29 Mart 2010

Yaptığın harekete sahip çık önce yavşak

Volkan Demirel: "Maçın son anlarında, bir pozisyonda topu sırtımı dönerek kontrol etmiştim. Bu olay yanlış anlaşıldı ve benim bu hareketi rakiple alay etmek için yaptığım şeklinde yorumlar yapıldı.

Bizim ülkemizde bu tarz şeyler biraz abartılıyor. Hiçbir şekilde içimden kötü bir niyet geçirerek o hareketi yapmamıştım, ama yanlış anlaşılmaya sebep olduğum için özür diliyorum.

Tüm futbol camiasının şunu bilmesini istiyorum ki hiçbir şekilde içimden kötü bir niyet geçmemişti ve rakibimizle alay etmek gibi bir niyetim yoktu.

Futbol bir şov oyunudur. Ben de o an şova yönelik bir hareket sergilemek istedim. O an içimden gelen basit bir hareketti. Kötüye çekilmesini hiçbir şekilde istemedim. Yanlış anlaşıldıysam tekrar tekrar özür dilerim."


Yavşak, yaptığın hareketin arkasında dur en azından. Önce "Şov yaptım", sonra "Yanlış anlaşıldıysam özür dilerim" diyorsun.

Bu statta taşaklarını avuçladın taraftara dönüp "Sakatlandım" dedin, Lincoln'e saldırdın "Ana avrat küfür etti" dedin, dün Keita'ya, Baros'a saldırdın onlar neye küfretti. Milletle dalga geçmek için götünle top tutuyorsun "Yanlış anlaşıldım" diyorsun. Adam ol, yaptığın işe sahip çık. Hep sen haklısın zaten anasını sattığımın stadınsa, herkes suçlu sen haklısın.

Neyse sinirlenmeyeceğim daha fazla. Ruhunda var ibnelik.

Edit: Gerçi koskoca gazete genel yayın yönetmeni "Şöyle becerdik, böyle becerdik" deyip kahkaha atıyor, sonra suçlu küfürü yiyen oluyor. Vay efendim nasıl olurmuş da, aile içindeki görüntü dışarı sızarmış, iki kişinin özel konuşması nasıl yayınlanırmış. Telekulakçı olduk küfür yediğimiz için. O yüzden ne istersen yapabilirsin.

Gönderin Rijkaard'ı (!)


Bu ülkenin 'spor yazarları' neyse sokaktaki insanı, Meclis'teki politikacısı ya da şuralarda yazıp çizen blogger'ları da aynı zihniyettedir.

Rijkaard'a sallayanların haddi hesabı yok. Futbolu bilmediğinden tutun, yeteneksiz ve başarısız olmasına kadar uzayıp gidiyor liste.

Hakim futbol görüşü istiyor ki, Daum ve kalibresinde teknik direktörler bu ülkede çalışsın. Neden? Çünkü medyaya kırmızı gül vermeyi sever, Ortaköy Camii önünde senenin en az iki günü fotoğraf çektirir, boynuna koynuna Türkiye rozeti çakar.

O yüzdendir ki, Zico onlar için stajyer, iş bilmez, Fenerbahçe'yi yönetecek yetenekte değil v.s. v.s.

Şimdi 1996-2010 yılı arasındaki Galatasaray teknik direktörlerine bakalım. Malum 96-00 arası Fatih Terim'in yıllarıydı. Ne dendi Ali Sami Yen'deki 4-0'lık Fenerbahçe mağlubiyeti sonrası: "Terim bu takımı taşıyacak kalitede değil"

Eyvallah fikirdir, söyler isteyen istediğini. Sonuç ne oldu peki? 2000 yılında kazanılan UEFA şampiyonluğu. Peki ne dendi? "Fatih Terim Türkiye'ye gelmiş geçmiş en büyük teknik direktördür."

Sonra Lucescu dönemi geldi çattı. Pek tabii ki, o dönem sonrası kim gelse işi zor olacaktı ama Türk spor basını kendisine "Çingene, şopar" gibi aşağılık yakıştırmalar dışında 'sportif' olarak da, "Zaten Hagi getirdi. Bugüne kadar hangi takımda başarılı olmuş ki?" türünden zırvalarla yerden yere vuruldu. Sonuç ne oldu? Türkiye'de en başarılı olmuş teknik direktörlerden biri damgası üstüne yapıştırılıp, her takımın teknik direktör değişimi döneminde ismi anılan ilk adam oldu.

