3 Eylül 2009

Bugün olmazsa yarın



Bugün çok iş vardı, şimdiden kusura bakmayın karalayamadım bir şeyler. Minik kuzen üniversite kaydına götürüldü, İstanbul turu yaptırıldı v.s. v.s. (Minik kuzen dediğim de 19 yaşında genç adam. Ama 47 cm'lik halini bilince, insanda Minik Kuzen algısı hiç değişmiyor)

Hayır; yazdıktan sonra sanki milyonlar beni okuyormuşcasına bir günah çıkarma durumu oldu. Yine de, okuyan, merak eden, takip eden herkese bir sorumluluk duygusu da yaşamıyor değilim. O yüzden belirtmekte fayda var dedim.

Gece uyumazsam yazarım yoksa yarına kadar bana müsaade. Herkes kendine iyi baksın, kimse üzmesin kendini, futbolu sevin, hayatı sevin, yaşamaya devam edin.

Bu transferler de kaçar mı?



Transfer dönemi bitti. Artık neresinden bir şey yakalasak derdindeki İngiliz basını "Ah ulan bu transferler nasıl kaçtı?" şeklinde bir haber hazırlamışlar. Açıkçası çok hoşuma gitti, paylaşmak istedim. Kimler ne büyük balıklar kaçırmış bir görelim...

Michael Laudrup: Danimarka futbolunun gözbebeği, KB'de oynadığı dönemlerde, Anfield'a gelmek üzereyken, Laudrup'un 3 yıllık kontrat ısrarı sonucu Liverpool bu transferden vazgeçmiş. Sonrası Brøndby, Juve, kiralık Lazio dönemi ve Barcelona'da harika yıllar.

Matt Le Tissier: Tüm kariyerini Southampton'da geçiren Le Tissier, 1990 sezonunda Tottenham'a gitmek üzereyken, bilinmez bir nedenden ötürü Londra ekibi bu işten vazgeçiyor. O yıllar itibariyle Le Tissier kaçan balık olmuş.

Roy Keane: Tüm kariyerini Celtic'le noktalanan bir yıl dışında Nottingham Forest ve MANU'da geçiren Keane, Blackburn patronu Kenny Dalglish, tarafından 1993 yılında istenir.

İmza aşamasına gelen transferde evrekların tamamlanması için Cuma'dan Pazartesi'ye beklenince Sir Ferguson devreye girdi ve Blackburn işi yattı. Transfer işi beklemeye gelmez, bu anlaşılıyor.

Cristiano Ronaldo: Genç oyuncu arayışındaki Arsene Wenger, Ronaldo'ya el atar. Ronaldo uzun uzun düşünür ve sonunda Old Trafford'a gitmeye karar verir. Tarihi karar olmuş cidden. İngiltere'de taşlar çok başka oynayabilirdi, bu transfer gerçekleşmiş olsa.

Paul Gascoigne: 1987-88 sezonunda Yılın Genç Futbolcusu seçilen Gaza, Newcastle'dan Manchester United yolcusu olmak üzereyken, 11 saat sonra Tottenham'ın verdiği 2.3 milyon sterlinlik teklife dayanamaz ve Londra'ya gider.

Zinedine Zidane: Nam-ı diğer Zizu, Bordeaux yılları sonrasında Blacburn'e Dugarry ile birlikte yolcu olmak üzereyken, Blackburn yönetimi Dugarry'i istemez ve transfer suya düşer. Kaçan balık torik olmuş.

Eric Cantona: 1991 yılında Nimes'te oynerken, Sheffield Wednesday'den gelen teklifi kabul eden Cantona, daha sonra inandırıcı bulmadığı bir teklif olduğunu düşünerek, Leeds patronu Howard Wilkinson'la el sıkıştı.

Diego Armando Maradona: Argentinos Juniors'ta forma giyerken, 1981 yılı sonunda Sheffield United'dan gelen 600 bin sterlinlik teklifi kabul eder. Ancak kısa bir süre sonra, bu paranın hazırlanamadığını, yahi hazır olmadığı haberi gelince Boca yollarına düşer. Kaçan balık balina olmuş...

