2011
Yer: TBMM Akp Grubu

Recep Tayyip Erdoğan: İçindeki sorunları çözemeyen, iç karışıklıklardan kurtulamayan, kendi arasında uzlaşı sağlayamayan ülkeler aydınlık bir geleceğe de ulaşamazlar.

Halkın haykırışına, son derece insani taleplerine kulak verin. Halktan gelen değişim arzusunu hiç tereddüt etmeden karşılayın.

Mısır'ın huzuru, güvenliği, istikrarı adına önce siz adım atın. Halkı tatmin edecek adımlar atın.

Tarih: 3 Şubat 20100
Yer: Ankara

KESK, DİSK, TTB ve TMMOB tarafından Torba Yasa Tasarısı’nı protesto etmek amacıyla organize edilen eyleme katılmak isteyenler 160 otobüsle Ankara'ya hareket etti. 80 otobüs Ankara'ya ulaştı. 80 otobüs ise polis ve jandarma tarafından Ankara'ya sokulmadı.

Ankara Valiliği, gösteriyi 'yasadışı' ilan etti.

Mısır'a, Tunus'a 'demokrasi' dersi veren Türkiye Cumhuriyet Başbakanı (Bak aslında bu bambaşka bir yazı konusu ama üstüne çok yazıldı ve çizildi. Mübarek'e 'akıl vermek' için ABD ve AB'den gelecek tepkileri bekleyen 'Kasımpaşalı' Erdoğan'ın delikanlılığı ancak o kadar olur) ve onun hükümeti kendi halkının taleplerine polis ve jandarmayla karşılık veriyor, 'ileri demokrasi'nin inceliklerini gösteriyor.

Bu ülkedeki yönetimin adı faşizmdir, başka bir açıklaması yoktur. Herkes kendini kandırmaya devam etsin 'demokrasi' diyerek.

Ülkenin siyasi gücünün 'demokrasi' anlayışı türbanlı genç kızların üniversiteye girmesi -birileri mallık yapmadan söyleyeyim, ben de destekliyorum-, ülkenin her türden kurumunun güdümüne girmesi, yakınlarının, akrabalarının eş ve dostlarının zengileştirilmesinden başka bir şey değildir.

Kendilerine gelen hiçbir eleştirili kabullenmeyen, her eleştiriye mahkeme-dava-polis üçgeniyle karşılık veren siyasi iktidarın sonu da, bugün beslediği kalabalıklar tarafından gelecektir.

Şu aptal yalanlara inanan insanlar hâlâ mevcutsa, hepiniz gerizekâlısınız demektir. Haaa, çıkın ortaya "Kardeşim bizim demokrasi anlayışımız budur. Herkese değil sadece bize demokrasi" deyin, eyvallah.

Ama insanları aptal yerine koymaktan vazgeçin. Demokrasi masallarından vazgeçin. Faşizm'in ismi ne zamandan beri 'demokrasi' oldu. Gerçi Hitler ya da Mussolini de, ülkelerine gayet demokratik yönettiklerini düşünüyorlardı. Arada pek fark yok.



Müjdeler olsun! 42 yılın en düşük enflasyonu


Ocak ayı enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK’in verilerine göre, Ocak ayı itibarıyla yıllık enflasyon ise TÜFE’de yüzde 4,90, ÜFE’de yüzde 10,80 oldu.

Rakamlar 1969 yılından bu yana en düşük enflasyon olduğunu gösteriyor.

Ne güzel değil mi? 42 yıldan bu yana en düşük enflasyon rakamları. Nasıl oluyor da, hayat her geçen gün pahalılaşırken, enflasyon 42 yılın en düşüğünde?

Çünkü biz enflasyon sepetine göre, flüt, lens, pinpon topu, boş CD, bulaşık bezi, telefon kartı, şemsiye gibi şeyleri yiyoruz.

Enflasyon sepetinde yiyecek bir şey bulunmuyor. Pardon yiyecek olmaz olur mu?
Hiç öyle şey olur mu?
Olmaz.
Misal her evin vazgeçilmezi madlen çikolata, hemen her gün sofralarımızda bulunan yaş pasta, dar gelirlinin yemeye doyamadığı ahtapot, memurun sofrasından eksik etmediği havyar, her işçi ailesinin olmazsa olmazı karides gibi 'temel gıda maddeleri' enflasyon sepetinde bulunuyor.

Hiç unutmam biz evde her akşam havyar yerdik. Anacığım o güzel elleriyle, güveçte tereyağlı karides yapıp, yanına şöyle şahane ahtapot salatasıyla yavrularına her akşam havyar yedirirdi.

Yemekten sonra her akşamki rutinimiz, likör eşliğinde yaş pastamızı sunar, sonra Adile Naşit'i izler uyurduk. Hatta ertesi gün beslenme çantamıza akşamdan kalma karides ve kalamarı ekmeğe katık ederdi.

Yemin ediyorum kafa buluyorlar bizimle. 42 yılın en düşük enflasyonu diye başlıklar atılıyor. Muhtemelen Başbakan, Maliye Bakanı çıkıp, "İşte gördünüz mü, ülkeyi ne duruma getirdik? Ekonomimize bütün dünya gıptayla bakıyor" diye atıp tutacaklar.

Enflasyonun nasıl hesaplandığını, hangi maddelerin bulunduğunu görmek isterseniz buyrun. Geçen sefer tam listeyi verememiştim. Aşağıda tam listeyi göreceksiniz. 42 yılın en düşük enflasyonu bu maddelerle hesaplanıyor.

Maaşallah hepsi de, her evin vazgeçilmezi ve her sofranın olmazsa olmazı (!)

ENFLASYON SEPETİ TAM LİSTE
irinç


Tek Sandalye

Un Buğday Unu


Yatak Odası Takımı

Un Pirinç Unu


Yatak tek kişilik

Bebek Maması (Toz Karışım)


Yatak çift kişilik

Bulgur


Yatak Bazası

Ekmek


Oturma Odası Takımı

Bisküvi


Yemek Odası Takımı

Kraker


Kanepe ve Divan

Gofret


Sehpa

Pasta


Halı

Kek


Perdelik kumaş

Baklava


Tül kumaş

Ekmek Hamuru


Mefruşatlık kumaş

Makarna


Yatak örtüsü

Şehriye


Yorgan çift kişilik

Nişasta


Battaniye çift kişilik

Tahıl Gevreği


Çarşaf nevresim vb.