Sonra Fatih Terim yeniden geldi. O, "Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörü" başarısız sonuçlar almaya başlayınca, birdenbire "Kendini geliştirememiş" bir adam haline geldi. Ehh onu da yolladık.

Sonra Hagi geldi. Hagi için zaten söylenecek bolca malzeme vardı, teknik direktörlük kariyerinin başında olduğu için. Neydi söylenenler: "Bu iş futbolculuğa benzemez, egoları kaldıramıyor teknik direktörlüğü." Onun döneminde alınan Türkiye Kupası'ndan sonra, yetersizliği öne sürülerek gönderildi.

Eric Gerets geldi ardından. Gerets zaten "Galatasaray gibi büyük bir takımı çalıştırmamıştı o yüzden gelmesi baştan hataydı" sözleri, Türkiye'ye adım atmadan söylenmeye başlandı. Oynattığı futbolu "korkak"lıkla nitelendirenler -4 forvetle en az 10 maçta oynadık nasıl bir korkaklıksa bu-, futbolu yeteri kadar bilmediğini iddia edenler, oyunu okuyamadığını, oyun içinde gereken değişiklikleri yapamadığını söyleyenler. Liste daha uzayıp gidiyor.

Unutmadan bu "Zaten futbolu bilmiyor, oyunu okuyamıyor, yetersiz" gibi eleştiriler sektirmeden her teknik direktöre söyleniyor. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor filan fark etmiyor. Hangisinin ayağı tökezlese bu cümleler sıralanıveriyor.

Neyse uzattım; "Kalli yaşlı", "Cevat Güler kumar", "Skibbe kariyersiz"...

Bu eleştirileri yapan adamlar kim? Futbolu en son 1980'li yıllarda oynamış -yenileri de 'Üstadım izindeyiz' tadında takılmayı sürdürüyor-, futbolun gelişiminde bihaber, Avrupa'da ne oluyor ne bitiyor sorsan, "Saviola mı, hani şu Barcelona'da oynayan oğlan değil mi?" diye yanıt veren, her yenilgi, galibiyet ve beraberlik için yazı şablonları olan, zaten o yazdıklarını da telefonla 100 kelimeyi bile geçmeyecek şekilde yazdırıp, masa başındaki editörün eline bakan, spontane konuştuğunda 3 kelimeyi biraraya getirmeyen insanlardan oluşuyor.

Şimdi en son kurban Rijkaard. "Barcelona elimde olsa ben de şampiyon yaparım", "Rijkaard futbolu bilmiyor", "Rijkaard'ın Florya'daki çaycıdan daha fazla yararı olmadı Galatasaray'a", "Türkiye'nin gerçeklerinden habersiz" gibi ipe sapa gelmeyen eleştiriler yapılıyor.

Bak şimdi ne diyeceğim; "Ulan zonta Barcelona elimde olsa ben de şampiyon yaparım" diyorsun da, bırak teknik direktörlüğü Nou Camp'a gazeteci olarak akreditasyon yaptırabilir misin şüpheli. Eleştirdiğin adamın teknik direktörlük kariyerini filan bir kenara bıraktım, futbolcu olarak karşısında oynamamak için "Çek bir Moldova" türünde yazılar yazıyordu abilerin. Eline Barcelona'yı ancak CM'de verirler. Yoksa normal şartlarda hakikaten eline verirler.

Bu hakim spor görüşü öyle bir sinmiş ki, insanların içine; bloglarda, forumlarda da aynı şeyler yazılıyor, çiziliyor. Eyvallah Rijkaard gitsin. Var mı önerin? Yok. Yegane önerin olumsuzluk üzerine kurulu. Öyle üç tane Premier Lig maçı izlemekle, iki La Liga karşılaşması yazmakla olmuyor bu işler. Sen öyle oturduğun yerden elinde klavye beyinsel mastürbasyonunu gerçekleştiriyorsun o kadar. Olma birader üç yıl şampiyon, nedir dünyanın sonu mu?

Ben hep söylüyorum, "İyi ki Derwall şu dönemde gelmedi Galatasaray'a" yoksa neler söylenebileceğini tahayyül bile edemiyorum. Hoş, gerçi tahmin ediyorum şu olurdu argüman, "O Alman Milli Takımı bende olsa..."

Sabır filan değil bu, ilgisi yok. Bir-iki kez söyledim, yine söyleyeceğim: Biz toplum olarak başarı köpeğiyiz. Koskoca bir toplum kaybedenlerden oluşunca, hep güçlünün yanında yer almayı kendimize görev edinmişiz. Boşuna mı bu toplumun ataları "Düşene bir tekme de sen at" demiş. Kim düşerse, ismi önemli değil tekme için sırada bekliyoruz.