Futbolun asi çocuğu Best



Lakabı: 5. Beatle, Futbol’un James Dean’i
Forma numarası: 7
Oynadığı takımlar: Manchester United, Fulham, Stockport County, Dunstable Town, Fort Lauderdale Strikers, Hibernian, Cork Celtics, Los Angeles Aztecs, San Jose Earthquakes, Brisbale Lions
Kariyeri boyunca attığı gol sayısı: 470 maçta 179 gol
Milli takımlarda attığı gol sayısı: 37 maçta 9 gol

Kulüp Başarıları: Manchester United: UEFA Şampiyonlar Kulüpler Kupası (1968), FA Premier Lig Şampiyonluğu: (1965, 1967)

Bireysel Başarıları: UEFA Yılın Futbolcusu Ödülü (1968), BBC Yılın Spor Adamı ve Yaşam Boyu Başarı Ödülü (2002)

Futbolun asi çocuğu bir başka deyişle James Dean'i, fırtınalı bir hayata pek çok şey sığdırdı. Best, kadınlar ve alkolden ise asla vazgeçmedi.

GEORGE BEST'İN HAYATI

İlk dönemlerde büyük yeteneğiyle kendisinden söz ettiren George Best, kısa süre sonra yaşamı, ilişkileri ve alkol tutkusuyla gündeme geldi. 1946'da Kuzey İrlanda'nın Belfast kentinde doğan Best'in yeteneği, genç yaşlarda keşfedildi. 15 yaşında Manchester'a getirilen Best, 17 yaşında da resmen Manchester United'lı oldu.

İngiltere’nin ünlü ekibi Manchester United’da 1963–1974 yılları arasında top koşturan George Best, bu dönem içerisinde 1965 ve 1967’de 2 lig şampiyonluğu, 1968’de bir Avrupa Kupası kazandı.

1968’de Avrupa’nın en iyisi olan Manchester United’ın en önemli yıldızı olan Best, o sene sergilediği muhteşem performans ile "Avrupa’da Yılın Futbolcusu" ödülünü ve "İngiltere Futbol Yazarları Birliği, Yılın Futbolcusu" ödülüne layık görüldü.

Kuzey İrlanda Milli Takımı’nın formasıyla 37 kez milli formayı taşıyan Best milli takımıyla 9 gole imza attı. Çoğu zaman kanat oyuncusu olarak görev alan Best özellikle fuleli koşuları, hızını hiç yavaşlatmadan attığı çalımları ve muhteşem pas yeteneği ile futbolseverleri kendisine hayran bıraktı.

Çoğunlukla Britanya’dan çıkan en yetenekli oyuncu olduğuna inanılan Best, dünya çapında her zaman Pele ve Diego Maradona ile kıyaslandı. Maradona, Best ile ilgili açıklamasında "Best, benim 1 numaralı favorim" derken, Pele: "Best, oynarken gördüğüm en iyi futbolcu" demiştir.

FUTBOLUN İLK 'SÜPER STAR'I

Kuşağının en iyi futbolcularından birisi olan Best, futbol dünyasının ilk 'süper starı' olarak anılıyordu. Oynadığı yıllarda hayranlarından haftada 1000 mektup alıyordu.

Bu onun zaten futbolcudan çok bir pop-star gibi yaşamasına neden oldu. Yakışıklılığı ve futbolculuğu konusunda mütevazı olmayan Best bir röportajında "Eğer çirkin olsaydım Pele adını hiç duymamış olabilirdiniz" diyerek dile getirmiştir.

Medyanın yoğun ilgisi ve paparazilerin takibi onun futbola yoğunlaşmasını ciddi şekilde etkilemiştir. Best; "1969 yılında kadınları ve alkolü bırakmıştım ama bu hayatımın en kötü 20 dakikasıydı!" diyerek bu alışkanlığını bırakamadığını dile getirmiştir.

Ancak George Best'in futbol kariyeri dokuzuncu yıl sonunda, 26 yaşında aşırı alkol kullanımı ve vurdumduymaz yaşam tarzı sonucunda düşüşe geçti. Best o günlerini, "İçkiye, kadınlara ve hızlı arabalara çok para harcadım. Gerisini de çarçur ettim" diye anlatmıştı.

1971 yılında, Chelsea ile oynanacak bir karşılaşmayı kaçırması ardından Manchester United, Best'i kadrodan çıkardı. Daha sonraki aylarda da Best, pekçok antrenmanı kaçırdı, takımdan kopma noktasına geldi.

Tommy Docherty'nin Manchester United'a gelişiyle beraber, zaten zor günler yaşayan Best, 1974 yılında takımdan ayrıldı. Daha sonraki yıllarda George Best, kısa sürelerle 11 diğer takımda futbol oynadı.

"ALKOLE ÇALIM ATAMADIM"

Ancak yaşamı, alkolizm, iflas ve ilk karısının kendisini terk etmesiyle darbe üstüne darbe aldı. "Hayatımda her şeyi çalımladım, alkol hariç" diyerek kendisi hakkında özeleştiri yapmıştır.