Dana Eti


Yastık

Koyun Eti


Havlu

Kümes Hayvanları Tavuk


Nakış vb. malzemeler

Sakatat


No-Frost Buzdolabı Tek Kapılı Mini

Sucuk


Çamaşır Makinesi

Sosis


Bulaşık Makinesi

Salam


Fırın

Balık


Bütangaz Ocağı Set Üstü

Süt


Fırınlı Ocaklar

Yoğurt


Klima

Peynir Beyaz Peynir


Radyatör

Peynir Kaşar Peyniri


Soba

Tulum peyniri


Termosifon

Krem peynir


Şofben Elektrikli

Yumurta


Kombi

Tereyağı


Aspiratör

Tereyağı yemerlik


Süpürge

Margarin


Elektrikli kesici vb. aletler

Zeytinyağı


Elektrikli küçük ev aletleri

Ayçiçek Yağı


Sıcak içecek makinaları

Misirözü yaği


Ütü

Portakal Sıkmalık


Diğer elektrikli küçük ev aletleri

Üzüm Çekirdekli


Ev aletlerinin tamiri (malzeme ve işçilik)

Armut


Cam Ev Eşyası

Ayva


Porselen Ev Eşyası

Çilek


Çelik Mutfak Eşyası

Elma


Çelik Mutfak Eşyası

Erik


Teflon Mutfak Eşyası

Greyfurt


Plastik Ev-Mutfak Eşyası

Karpuz


Diğer elektriksiz ev aletleri

Kavun


Pil

Kayısı


Ampul

Kiraz


Florasan lamba

Limon


Bahçe ve dış mekan malzemeleri

mandalina


Kapı vb. aksesuarlar

Muz


Soba vb. aksesuar ve malzemeleri

Şeftali


Çamaşır İçin Temizlik ve Bakım Ürünleri

Ceviz


Bulaşık İçin Temizlik ve Bakım Ürünleri

Fındık


Hijyenik Zeminler

Antep Fıstığı


Her Türlü Ev Temizlik Aletleri

Yer Fıstığı


Bulaşık Bezleri

Leblebi


Saklama ve muhafaza malzemeleri

Ay çekirdeği


Kağıt sofra malzemeleri

Kabak çekirdeği


Gündelikçi Ücreti

Kuru üzüm


Halı ve kilim temizleme

Bamya


İlaçlar

Bezelye


İlk Yardım Aletleri

Biber Çarliston


Diğer sağlık ürünleri

Biber Dolmalık


Numaralı Gözlük Camı

Biber sivri


Kontakt Lens

Domates


Sağlık İle İlgili Araç Gereçler

Fasulye


Uzman Doktor Muayene Ücreti Özel Hastahanede

Havuç


Diş çekimi ücreti

Ispanak


Diş dolgu ücreti

Kabak


Röntgen Ücreti Devlet Hastahanesinde

Karnıbahar


Ultrason Ücreti Devlet Hastahanesinde

Kuru Soğan


Emar

Lahana Brüksel Lahanası


Labaratuvar tahlil ücretleri

Lahana Kırmızı Lahana


İğneciye Ödenen Ücret Eczanede

Mantar


Hastahane Yatak Ücreti Devlet Hastahanesinde

Marul


Ameliyat Ücreti Devlet Hastahanesinde

Maydanoz


Doğum ücreti normal

Patlıcan


Doğum ücreti sezeryan

Pırasa


Otomobil

Salatalık


Otomobil 1200-1699cc

Sarımsak


Bisiklet

Semizotu


Araç yedek parça ve ekipmanları

Turp Kırmızı


Araba ile ilgili, temizlik ve bakım ürünleri

Üzüm Yaprağı


Benzin

Yeşil Soğan


LPG

Patates


Mazot

Kuru Fasulye


Motor Yağları

Nohut


Araçların Tamirine ve Bakımına Ödenen Ücretler (Malzeme ve işçilik)

Mercimek


Araçların Tamirine ve Bakımına Ödenen Ücretler (işçilik)

Diğer bakliyat


Araba Kiralama Ücreti

Konserveler


Otopark Ücreti

Salça


Otoban Geçiş Ücreti

Zeytin


Köprü Geçiş Ücreti

Cipsler


Şöför Eğitim Kurs Ücreti

Toz Şeker


Tren Ücreti Banliyo

Kesme Şeker


Metro Ücreti

Reçel


Tren Ücreti Şehirlerarası

Bal


Belediye Otobüs Ücreti

pekmez


Dolmuş Ücreti

Tahin Helvası


Servis ücreti

Çikolata


Taksi Ücreti şehiriçi

Çikolata krem


Otobüs Ücreti Şehirlerarası

Lokum


Uçak Ücreti

Sakız


Vapur Ücreti Şehir Hatları

Şeker karamela


Kargo

Dondurma


Nakliye Ücreti Şehiçi

Baharat


Mektup Gönderme Ücreti

Tuz


PTT Koli Gönderme Ücreti

Kabatma maddeleri


Telefon ekipmanları

Ketçap


Telefon yedek parçaları

Hazır çorbalar


Telefon onarımı

Hazır pakette toz tatlılar


Telefon görüşme ücreti

Kahve


Telefon kart ücreti

Neskafe


Cep Telefonu Ücreti

Çay


Telefon aboneliğine ilişkin hizmetler

Poşet bitki ve meyve çayi


İnternet ücreti

Kakao


Televizyon

Kakaolu içecekler (nesquick vb.) (toz)


VCD-DVD

Su


Müzik Seti

Maden Suyu ve Sodası


Cd çalar

Gazoz meyveli


Kamera

Kola


Bilgisayar Masa Üstü

Meyve Suyu Şişede


Printer

Rakı Yeni Rakı


Fax Modem Cihazı

Viski


Bilgisayar ekipmanları

Şarap


Kaset Teyp Kaseti

Bira Alkollü


Disket CD

Sigara Filtreli Samsun


Kaset Teyp Kaseti

Sigara Filtreli Maltepe


Fotoğraf makinesi film ücreti

Sigara Filtreli Tekel 2001


Görsel işitsel veri işleme araçları tamiri (malzeme ve işçilik)

Marlboro


Görsel, İşitsel Veri İşleme Araçları (İşçilik Ücreti)

Winston


Müzik aletleri

Parliament


Oyuncak Taşıt Araçları

Monte carlo


Sporla İlgili Aletler

Yünlü kumaş


Veteriner Ücreti

Pamuklu kumaş


Spor Müsabakalarına Giriş Ücreti

Kadife


Sportif Faaliyetlerle İlgili Kurs Ücretleri

Karışım kumaşlar


Film Tabetme Ücreti

Palto


Resim Çektirme Ücreti

Kaban anorak tipi (Erkek)


Kablo özel yayın hizmetleri

Kaban erkek için


Sinema

Takım elbise


Tiyatro

Ceket erkek için


Diğer kültürel ve sanatsal faaliyetler

Pantolon erkek için


At yarışı

Kazak


Piyango bileti (şans oyunlari masraflari)

Gömlek


Sayisal loto (şans oyunlari masraflari)

Sweatshirt


Spor toto (şans oyunlari masraflari)

Tişört


Şans topu (şans oyunlari masraflari)