Blogger'ız, bilmem kimiz diye ortalarda dolanan bu kadar adamdan toplasan 10 tane adam çıkmaz, şu başarı köpekliğini oynamayan. Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı istisnasız bu söylem ve eylem içinde. Toplumdaki başarısızlığın, kendini yüceltmek ve varolma noktasında yegane söz sahibi olabildiği taraftarlık konusunda başarısızlığa bu yüzden tahammülü yok. Şampiyonluğun gitmesi, Fenerbahçe'ye yenilmek, son 16 dakikada kaybetmek, 6 yemek v.s. v.s. Hepsi aynı yola çıkıyor, hepsi aynı yolun yolcusu.

Artık insanlara tekme atmayı bırakmak gerekir. Haa, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı zaten istemez Rijkaard'ı. Niye istesin ki? Sen ister misin? Transfer mahiyetinde olursa istersin. Bir ay geyiğini döndürürsün bloğunda, forumunda üstünlüğünü taslarsın, rakibine karşı, başarısızlık gelince de, "Ya abi olmuyor, yeter ama" demeye başlarsın, ki diyorsun da.

Hakikaten Rijkaard gibi adamlar bu ülkeye fazla. Bunu samimi olarak söylüyorum. Emin olun, Alex Ferguson gelse "Moruk, dede, heyecanını kaybetmiş", Mourinho gelse "Şımarık, ukala", Lippi gelse "Zaten puro içmekten başka bir işe yaramıyor", Werger gelse "Arsenal'i o kadar yıl çalıştırdı iki şampiyonluğu dışında başarısı yok" diye itin kıçına sokarız.

Bu ülkenin ideal hocası Rijkaard değil. Çünkü adam efendi, kariyerli, kendisini eleştirenleri karşısına adam diye alıp da dinlemiyor, bildiğini yapıyor ve futbolu biliyor.

Hepiniz futbolu çok biliyorsunuz, haklısınız. CM'de şampiyon olup, FM'de kupa kazanınca, bilinç altınız hepinize "Ulan harbiden ben bu işi yaparım" diyor.

Futbolcu eskilerini zaten kategoriye sokmuyorum. Onlar için gelen, giden kim fark etmiyor. Kaşı üstünde gözü olması yeterli.

28 Mart 2010

O g*t elbet açılır bir gün


Geçen yıl Hacettepe maçıydı, rakip 10 kişi kalmış Lincoln top sektiriyor. Türkiye'deki televizyon yorumcularının hemen hepsi "Bu terbiyesizliktir, ben olsam ayağını kırardım" tadında yorumlar yaptı.

Bugünkü Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Maç bitmiş bu insan taklitçisi yaratık, kendince rakibini aşağılamaya çalışıyor, dalga geçiyor.

"Volkan'ın ayağını kırmak lazım" demiyorum, demem de. Yapılana da bir isim vermekte zorlanıyorum ama bir isimlendirmek de istemiyor değilim tabii.

Kazanmışsın, maç bitmiş, ne bu şimdi? Yüzyıllık rekabet, ezeli dostluk filan hikâye oluyor bir noktadan sonra. İnsan sinirleniyor haliyle.

İki yıl önce, "Lincoln bana ana-avrat küfretti o yüzden sinirlendim" dedin. Bak şimdi insanlar, bu hareketlere sinirleniyor, hiddet yapıyor, küfrediyor.

Ne gerek vardı buna? Götünle topu tuttun, herkesi aşağılayabildin mi? Bütün Galatasaraylıları yerin dibine soktun mu? Yarın sadece bu hareket için Türkiye'deki tüm Galatasaraylılar başı önde mi olacak? Bütün bir futbol kariyerin boyunca götünle tuttuğun bu topla övünecek misin? Takım otobüsünde "Ulan ne makara yaptım, heriflerin hepsini yerin dibine soktum, t*şşağımı geçtim" deyip, kahkahalarla gülecek misin?

Sana söylenecek çok laf var ama anlama yetinin olabileceğini sanmıyorum. İnsan olsan anlardın ama böyle kötü bir insan kopyası şeklinde ortalarda dolanınca anlatılmıyor ağız tadıyla.

Sen, daha bol bol forma giyeceksin bu ülkede. Bu hareketin altı keçeli kalemle çizili bir biçimde duruyor orta yerde. Bugün olmadı yarın, olmadı başka gün tozlu raftan çıkartılır bu hareket, emin ol.