2000 yılında, karaciğer hastalığı nedeniyle bir süre hastanede kalan Best 2002 yılında bir karaciğer nakli ameliyatı geçirdi. Ancak, bu ameliyatla 'yeniden doğduğunu' söyleyen Best, kısa süre sonra yeniden içmeye başladı.

20 Kasım 2005 Tabloit gazetelerden News of the World, Best'in hastane yatağında fotoğrafını yayımladı ve altına son mesajı olarak "Benim gibi ölmeyin" dediğini yazdı. 25 Kasım 2005 akciğer enfeksiyonu ve organ yetmezliğinden Best 59 yaşında hayata gözlerini yumdu.

KATOLİK VE PROTESTANLARI BİRLEŞTİRDİ

Cenazesine 100.000 kişiye yakın seveni gitmiş ve BBC dahil 9 kanal cenazesini canlı yayınlamıştır. Normalde bir araya gelmeyen Katolik ve Protestanlar onun uğruna cenazesinde bir araya gelerek bu büyük futbolcuyu son yolculuğuna uğurladı.

Manchester United’ın Cantona, Beckham, Ronaldo ile devam 7 numara efsanesi George Best’in taşıdığı 7 numaralı forma olup, onun futbolculuğuna yapılan bir atıftır. Tüm dünyada onun için söylenen şu sözle bitirelim: "Pele good, Maradona better, George Best" yani "Pele iyiydi, Maradona daha iyi, George en iyisiydi."


George Best - Simply The Best - Click here for more home videos

Hazırlayan: Umut Tipi

2 Eylül 2009

Anelka ve 'Bonus' antrenmanda


Aynı gün Türkiye'ye gelen Anelka ve 'bonus'u Ribery. Türkiye'de yazılıp çizilmese de, Anelka'nın Fenerbahçe'ye gelişi Lequipe'de kutu haber olarak girerken, Ribery o gün manşetteydi.

Ama bizim basın pek sever rakip ağzıyla aşağılamayı. Herkese biraz yapar. Ribery'nin bonusluğu o yüzden.

Her ikisi de apar topar Türkiye'den ayrıldı. Birini Brezilya çetesi gönderdi, bir diğeri ise şimdilerde televizyonlarda ahkâm kesen Bülent Tulun'un işbilmezliği yüzünden. Artık sadece televizyondan izleyebiliyoruz.

Maksat meşhur olsun



Kızımı meşhur yapayım dedim. Kendisine bir eş arıyoruz. Bilgi ve ilgi dahilinde olanlar irtibata geçsin :)

Forza Adanademirspor, Forza Livorno


4 Eylül Cuma akşamı saat 21.00'de Adanademirspor ve Livorno "Endüstriyel futbola hayır" şiarı ile karşı karşıya gelecekler.

Livorno, yarın Adana'ya geliyor. Livorno İtalya'nın ve işçi hareketinin yoğun olduğu bir liman şehri. Adanademirspor ise II. Dünya Savaşı sırasında, silah altında bulunan askerler dışındaki gençleri savaşa hazırlama amacıyla çıkartılan bir kanunla kuruldu.

Livorno ve Adanademirspor karşılaşması aslında büyük bir olay. Her iki takımın taraftarlarının inançları, onların futbola bakış biçimleri; bu sporun yıllar sonra hâlâ koruması gereken saflığını temsil ediyor. Onlar futbolun saf ve temiz yüzleri. -Her ne kadar taraftarları birtakım olaylar içinde bulunuyor olsalar da-

Bu ülkede kurallar böyle işliyor ne yazık ki. Birkaç zilli, ülke topraklarına ayak bastığında tüm gazetelerin ve televizyonların teyakkuza geçerken, bu maçın esamesi bile okunmuyor.

Bir gün halen izleyebileceğimiz futbolun olmasını istiyorsak, ayı kıvamındaki petrol zenginlerinin, Rus mafya bozuntularının renklerine sevdalandığımız takımların sahipleri olmasını istemiyorsak, bu mücadeleye de sahip çıkmamız gerekir; En azından bu mücadeleye destek olarak.

Bre dangalak böyle mi haber yazılır?

Yok arkadaş, bunlar akıllanmayacak. Oturduğu yerden, kıçından haber sallayan internet editörlerinden biri de Habertürk'ten Orhan Pala olmuş.

Bir haber yapmış, akıllara ziyan. Haberin tamamı -miş'li geçmiş zamandan oluşuyor. E benim, akılsız oğlum, hangi dünya litaretüründe bu zamanla haber yapmak var. Yok tabii. Bu zamanı kullananların haberi beyniyle değil kıçıyla ürettiğini biliyoruz.

