16 Ekim 2009

En iyi 10 spor fotoğrafı

Öncelikli not: Liste bana ait değil, Dailymail'in listesi. Şimdiden eleştirilere karşı gardımı aldım..


No 10: 1994'te Almanya Grand Prix'sinde Hockenheim Benetton sürücüsü Jos Verstappen'in aracı, pit stop sırasında benzin sızması sonucunda alev aldı. Verstappen, bu olaydan sadece burnunda birkaç yanıkla kurtuldu.


No 9: Preston takımının efsanevi oyuncusu Tom Finney Stamford Bridge'de iki Chelsea'li oyuncunun arasından böyle sıyrıldı. Bu fotoğrafın bir de heykelinin yapıldığını söylemekte fayda var.


No8: 2010 Dünya Kupası elemeleri maçında Norveç karşısında kaçırdığı gol İskoçyalı Chris Iwelumo'nun yüz ifadesine böyle yansıyor.


No 7: Dünya Kupaları tarihinin belki de en unutulmaz fotoğrafları arasında yer alır, Maradona ve Belçikalı 'sürüsü'. 1982 Dünya Kupası'nda Maradona karşısında tam 6 Belçikalı'nın görüldüğü bu fotoğraf birçok ödül kazandı.


No 6: İngiltere'nin unutulmaz defans oyuncusu Terry Butcher'ın İtalya karşısında oynadığı maçta, bu 'gazi' durumu da, spor tarihinin unutulmaz fotoğrafları arasında yer aldı.


No 5: İngiliz rugby oyuncusu Fran Cotton ve iki arkadaşının çamurlara bulanmış bu hali, bir zafere dönüşünce, fotoğraf da unutulmazlar arasındaki yerini aldı.


No 4: 6 Mayıs 1954'te 25 yaşındaki tıp öğrencisi Roger Bannister Oxford'da 3 binden fazla seyirci önünde bir mili 3 dakika 59.4'le koşarak, 4 dakikanın altına inen ilk atlet oldu. Bannister 1975 yılında şövalye yapıldı.


No 3: 2008 Pekin Olimpiyatları'nda Çin atlet Huo Liang'in bu atlayışı kendisine altın madalya, fotoğrafın sahibine de ödül getirdi.


No 2: Şimdilerin ünlü aktörü dönemin en sert futbolcularından Vinnie Jones ve Gascoigne'nin bu karesi 2 numarada. Wimbledon-Newcastle maçında Jones'un eli hakemden kaçmış olabilir ama fotoğrafçılardan kaçmamış.


No 1: Muhammed Ali'nin, ilk raundda Sonny Liston'u devirdikten sonra "hadi kalk ve benimle dövüş" demesi ve bu ifadenin kare içine alınması spor tarihinin en iyi fotoğrafı kabul edilmiş.

Dilencilik sırası Fenerbahçe'de mi yoksa?


Senerlerdir "Dilenci Galatasaray, devlete stat yaptırıyor" diye ağlaşanlar, Kadıköy Belediyesi'nin hem de aralarında Fenerbahçe Kulübü üyesi olan kişiler tarafından yapılan bir oylamayla, Ataşehir gibi bir yerde 57 dönümlük araziyi sadece Fenerbahçe'nin ihaleye girmesi şartıyla satışa çıkartılmasına ne diyecek çok merak ediyorum.

Kadıköy Belediyesi, Kadıköy'de oturan bütün insanların Fenerbahçeli olduğu savında sanırım ki, böyle bir kararı rahat rahat alabiliyor. Gerçi kararı alanlar arasında bolca Fenerbahçe Kulübü üyesi de var. O yüzden karar rahat alınmıştır muhakkak ki.

Şimdi burada ilginç olan, benzer bir karar Galatasaray lehine çıkması durumunda basında makineli tüfek misali çıkacak haber ve köşe yazılarının, Fenerbahçe için yer bulmayacak olmasıdır.

Hemen her karar sonrası köşelerinde çok bilmişçilik yapıp, "Bu karar adaletsizdir", "Devlet kimsenin babasının malı değildir" diye bağırıp çağıranlar, muhtemelen 3 maymuna bürünecektir.

Adalet istiyorsak, herkes için istemeliyiz. Yok eğer sadece kendimiz için adalet istiyorsak, adaletsizliğin temel kavramlarından biri haline geliriz.

Oturup hep birlikte izleyeceğiz olan bitenleri. Daha önce 1 TL karşılığında verilen Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yeri hakkında tek bir kelime bile etmeyenlerin, bu karara da tepki göstereceklerini sanmıyorum.