Haaaa, bir de unutmadan iyi kaleci olmanın yanı sıra sağlam götverenmişsin bunu da tekrardan hatırlattın bize. Eyvallah sana...

Fotoğraf: Chaogrey

Atak yapmadan maç kazanmayı becerebilmek

İşte Galatasaray-Fenerbahçe derbileri böyledir. Rakip Fenerbahçe olunca, Galatasaray'ın futbol IQ'su sıfırın altında bir noktada dolanıyor.

Maçın 25. saniyesi Mustafa Sarp kaleciyle karşı karşıya, kaleye vuramıyor, ortaya çıkartıyor topun olduğu noktada tek bir sarı-kırmızılı formalı oyuncu yok.

Maçın 70. dakikası, tıpkı Trabzonsporlu Colman'ın olduğu gibi Galatasaray maçlarının gole abone oyuncusu Selçuk 30 metreden vuruyor, top önce yere sekiyor, sonra kalecinin (kaleci diyorum ben ama pozisyon açısından söylüyorum yoksa sezon başından beri Galatasaray'ın kalesinde bir adam duruyor o kadar) elinden sekiyor ve gol oluyor.

Bu maçın 25. saniyesi ve 70. dakikasının Kadıköy'de yaşandığını düşünürsek o 25. saniyedeki pozisyon gol olur, maç 4'e 5'e gider, 70. dakikadaki pozisyonda dağlara taşlara gider.

Yenilen gole kadar Galatasaray gayet iyi futbol oynadı, sahada yapması gereken her şeyi yaptı. Benim için maçın dönüş anı Arda'nın oyuna girişidir. Gereksiz yere zorlama bir değişiklikti, takımın orta alandaki tüm ahengini ve rimtini bozdu.

Oysa Mehmet Topal gayet iyi ve başarılıydı. En azından rakibin orta alanda rahat top yapmasını engelledi.

Maçın ikinci kırılma anıysa Dos Santos'un yapamadığı goldü. O pozisyon dışarı çıktıktan sonra iç ses olarak "Bu maçı kaybettik" cümlesini gayet net biçimde duydum.

Dedim ya, rakip Fenerbahçe olunca Galatasaray'ın futbol zekâsı kalmıyor, saçmalıyor.

Söylenebilecek bir şey yok. Ligin bu gidişatında her şeyin değişebileceğini görüyoruz fakat o kadar çok bireysel hata yapıyor ki Galatasaray, işte bunlar insanı umutsuzluğa itiyor. Son Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarındaki iki hata 6 puana mal oldu. Elbette, hata yapacak sahada futbol oynayan bu adamlar ama böylesi kilit maçlarda hataları minimize etmezsen, sezon sonu da ligin tepesini göremezsin.

Fenerbahçe'yi tebrik ederim. Hakem, makem hiçbir şey söylenecek maç değildi. Çıkacaksın, alacaksın bu kadar basit.

Aklıma gelmişken, Hakan Balta'nın suyu mu çıktı? Daha önce bir yerlerde söyledim mi bilmiyorum. söylemediysem, söyleyeyim. Caner'den hiç hazzetmiyorum. Saçma sapan ortalar, garip hareketler. Hakan Balta'nın oynamadığı hiçbir maçta bu takımın savunmasına güvenmiyorum.

Son söz tribünlere olsun. 20 dakika boyunca kalecisini yuhalayan taraftar, tek kelimeyle 'rezildir'. Ama bunlara alıştık, taraftar dediğin böyle bir şey. Üç hafta önce Güiza ağlayarak sahadan çıktı, sonra alkışlarla. İki maç kurtarsa Leo Franco (ki, bunu asla yapamaz) herkes omuzlarda taşır.

Böylesi iğrenç bir taraftar kitlesi ile futbol izlemek de, futbol oynamak da mümkün değil. Türkiye'deki insan malzemesi bu. Ne söylesen boş.

27 Mart 2010

Derbi sonrası...


Bilinçli ve istekli bir susuştu iki günden bu yana. Derbiye kadar, kendimi nadasa alayım dedim.

Yarın akşam derbiden sonra görüşmek dileğiyle. Temiz maç olsun gerisi hikâye...

25 Mart 2010

Biletix soygun ve karaborsa kurumu


Hadi diyelim ki, bundan önceki senelerde milyonlarca taraftar bilet için internete aynı anda girip, sistemi kilitliyordu.