Eşofman


Çocuk Kitapları

Pijama ikili takım


Okul kitapları

İç çamaşırı tek erkek


Diğer kitaplar

Çorap erkek için


Gazete

Manto


Magazinler ve Dergiler

Pardösü


Okul Defter

Kaban kadın için


Kalem

Mont kadın için


Resim Boyaları

Pantolon-Ceket Takım


Kırtasiye Malzemeleri

Tayyör


Diğer kırtasiye malzemeleri

Etek


Haftasonu Turları yuriçi

Pantolon kadın için


Yutriçi bir hafta ve daha fazla süreli turlar

Kazak bluz


Yurt Dışı Bir Hafta ve Daha Fazla Süreli Turlar

Gömlek kadın için


Hacca Gidiş Ücreti

Tişört kadın için


Kreş ve Anaokul Ücreti

Eşofman kadın için


Özel İlköğretim Ücreti

Pijama ikili takım


Özel Lise Ücreti

İç çamaşırı tek kadın


Özel Dersane

Bornoz


Özel Üniversite Ücreti

Çorap kadın için


Üniversite Harcı

Kaban anorak tipi çocuk için


Düzeyi belirlenemeyen eğitim programları

Ceket çocuk için


Çorbalar

Pantolon çocuk için


Hazır yemekler ve mezeler

Kazak çocuk için


Kebaplar

Gömlek çocuk için


Pideler

Sweatshirt çocuk için


Ekmek arası yiyecekler

Tişört çocuk için


Burgerler

Eşfman çocuk için


Pastane ürünleri

Pijama ikikli takım


Sıcak içecekler

İç çamaşırı tek çocuk


Kola

Çorap çocuk için


Ayran

Okul giyisileri


Alkollü içkiler

Bebek Tulumu


Otel Ücreti

Bebek pijaması


Kamp Yerleri ve Karavan Konaklama Yerleri

Bebek iç çamaşırı


Erkek Berberi

Bebek çorabı


Kadın Berberi

Örgü Yünü


Kişisek bakım hizmetleri kadın için

Dikiş İpliği


Elektrikli epilasyon aletleri

Karavat


Elektrikli saç bakım aletleri

Kemer


Traş Malzemeleri

Eşarp-başörtüsü


Ağız ve diş bakımı ürünleri

Tamir Ücretleri Etek Boyu Kısaltma


Tuvalet ve Güzellik Sabunu

Kuru temizleme ücreti


Sabun

Ayakkabı


Parfümler

Bot


Deodorant

Spor Ayakkabısı


Misafir Kolonyası

Ayakkabı


Cilt ve vücut ürünleri

Bot


Makyaj malzemeleri

Çizme


Saç bakım ürünleri

Spor Ayakkabısı


Tuvalet Kağıdı

Terlik


Kağıt mendil

Ayakkabı


Pamuk

Bot


Bebek bezi

Spor Ayakkabısı


Hijyenik kadin baği

Ayakkabı Tamiri erkek


Mücevher Altın

Ayakkabı Tamiri kadın


Seyahat Malzemeleri

Kiracı Tarafından Ödenen Gerçek Kira


Okul Çantası
Not: Arkadaşlar uyardı, ben de tam listeyi yeniden veriyorum.

2 Şubat 2011

Kimin hayatı Defne Joy'dan daha değersiz ki!


Osman Ünsal,
Murat Güvenç,
Resul Aslan,
Ersin Azak,
Asım Çelik,
Feyza Bilge Türkyılmaz,
Emine Ceylan,
Hasan Ceylan,
Rıza Ceylan,
Ve Defne Joy Foster..

Bugün Türkiye'de onlarca insan hayatını kaybetti. Birkaç isim var yukarıda. Kimi soba gazı zehirlenmesinden öldü, kimi trafik kazasından, kimi de saldırıya uğradı.

Elbette her ülkede 'ünlü' isimlerin ölümü haber değeri taşır ancak Türkiye'de medya bokun üstüne üşüşen sinekler gibi. Her ünlünün ölümünden bin ayrı hikâye çıkartmak için neredeyse götlerinden haber yapacak duruma geliyorlar.

Twitter'da kim ne yazdı?
Ölmeden önceki sözleri neydi?
Ünlüler onun için ne dedi?
Ölümünden önceki son fotoğrafı.
Ölmeden önceki son röportajı.
Eşi yıkıldı, arkadaşları şok oldu........

Her ölüm acıdır, her ölüm boktandır. Kimin öldüğünden bağımsız düşünebildiğimiz zaman ancak ayırdına varabiliriz.

Adam eşi ve çocuğuyla soba gazından zehirlenmiş. Aynı evden 3 ceset çıkmış, kimin umrunda? Kimsenin...

Diğeri borcu yüzünden birini öldürüp, sonra intihar etmiş. Kimin umurunda? Kimsenin.

Hangisinin hayatı Defne Joy'un hayatından daha değersizdi? Ahmet Fazlı Elçi ya da Ömer Çetin'in hayatları daha mı değersizdi yoksa?

Bana garip geliyor, böyle kişiliklerin ölümünün tüm medyada tsunami etkisi yaratması; fazlasıyla yapay ve gerçekçilikten uzak geliyor.

Her hanenin içinde ne dramlar, ne büyük acılar yaşanıyor. Ölümü bir kişiye giydirip, üstünden onlarca haber çıkartmaya çalışmak, neredeyse her kelimeyi haber haline getirmek, inşaat iskelesinden düşen öğretmenlere, madenlerde ölen emekçilere, maganda kurşununun hedefi olan çocuklara saygısızlık gibi geliyor.

Bir yıl, bilemedin iki yıl sonra ismini hatırlayacak insan bile bulmakta zorlanırsınız. Kimse Defne Joy'u anımsamaz bile. Ölüsünün rantını yiyen yiyene. Kimisi haber yaparak, kimisi yarın öbür gün TV programında alta ağlak bir müzik eşliğinde görüntülerini koyarak.

İçinde bulunduğum binadan neredeyse her gün nefret ediyorum şu iğrenç habercilik anlayışı yüzünden.

Umarım şurada yazılanları götünden anlayan biri çıkmaz.

Lan oğlum git kendine beyin naklettir


Hıncal Uluç: Şenol Güneş, Fenerbahçe maçını elleriyle teslim etti. Ben bu kadar korkak bir hoca görmedim. Dünya Kupası yarı final maçında, Brezilya'ya korkaklığından kaybettiğini söylediğim zaman, yer yerinden oynadı. Beni vatan haini ilan ettiler. Yıllar içinde Şenol da bir gelişme bekliyordum ama Fenerbahçe-Trabzon maçı gösterdi ki Şenol'da gelişme yok.
Sen 7 puan öndesin. Maçı kazanırsan Fenerbahçe'yi maddi, manevi bitireceksin. En güçlü rakibini... Ve neredeyse şampiyonluğunu ilan edeceksin. Kaybedersen; hâlâ 4 puan öndesin. Yani kaybetme korkun hiç yok, kazanırsan işi bitirebilirsin. Bu durumda bir takım korkak futbol oynar mı? Sahaya savunma takımı çıkarır mı? İyileşip, iyileşmediği belli olmayan Egemen ile başlıyor, korkudan... 19. dakikada ilk değişiklik hakkını boşu boşuna kullanıyor.

Trabzonspor'un maç kadrosu:

Onur
Serkan
Egemen (Dk. 19 Glowacki)
Giray
Cale
Burak (Dk. 73 Tayfun)
Selçuk,
Colman (Dk. 46 İbrahim Yattara)
Engin
Jaja
Umut
Burak (İki Burak takıma fazla, beyinm naklinden bana da gerekiyor)

Yuh ulan, şu kadroya korkak diyor herif. Engin, Jaja, Umut, Burak, Yattara daha kim oynayacak ki. Kadroda başka forvet özelliği bulunan adam yok neredeyse.

Yıllar geçtikte herifin beyninde ciddi tahribatlar oluşuyor. Şenol Güneş'e karşı garip bir takıntısı var. Korkak aşağıya, korkak yukarıya.

İnsan konuşurken biraz destekli konuşur, ayakları sağlam yere basar. Ağzından çıkanla, kulağının duyduğu arasındaki mesafe buradan köye yol olur.

Bu kadar dürüst ve doğru adamsın da halkın cebinden toplanılan paralarla satın alınan bir kurumda niye çalışıyorsun diye sormak lazım. Yanında, etrafında, sağında, solunda ne kadar yalama varsa bulunduruyor.