Haberdeki "Arda'nın eli biraz para gördü" gibi ifadeler bu gerizekâlının hayal gücünün sınırlarını görebilmek açısından mümkün.

Arda'nın eli para görünce ev almış, ailesi de bir sonraki transfer dönemini bekliyormuş.

Ya, oğlum size kim bu işi öğretti? Kimden öğrendiniz bu işi siz? Gazeteciliğin hangi lügatı yazıyor, geçmiş zamanla haber yazmayı. Sayfa doldurmak için Arda'dan iyi malzemeniz yok mu sizin?

Haberin ekonomi sayfasında yer alması zaten ilginç. Git sen parite, kur, enflasyon sepeti gibi konularla uğraş. Bezelye büyüklüğündeki beyniniz erimiş sizin. Ulan küfretmeyeyim diye zor tutuyorum kendimi.

İlk aşk, ilk dokunuş ya da İbra Air



Eleman kafayı vururken, vücutta ne kadar kas varsa hepsini çalıştırmış.

Henry-İbra 45 golü bulur diyorum. Sözümün de arkasındayım ve de takipçisiyim. Kaldı 44...

Ne muhteşem bir kare



Futbolu ayrı zamanlarda, başka insanlara sevdiren insanların önünde saygıyla eğilmekten başka bir şey yapılmaz.

Necati Ateş kurban edildi


Biraz önce istatistiklerine baktım Necati Ateş'in. Galatasaray'daki gol ortalaması neredeyse maç başına 0.5'e denk geliyor. Bir forvet için hiç fena sayılmayacak bir rakam.

Sezonlar itibariyle Necati Ateş 2003/04'te 14 maçta 9, 2004/05'te 34 maçta 15, 2005/06'da 28 maçta 18 gol atmış. Toplamda 76 maçta 42 golü var yani. Oynadığı sürenin toplamı 5867 dakika.

Aynı sezonlarda Galatasaray'ın diğer golcülerinden Hakan Şükür 89 maçta 38, Ümit Karan 37 maçta 20 ve Hasan Kabze 30 maçta 14 gol atmış. Sırasıyla bu oyuncuların aldıları süreler Hakan Şükür 7075, Ümit Karan 2186, Hasan Kabze ise 717 dakika forma giymiş.

Rakamlara baktığımızda Necati Ateş, Galatasaray'ın en golcü ismi oynadığı sezonlar dahilinde. Oyunu sürekli dikine oynayan, güçlü yapısı, ince bilekleri ve hava hakimiyeti ile adından sıkça söz edilen bir oyuncuydu.

Galatasaray taraftarı ile arasında anlaşılmaz bir biçimde kara kedi girdi. Ruhsuz futbol oynamak, formasını terletmemekle suçlandı. Önce tribünlerden küfürler edildi, sonra kamp döneminde yumruklu bir kavga ve en sonunda da uçakta tartaklandı. Muhtemelen Necati Ateş ile Galatasaray arasındaki bağların kopması aynı zamana denk geldi.

Kalli dönemi çattı ve Necati kadro dışı bırakıldı. Tabii ki, Necati'nin de bu dönem kilo alması, belinin kalınlaşması gibi kendine bakmamakla ilintili birtakım hataları olmadı değil.



Seyirci ile arasına giren o kalın çizgiyi aşmakta zorlandı. Her televizyona çıktığında bunu üstüne basa basa anlattı. Belki daha narin ve daha zeki bir biçimde yapabilirdi bunu ancak her ortalama Türk futbolcusu gibi davranmayı seçti.

Sonra kiralık dönemleri başladı; Ankaraspor, İBB, Real Sociedad. Transferin son gününe gelindiğinde Galatasaray-Necati Ateş ilişkisi tamamen bitti.

Tabii herkesin kişisel fikri var Necati Ateş hakkında. Benimkiler genel anlamda bana bu yazıyı yazdıracak noktaya geldiğime göre iyi. Ben onu hep iyi anımsayacağım ve taraftarın kurban ettiği bir Galatasaray futbolcusu olarak hatırlayacağım. Ve Necati'yi Olimpiyat Stadı'ndaki gol sevinciyle hatırlayacağım hep.

Her ne kadar kendi hataları da olsa, söz gümüşse sükût altındır sözünü idrak edemese de, Necati'nin hâlâ çözemediğim bir komployo kurban gittiğini düşüneceğim. Birçok kişi bu söylediğime kızabilir ama benim için öyle. Bana bunu söyleten rakamlar ve oynadığı futbol.

Bu da hatıra olsun.