Ehh, artık kaçış da yok. Galatasaray Bonus Card sahibi kaç kişi vardır ki, biletler anında tükenir ya da internete girdiğimiz an sistem kilitli ibaresi görürüz.

Şunun bir gerçek olduğunu görelim; bu kurum biletleri el altından karaborsaya sunmaktadır. Başka bir açıklaması olamaz. Pazar günü maça giden herkes görecek, karaborsada deli gibi bilet satılacak.

Uzman sorumu sorayım o zaman: Herkesin bir bilet aldığı yerde, bu biletler nasıl karaborsaya düşüyor peki? Hakikaten komik olmaya başladı. Birileri eşek yüküyle para kazanıyor kulüplerin üstünden ve kimse bunu sesini çıkarmıyor.

O zaman aklıma bu rant ve karaborsanın içinde daha yüksek düzeyde birileri var diye geçiyor. Yeter artık bu milleti soyduğunuz.

Not: bonaventure'den bir yorum var, mutlaka okuyun...

Adam olmayı başarabilmek

Dolandırıcılık ve çete üyesi olmak suçundan tutuklandı. Ağır suçlamalar, insanın asla üstüne yapışmasını istemediği suçlar, hele ki dolandırıcılık.

Karaktersizlik, başlıca karakter özelliğiydi, ne tip bir adam olduğu net bir biçimde anlaşıldı.

Galatasaray'dayken, Fenerbahçeli taraftara saldırdı; Fenerbahçe'ye gitti ana-avrat sövüp eliyle '6' işareti yaptı.

Girdiği kabın şeklini alanlardan, en sıvı en vıcık vıcık olanından hem de. Futbolcu olmak, para kazanmak, meşhur olmak, sevilmek hepsi hikâye, öncelikli şart adam olmak. Ne yazık ki, başarabilmiş değildi.

6 yıl ceza alırsa fazla ironi yüklü olur.

Centilmenlik sınırı


Saygı iyi hoş da; bir dakika alkış, iki pankart 90 dakika küfür.

Centilmenlik de bir yere kadar ama değil mi?

24 Mart 2010

Sporda Şiddet Yasası'nda verilecek cezalar


STATLARA YASAK MADDE SOKMAK VE KULLANMAK

3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası.

USULSÜZ BİLET SATIŞI

2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ve 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası. Ayrıca ilgili kulübe 250 bin liradan, 1 milyon 500 bin liraya kadar para cezası.

ÇİRKİN VE KÖTÜ TEZAHURAT

2 yıldan 4 yıla kadar men, 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası.

MAÇLARDA YASAK ALANA GİRMEK

Tribünlerden oyun alanına giren kişiye 2 yıla kadar müsabakalardan men, oyunun durmasına neden olanlara 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

YASAK BEYAN VE DEMEÇ

100 bin liradan başlayan para cezası.

DİNİ VE ETNİK AYRIMCILIK

3 yıldan 5 yıla men ve para cezası.

TAHRİK EDİCİ YAYINLAR

Haber ve yorum yazan medya mensubuna 200 bin, ilgili medya kuruluşuna 500 bin liradan başlayan para cezası.

ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİ

5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası.

ŞİDDET OLAYLARINDA KAVGA EDEN VE YARALANMAYA NEDEN OLANLAR

3 yıldan 5 yıla kadar men ve 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası.

SPOR ALANLARINA HASAR VERENLER

1 yıldan 3 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

Evladım sizi kim işe alıyor?

Anadolu Ajansı'nı ben yazmaktan bıktım, bunlar sığırlık yapmaktan bıkmadı. Yeni bir vaka bu kez cahilliğin ötesinde bir durum var. Aynen alıntılıyorum:

"Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından Bayern Münih’in teknik direktörü Franz Beckenbauer, Wayne Rooney’nin, İngiltere’ye Dünya Kupası’nı kazandırabileceğini söyledi."

Evet, 15 yıl önce teknik direktörüydü. Sanırım haberi 'yapamayan' arkadaş biraz gerilerde kalmış.

Bülent Arınç'a tavsiyem, Anadolu Ajansı ve TRT'ye editör alırken; partizanlığı, cemaatçiliği dışında biraz da bilgisi olmasını kriterler arasına soksun. Çünkü hemen her gün, bu gibi aptallıkları yapıyorlar.

Tabii copy-paste habercileri de bunu aynen yapıştıracakları için, haber portallarının birçoğunda da Beckenbauer, teknik direktör olarak geçecek.

Offff, offfffff.