Her dediğine 'evet' diyecek, her söylediğine onay verecek adamlar istiyor.

Elindeki kalemi bir an önce bırakması dileğiyle.

Korkakmış!

1 Şubat 2011

Kulüpler pezevenkliğe ne zaman soyunur acaba?


Şuna söylenebilecek o kadar çok şey var ki. Dünyanın en boktan işi olsa gerek her şeyi pazarlama unsuru haline getirmek. Bayrak, kolye, forma, şort, atkı, bere, flama, pijama v.s. v.s.

Şimdi stat koltuğuna geldi sıra. Çıkıp kimse, "İyi hoş da hocam, Avrupa'da da böyle" türünden saçmalıklara girmesin. Kıblemiz Avrupa ve ABD sanki her tür olayda.

Biri halı çıkartır, su çıkartır, diğeri işin bokunu çıkartır stat koltuğu satar. Ciddi ciddi taraftarlık ruhunu kaybetti. Artık müşteriyiz hepimiz. Her şeyin pazarlanabilme gücü var.

Herif su satıyor lan! Nasıl bir mantık bu? Stadın altında çağlayan var da bizim mi haberimiz yok a.k.!

İş o hale geldi ki, yakında iş pezevenkliğe kadar gider. "Sarı-kırmızıya boyanmış en güzel hatunlar store'da satışa sunulmuştur. İster, sarışın, ister kızıl. İsteyene telefonla hizmet de veriyoruz" ya da "İşte Kewell, bayanların tüm arzularını karşılamaya hazır. Bir gece geçirmek ister misiniz" diye pezevenkliğe bile soyunur bunlar.

Şu müşteri kelimesi ilk dile getirildiğinde -yanılmıyorsam Özhan Canaydın- millet yeri göğü inletmişti. Demek ki sorun dile getirmekteymiş. Yoksa sineği, belini incitmeden sikersen kimse sesini çıkartmıyormuş.

Hatıralar parayla alınıp satılmaz, Ali Sami Yen'de pek çok hatıram var. Paraya çevrilmeye çalışılan hatıraların hayatımda yeri yok. O yüzden alanlara bir şey diyemem tabii ama satanlar kıçına soksun bu koltukları.

Geçenlerde Alican'ın bloğuna bir yorum yapmıştım, yeri geldi yazmam lazım. Bir gün bunlara taraftar malafatı yapıp, kıçlarına sokmak lazım. Hem en lisanslı olanından yaparız...

Türk sporcuların odalarına eşek ve keçi yollayın!


Erzurum'daki 25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunları'na Kanka ile girmiştik, prezervatifle devam ediyoruz.

Organizasyonda, Oyunlar Köyü'nde kalan tüm sporcuların odalarına 'istenmeyen' durumlar gözönüne alınarak, prezervatif bırakılmış. Gayet mantıklı, olması gerektiği gibi yani.

Ancak Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu durumdan vazife çıkartarak, Trük sporcuların odalarındaki prezervatifleri toplatmış. Gerekçe ise "Bizim kültürümüzde yok."

Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı Kemal Tamer, "Bizim kültürümüzde böyle bir şey yok. Bu tavır, bir anlamda gayrımeşru ilişkinin teşviki demektir. Onun için biz de çocuklarımızın odalarından prezervatifleri toplattık" diyerek, konu hakkında fikir beyanında da bulunmuş.

Kültürümüzde aslında nelerin var olduğunu Kemal Tamer sayesinde öğrenmiş bulunuyoruz. Aslında haklı Kemal Tamer! Bizim kültürümüzde prezervatif yoktur. Bizde prezervatif yerine, bir hanede bakamayacağın kadar çok çocuk vardır. Başbakan da böyle buyurmuyor mu? "En az 3 çocuk yapın."

18 yaşını geçmiş insanların ellerine TBMM'den onaylı silah verme hakkı tanıyoruz. Üstelik 5 silaha kadar gidiyor. Ama seks yok, alkol yok.
Neden?
İçki bütün kötülüklerin anası.
Ehh içki kötülüklerin anası da, seks ne peki?
Seks de bütün kötülüklerin babası!

İlişkinin gayrı meşru olup olmadığına, Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı karar veriyor. Neme lazım, "bizim çocuklar" seks yaparsa kim verir hesabını bunun?

Haberi okuduktan sonra bu yarışmalarda olma isteği doğdu içimde. İşin seks kısmını imam nikahı formülüyle hallederdim. Erzurum'dan ilk bulduğum imamın kolundan tutar, Kemal Tamer'in karşısına geçer, "Başkanım, bu Venezuelalı Carmena benim imam nikahlı karım. Acaba odama konmuş prezervatifi alabilir miyim?" derdim.

İşin içinde imam nikahı olunca Kemal Başkanım, elleriyle sunardı perezervatifimi. Hatta belki sırtıma iki de vururdu, kültürümüzde varolduğu üzere gerdek adeti yerini bulsun diye.

Ya da Venezuelalı Carmena, Çinli Li ve Avustralyalı Meggan'a yani üçü bir arada tadında imam nikahı yapardım. Nasılsa kültürümüzde var. 4 hatuna kadar yolu var, yalan mı? Kemal Başkanıma gidip, "Başkanım, bak Carmena bir başına kaldı, gönlüm elvermedi, Li ve Meggan'ı da ona yarenlik yapsın diye alıverdim nikahıma. Sen de yap babalığını da, diğer Türk sporcu arkadaşların odalarından aldığı prezervatifleri bana ver" derdim.

Lan bu Türk kültürü ne menem bir şey anlamış değilim. Bizim kültürümüzde alkol yok, seksin adı gayrımeşru ilişki, TV'deki dizilerden hemen etkileniyor. Bir kültür her şeyden erozyona mı uğruyor?

Ayrıca kiminle birlikte olacağıma ya da biriyle birlikte olup olmayacağıma Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı nasıl karar verir?

Dallama! Senin kültüründe keçi sikmek var, koyun sikmek var, at sikmek var, eşek sikmek var ama insanla cinsel ilişkiye girmek yok.

Gayrı meşru ilişkiymiş, 18 yaşından büyük insanların ilişkiye girmesi gayrı meşru ama imamın karşısına geçip, iki kişi buldun mu çatır çatır vuruşmak meşru ilişki öyle mi?

Zihniyete bak sen. Ülkede herkes namus bekçisi, herkes doğruluk abidesi kesildi başımıza. Herkes kraldan çok kralcı oldu.

Kemal Tamer'den beklentim, tercihe göre Türk sporcuların odalarına keçi, inek, at, eşek yollasın ki, kültürde erezyona uğramayalım.

31 Ocak 2011

10 soru 10 blogla haftanın değerlendirmesi


Geçen hafta 8'de kaldık, bu hafta 9'a yükseldik, umut ediyorum ki 10'u bulacağız, bir sonraki haftaya. Herkese tekrardan çok teşekkürler. Lafı eveleyip gevelemeden direkt başlıyorum....

Beşiktaş kimilerine göre rüya kadro kurdu. Daha ikinci lig maçında kamyonun devrilmesini neye bağlıyorsun?