15 Ekim 2009

'Nadal ve Federer devri bitmek üzere'


Tenis dünyasında en sevdiğim isimlerden Agassi, ilginç saptamalarda bulunmuş. Yakın dönemde Nadal ve Federer devrinin kapanacağını söyleyen Agassi, doğrusunu söylemek gerekirse, sağlam parametrelerle saptamasını güçlendirmiş.

Agassi, Andy Murray'ın yakın dönemde birçok zafer kazanabileceğini belirtmiş ve Djokovic ve Del Potro'nun da tenisi domine edebileceklerini söylemiş.

Federer için "Halen birtakım özel şeyler yapabilmesi için şansı var" diyen Agassi, 28yaşındaki İsviçreli raketin, en büyük sorununun ilerleyen yaşı olduğunu söyledi.

NADAL'IN DİZİ

Andre Agassi, Nadal’ın dizinden geçirdiği sakatlığa endişelendiğini, bunun kronik bir durum olabileceğini belirterek, "Eğer dizlerinize yüklenmeye devam ederseniz, tendonlardaki sorun da nükseder. Bunun üstesinden gelmek göründüğü kadar kolay değil" demiş.

Gerçekten de, çok yerinde tespitler gibi duruyor. Nadal'ın son 2 yılda çok fazla turnuvaya çıkartılması, neredeyse önüne gelen turnuvada oynatılması sakatlığını ç ok azdırdı.

Bundan bir yıl önce "Nadal'ın tenis kariyeri bitti" sözlerini duyduğumda pek inanmak istememiştim ama bu denli kuvvetli dile getirilmesi bazı şeylerin doğruluğunu gösteriyor.

Her ne olursa olsun Nadal-Federer rekabeti dünyaya çok sayıda tenissever hediye etti. Her iki isim de tenis dünyasının efsaneleridir.

14 Ekim 2009

Mesut Özil, marşta ayet okuyor


Almanya Milli Takımı'nın Türk asıllı oyuncusu Mesut Özil, Alman basınına yaptığı açıklamada, milli marşlar okunduğu sırada Kuran-ı Kerim’den ayetler okuyarak, dua ettiğini söylemiş.

Kuvvetle muhtemeldir ki, Almanya'da yükselen sağ ve iktidar ortakları bu açıklamayı Mesut'un aleyhine kullanacaklardır. Hali hazırda sürekli eleştilen Mesut'un hazırlıklı olması gerekiyor.

Mesut'un açıklamalarının bir başka ilginç bölümü ise, Werder Bremen'in 5 yıllık muvakelesini elinin tersiyle ittiği ve Barcelona hayali.

Avrupa futbolunun yükselen yıldızı Mesut, her aklına geleni söylememesi gerektiğini yakında anlar...

Ancelotti'nin zor anları



13 Ekim 2009

Seviyorum lan seni...

Yılmaz Vural, Türk futbolunun delisi gözüyle bakılıyor. Aslında birçok kişiden daha akıllı. Bugün Radyospor'da bir açıklama yaptı. İroni dolu, harika bir açıklama. Yoruma gerek olmadan aynen veriyorum...

"En azından ben varım mesela. 25 yıldır bu ligde çalışıyorum. Eğitimim var. Yabancı dilim var. Bize verilen imkanlarla neler yaptığımız belli. Milli takıma çok futbolcu yetiştirdik. Ben kendimi aday görüyorum, ama bir tane gazetede adımız geçmiyor.

Demek ki işin uzmanlık boyutuna bakılmıyor. O yüzden biz de ’Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok’ misali, Türkiye’de futbolu yönetenlere içimizden içimizden kırılıyoruz. Yeteri kadar deneyim isteniyorsa tecrübeliyim. Avrupa’yı biliyorum.

Daha düne kadar bu ülkede pro lisans sahibi olan sadece bendim. Bu ülkeyi benden daha iyi tanıyan biri olabilir mi? İki tane akademi bitirmişliğim var. Yabancı istiyorlarsa, ben aynı zamanda Alman vatandaşıyım."

Elano'dan Kaka'ya el ense

12 Ekim 2009

Günün pulu vol.33

Kimin geldiğinin ne önemi var ki?


Milli takımın başına yerli mi gelir, yabancı mı? İsmi Davut mu olur, David mi? Biz hâlâ bunları tartışıyorsak, zaten ne 2010'a gitmeyi hak ediyoruz ne de 2050'ye gitmeyi.

Plansızlığın plan olarak önümüze konulduğu, kaosun her daim var olduğu bir ülkede yaşıyorsak, Milli Takımın başına kimin geçtiğinin zerre önemi yok.

Günü kurtarma peşindeyiz. İsteyen baksın Fenerbahçe'nin Daum tercihine ya da Rijkaard'a "Go home" seslerini dinlesin.