Jesusalmeyda: Beşiktaş gerek orta saha göbeği gerekse de ofans opsiyonları itibariyle cidden hem kaliteli hem alternatifli bir kadro kurdu ama 2 büyük sorun vardı maç öncesi bu sezona dair.
Birincisi Beşiktaş'ın ön tarafı ile arka tarafı arasında hem kalite hem zeka farkının ayyuka çıkmasıdır. GS'ın rezil olarak sıfatlandırabileceğimiz geri 4'lüsü pek çok açıdan BJK'dan üstün ise durumun vehameti daha kolay anlaşılır.

Öteki sıkıntıları ise kadroyu devre arasında iyice güçlendirseler de kamuoyunun kadro üzerinde yarattığı baskıydı. Bursa ve FB'nin kötü oyunları ve TS'un her an bozguna uğramaya müsait kaotik iç yapısı ilk bakışta rakiplerinden kopmuş gözüken BJK için umut gibi gözüktü ama yeni bir kadro için böylesi bir baskı pek sağlıklı sonuç vermez.
Avcı şayet Ali ve İskender'i devre arası oyuna alsaydı muhtemelen çok daha farklı bir skor ve Schuster eleştirilerinin sesinin yükseldiğini duyacaktık.

Sence Türkiye'de futbolda "3 Büyükler" olgusu sona erdi mi ya da eriyor mu? Son iki yıldır futbolda değişen ne oldu da, görüntü değişmeye başladı?

Erenloğoğlu: Üç büyükler kavramını farklı yönlerden incelememiz gerekiyor aslında. Bunlar arasında en belirgin olanlar, ekonomik güç ve başarı kıstası şeklinde değerlendirilebilir.
Bu temel unsurların etkisiyle şekillenen taraftar ve sempatizan desteğini de göz ardı edemeyiz. Saltanat kültürünün işlediği bir toplumda, babadan oğula veya çevrede örnek alınan kişiden, sevdiğin bir arkadaşından geçen bir takım tutma algısının da bunda payı var. "Looking for Eric" filminin pub sahnesinde;

"Eşinden ayrılabilirsin, siyasi görüşlerini değiştirebilirsin, dininden vazgeçebilirsin ama asla tuttuğun takımı değiştiremezsin" der, bizde de geçerlidir bu durum. Kısa vadede, bu destek gücünü kaybetme zorluğundan dolayı üç büyükler olgusunun sona ereceğini zannetmiyorum.
İlerde bir gün, Adana'da bulunan insanlar, oluşan şartlar sonucu, yalnızca şehrinin takımlarını tutmaya başlarlarsa ve bu etkileşim pek çok farklı şehirde meydana gelirse, üç büyüklerin İstanbul takımları olarak kalma riski bulunmaktadır. Ancak üç büyükler de, küresel ortama uyum sağlama yoluyla ayakta kalmaya çalışacaklardır, Manchester United ve Real Madrid'in Uzak Doğu'da popüler olması gibi.

Üç büyüklerin yanlış -saha içi ve dışı- tercihleri, iktidara yakın görüşün hakim olduğu şehirlerde Anadolu sermayesinin güçlenmesi -Bursa, Kayseri vs.- sonucuna varılabilir değişten tablo için.
Üç büyükler gerilerken, Anadolu takımları yukarıya sürekli yaklaşıp, makası kapatmayı başardı. Salt teknik taktik sebeplere indirgememek gerekir bu aşamayı. Bakkaldan köse bir top alıp yola taş koyarak, ardından koşturulan çocukluk günlerine dönüldüğünde, bilmiyor ve anlamıyorduk futbolun ezilenleri mutlu eden en güzel oyun olduğunu.
İşte şimdi daha iyi görüyoruz. Futbol, egemenlerin ekonomik ve sosyal entegrasyonu sağlamak için kullandıkları bir saha ve Anadolu'dan şampiyon çıkmasının, bazı şehirlerin yükselmesinin bu döneme rastlaması asla rastlantı değil.

Fenerbahçe taraftarı çok fazla ümitvar değildi ligden. İki haftada alınan sonuçlarla tablo yavaş yavaş değişmeye başladı. Fenerbahçe'deki değişim ne oldu da, zirvenin ortağı oldu?

Tribünsel Sevda: Aslında geçen haftaki maçtan sonra pek bir değişim olduğundan söz edemezdik. Ne kadar galip gelsekte sahadaki futbol yine taraftara ümit vermiyordu. Fakat Trabzon maçında sergilenen oyun çok farklıydı.
Bu sezonun en iyi mücadelesini gösterdiler. Ortaya koyulan futbol, Trabzon maçına mı özeldi yoksa gerçekten futbolcular söyledikleri gibi kenetlendiler mi ilerleyen haftalarda göreceğiz.

Böyle maçlardan sonra kesin konuşmamamız gerektiğini ilk yarıdaki F.Bahçe-G.Saray maçını düşündüğümüzde anlayabiliriz. G.Saray, F.Bahçe maçında kaybedecek birşeyi olmayan takımdı ve saldırdı.
Bugün F.Bahçe'nin de kaybedecek birşeyi kalmamıştı, saldırdı ve istediğini aldıktan sonra çekildi. F.Bahçe'nin gerçekten zirveye ortak olduğunu söyleyebilmemiz için bu mücadeleyi kalan maçlarada yayması gerekiyor.

Ankaragücü beraberliği, Beşiktaş yenilgisi ve bugün de Fenerbahçe mağlubiyeti. Aykut Kocaman ve Şenol Güneş üstünden haftalardan bu yana ciddi bir gerilim yaratıldı. Gerilim savaşını Trabzonspor mu kaybetti yoksa Fenerbahçe mi kazandı?

Ceza sahası: Bir kere bu sorunun cevabı için Bünyamin Gezer'in maç içindeki hareketlerine, Fenerbahçeli futbolculara karşı gösterdiği tavırla Trabzonsporlu futbolculara gösterdiği tavır arasındaki farka bakmak gerekiyor. İlk 20 dakika boyunca Fenerbahçe'nin her istediğini verdi.
İkinci gol öncesinde, Emre'nin Jaja'ya yaptığı kartlık faulü garip bir avantaj anlayışıyla es geçti mesela. Bu açıdan bakınca bile gerginliğin Trabzonspor'a değil Fenerbahçe'ye yaradığını görüyoruz.

Trabzonspor'un alacağı 1 puan Fenerbahçe'nin umutlarını söndürmeye yetecekti. Fakat sahaya çıkan kadroya baktığımızda gerilimin yine Fenerbahçe'ye yaradığını görüyoruz.
Trabzonspor'un sahaya sürdüğü kadronun anlamı şudur: Bu maçı kazanmak zorundayız. Buna karşın Fenerbahçe 3'lü orta saha ile oynamayı tercih etti, hem de kendi evinde. Tuzağa düşen Trabzonspor, geri düşeceğini hiç hesaplamamış, bütün planları galibiyet üzerine kurmuş.
Bütün hücum opsiyonları sahada. Yedek kulübesinde golcü diyebileceğimiz tek oyuncu yok. Elinizdeki forvetlerin yokları oynayabileceğini hiç hesaba katmıyorsanız, başınıza gelene şanssızlık diyemezsiniz.
Eğer bu polemiğe girmek yerine faydacı davranılsaydı, mesela önce susulsa ve bu karşılaşmada manasız bir şekilde galibiyet kovalanacağına öncelik 1 puana verilseydi her şey çok farklı olabilirdi. Aykut Kocaman'ı ve öğrencilerini tebrik ediyorum.

Ha bir de Bünyamin Gezer'i.

Elano, Galatasaray ve Santos performansları birbirinin tam zıttı. Aradaki değişiklik sadece Brezilya ve Türkiye ligleri arasındaki farktan mı kaynaklanıyor?

Evrensel Blok-Kieran: Elano'nun Galatasaray'da başarısız olduğu hükmünde bulunabilmek güç. Bir kere, başarısızlığına göndermede bulunan ne kadar argüman ileri sürebiliyorsak, en azından onun iki katı kadar kanıtı da -Galatasaray döneminde gözle görülür bir veri olmasa dahi- başardıkları hakkında sunabiliriz.
İlk akla gelenleri bir çırpıda sayarsak; Elano, Galatasaray'da oynadığı dönemlerde istisnasız olarak Brezilya milli takımının formasını giyiyordu(çoğunlukla ilk 11) ve sayısız yıldızın bulunduğu aynı kadroda duran topların başına hep o geçiyordu (kornerlerde her zaman, serbest vuruşlarda çoğunlukla).
Aynı şekilde, M.City'de de penaltıların ve diğer duran topların, sahada olduğu müddetçe Elano tarafından kullanıldığını biliyoruz.

Yani, Elano'nun yeteneğini tartışmak pek anlamlı bir jimnastik olmayacaktır. Öte yandan, "yetenekli olabilir ama Galatasaray'a faydası dokunmadığı kesin" çıkarımı da hala bir yanıyla eksiktir. Çünkü yukarıda saydığımız özellikleri dışında, oyun içinde de aktif bir rol alamadı Elano Türkiye'de iken. Dolayısıyla, Elano'yu bugün en iyi, "yetenekliydi, Galatasaray'a çok şey katabilirdi ama tüm bunları gösterebilmesi için ona ne yeteri kadar destek ne de -saha içinde- rol verildi" türünden bir yaklaşım ile değerlendirebiliriz. Zira, mesele saha içinde rol almak ise Ayhan'dan Sabri'ye yerli futbolcuların hevesli tavırlarından "milyonluk yabancılara" sıra gelmediğini bundan önce de onlarca kez gözlemledik.

Sonuç olarak, kağıt üstünde de olsa, yerli kalitesinin yabancı kalitesinden kat be kat altlarda olduğu, geçen sezonun Galatasaray'ında, tüm bu seviye farkına rağmen, yerli futbolcuların bir takım hassasiyetlerinin veya komplekslerinin Elano'nun takım içinde benimsenmesini ve duran toplar başta olmak üzere, kritik zamanlarda insiyatif alabilmesini güçleştirdiğini görüyoruz.
Böyle bir süreç sonunda, kısa süre içinde takıma iyice yabancılaşan Elano da, kabul, "başarısız" olmuştur. Kendisine inanıldığı, sorumluluk almaya itildiği bir ortamda, Elano'nun etkisiz kalması akıl alır gibi değildir. Muhtemelen, Santos'ta kendisine böyle bir ortam yaratılmıştır (gollerinden sonra, takım arkadaşlarıyla yaşadığı sevince bakınca da bu fikrimin doğrulandığını hissediyorum). Aksi gibi, hemen herkesin herşeyi bildiği bir takımda (Galatasaray), Elano'dan "sınırlı" uzmanlık alanları ile vasata ulaşması dahi beklenemezdi. Öyle de oldu.

Ümit Özat'ın saldırıya uğraması ve ardından yere düşen taraftarı tekmelemesi. Daha 3 yıl önce Köln forması giyerken sahanın ortasında yığılıp kaldığı zaman tüm Türkiye onun için dua ediyordu. Şimdi gelinin noktada saldırıya uğruyor. Türkiye'de futbolun temel itici güçlerinden biri nefret midir yoksa bu ülke insanı mı nefret dolu?

Futbol muhalifi: Bundan birkaç sene önce Fenerbahçe-Denizlispor maçını evde annemle birlikte izliyorduk. Annem de klasik futbol izleyicisi bu arada: Ekranda tek kırmızı-beyaz forma olduğu halde “Hangisi Türkiye?” sorusunu da sormadan edemez. Maça dönecek olursak, hatırlarsanız Ümit Özat ve Giray Bulak arasında sert bir tartışma yaşanmıştı.
O anda anneme Ümit’in aslında çok efendi bir insan olduğunu söylüyordum; ama görüntüler beni yanıltmak için bir bir ekrana geliyordu. O an Ümit adına utanmış, içimden yeter, kes diye bağırıyordum. Dünkü maçta yaşanan olayları görünce hem o taraftar adına hem de Ümit adına yine ben utandım. Onlar fark etmiyor ama attıkları o yumruklar, tekmeler hep futbola atılıyor. Her gün birileri bu spordan sayelerinde uzaklaşıyor.
Bunları yazarken tek örnek bizim ligimizde var gibi bir durum anlaşılmasın. En son Barcelona-Real Madrid maçında Mourinho ile yaşadık. Hatta ülkemizde pek ilgi duyulmayan Rusya’da Spartak’ın hocası eski efsane Karpin ile Zenit’in ciddi anlamda psikolojik sorunları bulunan orta sahası Denisov arasında bu tür tartışmaları izledik. Elbet, birilerinin hoşuna gidiyor bu durum.
Yani bunlardan beslenen birileri mutlaka var. En basitinden medya için kaçırılmaz bir fırsat. Maç öncesi ve sonrasında insanları kışkırtmaları için güzel malzemeler ellerine geçiyor. Kısacası, kaçmaz bu fırsat!

Ümit konusuna gelecek olursak, bir Fenerbahçeli olarak kendi sporcumuza yöneltilen yumruklara alışığım. Birileri düğmeye basıyor ve olaylar gelişiyor. Zaten kendisinin yönetimden birileri ile tartışması vardı.
Bir de bunun üstüne son zamanlarda taraftarla arasındaki diyalog kötüleşince yaşanan olaylar şaşırtıcı değil. Şunu da belirtmek istiyorum; Ankaragücü gol attıktan sonra Ümit Özat’ın elindekilerini taraftarlarına gösterip fırlatması onun kişilik olarak (teknik direktör) fazla gelişmediğini gösteriyor. Kendisine, ailesine küfürler edilebilir; ama o da yangına körükle gidiyordu.

Bir diğer konu da günlük hayatın her alanında şiddete maruz kalıyoruz. Bu şiddet sokakta başlıyor, okula, iş yerine, eve ve stada kadar yayılıyor.
Şiddet üstüne bir sürü film izledim, kitap/makale okudum; ama tam olarak bir sonuç elde edemiyor insan. Bu yüzden de insanlarımızın nefretle çalışan bir makine olduğunu düşünmek istemiyorum.

Not: Sanırım Ümit Özat Köln’de antrenörlük kursu gibi bir şeye katılmıştı. Yılmaz Vural’ın da Köln geçmişi olduğu biliniyor. İkisinin bir diğer özelliği de kalp rahatsızlıkları. Konuyla alakalı olmasa da ilginç ortak noktaları var. Kalp rahatsızlığını iyi bilen birisi olarak umarım kimseyi bir daha öyle bilincini yitirmiş olarak yerde yatarken görmeyiz.

Rijkaard'a "67 maç tahammül eden" Adnan Polat, Hagi'ye kaç maç tahammül eder? Yakın ya da uzun vadede Hagi'den herhangi bir beklentin var mı?