Devletlerin siyasi iktidarlardan bağımsız, tercihleri doğru ya da yanlış polikaları vardır. Almanya'da Hıristiyan Demokratlar da gelse, Yeşiller de gelse, Sosyal Demokratlar da gelse değişmeyen yüzyıllık politikaları vardır, keza İngilizlerin, Fransızların.

Bu ülkede her siyasi iktidar değişiminde hem de bir ideolojik değişim olmadan politikalar değişir. İşte aynen şu an içinde bulunduğumuz futbol süreci de benzerlik gösteriyor.

Hiddink gelse ne olacak ki? Kuyruğuna teneke bağlayıp yollanmadı mı bu ülkede? Şenol Güneş gelse ne olacak. Bir-iki başarısızlıktan sonra gönderilmedi mi?

Havanda su dövülüyor, bunun başka bir açıklaması yok. Her kafadan çıkan ses, aşağı-yukarı benzerlikler gösteriyor.

Daha birkaç ay önce Bağış Erten'in Tam Saha dergisinde Rijkaard'la harika bir röportajı vardı. Birkaç ay Türkiye'de bulunan bir futbol adamı müthiş yerinde tespitler yaptıştı. Ne diyordu Rijkaard, kendisine sorulan "Galatasaray'da hedefiniz nedir? Avrupa düzeyinde bir takım yaratma hedefiniz var mı? Misal bir Porto, bir Lyon olabilir mi Galatasaray?" sorusuna; "Daha yolun çok başındayız. Bunları konuşmak için çok erken. Henüz elemeler aşamasındayız. Daha sezon başı antrenmanları bitmedi. Takım düzeni oturmadı. Başlangıçta pek çok şey ters gidebilir. Fiziksel ve teknik olarak iyi bir takım yaratmak için zaman lâzım. Yolun başında bir takım için şimdiden çok büyük hedefler çizmek istemem. Ama şunu da iyi biliyorum, eğer iyi başlarsanız, işler de iyi gider. Her gün üstüne koymalıyız, takım ruhunu yaratmalıyız. Bunu başardıktan sonra gerçekten anlamlı bir şey söyleyebiliriz, ama şimdi değil."

Ve en can alıcı tepsitinde "Aslında her şeyden biraz var Türk futbolunda. Ama hiçbir şey tam yok." cümlesi, bugün içinde bulunduğumuz durumu anlatmıyor mu?

Hiçbir sistemi kabullenmeyen, çünkü sistemsizliğin ülkenin her yerine sirayet ettiğini bilmiyor muyuz? Aptalı oynamanın ne anlamı var ki?

İsim mi arıyoruz? Al sana José Mourinho, Marcelo Lippi, Alex Ferguson. Daha sayayım mı? Alınacak iki yenilgide "Jose efendi, burası Türkiye, İngiltere'ye İtalya'ya benzemez" denmeyecek mi?

"Ferguson, senin 'Sir'lüğün ancak İngiltere'de geçer. Burası Türkiye, bambaşka bir ülke." edebiyatı yapılmayacak mı?

Başarının köpeğiyiz çünkü. Alınan sonuç yegâne parametremiz. İki beraberlikte "dahi" yaptığımız adamı üç yenilgide "Yeniköy Kasabı", "Zaten kokainmandı", "B planı da yokmuş" diye etiketleyip, üçbeş çapulcuya malzeme yapmıyor muyuz?

Kimse komik olmasın. Bu ülkenin insanları kazananın yanındadır, kaybedeni alaşağı eder. Hele ki, futbolda daha beterini yapar.

Çünkü hayatın hiçbir alanında plan yapmıyoruz, günü kurtarmanın peşindeyiz. Tıpkı Ceyhun'un, Yusuf'un milli takım forması giydiği gibi; tıpkı hedefleri büyütme aşamasına geldikten sonra 3 şampiyonluk sözü verdiğimiz gibi; tıpkı ülkede herhangi bir alanda başarılı olmuş insanları, kazandığı başarıya pişman ettiğimiz gibi.

Bu zihniyetteki milli takıma ya Hakan Şükür yakışır, ya Bülent Uygun. Tutarsın mikrofonu "Bizim evlatlarımız"dan başlar, "İnancın zaferi"nde bitirir.

11 Ekim 2009

Maradona'ya 2. Tanrı kıyağı



Maradona'ya Tanrı'nın ikinci lütfû yaşandı bu gece. Tanrı bu kez Palermo aracılığı ile devreye girdi.

Her şeyin bittiği anda sahneye Palermo çıktı. Maradona'yı zor bir 90 dakika bekliyor Uruguay'da. Şurası kesin ki, bu Arjantin Dünya Kupası'na gitse bile fazla umut yok. Bir devrim de onlara gerekli...