Kayıpzamanınpeşinde: Eğer görüntü böyle olmaya devam ederse Hagi önümüzdeki sezonu tabii ki göremez. Bunun için müneccim olmaya gerek yok. Fakat an itibariyle Hagi’nin öne sürebileceği birkaç mazeret vardır tabii ki. Nedir bunlar? Öncelikle an itibariyle Baros, Arda, Kewell, Neill, Pino gibi takımın çehresini değiştirecek oyunculardan uzun zamandır mahrum kalmasıdır.
Bu beş oyuncu takımın omurgasını oluşturması ve sürekli bir arada oynaması gereken oyuncular. Takıma kalite katan isimler. Bu isimlerin olmadığı Galatasaray maalesef bir nevi Anadolu takımı hüviyetine bürünüyor.

Eğer salt Bursaspor maçına bakış atarsak, Hagi maalesef hata yapmıştır. Hagi – Tugay ikilisinin seçimi bu yönde olmuştur, onlara göre hata değildir belki ama, biraz mantıklı düşününce Bursaspor maçında sahaya sürülen kadronun Anadolu takımı hüviyetinden bir farkı yoktu. Kenarda durup farklılık yaratabilecek tek oyuncu Stancu’ydu.
Bursaspor gibi sert oynamayı bilen bir takım karşısında fizik olarak zayıf Emre Çolak’ı oynatıp, Stancu’yu yedek kulübesine mahkum etmek, “ben gol atma derdinde değilim arkadaş” tadındaydı. Emre Çolak yerine Stancu’yu tercih etmek, Kazım’ı kanada atıp Culio’yu sola koymak daha etkin bir hücum gücünü sağlardı.
Baros, Stancu, Arda, Kewell gibi oyuncuların yokluğunda santrfor bölgesini Kazım’a mahkum etmenin, son maçlarda hangi kısır döngülere yol açtığı açık seçik ortada. Bu oyun şablonu ve oyuncu seçimleriyle maalesef Galatasaray verimli hücum edemiyor. Hala bu şablon ve oyuncu seçimiyle diretmek, inatçı bir bakış açısı. Tutmayacak duaya amin demek gibi bir şey.

Ben Hagi’yi gerçek anlamıyla konuşabilmemiz için takımın önemli olan oyuncularının dönüşünü bekleme taraftarıyım. Hagi’nin asıl o zaman bir şeyler yapabileceğini ve takımın hücum varyasyonları üzerinde yetkinliğe kavuşabileceğini düşünüyorum. Kısa vadede bu oyuncuların dönüşüyle hücum konusunda sıkıntı yaşamayan, daha fazla pozisyona giren ve biraz daha fazla gol atan bir Galatasaray bekliyorum.
Uzun vadede ise Galatasaray kalitesine uygun olmayan oyuncuların gönderilip çok daha kaliteli oyuncularla ikame edilerek, eski bilindik Galatasaray oyun şablonuna evrilmenin beklentisi içindeyim. Hani, şu rakiplerini kendi sahasına kapatan, üst üste ataklarla rakibini bunaltan ve baskı kuran Galatasaray’ı bekliyoruz.
Eğer Hagi oyuncu seçimlerinde başarılı olursa, bazı konularda inatçılık yapmazsa başaramaması için bir neden yok. Ama elinde iyi hücum oyuncuları dururken onlardan verim elde edemezse, daha çok kontrol oyununa yönelip hücumu sonra düşünürse, önümüzdeki sezonu göreceğinden şüpheliyim.
Bursaspor maçındaki Stancu tercihi bile Hagi’nin öncelikle maçı kaybetmemek üzere motive olduğunu ortaya koyuyor. Ama benim bildiğim Galatasaray, öncelikle kaybetmemeyi değil, direkt kazanmayı hedefler. Hagi de bunun pekala farkında olmalıdır."

Portekizlilerin transferinden sonra Ernst'in yedek kalmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Stalker: Ernst’in yedekliği konusunda yargıya varmak için erken olduğunu düşünüyorum. Sezonun ilk yarısında 28 maça çıkan bir oyuncudan bahsediyoruz zira. Nerede tıkanacak diye bekliyorum ama maşallahı var, ufak form düşüşleri haricinde sürekli üst düzey performans gösterdi. Kupadaki Manisaspor maçından sonra Schuster’in yaptığı açıklama aydınlatıcı:

“İlk yarıda kulübemizde gerekli değişikliği yapacak, oyunun şeklini değiştirecek isimler bulunmuyordu. Bugün Almeida'nın yerine Bobo, Guti'nin yerine de Ernst girdi. Bunlar önemli değişiklikler. Ernst'i yedek kulübesinde görme şansım var.”

Şampiyonlar Ligi hedefini kovalasak da, UEFA’da ilerlemek ve Türkiye Kupası’nı kazanmak daha makul hedefler olarak gözüküyor. Sonuçta Beşiktaş diğer takımlardan fazla maç oynayacak. Bu şartları göz önünde tutuyor hoca bana kalırsa. Ernst’in ne kadar değerli bir oyuncu olduğunun zaten farkında. Onu verimli kullanabilmek adına kadrodaki alternatifleri zorluyor.
Tabii bu noktada yabancı kontenjanı ve taktiksel tercihler de devreye giriyor. Aurelio üçlü orta sahada değil ama ikili düzende gerçekten olağanüstü işler yapıyor. Fernandes de potansiyel olarak eldeki sert orta saha oyuncularından daha ofansif bir yapıya sahip olduğundan, hocanın stratejisine daha uygun.

Uzadı, hemen bağlayayım. İBB mağlubiyetinden sonra Schuster muhtemelen Guti ve Aurelio’ya aşırı yük bindiren sistemden vazgeçecek. Ernst’e, planladığından daha uzun süreler vermek zorunda kalacak. Zaten kazanan bir takımın olmazsa olmazıdır Ernst. Dolayısıyla herkesin hayrına Saçsız Kral’ın oynaması.

Futbolda haftanın en önemli gündem maddesi neydi?

Çobansalata: Futbolda bu haftanın en önemli gündem maddesi muhakkak ki Ankaragücü-Manisaspor maçında Ankaragücü teknik direktörü Ümit Özat'a yapılan saldırı idi.
Tabii bana bu olayda doğrudan şu haklıdır şu haksızdır demekten çok olayın baştan aşağıya bir yanlışlar sinsilesinin son halkası olarak çıktığını kabul etmek daha mantıklı geliyor.
Cemal Aydın'dan sonra bir türlü yönetimsel bazda bir uzlaşının sağlanamaması, Ankara Belediye Başkanı'nın takım üzerinden elini çekmek istememesi aksine tek hükümdar olacak şekilde takımı bir oyuncak haline getirmesi, eski başkanların yeni yönetimi devamlı çomaklamaları, çoğu kişisel rant peşinde olan sözde taraftarların birilerinin avukatı ya da celladı kisvesine bürünmeleri, dün kavga ettikleri birini ya da birilerini işlerine gelince takımın menfaatini düşünmeksizin omuzlara almaları ve kafasının dikine gitmeyi seven, yönetilmekten hoşlanmayan bir teknik direktörün takım üzerinde tek etkili olma inadı sonucunda iş o saldırıya kadar geldi.

Başta da belirttiğim gibi, olay anında ne maçın Ankaragücü aleyhine devam ediyor olması, ne Özat'a edilen küfürler, ne Ümit edilen küfürlerden sonra Ankaragücü golü bulunca onun yaptığı iddia edilen tahrikvari hareket, ne de takımın ligdeki durumu ki onca hengameye rağmen iyi durumda olduğunu düşünüyorum bu olayın münferit ya da bir anlık sinirle olan bir olay olduğunu kanıtlamaz. Ümit Özat'ı ne parasızlık, ne yönetimsel dirayetsizlik ne de futbolcu olmaması yıldırabilirdi ancak can korkusu onu bu takımın başından ayırırdı.

Dün olmasaydı gelecek hafta olacaktı, ya da ondan sonra ki hafta. Ama bu olay olacaktı. Olay öncesi tahrikler de işin tetiklemesi oldu. Tabi ayrıca Özat'ın saldırı geçiştirildikten sonra saldırgana yaptıklarını ve daha sonra genel anlamda söylediklerini de tasvip etmek mümkün değil.
Malum psikopat çok bu memlekette. Onlardan biri Özat'ın bu hareketleri ve söylemlerinden kendine vazife çıkarıp onun canına bile kastedebilir. Olmaz olmaz demeyin. Dediğim gibi psikopat çok...

İki 'adam' arasındaki farklar



1- Şenol Güneş adamdır, adamın hasıdır. Konuşmayı bilmeyen, ağzından çıkanı kulağı duymayan Türk futbol ortamında söyledikleri ders gibidir. Çünkü öğretmendir.

Aykut Kocaman adam sanılır, adam taklidi yapar. Birlikte çalıştığı teknik direktörün kuyusunu kazıp, koltuğa kendi oturur.

2- Şenol Güneş rakibe saygı nedir bilir. Rakibini evinde yendiğinde sevinen futbolcularına "cenaze evinde düğün olmaz" diyecek olgunluğa sahiptir.

Aykut Kocaman, rakibe saygı nedir bilmez. Rakibinin elini sıkmaya bile gitmez, burnundan kıl aldırmaz.

3- Şenol Güneş'in dünya üçüncülüğü apoleti vardır. Türk Milli Takımı'nın tarihindeki en büyük başarının altında imzası vardır.

Aykut Kocaman'ın Türkiye sınırları dahilinde ve sınırları dışında tek bir başarısı bile yoktur. Gittiği her takımı yüzüstü bırakır.

4- Şenol Güneş bitik futbolcuları yeniden yeşertir. Sevgisiyle, bilgisiyle, görgüsüyle, sıfırdan başlamak isteyen yitik futbolcuların can simididir.

Aykut Kocaman'ın çalıştırdığı hiçbir takımda kendini aşabilen oyuncu yoktur. O kadrosundaki en iyi oyuncuyu bile küstürür, birlikte çalışamaz.

5- Şenol Güneş'in nefretle bakarken göremezsiniz;

Aykut Kocaman'ın gözlerindeki sevgisizliği her zaman görebilirsiniz.

6- Şenol Güneş kendi camiasının gelmiş geçmiş en büyük efsanelerinden biridir.

Aykut Kocaman, takımına şampiyonluğu getiren golü atsa da 'hizipçi' kimliğinden sıyrılıp, takımının efsanesi olmamıştır.

Aykut Kocaman'ın dünkü terbiyesizliğine dair bir şeyler yazmasam, insanlığımdan şüphe duyardım. Aralarında ne var bilmiyorum, açıkçası ilgilendirmiyor da ama haydi misafirliği geçtim, en azından kendisinden yaşça büyük Şenol Güneş'in yanına gidip elini sıkmaması, Aykut Kocaman hakkında yanılmadığımı gösterdi.

Şenol Güneş zaten Türkiye'de futbol ortamına yakışmıyor. Onun yerine sürekli polemik üreten, futbolcusuna küfreden, futbolcusuna vuran, kendisini her kamera çektiğinde anlamsız ağız yüz hareketleri yapan bir dolu sığır yakışır (!) Türkiye futboluna.

Oysa Şenol Güneş, ne dediğini bilen, insanlara saygı ve sevgiyle yaklaşan adam gibi adam sıfatının içini, sağını, solunu, ortasını yani her yanını dolduran bir kişilik.

Bir tarafta Şenol Güneş, öte tarafta Aykut Kocaman. Adamlıklarını tahterevalliye koyup ölçsek, bir dev ve cüceyi karşılıklı oturtmamız gerekir. Ancak o zaman, bu iki iki ismin arasındaki farkı verebilmeye en yakın duruma gelmiş oluruz.

Hiç yaşanmamış gibi davranalım (!)


Rıdvan Dilmen, Mehmet Demirkol, Feridun Niğdelioğlu ve bilimum Fenerbahçe yazarları. Bunların ortak tavırlarının hastasıyım senelerdir.

Dünkü maça dair tek konuşulacak şey Bünyamin'in rezalet yönetemidir. Ama sanki dün Saraçoğlu'nda hiçbir şey olmamış, yaşanmamış gibi konu hakkında tek kelime bile etmemişler.

Türkiye'de genel tavır böyledir zaten ama bu tiplerde daha baskın bir biçimde karşılaşıyoruz bu tavra.

Fenerbahçe dün kazanmayı hak etti mi? Oynanan futbol üstünden bakacak olursak, evet hak etti.

İyi de birader, bu kadar da olmaz ki. Maçın içine sıçılmış, ciddi ciddi kaderi etkilenmiş, Fenerbahçe'nin 30. dakikada 10 kişi kalması lazım, attığı ikinci golde saçma sapan bir avantaj kararıyla 2-0'lık üstünlüğü sağlamış, gösterilmeyen kartlar maçın tamamen kaderini etkilemiş. Maçtan çıkan yorum "Aykut Kocaman'ın zaferi, bık bık bık."

Kendi kuyruğuna basıldığı zaman yeri göğü inletenler, iş değişince sesini bile çıkartmıyor. Birkaç hafta içinde tek hakem hatasında nasıl bağıracaklarını göreceksiniz, nasıl ağlayacaklar birlikte okuyacağız. Şimdi işler iyi gidiyor tabii, o yüzden sorun yok.

Bir de Ercan Saatçi örneği var. Herif hakemden yakınmış, Lugano'ya verilen kart yüzünden. Bu da farklı bir tavır. Gözleri bambaşka yere çevirmeye hesaplayan, tipik siyasi iktidar mantığı. Mesaj belli "Biz de şikâyetçiyiz hakemden." Yedik yavru kurt, yedik.

Şu haftaya bakıyorum da, Ümit Özat saha içinde saldırıya uğruyor, hakemler maçların skorlarını direkt olarak tayin ediyor, tribünlerde ana-avrat sövmeye tepki verilmiyor.

Hakikaten futbolun içine sıçılmaya başladı. Zaten sağlıklı bir yapıda olmayan Türk futbolu, gün geçtikçe daha da boktan bir hal almaya başladı. Ülkenin gidişatıyla doğru orantılı olup bitenler. Ülke ne kadar viraja yaklaşırsa, futbol da ondan nasibini alıyor.

Konu saptı yine, Fenerbahçeli arkadaşlar alınmasın, darılmasın sakın ama Bünyamin Gezer'le kaybetmeleri pek mümkün olmuyor. Saraçoğlu'nun kadrolu derbi hakemi. Her şeyi geçtim, Fenerbahçe 10 kişi kaldıktan sonra Trabzonspor'u 10 kişi bırakmak için götünü yırtmasına bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.